Oyun…

Sayı 90- Etnopedagoji ve Etnoandragoji

Sözlükler, gönüllü katılımla belli kurallara göre yapılan, bedensel harekete, yetenek ve zekâya dayalı olan, hoşça vakit geçirmeyi sağlayan eğlenceler veya yarışmalar olarak tanımlıyor. Bunun için kullanılan araç-gereçlere ise “oyuncak” dendiğini belirtiyor.

Oyunun ayrıca; “dans”, “piyes”, “taktik”, “hüner”, “yarışma”, “müsabaka”, “şans”, kumar”, “hile”, “entrika” anlamları ve geniş bir dil ve kültür hazinesi vardır. Dilimize Farsçadan geçen “-baz” ekiyle de “hünerbaz”, “hilebaz”, “kumarbaz”, “lafbaz”, “düzenbaz”, “hokkabaz”, “cambaz”, “oyunbaz” gibi kelimeler üretilmiştir. Ancak bunlar ele almak istediğim konu bakımından bahsi diğerdir.

Bu cümleden olarak oyunun “halk oyunu”, “Akdeniz oyunları”, “şans oyunu”, tiyatro oyunu”, “iskambil oyunu”, “dijital oyun” gibi sayısız kullanımını da dışarda tutarak “çocuk oyunu” konusundan söz açacağım.

Her ne kadar ata sporu güreş, cirit, okçuluk ve günümüzde yaygın olan futbol, basketbol, voleybol gibi yarışmalı sporlar çocuklukta başlasa da, “geleneksel çocuk oyunu” denilen oyunların çocuğun hayatında çok daha farklı anlam ve işlevleri vardır.

Nitekim ataların çocuğun gelişimini tanımlarken “oyun çocuğu” ifadesini kullanması boşuna değildir. Aynı mantıkla atalar “abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz” diyerek, bugüne ve geleceğe “çocuk oyun oynamalıdır” mesajını vermektedir.

Hiç kuşku yok ki ataların sözünü ettiği oyun; sadece köyün ve kırsalın değil, eski kentin, gecekondunun ve mahalle kültürünü sürdüren apartmanların da hayatında var olan; ne yazık ki şimdiki rezidansların ve villaların ördüğü güvenlik duvarlarını aşamayan ve dijital çağın oyuncularına ulaşamayan oyunlardır.

Dijital çağ öncesinde kentlerin boş arsaları, kolayca ulaşılabilen kırlık alanları, çocuk bahçeleri ve tabii sokaklar çocukların oyun alanlarıydı. Bazı araştırıcıların derledikleri geleneksel çocuk oyunlarına “sokak oyunları” demelerinin bir nedeni de bu olmalıdır.

Nitekim sanayileşme ve kentleşme süreçlerini kültürlerine göre yöneten ülkelerde çocuklar güven içinde oyun oynasınlar diye planlanan “çocuk sokağı” projeleri de çocukların bin yıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktararak günümüze getirdikleri oyunların da oynanmasını teşvik amacıyla ortaya çıkmıştır. Hoş dijital çağın esir aldığı çocuklar, artık çocuk bahçeleri gibi çocuk sokaklarına da gelemiyorlar; gelseler de ellerindeki ekranlardan gözlerini ayıramadıkları için akran ve arkadaşlarıyla oyun oynayamıyorlar.

Günümüzde çocuk bahçesi veya çocuk sokağı boş kalırken, eskiden oyuna doymayan, açlığını unutan, akşamın geç saatlerine kadar eve gelmeyen çocuklar için anneler “sokak çocuğu” derlerdi. Çocukluklarını dijital çağ öncesinde yaşayanlar eminim ki bu sözü annelerinden binlerce kez işitmişlerdir.

Annelerin sabahtan akşama kadar arkadaşlarıyla oyun oynuyor diye birbirlerine şikâyetlendiği bu çocukların aralarında geliştirdikleri bağ, düzen, hiyerarşi ve ilişki dışardan bakana “büyümüş de küçülmüş” dedirten cinstendi ve çok güçlü kurallara sahipti.

Malum geleneksel çocuk oyunlarının tek başına veya iki kişi ile oynananları olsa da genellikle kalabalık gruplarla oynanırdı. Bu gruplarda takım kurmak, ebe seçmek, lider belirlemek gibi başlangıç kuralları daha çok “ooo portakalı soydum” gibi kalıp ifadelerle başlayan ve sayışmaca denilen tekerlemelerle belirlenirdi ki bu bile başlı başına bir dil ve iletişim becerisi gerektirirdi.

Gelenekten ve geçmişten öğrenilen ve duruma göre yeni düzenlemeler yapılan oyunun kurallarına herkes uyar; uymayanlar “mızıkçı”, “zıllıcı” ve “oyunbozan” olarak yaftalanıp dışlanabilir ve bir daha oyuna çağrılmayabilirdi. Bu nedenle çocuklar adeta askerî bir disiplin ve belirlenen kurallar içinde birbirleriyle kıyasıya mücadele ederler, yenmenin hazzını veya yenilmenin hüznünü yaşayarak hayatın gerçeklerine hazırlanırlardı.

Günümüzde “geleneksel çocuk oyunları”, “çocuk oyunları” veya “sokak oyunları” adını taşıyan kitaplarda yer alan yüzlercesinin yanında, önceki kuşakların hafızasında yaşayan, derlenmemiş ve unutulmaya yüz tutmuş binlercesi vardır.

Geleneğin öğrenileni tekrarlayarak unutmama bakımından en muhafazakâr alanlarından biri “çocuk folkloru” ise de dijital çağda “Z ve Alfa kuşağı” olarak dünyaya gelen çocuklara bu oyunlar ne yazık ki artık sokakta akranları veya ağabeyleri ve ablaları tarafından aktarılamıyor.

Oyun sözünü sadece “dijital” ile yan yana kullanabilen çocukların dünyasında acaba “ooo piti piti”, “önüm arkam sobe”, “elma dersem çık”, “yağ satarım”, “tek düş”, “yeldik”, “yendik” gibi söz kalıplarının yeri ve anlamı var mıdır?

Akranlarıyla göz göze, diz dize, söz söze, yüz yüze, yan yana, el ele, göğüs göğse geleneğin ve sözlü kültürün tanıştıran, barıştıran, kaynaştıran, yarıştıran gücüyle bir araya gelemeyen çocuklar, tehlikeli sanal arkadaşlarıyla yalnızlık ve depresyon uçurumlarına sürüklenebilirler.

Yetişkin bir kızın bir çocukla evlendirilmesini anlatan bir Kayseri türküsünde geçen “sabah olur çocuk gider oyuna/oynar oynar kum doldurur koynuna” mısraları anlattığı konu bağlamında trajik olsa da, çocuğun dünyasını anlatması ve “kumda oynamak” deyimini hatırlatması bakımından önemlidir.

Kucağına veya koynuna kum doldurarak oynamak, doğayla buluşmak, doğayla tanışmak, doğayı sevmek, doğada zaman geçirmek ve nihayet “doğal olmak” anlamına gelir ki, doğallık “kendiyle barışık olmak” demektir. Dijital çağın çocukları acaba hangi sıklıkla ve böyle bir duyguyla doğayla buluşuyorlar?

Yine bir başka Kayseri türküsünde geçen “ceviz oynamaya geldim odana” mısraı, çocukların oyun dünyasına büyük bir pencere açmaktadır. Malum cevize Türkçede “koz” da denmekte ve “kozları paylaşmak” deyimi buradan gelmektedir. Ceviz oyunları en az iki kişi ile oynanan ve saatlerce süren oyunlardı. Zamanla cevizin yerini rengârenk misketler almıştı ve hünerli çocukların arkadaşlarından “üttüğü” torbalar dolusu misketi olurdu.

Her ne kadar geçmişte de büyükler bir şeyi küçümsemek için “çocuk oyunu” veya “çocuk oyuncağı” dese de çocuk için akranlarıyla oynanan oyun sosyalleşmeyi ve sorumluluk üstlenmeyi sağlayan, yalnızlıktan ve depresyonda kurtaran, başarıya sevinmeyi, yenilgiyi kabullenmeyi öğreten bir hayat okuluydu.

Köyde, kırsalda ve eski kentte herkes oyun oynamayı işten güçten arta kalan “boş zaman” olarak bilirdi. O nedenle hem büyükler hem de çocuklar için “buğday ile koyun, kalanı oyun” veya “çift ile koyun gerisi oyun” atasözlerinde olduğu gibi hayatın özü üretim olarak görülür, oyun ve oyuncak “boş zaman” şartına bağlanır ve hafife alınırdı. Doğu modernleşmesinin geleneksel oyunları küçümserken, çocukları dijital karşısında savunmasız bırakmasında belki bu anlayışın da payı vardır.

Oysa oyun üzerine daha 1938 yılında yazdığı “Homo Ludens” (oyun oynayan insan) adlı meşhur eserinde Huizinga insanın “oynayan varlık” olma özelliğinin “düşünen varlık” olma özelliğinden önde geldiğini ve kültürlerin temelinde oyunun bulunduğunu söylüyor ki bu tespit çocuklar açısından daha önemli ve hayatidir.

Geçmişte geleneksel oyunlar ve oyuncaklarla “oynayan varlık” olarak yetişen çocuklar, çevreleriyle, akranlarıyla, aileleriyle, öğretmenleriyle daha az iletişim sorunları yaşıyor, daha az bunalıma düşüyor, daha az yalnızlık çekiyor, daha az depresyon, obezite gibi hastalıklara yakalanıyordu.

“Z ve Alfa kuşağı” çocuklarının içine doğduğu dijital çağ, sanal ve çevrimiçi ortamlarda kendi oyunlarını ve oyuncaklarını yarattı. Ataların “kurtla koyun kılıçla oyun olmaz” uyarısını bilmeyenler veya önemsemeyenler yüzünden dijital çağın zararlı ve tehlikeli içerikleri çocukları esir aldı.

Eski bir şarkının “kapat kapat perdeleri bu komedi oyun bitti” sözleri, geleneksel oyunları unutan, akranlarıyla sokakta oyun oynamayan, sanal ve zararlı dostlarıyla yalnızlaşan “Z ve Alfa kuşağı”na bir uyarı olarak düzenlenseydi “kapat kapat dijital platformları bu trajedi oyun bitti” denirdi herhâlde.

Son söz olarak diyebilirim ki çocukların bir araya gelmelerini, takım kurmalarını, eski oyunları hatırlamalarını, unutulanları canlandırmalarını ve dostluk içinde yarışmalarını öğretecek “oyun rehberi” ünvanı verilen öğretmenler yetiştirilmeli; çocuk bahçelerinde, çocuk sokaklarında, etnografya vb. müzelerde ve tabii okul bahçelerinde “oyun saati” uygulaması başlatılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir