Kadınsı Yansımalar – 3

Nev’i şahsına münhasır kişiliği ile uçuk kaçıktan hallice, kaçıklık, şaşkınlık, görgüsüzlük üçgeninde sıkışıp kalmış, seksapel kırıntıları ile yoğrulmuş, kendince dürüst ve vakur kadındı Nihan! Uzun, sarı boyalı saçları, üzüm gözleri ve ince hatta çelimsiz sayılabilecek vücuduyla güzel denemezdi, ama çirkin de sayılmazdı. Dip boyasını ihmal etmez, kutsal bir görevmişçesine, kıpkırmızı rujunu sürmeyi de asla unutmazdı. Yirmili yaşlarındaki resimlerine de baksanız, ellilere merdiven dayamışlığına şahitlik de etseniz, sarı saçlar ve dudak boyasına gösterdiği özen mutlaka dikkatinizi çekecektir. Kısacası yaklaşık otuz yıldır bakımlı olmanın açılımı bu sarı saçlar ve kan rengi rujdu Nihan için…

Okumayı çok istemişti ama zengince bir akraba oğlu lise bitiminde talip olunca, veriverdi ailesi zerrece düşünmeden gencecik kızı.  Talibi üniversite mezunu, evi arabası olan, aile işini başarıyla devam ettiren bir delikanlıydı. Sevmişlerdi birbirlerini;  gerçi başka şansları da yoktu, hayatlarını anlamlı hale getirebilmenin tek yolu belki de bu sevgi oyunuydu. Hem daha ne olsundu? Yaşadıkları küçücük kasabanın ileri gelen ailesinin mutlu ve hoş çiftiydi onlar. Nihan toplantılarda kocasının yanında yer alan bir kadın, evde iyi bir eş ve örnek anne, kendi hayalinde ise kültürlü ve başarılı bir kadındı. Beğeniyordu kendini, hırslıydı, azimliydi… Ve yılmadı Nihan… İnatla diploma hayallerinin peşinden giderek açık üniversite okudu. Çoluk çocukla uğraşmanın yanına derslerini de ekleyerek başarıyla tamamladı okulunu. Ayrıca güzel yaşamayı ve parayı seviyordu, akıl almaz bir lüks tutkusu vardı. Zavallı kocası huzurları kaçmasın diye her dediğine evet der olmuştu. Buna rağmen mutlu değildi Nihan, sıkılıyordu, ev ve kasaba, hatta kasabanın çeri çöpü, otu böceği bile boğuyordu onu inceden inceye. “Gidelim buralardan, başka bir şehre yerleşelim, daha büyük bir yere” cümlesi dilindeydi son dönemde. Sürekli dırdır eden bir kadına dönüşmüş, yüzü gülmez olmuştu.

Kısacası ilk gençlik yıllarının heyecanıyla, sımsıcak fırça darbeleri vururcasına, bedenini ve ruhunu saran umut ve mutluluk rüzgârları nedense çarçabuk fırtınaya dönüşmüş, sıvışıp yok olmuşlardı. Koca kâinat eşi ve çocuklarını kaplayan bir keşmekeşe dönüşmüştü. Gittiği kurslar ve aldığı diploma dışında hayatının özeti üç kelimeydi: Ev, eş, çocuklar…

Pek çok kadının gıpta ile baktığı bir hayatı, dünya iyisi bir eşi ve huzur kaynağı olması gereken çocuklarının varlığına rağmen mutsuzdu Nihan… Eşi onu mutlu etmek için elinden geleni yapar, karısı üzülüp bunaldıkça çareler aramaya çabalar ama bir türlü sonuca ulaşamaz, elleri hep boş kalırdı. Kısacası gül gibi olması gereken hayat keşkelerle, bitmez tükenmez kaprislerle sarmalanmıştı…

Evet! kadın ne ister, ne bekler? Nedir bir kadını mutlu etmenin yolu veya yolları? Beklentilerin mutsuzluğa ve umutsuzluğa yol açtığına bakacak olursak, aklımıza pek çok soru gelebilir: Mutlu kadın beklenti içine girer ve incir çekirdeğini doldurmayacak konularda kapris yapar mı?  Elindekilerle yetinmeyi bilmez mi? Aşk gözleri kör etmez mi? Memnuniyetsizlik başladığında aşk hala var mıdır? Yoksa beklentilerden doğan mutsuzluk ve aradığını bulamama hissi aşkın bitişinden mi kaynaklanmaktadır? Gerçekten âşık olunmuş mudur? Yoksa sadece bir anlık heyecan mıdır hissedilen? Aşk bu kadar kolay mıdır?  Ortalık yerde lastik kokan aşklar neyin nesidir?  Hani çektikçe uzayan, sakız gibi… Yapış yapış aşklar…

Kadın ne ister? Ne bekler? Kimine göre kadın huzur ister. Kimine göre sevgi, aşk, sadakat.  Bir diğerine göre ise para ve güven…  Kimi kadın sevgili olmayı sever, diğeri anaçtır. Bakarsın kıskanan erkek ister biri, “hafiften maço olsun” der.  Hani ne kadar kıskanılırsa o kadar seviliyordur ya!  Başkası haz etmez kıskanılmayı, “Güven bana, devir bu devir.  Karışma giydiğime çıkardığıma, beni en iyi ben bilirim. Geç bunları” der.

Kimisi evlilik yıldönümü, yaş günü gibi özel günlere takmıştır ve bunların unutulmalarına dayanamaz.  Eyvah! Al sana hır gür.  Diyelim ki unutmadınız o özel günü ve pahalı bir hediye aldınız. “Neden bu kadar düşüncesizce harcıyorsun?” tepkisi gelebilir.  Ama siz siz olun asla “hatırlaman yeter” cümlesine de aldanmayın, çünkü bu kez de hatırlanmakla kastettiği aslında “Her şey” i istediğidir.

Kadın değişkendir.  Erkeğin ona kul köle olmasını isteyecek kadın sayısı azımsanamayacak kadar çoktur.  Ama kul köleyi bulunca sıkılanları da unutmamak gerekir.

Kadına çok karışmayacaksınız. Özgür bırakacaksınız, ara sıra kıskandığınızı göstereceksiniz.  Güzel sözleri de ihmal etmeyip gönlünü almayı bileceksiniz.  Çiçeklerle, telefonlarla fazla şımartmayıp, aşkından ölseniz bile aman aman belli etmeyeceksiniz.  Benden söylemesi, sıkarsınız.  Çaktırmadan onu taşıyabileceğinizi hissettireceksiniz. Bu “taşıma” konusunu hiç anlayamadım, ama çok moda son dönemde. Kadın illa kendini taşıyabilecek erkek arıyor. Ne taşıyorsun, nereye götürüyorsun?  Ben mükemmelim, bana uygun olsun denmek isteniyor sanırım. Kendini Kafdağı’nda görenler, asilzadelerini bekleyerek tüketirler ömrü.

Kadın hiçbir şey istemez ama her şeyi ister!  Aşk der, sevgi der, sadakat bekler.  “Güven, mutluluk olsun, paramız bol olsun! Huzur, sükûnet olsun, elbette her daim aşk olsun” der. Nadir bir grubun beklentisi ise ilk önce dostluktur. Slogan “dost olmadan, arkadaş olmadan asla” dır.  Arkadaş, dost, flört, sevgili, eş sözcükleri inci taneleri gibi dizilir.  Konuşabilme, dinlendiğini bilme, erkeğin arkasında değil yanında yer alma, kısacası iletişim ve karşılıklı anlayış, hoşgörü kadın için vazgeçilmezdir.

Benden bu kadar! Umarım bir parça anlatmaya ve anlamaya yeter bu tümceler.  Hoş çok kez ben bile anlamakta zorlanıyorum ya! Tek bildiğim kadın olmadan erkek, erkek olmadan kadın, yaşayamamışız.  Ben ve seni kaynaştırıp, bizi başarmışız.

Ve biz kadınlar harikayız!