Cılavuz Köy Enstitüsü Yaşantılarım 11

Cılavuz Köy Enstitüsü Yaşantılarım – 11                                                     Önceki Bölüm SON DURAK “FOÇA” YAŞANTILARIMDAN KESİTLER Köşeme çekilip okuma ve yazmaya dönük işlerimle uğraşmak üzere 26 yıl önce yerleştiğim İzmir’in Foça’sında bakıyorum, hiç […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkiye Türkçesi Orfografisi

Giriş Dil, bir halkın kültürel mirasının saklanması, aktarılması ve iletişim kurulması için en önemli araçtır. Sözlü dil, sosyal, tarihî ve bölgesel faktörlerin etkisiyle sürekli değişirken dilin yazılı biçimi, sözcüklerin yazımında birliği sağlayan köklü kurallara ihtiyaç duyar. Bu işlevi orfografi (yazım kuralları) yerine getirir. “Orfografi” terimi, Yunanca orthos (“doğru”) ve grapho (“yazıyorum”) sözcüklerinden türemiş olup “doğru […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Âşığın Hafızasında Başka Bir Âşık: Ahmet Poyrazoğlu ve Sabit Müdami

Bu yazıda Ercişli büyük ozanımız Ahmet Poyrazoğlu ve onun Posoflu Âşık Müdâmî ile olan ilişkisine değinilmiştir. Âşıklık geleneğinin 20. yüzyıldaki zincirinin önemli halkalarını oluşturan bu iki büyük ozanın ilişkisinin ortaya konulması halk edebiyatımız açısından önemlidir. Ozanların ilişkiler ağı ve kültürel temasları sosyal bilimlerin birçok alanı için güvenilir veri sağlamaktadır. Halk ozanı Ahmet Poyrazoğlu, kendi beyanına […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Güzel Türkçemiz Üzerine Düşünceler

Bu yazının konusu, dilimizi konuşmayanların bile kulağına hoş geldiğini duyduğumuz ama ne yazık ki yıllardır ihmal ettiğimiz güzel Türkçemiz. Çoğu zaman yurtdışında tek başına dolaşırken değerinin farkına vardığımız, herhangi bir kişinin konuşması kulağımıza çalındığında da kırk yıllık dosta rastlamışız gibi mutlu olduğumuz anadilimiz üzerine yazmak. Bir dilbilimci, edebiyatçı ya da Türkçe uzmanı olmadan hem de. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ali Şîr Nevâî: Türkçeye Adanmış Bir Ömür

Bir milletin kültürel kimliğini yaşatan en güçlü unsur dildir. Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araçtır. Bunun yanında, tarihî hafızayı, edebiyatı, düşünceyi ve medeniyet birikimini gelecek kuşaklara aktaran en önemli mirastır. Tarih boyunca bazı büyük şahsiyetler, yaşadıkları dönemin sınırlarını aşarak milletlerinin diline yön vermiş ve onu kalıcı eserlerle ölümsüzleştirmiştir. İngiliz edebiyatında William Shakespeare’in İngilizcenin ifade […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kalbini ne Kadar Koruyorsan Dilini de O Kadar Sev

Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dilin önemini vurgulamak için ifade ettiği şu söz ne kadar kıymetlidir: “Türk dili Türk Milleti’nin kalbidir, zihnidir.” Her canlı varlığın yaşamsal fonksiyonlarının sağlıkla devam edebilmesi için kalp sağlığı ne kadar önemliyse, bir ülkenin kültürünün temel değeri olan “Dil” kullanım şeklinin de sağlıklı, bilinçli, özüne uygun olması şarttır. Çünkü dil, yalnızca […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türk Dilcisi Agop Dilâçar

Hakkında yazılan bir kitap[1], “Bugün Türkçenin eriştiği aydınlık aşamayı, başta Atatürk’e ve çevresinde topladığı dilcilere borçluyuz. A. Dilâçar, onlardan biridir.” tümcesiyle başlıyor. Aşağıdaki satırlar büyük ölçüde Kaya Türkay’ın A. Dilâçar adlı bu kitabından yararlanılarak yazıldı. Agop Dilâçar, Türk diliyle ilgili çalışmalarına Atatürk’le birlikte başlamış, yaşamı boyunca bu yoldaki katkılarını hiç aksatmadan sürdürmüştür. Bu çabalarıyla, dilbilimci, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Asrın Ardından Bakü’de Yeniden Buluşma

Türk Dünyası Haftası ve I. Türkoloji Kurultayı’nın 100. Yılı Bakü’den Karabağ’a uzanan bilim, kültür, ortak hafıza ve gelecek vizyonu Prof. Dr. İlkin Gulusoy[1] 29 Haziran-3 Temmuz 2026 tarihleri arasında, Birinci Türkoloji Kurultayı’nın 100. yılı anısına Bakü, Ağdam, Şuşa ve Hankendi’de “Türk Dünyası Haftası” düzenlendi. Türkoloji tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan 1926 Bakü Türkoloji […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türk Dünyasında Dildə Birlik: Dünəndən Sabaha

Prof. Dr. Elçin İbrahimov[1] Türk dünyasının tarixində xalqları bir-birinə bağlayan ən mühüm amillərdən biri ortaq dil və ortaq mədəniyyət olmuşdur. Minilliklər boyu müxtəlif coğrafiyalarda yaşayan türk xalqları fərqli siyasi şəraitdə inkişaf etsələr də, ortaq dil yaddaşı, ortaq söz xəzinəsi və ortaq mədəni dəyərlər onların qarşılıqlı əlaqəsini qoruyub saxlamışdır. Məhz buna görə də Türk dünyasında dil […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkçeyi Sunuş

Eğitişim Dergisi’nin 91. sayısı ile karşınızdayız. Konumuz, kültürümüzü sırtında taşıyan ve birbirimizle iletişim kurmamızı sağlayan Türkçemizdir. Son yıllarındaki çalışmalarının büyük kısmını Türkçeye ayıran Atatürk, “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” derken bu önemi vurguluyordu. Öyleyse Türkçenin sağlığını korumak ve durumunu gözden geçirmek bir an bile göz ardı etmememiz gereken bir görevdir. Onun iyi oluşu, işlevini […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kavuşma

Nurullah Ataç[1] Sevincimi, önce sevincimi söyliyeyim size, yürek dolusu sevincimi. Kavuştum, iki yıla yakın bir ayrılıktan sonra gene kavuştum öz-türkçeye. Gözlerim aydın!… Artık beğenmediğim, inanmadığım için mi, o yolu doğru bulmadığım için mi bırakmıştım? Bilirsiniz, değil öyle. Öz-türkçeye inanım, yabancı tilcikler kullanmadan da büyük, ışıklı bir Türk dili kurulabileceğine inanım gevşemedi bir gün, sarsılmadı. Çok […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Gerçeği

Kurtuluş Savaşımızın 26 Ağustos gibi bir de 26 Eylül’ü vardır. Biri, Türk yurdu üzerinde egemenlik kurmaya çalışan yabancı ulus ordularını tepeleme atılımımızın başladığı gündür. Öteki Türk dili üzerinde egemenlik kurmuş olan yabancı dil ordularını ulusal dilimizin sınırları dışına çıkarma atılımımızın başladığı gündür. Adları ve başlangıç tarihleri ayrı olmakla birlikte her ikisi –ve benzerleri– tek atılımın […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dilde Devrim, Dilde Karşıdevrimcilik ve Karşıdevrimci Yalanlar

Bir ulus, kendi dilinde düşünemiyorsa gerçekten özgür olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yıllar süren bir tartışmanın da yaratıcısı olmuş gibi görünüyor. Alfabe ve dil devrimlerinin Türk halkı üzerindeki etkisi bu sorunun yanıtını günümüzde çok daha anlamlı kılmaktadır. Dil ile özgürlük arasındaki bağlantı dilin yaşantıyı ve yaşamsal edimlerin yaratıcısı olan düşünceyle olan ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Ulusal ayrımlar, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Göğüne Sığmayan Bulut

Adnan Binyazar[1] Her yıl eylülün ilk haftasında, Emin Özdemir’in son günlerinde, öğrencisi Hatice Aydoğdu’nun sorularına verdiği yanıtları içeren Göğüne Sığmayan Bulut (Arkadaş Yayınları, 2016) adlı kitabını okurum. Emin Özdemir’le, 1950’den 1 Eylül 2017’ye değin aynı yerlerde görev yaparak, yıllarca birlikte kitaplar yazarak birbirimizden hiç ayrılmadık. Onun hastalık günlerini görmek, yıllardır bana acıların en dayanılmazını yaşatıyor. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkçeyle Yolculuk

Prof. Dr. Ali Demir[1] İlkokulu köyde (Dalkırmaz-Çiftlik), ortaokulu Şavşat’ta, liseyi Artvin’de okuduğum yıllarda, bölgemizde konuşulan “Ahıska Ağzı” ile iletişim kurdum yakın çevremde. “Ölçünlü Türkçe sorunu”, daha çok yazılı ve sözlü sınavlarda karşımıza çıkıyordu, özellikle bizim yöreden olmayan öğretmenlerle. Kaldı ki, yalnız Ahıska Ağzı değil; aynı il sınırları içinde yaşayan, aile ortamlarında kendi dillerini kullanan Gürcüler, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Millileşmek-2

Burada Türkçemizin güzelliğinden, Türk edebiyatı tarihinden bahsedecek değilim. Ancak burasını hatırlatmak istiyorum ki, Fransız dili Batı’da ne ise, Yakın Doğu’da da Türk dili odur. Batı’da Fransız dili ne şekilde ortak dil hizmeti görüyorsa, Yakın Doğu’da, yani Kafkasya’da, İran’ın yarısında, Türkistan’da, Rusya’nın güneybatısında, Kırım’da, Anadolu’da, Rumeli’de, Suriye’de, Irak’ta da Türk dili aynı şekilde ortak dil görevini […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Məsələsi

Əli Nəzmi Dil var ikən, gəlin lisan deməyək, Döndərib farscaya, zəban deməyək. Hər kəsin var sözü, dili, ağızı, Ağıza, and içək, dəhan deməyək. Ərəbi göndərək öz evlərinə, Farsa, “qal bizdə mehman”, deməyək. Göz dururkən yazaq nə eyn, nə çeşm, Gizlini gizlədib nəhan deməyək. Var ikən türklərin oxu, yayı, Kirpiyə tir, qaşa kəman deməyək. Ya günə […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türk’ün Dili

Şehriyar[1] Türkün dili tək sevgili, istəkli dil olmaz, Ayrı dilə qatsan bu əsil dil əsil olmaz. Öz ləfzini farsa, ərəbə qatmasa şair, Şerin oxuyanlar, eşidənlər kəsil olmaz Şerin gərək ehsas ilə riqqətlə qarışsın, Kənd əhli bilirlər ki, doşabsız xəşil olmaz. Məndən də nə zalım çıxar, oğlum, nə qisasçı, Bir dəfə bunu anla, ipəkdən qəzil olmaz. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Yazın ve Bilim Dilimiz

“Yazın ve Bilim Dilimiz” [1] Adnan Binyazar – Metin Öztekin Zeynep Korkmaz, Emin Özdemir, Turgut Özakman, Fikret Otyam, Mehmet Akçay, Aydın Köksal ve Bozkurt Güvenç’le konuşma A. BİNYAZAR — Bu iki mektuptan sonra, bir gazetede çıkan başka bir mektuba da değinmek istiyorum. Programımızı ilgilendirdiği için üzerinde durmak yararlı olacak sanırım. “Bizde bir öz Türkçe akımı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Bilinci Işığında Türkçemiz

Nusret Ertürk [1] Şair Resul Hamzatov (1923-2003) yapıtlarını, yeryüzünde sadece sekiz yüz bin kişinin konuştuğu Avar diliyle yazmıştır. Acaba neden? En temel iletişim aracı olan dili yaşatan, geliştiren, ona can suyu veren yazarlardır, ozanlardır, sanatçılardır. Dil yoksa ulus da yoktur. Başta Dede Korkut’a, Yunus Emre’ye, Karacaoğlan’a…çok şey borçluyuz. Yeni Türk edebiyatı dalında öğretim üyesi olan […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Canlı Bir Varlıktır, Ama…

Ayça Akçay [1] “Dil canlı bir varlıktır.” Dil yanlışlarını savunanların en sık başvurduğu cümlelerden biridir bu. Elbette doğrudur. Hangi dil elli yıl önceki hâliyle kalmıştır ki? Diller, onları konuşan toplumlarla birlikte değişir; yeni kelimeler kazanır, bazı kelimeleri kaybeder, anlam alanlarını genişletir ya da daraltır. Bugün birçok genç okurun klasik eserler karşısındaki ilk tepkileri okudukları kitabın […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Yerleşke” Sözcüğünün Üretilmesi

Not: Cumhuriyet dönemi boyunca düşünür ve okur-yazarların uğraşması gereken birçok sorunu olmuştur. Bunlardan biri de Türkçeyi geliştirmekti. Nice emekler ve uğraşılar… Prof. Mıhçıoğlu o emektarlardan biridir. Yabana gitmiş değildir. Prof. Dr. Cemal Mıhçıoğlu 1927’de Kilis’te doğdu. SBF-Maliye mezunu, orada ve TODAİE’de öğretim üyesi… İş ve eylemlerinin dışında çok sayıda Türkçe sözcük üretmiştir. Ürettiği sözcükleri 540 […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Harf Devrimi Öncesi Yayımlanan Latin Harfli Elifbalar

Harf Devrimi Öncesi Yayımlanan Latin Harfli Elifbalar[1] Prof. Dr. Namık Kemal Şahbaz [2] Giriş Alfabenin duygu ve düşünceleri yazılı olarak aktarmada önemli bir işlevi vardır. Alfabedeki her bir harfin dildeki her ses biriminin birer simgesi olarak en üst düzeyde karşılığının bulunması gözetilir. Tarih boyunca birçok alfabesi olan Türkler, bugün kullandığımız Latin harflerinden önce Arap kökenli […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Geleceğin Türkçesine Açılan Kapı: Çocuk Kitapları

Prof. Dr. Kelime Erdal[1] Dil, bireyin düşünme, öğrenme ve iletişim kurma süreçlerinin temelini oluşturmasının yanı sıra toplumların kültürel sürekliliğini sağlayan önemli unsurlardan biridir. Bir toplumun sahip olduğu dil mirası, yeni kuşaklara ancak nitelikli bir dil eğitimi aracılığıyla aktarılabilir. Bu bağlamda çocuklara öğretilen Türkçe, yalnızca mevcut eğitim sürecinin bir bileşeni değil, aynı zamanda gelecekte kullanılacak Türkçenin […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Arap-Fars Dil ve Yazısıyla Ayrı Ulus Olunamaz

Bağımsız varlığa sahip uygar bir toplum, bilim, sanat, felsefe ve teknoloji üretebilen, bunun için de kendine özgü dilbilimsel (gramatik) yapısı bulunan bir dile sahip olmayı zorunlu kılar. Folklor, ne bilim, ne sanat, ne de teknolojidir; folklor, yerelliktir! Yerellik alalaması yapmak, bir topluluğu bilim, sanat ve teknoloji düzeyinin altında kalmaya, sömürge olmaya yöneltmek demektir! Yerel değerler […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Atatürk’ün Dilimize Kazandırdığı Güç

Atatürk’ün Dilimize Kazandırdığı Güç[1] Ömer Asım Aksoy Terimlerin Türkçeleştirilmesi Dilimizdeki yabancı terimlerin Türkçeleştirilmesine önderlik eden de Atatürk’tür. Tanzimat döneminde dilin sadeleştirilmesi için, sınırlı da olsa, bir akım oluşmuştur. Ama bilim terimlerini Türkçeleştirmeyi hiç kimse düşünmemiştir. Yeni Lisan ve Türkçülük akımlarının en önemli kişilerinden Ziya Gökalp bile yeni terimler yaparken Arapça ve Farsçaya başvurmuştur. Yabancı terimleri […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil, Gücünü Kendi Kavram Dünyasından Alır

Yabancı dillerden ödünçlenen sözcüklere neden daha az yer vermeliyiz? Bir dilin kendi tarihî ve kavramsal gelişimi içinde oluşmuş çekirdek sözcükleri, o dilin anlam ağının merkezinde yer aldıkları için, konuşanları tarafından daha kolay işlenir, çağrışım üretir ve yeni kavramların oluşturulmasına daha elverişli olur. Bir dili güçlü kılan yalnızca konuşan insan sayısı veya zengin söz varlığı değildir. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil ve İnsan

Dil, insanlar arasında iletişim kurma aracıdır. İnsanların yaradılışından hemen sonra dile ihtiyaç duyulmuştur. Dil de insan gibi evrim geçirmiştir. Dil için evrimin başlangıcı işaret dili sayılabilir. Sonu ise gelmemiştir. Çünkü insan geliştikçe dillerde insanlarla birlikte gelişim göstermektedir. Bugün kullandığımız bilgisayarlar, televizyon ve telefon da dilin farklı yönlerde gelişeceğini göstermektedir. Farklı dillerin yaranmasını insanların birbirinden uzakta […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Savruk Düşünceler – 27

Sözlük ve sözlükçe Dilbilimin ünlü sözlüğü “Divanü Lügati’t Türk”ü bir Uygur olan Kaşgarlı Mahmud 1072’de yazmaya başlayıp 1074 yılında yayımlamıştı. O tarihte Batı dillerinde değil sözlük, sözlükçe bile yoktu. İngilizcenin ilk sözlüğü 1604, Fransızcanınki ise 1694 yılında yayımlanmıştı. Sözlük bile değil, sözlükçe! Yele karşı yürüyen Türkçe Taşkent’te işlek bir caddede büyük düşünürümüz Farabi’nin heykeli var; […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Atatürk’ün Yarım Kalan Dil Devrimi

ÖZET Atatürk neden dil devrimine gerek duydu? Dil devrimi neydi, nasıl gelişti, evreleri nelerdi? Atatürk öldükten sonra devrim neden ve nasıl reddedildi? Atatürk öldükten sonra onun dil ve tarih devrimini inkar edenler başlıca hangi yalanları uydurdu? Bu makalede kapsamlı olarak ve ilk kaynaklardan belgelere dayanarak bunlar açıklanacaktır.  “‘Güneş – Dil Teorisi’ adını verdiğimiz bu notları […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkçenin Gücü

Türkçenin Türklerden Çektiği 1075 yılında Türkmenistan’ın Taşoğuz ilçesinde doğan Zemahşeri, “El Mufassal” adlı Arapça dilbilgisi kitabını yazdı. O zamana kadar yazılanların en iyisi. Yazarı da bunun farkındaydı. Ebu Kubeys Tepesine çıktı ve Araplara seslendi: -Ey Araplar, gelin, dilinizi bir Türk’ten öğrenin! *** On birinci yüzyılda Türkçe Avrupa dillerinden, (İngilizce, Almanca Fransızca gibi) daha iyi durumdaydı. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Özdemir Asaf’ın Şiir Dilinde Sapmalar

Kelime ve Cümle Düzeyinde Sapmalar Özdemir Asaf’ın şiir dili, günlük konuşma dilidir. Her okurunu, muhakkak, bir yargıya ya da duyguya götürebilen bu dil; yalın, açık ve basittir. Fakat Asaf’ta bile, kimi zaman dili zorlama, onun unsurları ile köşe kapmaca oynama eğilimi vardır. Bu eğilim, nazmın anlatım olanaklarının sınırlılığı ve bu sınırlılığın da şairi, -ve tüm […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Yaralı Top” Efsanesi

“Yaralı Top” Efsanesi[1] Balkan Harbi ve Büyük Harp, Anadolu folkloruna birçok yeni mevzular vermiş, yahut da birçok eski mevzular bu harplerin büyük tarihi ve sosyal hâdiseleri arasında yeniden yoğurulmuş, yeni şekiller almıştır. Kars’ta bana birçok halk edebiyatı malzemesi veren Poshof’lu âşık Müdâmî’nin anlattığı “Yaralı Top” efsanesi, her halde Balkan harbini görmüş askerlerin muhayyelelerinde doğmuş bu […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Atalarımızdan Miras Çocuklarımıza Emanet Ağızlarımız

Dil, temel yapı taşı sesler olan bir düzenek. Seslerden sözcükler, sözcüklerle cümleler, cümlelerle metinler. Metinlerin toplamı insan. Dilsiz insan nedir ki? İnsanın doğumundan ölümüne, hayatının her döneminde içinde yaşadığı ve fakat pek çoğumuzun farkına varamadığı bir ortam. Akciğerliler için hava, solungaçlılar için su neyse insan için dil de odur. İnsanı insan yapan geçmişten tevarüs ettirdiği […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Anı: Sözcük Yasağı

Öğretmendim. 1986’da Özal-Evren dönemiydi ve okula bir genelge geldi. “Yasaklanan kelimeler ve karşılıkları” başlığını taşıyordu. Resmî yazının ekiydi ve fotokopi ile çoğaltılmıştı. O zamanlar fotokopi henüz yeni icattı ve ıslak biçimde çekilebiliyordu. Belki toner de zayıftı ve net çekilmemişti. Yıllar içinde rengi daha da soldu. Müdür, biz genç öğretmenleri topladı ve buyruğu “tebliğ” etti. Bizim […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Genel Türkçenin Güncel Durumu

Dil, insanlar arasında anlam aktarımını sağlayan temel iletişim aracıdır. Bu işlevi yerine getirebilmesi, dilin yapısal ve anlamsal bakımdan sağlıklı kullanılmasına bağlıdır. Her dilin kendi mantığı ve sözcüklerin oluşturduğu anlam ağları vardır. Dil, kendi içinde olabildiğince temiz kullanılırsa mantığı iyi işler ve ilettiği anlam düşünmeyi kolaylaştırır. Temiz olması, olabildiğince aynı dilin sözcüklerini kullanmakla olanaklıdır. Tersi de […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Öz Türkçe Hızla Yetkinleşme Yolunda

Öz Türkçe akımı arada bir duraklatılsa da hızla yetkinleşiyor. Dil devriminden bu yana geçen süre içinde öbür Atatürk devrimleri gibi bu devrim de belirli çevrelerin sürekli saldırılarına uğradı; dilimizin özleşmesini engellemek isteyen genelgeler bile yayımlandı. Tutucu, gerici kalemler, hızla özleşen dilimizin önünü kesmek için bir sürü dayanaksız gerekçeler uydurdular. Yazık ki bu uğursuz çabalar bugün […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Mertlik Etnopedagojisi

Hepimiz insanız, peki etnik grupların değer ve davranışlarındaki farklılık nereden kaynaklanıyor? Toplumların değer ve davranış kalıpları nasıl oluşur? İnsan topluluklarının benzer olaylara benzer tepkiler vermesinde çocuk yetiştirme kültürünün rolü nedir? Etnopsikoloji ile genetik etkinin ilişkisine girmek istemem, konu dağılır. Ancak aynı kavim üyelerinin benzer yaklaşım sergiledikleri de bir gerçektir. Öyleyse bir etnopsikolojik durum var ve […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Raman Ağıdı

  Ceyhun Atuf Kansu[1] Kardeşim Raman dağlarında öldü, İlaçsızlıktan, doktorsuzluktan. Büyük sular evreninde öldü susuzluktan, Sonra Sason dağlarına gömüldü. Açılır da kalbime iner petrol kuyuları, Bilirim, petrol toprağın definesi, Şarkı söyleyen motorların efendisi Işıkla donatıverir bütün uykuları. O bir mühendisti petrol aradı yalnız başına Ah, benim doktorsuz memleketim, Sana güzel ve acı tohumlar ektim, Kardeşim […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kızıma Öğüt

Kızıma Öğüt Birkaç sözüm olsun sana nasihat Sözlerime kulak veresin kızım Eğer söylemesem bende kabahat Bugünden yarını göresin kızım Hayat zorluğuna sabreyle alış Kırık gönüllere girmeye çalış Olur olmaz söze eyleme dalış Sakin ol meyvesin deresin kızım Herkesi dost bilip sırrını deme Muhabbetle sözler çekilir deme Bugün olmaz yarın olur gam yeme Şer içinde hikmet […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dört Ana

Muhtar Şahanov, Kazakistan’ın tanınmış edebiyatçılarından biridir. 1942 yılında Kazakistan’ın Çimkent şehrinde dünyaya gelmiştir. 19 Nisan 2026 günü yaşama veda etmiştir. Kazakistan’da “halk yazarı”, Kırgızistan’da “halk şairi” unvanlarını almış, sevilen ve sayılan bir sanatçı ve devlet adamıydı. Türkiye Türkçesine aktarılmış kitapları vardır. Nisan 2026’da aramızdan ayrılan Türk dünyasının bu büyük ozanını saygıyla anıyoruz. Bir şiirinde iktidarı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bizim Köyde Geleneksel Çocuk Yetiştirme

Aşağı Irmaklar adını taşıyan ve Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı olan bizim köyün geleneksel çocuk yetiştirme biçimi, gerçek yaşamın içinde, iş yaparak yetişmeye dayanması ile köy enstitülerinde uygulanan eğitime benziyor. Bizim köyde yetişkinler, eli iş tutmaya başlayan çocuğa ev içinde ve dışındaki her yerde yaşına, cinsiyetine, kendi kişisel yetenek ve eğilimlerine uygun işlerin sorumluluğunu yükleyerek onu […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Etnopedagoji için Sunuş

Etnopedagoji için Sunuş Eğitişim’in 90. sayısını iki genç eğitim biliminin adını ve işlevini yaygınlaştırmak amacıyla onu tanıtan yazılara ayırdık. Bu bilimler etnopedagoji ve etnoandragojidir.  Bunlar okul dışında, aile ve toplumda yapılan eğitimi inceler. İnsanların çocuklarını neyle, neye göre, nasıl ve niçin eğittiklerini araştırmak bu bilimlerin konusudur. Üniversitede eğitim bilimleri daha çok öğretmen yetiştirme ve okul […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kars’a Giderim Kars’a

Elimde lisedeki edebiyat öğretmenim Hayrettin Günay’ın anılarından oluşan kitabı var: “Güzel Yurdum Kars’a Giderim Kars’a: Yurt Denemeleri” adını üstlenmiş. Kapağında Kars kalesinin gece görünüşünün fotoğrafı var. Yengi Yayınlarından Haziran 2025’te yayımlanmış ve 266 sayfadan oluşuyor. Hocamın hatıratı Ankara’da atama torbasından öğretmenlik kurasını çekmesiyle başlıyor. Kurada Posof Lisesini çekmiştir. Yıl 1976 ve Posof’ta iki yıl öğretmenlik […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Söz Kültürü: Posof Atasözleri

Khadizha Sarvarova [1] Giriş İnsanoğlu var olduğu günden bu yana yaşadığı olaylardan dersler çıkarmış ve bu tecrübelerini kendinden sonra gelenlere aktarmak istemiştir. Bu aktarımın en kısa, en etkili ve en kalıcı yolu ise kuşkusuz atasözleridir. En genel tanımıyla atasözleri; söyleyeni belli olmayan, uzun gözlemlere ve yaşanmışlıklara dayanan, öğüt verici nitelikteki kalıplaşmış özlü sözlerdir. Bu sözler, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Axıska ve Çevresi Tarihi Qaynaqlarda

Tahircan Kukulov[1] Axısxa və çevrəsinin tarixi günümüzdə olduğu kimi keçən əsrdən başlayaraq gürcü və Türk tarixçilər arasında mübahisə obyekti olaraq davam etməkdədir. Mübahisələrə səbəb  isə 14 noyabr 1944 – cü ildə bölgədə yaşayan Axısxa Türklələrın ata baba yurdlarından  Qazaxıstan və Qrta Asiyaya sürgün olunduqdan sonra sürgün yerində 12 il komendant rejimi altında yaşamağa məcbur qalmışlar. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Yüzemez Yunuslar Derya İçinde

Yaklaşık yirmi beş yıl boyunca arkadaşlık ettiğim merhum Yunus Zeyrek hakkında yazmak, benim için kolay değil ve başlıca zorluk, bu arkadaşlığımızın öncelikle Ahıskalı Türkler sorunuyla bağlı olmasından kaynaklanıyor. 2007’de onun Ahıska Araştırmaları kitabı hakkında yazdığım tanıtma ve değerlendirme notlarımın başlığını ulu adaşı Yunus Emre’den almıştım: ‘Yunus Senin Sözün Derin…’ İşte o dahiyane ve muhteşem mısralardan […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Halk, Bir Vatan Faciası [Fergana Olayı]

Nurullah Muhammed Raufhan[1] “Gurbette gariplik içinde kaldım ben…” — Ahmed Yesevî Facianın büyüğü küçüğü olmaz. Anne-babanın vefatı bir facia, savaşta evlerin yıkılması yine facia, küçük bebeklerin ölümü, yetim kalması büyük faciadır. Ama bunların içinde vatandan ayrılma faciası en büyüğüdür. Ona denk gelen bir şey yoktur. İnsan anne-babasını ya da evladını kaybetse, buna doğal bir hal […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Fahrettin Kırzıoğlu Abidesi

“Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi: 1451-1590”[1] kitabının girişindeki ilk cümlelerle F. Kırzıoğlu, 1980’de bana hiç unutamayacağım dersi vermişti: asırlar boyu engin bir coğrafyaya hükmeden Osmanlılar, 19. yüzyıl ortalarına kadar Kafkas(ya) yer adını kullanmamışlardı. Gerçekten de, örneğin, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde sayfalarca Kafkas coğrafyasından bahsedilse de ünlü gezgin, Kafkas adını hiç kaydetmemiştir… Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Türk […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Benim Çileli Büyükannem

Bu yazıda 1996 yılında 82 yaşında kaybettiğimiz büyükannemi anlatacağım. İlk torunu olarak bana “büyükanne” diye tanıttıkları ve ikinci bir büyükanne de olmadığı için “anneanne” diye hiç seslenmedim. Kardeşlerim de doğal olarak beni izlediler. Bir de kendisine “dede” denilmesini istemeyen ama hep bastonla yürüdüğünü gördüğüm, babamın babası olan büyükbabam vardı. Çok küçükken dul olan bu iki […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Pusulamız Önce Vicdanımız Sonra Cumhuriyet

Son aylarda hem memleketimizde hem de başka ülkelerdeki gençlerin şiddet eylemlerine ilişkin haberlerini duyunca, hele hele “akran zorbalığı” ile ilgili görüntülerini izleyince oldukça canım sıkılıyordu. İster istemez, pek çoğumuzun yaptığı gibi o alışık olduğumuz klişe sorularla cebelleşmeye başladım: “Nerede yanlış yapıyoruz? Nereye gidiyor bu gençlik? Neyi eksik öğrettik?” gibi onlarca sorunun yanıtını aradığım günlerde, evimin […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Türk Dünyası Etnopedagojisi” Kitabı Hakkında Editörleriyle Söyleşi

Şubat 2026’da bir kitap yayımlandı: Türk Dünyası Etnopedagojisi. Editörleri Dr. İkram Çınar ve Dr. Minara Aliyeva Çınar. Kitapta editörlerin yazıları da vardır. Etnopedagoji eski Doğu blokunda bilinen ama Türkiye’de henüz yeni olan bir eğitim bilimidir. Kitabın adı oldukça kapsamlı; Türk Dünyası. Dar bir enlemde iki kıtaya yayılmış bir milletin çeşitli topluluklarının geleneksel eğitim birikimlerini ortaya […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Düşüncenin Engeli: Otosansür

Düşüncenin önündeki en büyük engel olan otosansür; yaratıcılığı yok ederek gelecekte toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açabilir. Söylenenlerden çok söylenemeyenlerin bilinmesi daha önemlidir Düşünmek ve bu düşünceyi özgürce dile getirmek, sadece anayasal bir hak değil; bir insan için hava, su ve gıda kadar temel bir ihtiyaçtır. Ancak günümüzde bu hayati ihtiyacımız dünya genelinde ciddi bir […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Etnoandragoji Nedir?

Etnoandragoji Okul, yazının bulunuşundan sonra açıldı, birkaç bin yıllık bir geçmişi var. Oysa eğitim-öğretim insanlığın başından beri vardır. İnsanlar, çocuklarına yaşamını sürdürebilme becerilerini bir an önce öğreterek hayatta kalmalarını sağlamak zorundaydı. Bu açıdan eğitimin ilk ve halen geçerli olan amacı çocuklara hayatta kalmayı öğretmektir. Yaşayakalmak, doğal tehlikelerden korunmak olduğu kadar, üretim yapmayı öğrenmeyi de gerektiriyordu. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Oyun…

Sözlükler, gönüllü katılımla belli kurallara göre yapılan, bedensel harekete, yetenek ve zekâya dayalı olan, hoşça vakit geçirmeyi sağlayan eğlenceler veya yarışmalar olarak tanımlıyor. Bunun için kullanılan araç-gereçlere ise “oyuncak” dendiğini belirtiyor. Oyunun ayrıca; “dans”, “piyes”, “taktik”, “hüner”, “yarışma”, “müsabaka”, “şans”, kumar”, “hile”, “entrika” anlamları ve geniş bir dil ve kültür hazinesi vardır. Dilimize Farsçadan geçen […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Ahıska Masalının Etnopedagojik Yönü

Giriş Eğitim, insanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren, hayatta kalabilmek ve toplumda var olabilmek için gerekli bilgi ve becerilerin kazandırıldığı bir süreçtir. Bu süreç, çocuk yetiştirmenin temelini oluşturmuş ve bireylerin çevrelerine uyum sağlamalarını olanak tanımıştır. Aileler, çocuklarına doğa ile ilişkilerini, sosyal kuralları ve hayatta kalma yöntemlerini öğretme sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Eğitim süreci, bireylerin toplumsal hayata katılabilmesi için […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Çalışkanlık, Emek ve Etnopedagoji

Giriş Türk halk kültüründe çalışkanlık alın teri ve emek üzerine birçok atasözlerinin olduğu göz ardı edilmeyecek düzeydedir. Bu kavramlar esasen sadece tek bir kültüre değil evrenselliğe bir vurgudur. Her kültürde bu kavramların yeri önemi ve değeri ayrıdır. Kendi kültürümüzde baktığımızda atasözleri bu kavramlara   yönelik övgüler taşımaktadır. Biz de alın teri, emek ve çalışkanlığın kutsiyeti her […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dede Korkut Hikâyelerinden Boğaç Han Bölümünün Etnopedagojik Yönü

 Giriş Etnopedagoji ve etnoandragoji bilimlerinin asıl hedefi; bir toplumun hayalindeki ‘kusursuz insan’ modelini tanımak ve bu insanı yetiştirmek için hangi eğitim yollarını izlediğini anlamaktır. Her toplum; ailesini geçindirebilen, çevresine güven veren, başarılı ve herkes tarafından saygı duyulan bir birey profili arzular. Bu iki disiplin ise, toplumun zihnindeki bu ideal karakterin hangi yöntemlerle, ne tür eğitim […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Küçük Ağaç’ın Eğitimi” Kitabındaki Etnopedagojik Unsurlar

Giriş Belirli bir grubun parçası olarak dünyaya gelen insanlar, yaşamlarını içinde bulundukları toplumların gelenek ve göreneklerine göre sürdürürlerken aynı zamanda ait oldukları toplumun çocuk yetiştirme yöntemlerine bağlı olarak yetişirler. Bu yöntemler zamanla toplumların içerisinde nesilden nesile aktarılarak o topluma özgü olan bir çocuk yetiştirme biçimi haline gelir. Bu geleneksel eğitime literatürde etnopedagoji denilmektedir. Etnopedagoji, eğitimle […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Maysa ve Bulut” Çizgi Dizisinin Etnopedagojik Açıdan Değerlendirilmesi

Giriş Son yıllarda özellikle çocuklara yönelik medya ürünlerinin sayısında ve çeşitliliğinde belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Bu çeşitlilik, çocukların televizyon, tablet gibi medya araçlarını vazgeçilmez bir eğlence unsuru olarak benimsemelerine yol açmıştır. Çocuklar için eğlencenin yanı sıra eğitici ve öğretici işlevi de bulunan bu medya ürünlerinin başında, görsel ve işitsel duyuları yoğun şekilde etkileyen çizgi filmler […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Oğlum Mehemmed’e Nasihat

OĞLUM MƏHƏMMƏDƏ NƏSİHƏT[1] Genceli Nizami’nin Hemse adlı kitabında beş destan vardır. Buraya aktardığım epizod kitaptaki dördüncü destan olan “Yedi Güzel” adlı destandandır. Yedi Güzel destanı Marağa egemeni Alaeddin Körpe Arslan’a ithaf olunmuş bir şiirdir. Eser, Sasani hükümdarı Behram’ın yaşamını, hükümdarlık faaliyetlerini, aşk ve maceralarını betimlemektedir. Behram, taht ve tacını güç bela ele geçirdiğini unutarak hükümdarlık […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkmenistan’ın Atasözleri

Ateşi karıştırırsan söner, komşunu rahatsız edersen göçer. (Odu oýnasañ öçer, goñşyñy gozgasañ göçer) Bal tatlı, bala baldan tatlı. Damla damla göl olur; hiç damlamazsa çöl olur. (Dama dama köl bolar dammazsa çöl bolar) Anlamı: küçük şeyler zamanla birikerek büyük sonuçlar oluşturur, ama hiç çaba olmazsa hiçbir şey elde edemeyeceğin anlamını taşır Dostun eskisi arabanın yenisi […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Axiska Atalar Sözlerinin Etnopedaqogikada Rolu

GİRİŞ Axıska Türk mədəniyyəti, kökləri minilliklərə dayanan tarixi keçmişi ilə Türk dünyasının mənəvi coğrafiyasında strateji və zəngin bir mövqeyə malikdir. Bu xalqın folklor irsi, xüsusilə “Esgilər sözi” (Atalar sözləri) adlandırılan paromoloji vahidləri sadəcə linqvistik vahidlər toplusu deyil, həm də nəsillərarası universal təcrübəni və kollektiv yaddaşı ötürən mükəmməl bir etnopedaqoji sistemdir. Axıska Atalar sözləri vasitəsilə gənc […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Malatya Yöresi Etnopedagojisine Dair Bir Kesit: Kültürel Değerlerin Eğitime Yansımaları

Eğitim ve Etnopedagoji Etnopedagoji, bir toplumun kültürel değerleri, gelenekleri, inançları ve yaşam pratiklerini eğitim açısından inceleyen disiplinlerarası bir alandır. Toplumların insan yetiştirme sistemlerinde formal ve informal eğitim süreçlerinin önemli bir yeri vardır. Eğitim sadece formal süreçlerden ibaret değildir. Birey, doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu kültürel çevre tarafından şekillenir.  Etnopedagoji ise bu bağlamda yerel kültürlerin eğitim […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Halk Masalları ve Hikâyelerinde İslam Öncesi ve Sonrası Türk Kültürü

Halk masalları ve hikâyelerinde İslam öncesi ve sonrası Türk kültürü: Ziya Gökalp’in Küçük Mecmuası Örneği-[1] Önceki yazılarımda başta Atatürk olmak üzere, tanıttığım bazı düşünürlerimizin filozof olduklarını belirtmiştim. Bazı Veryansıntv okurları, filozof nitelemesini hak ettiklerini düşündüğüm kişiler için, “her şey olabilirler ama filozof değildirler” tarzında eleştirilerini dile getirmişlerdi. Tam tersini düşünüyorum: her şey olabilmenin yolu filozofluktan geçer. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Homeros ve Dede Korkut

Homeros’u yeniden keşfeden Batı dünyası, Aydınlanma ve Romantizm çağlarından başlayarak onu bir daha hiç terk etmedi; dünyalılaştırdı, küreselleştirdi, evrenselleştirdi. Homeros böylece insanlığın ortak mirası oldu. Keşfin ilk dönemlerinde İlyada ve Odysseia gibi başyapıtları yazan veya söyleyen Homeros gibi biri, insanüstü bir varlık olmalı denildi; sonra onun taşları, tuğlaları, kerpiçleri geleneğe göre yerli yerinde ören yetenekli […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkiye’de Etnopedagoji Biliminin Gelişimi

Değerli meslektaşlarım,[1] Bugün sizlere Türkiye’de etnopedagoji biliminin gelişimini ve Türk etnopedagojisinin temel dinamiklerinden söz edeceğim. Konuşmamı, son günlerde Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ortak yayını olarak çıkan “Türk Dünyası Etnopedagojisi” adlı kitaptan söz ederek bitireceğim. Etnopedagoji Kavramı Etnopedagoji, bir toplumun kendi geleneğinden getirdiği deneyimle ülküselleştirdiği “ideal insanı” […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bizim Köyün Geleneksel Söz Varlığından Örnekler-2

Önceki bölüm İçinde doğup büyüdüğüm Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı Aşağı Irmaklar köyü, bir zamanlar Atabek Yurdu olarak bilinen ve merkezi Ahıska olan bölgede yer alıyor. Anadilim; evinde, sokağında, iş yerlerinde, iyi-kötü günlerinde, her mevsiminde yaşanan duyguları, düşünceleri, yapılıp edilenleri dile getirmek için kullanılmakta olan varsıl ve çok renkli bu söz varlığından güç almış bulunuyor. Benliğim, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Yahya Okçu, Bayburt’tan Hicret Acısı ve Türk-Rus Mücadelesi

Yahya Okçu, Bayburt’tan Hicret Acısı ve Türk-Rus Mücadelesi[1] Cazim Gürbüz[2] 1964-65… Erzurum Lisesi’nde okuyorum o yıllarda. Cumhuriyet Caddesi’nin havuz başına yakın bölümünde iki kitabevi var: Vehip Atalay ve Erça Kitabevleri. Bu kitapçıların vitrinlerine baka baka adlarını ezberlemişim tüm kitapların. Bir kitap var, dikkatimi çok çekiyor adı ve özellikle kapağı. “Tarih Boyunca Türk-Rus Mücadelesi” adının taşıyan […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Cılavuz Köy Enstitüsü Yaşantılarım – 9

Öncesi ve Sonrasıyla Cılavuz Köy Enstitüsü Yaşantılarım – 9 GAZİ EĞİTİM’DE YEDİ YIL Önceki Bölüm GAZİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ MESLEK DERSLERİ ÖĞRETMENLİĞİM VE MÜDÜR YARDIMCILIĞIM Erzurum Eğitim Enstitüsü gibi dönemin öğrenci olaylarının en yoğun yaşandığı, kimi yönetici ve öğretmenlerin de gizli-açık desteklediği ülkücü öğrencilerin baskısı, şiddet uygulaması, öğle arası gibi günün uygun saatlerinde kendilerine katılmayan öğrencilerin […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Borçalı’nın Bir Tarafı Ahıska

Aşağıdaki şiir Azerbaycan’ın ünlü şairi Zelimxan Yaqub’a (1950-2016) aittir. Kendisi Gürcistan’ın Borçalı bölgesindeki Karapapak Türklerindendir. Bu şiirinde Ahıska Türkleri ile Karapapak Türklerinin kardeş olduklarını, Ahıska Türklerinin sürgününden sonra Borçalı Türklerinin de bir kanadı kırılmış kuş gibi kaldığını anlatmaktadır. Şiir uzundur, buraya tanıtım amacıyla kısaltılarak alınmıştır. Kolayca anlaşılması için birkaç sözcükte birkaç harf dışında şiirin sözleri […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ben Ahıska’yım

Ben Ahıska’yım, ben Ahıska’yım Tarihin en parlak sayfalarına sor Ben Ahıska’yım yüz yılın mahkûmuyum Şimdi gör beni, şimdi gör. Bir zamanlar El’im vardı, tuğum vardı Türküler söylerdim, sesim soluğum vardı Kafkas Elleri’nde düşman çatlatan Mutluluğum vardı. Bey geldim, Âl-i Osman’a Paşa kaldım Tez geçti baharım, bir bitmez kışa kaldım Şimdi ne bilir kimse, ne anar […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kar ve Ekoloji

Uzun zamandır iklim değişimleri ve buna bağlı olarak küresel ısınma kaygıları çoğu zaman yağışların azalması, karların eksisi gibi metrelerce yükseklikte ve geniş alanları kaplamaması ileride su kaynaklarının azalacağı konuşulmaktadır. Ancak son Ocak ayının ortasından itibaren kışın kış olduğu günleri yıllardan sonra yeniden yaşamaktan, doğa ve sürdürülebilirlik açısından soğukları ve kar yağışlarından mutluluk duydum. Milyarlarca yılık […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Zümrüdüanka ile Yeniden Doğmak

“Biz kimiz? Biz Kaf Dağı’nın zirvesi kadar büyük ve eski, Kaf Dağı’nın geçit vermez sarp kayalıkları kadar sert ve keskin, yaylalarının düzlükleri kadar engin gönüllü ve bir efsaneye göre Kaf Dağı’nın yükseklerinde Zümrüdüanka kuşunun küllerinden doğan yılmaz savaşçıların çocuklarıyız.” şeklinde başlar Ayhan Sarsıcı’nın “Kaf Dağının Yetimleri” adlı eseri. Kaf Dağı’nın yükseklerinde Zümrüdüanka… Masallardaki Zümrüdüanka kuşunun […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Deprem Değil, Yozlaşma ve Çürüme Öldürür

Depremin Öğretemediği ve Öğrenemediğimiz Değerler 6 Şubat 2023’te 9 saat arayla iki şiddetli depremi yaşayanlar hiçbir zaman o uğultu ile başlayan sarsıntı, yıkım, ölüm ve yerle bir olan yaşamları unutamaz. Unutmamalı ve unutulmamalıdır. Depremin değil, işini olması gibi yapması gerekenlerin işini yapmadıkları gibi, kurallara uygun olmayan yer-zemin ve yapılanmanın gerektirdiği bilimsel yönteme ve gereklere uygun […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Vətənimdür, Vətənimdür, Vətənim!

Cabir Xalid (Halid), Ahıska’nın Dersel köyünden 1944’te sürgün edilen bir ailenin çocuğu olarak 1951’de Özbekistan’ın Semerkant’ın Bulungur köyünde dünyaya geldi. Ailesi 1961’de Azerbaycan’a göç etmiştir. Ahıskalıların yaşadığı Saatli ilçesinde dil ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Şiirleri birçok dergide yayımlandı. Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesidir. Ahıska Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden biridir. Şiirlerini Ahıska ve Azerbaycan Türkçesiyle yazarak iki […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türk’ün Dostları Çoxdur

Allaha ibadət, sevgi var deyə Türkün, türkdən başqa da dostları çoxdur. İnsana sədaqət, sayğı var deyə Türkün, türkdən başqa da dostları çoxdur. *** Düşgünün dadına yetdiyi üçün Ədalətə əməl etdiyi üçün Eşqindən sədaqət bitdiyi üçün Türkün, türkdən başqa da dostları çoxdur. *** Türk hara gedirsə yaradır, qurur Dünyaya, sənətə bər-bəzək vurur. Var deyə Vətənə mərhəmət, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Ahıska Masalı: Kınalı Keklik

Yücel Feyzioğlu [1] [2] Bir kız varmış, adı Bağdagül, saçları sümbül, sesi bülbül, daha onüç yaşında, aklı başında… Kaf dağının eteklerinde koşup oynamış, sular şırıl şırıl, dağlarda kar, vadilerde bahar varmış. Hava günlük güneşlik, sarı çiçekli yemlik, mor çiçekli kuzukulağı toplamış. Çay kenarında şarkı söyleyip dağ lalelerini saçlarına takmış. Deste deste lale bağlayıp eve yollanmış. Hoplaya […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ahıskalıların Kaderinden Kesitler

Doç. Dr. Ayna Askeroğlu Arslan* Kadim Türk yurdu olan Ahıska bölgesi, 16 Mart 1921 tarihinde Türkiye ve Sovyet Rusya arasında yapılan Moskova Antlaşması ile Sovyet Rusya’ya bırakılmıştır.[1] Moskova Antlaşmasını takiben 13 Ekim 1921 tarihinde Türkiye ve yeni kurulan Azerbaycan SSC, Gürcistan SSC ve Ermenistan SSC yapılan Kars Antlaşması ile Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine dahil edilince[2]  […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ahıska’dan Bayburt’a Ortak Hafızanın İzleri

Elif Altun* Bazı coğrafyalar vardır; haritada yan yana durmaz ama insanına kulak verdiğinizde aralarındaki mesafe hızla kapanır. Bayburt ile Ahıska, Posof, Ardahan ve Artvin arasındaki ilişki tam olarak böyledir. Bugün farklı illerin, hatta farklı ülkelerin sınırları içinde anılsalar da bu toprakların insanı aynı hikâyeyi anlatır. Kelimeler değişir, ezgiler bazen başka bir tınıdadır ama hikâyenin ruhu […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Atabegler Yurdu Ahıska Bölgesinde Kıpçak Varlığı ve Faaliyetleri Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Dr. Azad Dedeoğlu[1] Tarihte Kıpçak Bozkırı mânasında Deşt-i Kıpçak diye bilinen geniş bir sahaya yayılan Kıpçakların, daha sonraki devirlerle değişik bölgelere dağılarak birçok milletle de irtibata geçtiği bilinmektedir. Bu uruğun başta Kafkaslar olmak üzere Hindistan, Mısır, Bizans, Macaristan ve Romanya’ya kadar uzanan geniş bir sahaya yayıldığı ve buralardaki askerî ve idarî işlerde en yüksek mevkilere […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Şota Rustaveli Hakkında

Sabircan Celil[1] Gürcü edebiyatının kurucusu, ustat şair Şota Rustaveli, Aspinza’nın Rustavi köyünde dünyaya gelmiştir. Edebiyatta elde bulunan tek eseri “Kaplan postu giymiş yiğit” adlı eserdir. Eserin yazıldığı dönem ve koşullarla ilgili net bilgiler olmadığı gibi, Şota Rustaveli’nin tam adı, kimliği, doğum ve ölüm tarihleri, büyüdüğü çevre hakkında da kesin bilgi bulunmamaktadır. “Kaplan postu giymiş yiğit” […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Lütfiye Ahıskaatabekoğulları ile Söyleşi

Doç. Dr. Minara Aliyeva Çınar Bu söyleşi, Ahıska kökenli önemli bir aydın ve siyaset adamı olan Osman Server Atabek’in (Osman Server Ahıskaatabekoğulları) kızı olan Lütfiye Hanım’ın hayatına, aile hafızasına ve özellikle babasına dair tanıklıklarını kayıt altına almak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Söyleşi hem bireysel hatıralar hem de göç, eğitim, kültür ve kimlik bağlamında tarihsel bir anlatı sunmaktadır. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Posof Yöresinden “Türk gelmemiş” Deyimi Üzerine Notlar

Deyimler, bir milletin yüzyıllar boyunca edindiği tecrübe, gözlem ve değer yargılarının kısa, öz ve çoğu zaman mecazlı bir anlatımla dile getirdiği önemli söz varlığı unsurlarıdır. Toplumların düşünce dünyalarını, hayat biçimlerini ve hayatı nasıl algıladıklarını en sade fakat en etkili biçimde yansıtan deyimler, sözlü kültürün en canlı öğeleri arasında yer almaktadır. Nesilden nesle aktarılan bu güçlü […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Dala Vilayatınıñ Gazetı” Sayfalarında Ahıska Bölgesi

Dr. Rıdvan Çitil [1] [2] XIX. yüzyılında Osmanlı Devleti’nin askeri gücünün zayıflığından yararlanan Ruslar, 1828 yılında İranlılardan sonra Osmanlılarla savaş açmıştı ve tam 250 sene boyunca Osmanlı idaresinde bulunan Ahıska ve bölgesini, destansı savunma ve çetin muharebelere rağmen ele geçirmişti. Osmanlı Devleti, bu savaşta Ruslara yenilmiş ve 14 Eylül 1829 tarihinde Ruslarla Edirne Antlaşması imzalamış […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

1915 Ardahan-Kars Kırgını

Çarlık Rusya’sı 1877-78 Osmanlı-Rusya Savaşında Atabek Yurdu’nda birçok yeri işgal ve ilhak etmişti. Bu yerler arasında Ardahan, Kars, Artvin gibi yerler de vardı. Ahıska’yı zaten Edirne Anlaşmasıyla ele geçirmişti. Bölgeyi de içine alan coğrafyada Ermeniler devlet kurmak istiyordu ve bu projeyi Rusya ve müttefiki İngiltere gibi ülkeler de destekliyordu. Ermeni ırkçılığının minik bir sorunu vardı: […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Atabek Yurdu’mda Masalsı Bir Yılbaşı

Kar yağıyordu inceden inceden…Yer gök süt beyazına boyanmış, sonsuz bir masalın ya da rûyanın ortasında yaşıyorduk sanki. Hiç bitmesin o gün, hiç gitmesin istedim yürekten, karın ve ruhumuzu serinleten o bembeyaz havanın güzelliğinin. O gün bütün renkler gizlenmiş de, her yeri kara teslim etmiş gibiydi. Gökyüzünün narin kanatlı serçeleri de duygularıma eşlik edercesine gelmişlerdi. Pencere […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Gözel Paşaliyeva ile Söyleşi

Ahıska, uzun yıllar boyunca Hunlardan Selçuklulara ve Osmanlılara kadar pek çok Türk topluluğuna ev sahipliği etmiş kadim bir topraktır. Ancak bu toprakların tarihi, 1829 yılında gerçekleşen Rus işgalinden 1944’teki o büyük ve acı sürgüne kadar hep bir “ayrılık” hikâyesiyle yoğrulmuştur. Bu zorlu yıllar, Ahıska Türkleri için edebiyatı sadece estetik bir uğraş olmaktan çıkarmış; onu kimliklerini […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Vətən Sevgisinden Doğan “Vətən Cəmiyyəti”

Melihcan Akgül[1] Eser Adı: Kukulov, Tahircan. (2025). Vətən sevgisinden doğan “vətən cəmiyyəti”, (Ed. R. Bayraktar) Hars Akademi Yayınları. Giriş Eserler, toplumların yaşamlarına tanıklık ederek onlar için kaynaklar oluşturmaktadır. Bu kaynaklar, toplumların gelecek yıllarını şekillendirebilmesine ve bu sayede nesilden nesle kültür aktarımına yardımcı olmaktadır. Eserler, toplumların hafızalarını canlı ve diri tutmaları açısından oldukça önemlidir. Pek çok […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkiye’ye Gelen Yol

Bazı günler vardır, takvimde diğerlerinden farksız görünür ama bir ömrün yönünü değiştirir. Büyüdüğüm evde “yurtdışı” kelimesi, endişe ve itirazla karşılanırdı. Özbekistan’da oku, evine yakın ol, gözümüzün önünde ol… Ailem böyle düşünürdü. Özellikle annem ve babam için, bir kız evladının başka bir ülkede eğitim alması, akıllarına bile getirmek istemedikleri bir şeydi. Lakin insan bazen içindeki sesi […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Vatanı İlk Görüş

Büyüklerimizden hep duyardım; “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.” Sahiden de öyle miydi? Ben şimdiye kadar hiç görmemiştim dedelerimin bir zamanlar yaşadığı o toprakları. Hep büyüklerimin anlattığı hikâyelerden ve masallardan dinleyerek gözümde canlandırmaya çalıştım bu güzel memleketi. Ama hiç görmediğim halde gönlümden eksik olmamıştı Vatan sevdası. Vatan hasreti kuşaktan kuşağa geçmiş, artık bir zamanlar […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ardahan’dan Gelen Tatar Türküsü Üzerine Bir Deneme

Semih İpek Atabek Yurdu’nda en eski Türkülerden birisi “Ardahan’dan Gelen Tatar”dır. Fakat bu türkünün hikayesi ve detayları ile ilgili elimizde pek malumat yoktur. Olan bilgiler ise sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bu yazıda güzel Atabek Yurdumuzun bu güzel türküsü hakkında düşüncelerimi sizinle paylaşacağım. Öncelikle bazen türküde geçen “Tatar” adı bir Türk boyu olan Tatarlarla değil Osmanlı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Osman Server Atabek Şavşat’ta Rus ve Ermeni Katliamını Önledi

Fahrettin Balcı[1] Atabek Yurdu’nun Kuzeybatısında yer alan Şavşat, 1864 yılında yayımlanan vilayet nizamnamesine kadar, ocaklık sancaktı. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1536’da verdiği fermana göre, küçük hükümetçikti. İç işlerinde Osmanlı’dan bağımsızdı. Şavşat Atabek’i, devletin istediği vergiyi toplar, hazineye yatırırdı. Savaş zamanında 131 cebelu (bütün donanımı Atabeklik tarafından karşılanan asker) ile orduya katılırdı. 1864 yılında hisse sahibi Maçakhel, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Axısxa Kəlməsi Üzərində Düşüncələrim

Tahircan Kukulov[1] Son zamanlara qədər Axısxa türkləri üzərində aparılan çalışmalar elmi deyildisə siyasi məqsədlər cəhədən elm dünyasında yer aldı. Lakin son zamanlar Axısxa türkləri içərisindən çıxan yazar və araşdırmaçılar xalqın mədəniyyətini araşdırmasına və eyni zamanda qorunmasında xüsusi diqqət göstərirlər. Bununlada gerçək elm sahəsinə əsərlər qazandırırlar. Axısxa və çevrəsinin tarixi haqqında çox mühüm məlumatlar verən yabançı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Şota Rustaveli’nin Yaşadığı Dönem (XVII. Yüzyılda İran ve Güney Kafkasya)

Felix G. Kurzweil[1] Rusçadan Çeviren: Orhan Uravelli Özet: Şota Rustaveli’nin Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin kaynağı ile ilgili tartışmalar, bilim dünyasında birkaç yüzyıldan beri dinmemektedir. Araştırmacı bilim adamları arasında iki en yaygın karşıt görüş hakimdir. Şöyle ki İran uzmanları Cemşid ve Yelena Giunaşvili’nin yazdıkları gibi, birisi bu eseri Farsçadan Gürcüceye çevirmiş, Şota Rustaveli ise bu çeviriyi […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ahıska Türkleri ve Türk Dünyasının Kimsesizleri

Dr. Mehmet Kıldıroğlu[1] Kimsesizler ve Ahıska Türklerinin aynı ifade içinde geçmesi dikkatinizi çekmiştir sanırım.  Neden bu başlığı kullandım? Kimsesizler sözünü ilk defa 1988 veya 1989 yıllarında Erzurum’da Irak Türkmenlerinden Suphi Saatçi’nin ağzından işitmiştim. Aydınlar Ocağının düzenlemiş olduğu bir panel için Erzurum’a gelmişlerdi. Ben o zaman üniversitede öğrenciydim. Panele Aydınlar Ocağının o zamanki başkanı Prof. Dr. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Serhat Eyaletinin Muhafazası: Osmanlı Devleti’nin Ahıska’yı Elde Tutma Stratejileri

Fadime Tosik Dinç [1] Giriş Ahıska toprakları, “Kavimler Kapısı” olarak da ifade edilen Kafkasya, Karadeniz ve Anadolu’yu birbirine bağlayan stratejik bir mevki olup, Kafkasya’ya Anadolu tarafından ulaşabilmenin kilit noktasıydı. Bir başka ifadeyle bu önemli kilidi açacak anahtar konumundaydı. Zira Ahıska’ya hâkim olan bir devlet, Kafkasları rahatlıkla kontrol altına alabileceği gibi Anadolu’ya da kolaylıkla girip nüfuz […]

Yazının devamı İçin tıklayınız