Etnoandragoji
Okul, yazının bulunuşundan sonra açıldı, birkaç bin yıllık bir geçmişi var. Oysa eğitim-öğretim insanlığın başından beri vardır. İnsanlar, çocuklarına yaşamını sürdürebilme becerilerini bir an önce öğreterek hayatta kalmalarını sağlamak zorundaydı. Bu açıdan eğitimin ilk ve halen geçerli olan amacı çocuklara hayatta kalmayı öğretmektir. Yaşayakalmak, doğal tehlikelerden korunmak olduğu kadar, üretim yapmayı öğrenmeyi de gerektiriyordu. Üretmek, eskiden avlanmak, tarımsal etkinlikler yapmak, şimdi ise iş ve meslek sahibi olarak para kazanmayı öğrenmekle kendini göstermektedir. Bu becerileri çocuğa aile ve toplum öğretmekteydi, yine de öğretmektedir.
İlk ve en önemli eğitim kurumu ailedir. Aile, akrabalar ve yakın çevredeki toplum, yetişkinliğinde aralarına katılacak olan çocuğu kendi bilgi, beceri ve değerleriyle yetiştirir. Buna etnopedagoji denir. Pedagoji, çocuk eğitimidir. Belli bir toplumun kendi deneyimiyle, zihnindeki ideal (kâmil, mükemmel) insanı elde etmek için yaptığı eğitimi inceleyen bilim dalı da etnopedagojidir.
Eğitim yaşam boyu devam eder. Aile ve toplum içinde etnopedagojik bilgiyle yetişen çocuk ve genç, yetişkinliğinde de eğitilmeye ve öğrenmeye devam eder. Yetişkin eğitimine andragoji denir. Bu andragojik çalışma belirli bir toplum içinde ve onun eğitim malzemesi kullanılarak yapılıyorsa, etnoandragoji ortaya çıkar.
Etnoandragoji kavramı eğitim şeması üzerinde gösterilmiş ve tanımlanmıştır. Etnoandragoji, bir toplumun erginlerini informal yollarla, kendi geleneğindeki yaşam felsefesine göre tanımladığı ülküsel insan modelini yaşam boyu süren bir eğitimle geliştirmesidir. Belli bir toplumun yetişkinliklerini nasıl eğittiğini araştıran bilim dalı olarak tanımlanmaktadır.[1]

Çizge 1. Formal ve informal eğitim içinde etnopedagoji ve etnoandragoji
Genel eğitim çizgesi içinde etnoepedagoji ve etnoandragoji kavramının yerini bazı Batılı ülkelerde kullanıldığı biçimde göstermek de olanaklıdır:

Çizge 2. Formal, nonformal ve informal eğitim içinde etnopedagoji ve etnoandragoji
© İkram Çınar. “Halk Ozanları Bağlamında Etnoandragoji” kitabından (s.3-4) uyarlanmıştır.
Etnoandragoji, yetişkinlerin yaşam boyu öğrenmesini kapsadığına göre, bireyler bu eğitimi nerede ve kimden edinmektedir? Yetişkinlerin yaşadıklarından ve yaşatıldıklarından öğrendiklerini söylemek en kısa açıklamadır. Ancak geçmişteki sözlü kültürlerde bilge insanlar, yaşlılar, halk ozanları ve folklor malzemesi (atasözleri, masallar, halk hikayeleri, bilmeceler, memorat, efsane ve destanlar vb.) en önemli öğrenme kaynaklarıydı. Günümüzün yazılı, görsel ve dijital kültürüne katılmış toplumlarda ise kitaplar, sinema, tiyatro, müzik, mimari, resim, heykel, televizyon, yazılı ve dijital basın, sosyal medya yetişkinleri eğitmektedir. Küreselleşme ve medyanın sınırları aşması nedeniyle etno- içerik bir hayli belirsizleşmiştir. Holywood ve Bollywood ürünler dünyanın çoğu tarafından tüketilmektedir. Yine de ulusal kültür ürünlerine her yerde ulaşılabiliyor. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde kendi masal kahramanlarının ya da ulusal kültür kodlarını taşıyan kişi ve kurumların anıtlarını görmek, sinemalarını izlemek olanaklıdır. Sözlü kültür ürünlerini yazı ve görsel kültür ürünlerine yeterince dönüştüremeyen Türkiye gibi ülkelerde geleneksel eğitim çözülürken yeni olanın kurulmasında da ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
Geleneksel etnoandragojiye bir örnek vererek yazıyı bağlamak istiyorum: Yüzlerce yıldır halkın öğretmeni halk ozanlarıydı: Âşıklar! Halk hikayesi içinde bağlamını kurarak aktardığı değerler ve bilgiler bilgelik düzeyinde, evrensel nitelikte eğitim malzemesiydi. Hatayi (Şah İsmail) ve Karacaoğlan’dan iki örnek:
Yola Girme Sen!
Arif isen bir gün seni seslerler
Bülbül deyü gülistanda beslerler
Bir gün seni rehberinden isterler
Kimin izni ile girdin yola sen?
Özün eğri ise yola zararsın
Derdini yetişmiş, derman ararsan
Maslahatın nedir şarı sorarsın?
Sarraf olmayınca girme şara sen
Kapıdan çıkınca köşe gözetme
İçin karartıp da dışın düzeltme
Şah Hatayi ötesini uzatma
Mü’min isen bir ikrarda dura sen
Hatayi (Şah İsmail)
Dinle, Sana Bir Nasihat Edeyim
Dinle, sana bir nasihat edeyim,
Hatırdan, gönülden geçici olma.
Yiğidin başına bir iş gelince,
Sırrını ellere açıcı olma.
Mecliste arif ol, kelâmı dinle,
El iki söylerse, sen birin söyle.
Elinden geldikçe iyilik eyle,
Hatıra dokunup yıkıcı olma.
Dokunur hatıra kendini bilmez,
Asılzadelerden hiç kemlik gelmez.
Sen iyilik et de, o zayi olmaz,
Darılıp da başa kakıcı olma.
El ariftir, yoklar senin bendini,
Dağıtırlar tuzağını, fendini.
Alçaklarda otur, gözet kendini,
Katı yükseklerden uçucu olma.
Muradım nasihat, bunu söylemek,
Size layık olan, onu dinlemek.
Sev seni seveni, zay’etme emek,
Sevenin sözünden geçici olma.
Karac’oğlan der ki: Sözün başarır,
Aşkın deryasını boydan aşırır.
Seni bir mecliste hacil düşürür,
Kötülerle konup göçücü olma.
Karacaoğlan
[1] Çınar, İkram (Ed.). Uluslararası bakışla etnopedagojiye giriş. Ankara: Pegem Akademi Yayınları, 2022, s. 225; Halk Ozanları Bağlamında Etnoandragoji. Pegem Akademi, 2022.

