Mertlik Etnopedagojisi

Sayı 90- Etnopedagoji ve Etnoandragoji

Hepimiz insanız, peki etnik grupların değer ve davranışlarındaki farklılık nereden kaynaklanıyor? Toplumların değer ve davranış kalıpları nasıl oluşur? İnsan topluluklarının benzer olaylara benzer tepkiler vermesinde çocuk yetiştirme kültürünün rolü nedir? Etnopsikoloji ile genetik etkinin ilişkisine girmek istemem, konu dağılır. Ancak aynı kavim üyelerinin benzer yaklaşım sergiledikleri de bir gerçektir. Öyleyse bir etnopsikolojik durum var ve bunun altında da etnopedagoji bulunuyor. Toplumların tarihsel deneyimleri, çocuk yetiştirme biçimleri ve kültürel normları belirli davranış örüntülerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasına yol açabilir. Burada da bazı önyargılar ortaya çıkar: Falanca kavim nazik insanlardır, filancası patavatsızdır, şunlar eşkıya ruhludur, bunlar için hırsızlık kötü bir şey sayılmaz vb. Bunlar önyargı içermekle birlikte yabana atılacak bilgiler de değildir genelleme yapılamaz ama tecrübeye dayalı oldukları da bir gerçektir.

Kıpçaklar için Oğuz tarihçileri “sersem” der. Posof’ta sersemlik yapanlara beç deriz. Mesudi Peçeneklere Beçnak diyor, oradan mı kaynaklanıyor bilmiyorum, sadece deyip geçiyorum. Sersemlik ya da beçlik dediği nedir? Kolay inanmak, kandırılabilmek, kolayca ihanete uğrayabilmek! Burada puştluğu yapana değil de maruz kalana yüklenmenin adaletsizliğini bir yana bırakıyorum. Kanmamak lazım ama bu zekadan çok yetiştirilme biçiminden kaynaklanmıyor mu?

Etnopedagoji tam da bunu söylüyor. Bir toplumun çocuklarını inşa ederken kullandığı eğitim materyali, onun nasıl bir insan topluluğu olacağını belirler.
***
Şimdiki kuşağın benim kuşağıma göre avantaj ve dezavantajları var. Farklı uygarlıklardayız. Ben tarım toplumunda köyde doğdum. Binlerce yılın geleneksel bilgisiyle büyüdüm. Oyunlarla, masallarla, türkülerle… Şimdikiler elde tablet, arkadaşsız, açık havada takım oyunu oynama şansından yoksun biçimde televizyon ve bilgisayarla büyüyor.

Akşama kadar hem hayvan otlatır hem de defalarca birçok çocukla birlikte oyunlar oynardık. Oyunda “cığızlık” yapanlar cezalandırılırdı. Oyunun tadını kaçırdıkları için kimse onlarla oyun oynamazdı. Yaptırım uygulardık. Cığızlık, mızıkçılıktan farklı bir kavramdır. Cığız, kuralı çiğner ve haksızlık yapar. Yaptığı şey adalete, mertliğe, yiğitliğe sığmaz. İstenmemesi o yüzdendi. Bu yaptırımı destekleyen atasözleri, deyimler ve tekerlemeler vardı. “Erkekçe…” ve “erlik” üzerinden yürüyen bir mantık o yaşlarda kurulurdu.

Mertlik de bu erliğin kitabına yazılırdı. “Arkadan vuran namerttir.” Sözünü çok iyi hatırlıyorum. Kavga edeceksen bile aniden, gizlice saldırmak namertlikti. Uyarıp, göstere göstere vurmalıydık. Kavga, kalleşçe değil yiğitçe olmalıydı. Gizli saklı hile, desise, komplo, kumpas, alavere dalavere işlerinden hala anlamam. Fitonun örneklerine rağmen “kumpas” sözcüğünün anlamını hala kavrayamadım. Sözlüklere baktım elbette.

Bir Posofluya Posof’ta kimse zarar vermez, veremez de. Aldığımız etnopedagojik bilgi bizi “geçimli” yapıyor. Posof dışında karşılaşılan ilişkiler, yerel kültürde ‘puştluk’ ya da ‘namertlik’ olarak adlandırılan davranış biçimlerinin daha görünür olduğu bir dünyaya işaret eder. Posoflu Posof dışına çıkınca karşısına mertlik değil namertlik çıkabilir!

Çok dikkatli olmak zorunda olduğunu anlar. Bunu sonradan edinmek hiç de kolay değildir. Bizim Posoflu kabuğuna çekilir. Posof’ta ilericilik türküleri söylerken Bursa’ya gelince ilahi donuna bürünür. Bilir bilmez Kars’ta Posoflulara “korkak” derler. Evet, kalleşlikten, puştluğa maruz kalmaktan korkuyorlar.
***
Bu çocukluk eğitimi yalnızca günlük davranışları değil, anlatı dünyamızı da biçimlendiriyordu. Mertlik ve namertlik üzerine kurulan bu kültürel pedagojinin izleri destanlarda ve masallarda açık biçimde görülebilir. Dede Korkut araştırmalarını yakından izliyorum. Etnoandragoji kitabımda ilgili bir bölüm de yazdım. O, muhteşem bir etnopedagoji ve etnoandragoji klasiğidir. 2018’de İran-Türkmensahra’da yeni bir Dede Korkut öyküsü bulundu. Öyküyü evirip çevirip defalarca ve farklı aktarımlarını okudum. Öykü yabancı gelmiyordu.

Salur Kazan devi öldürmeye gider. Bakar ki dev uyuyor. Uykusunda öldürmek yiğitlik sayılmaz, elalem ne der diye önce bir ok atarak devi uyandırır, sonra öldürür! Bu tavrı hiç yadırgamadım. Ben de olsam öyle yapardım… Sonra buna şaşırdım. Dev bu yahu. Koşullar zaten eşit değil, bir de mertlik olsun diye onu uyandırıyorsun!

Kendimi sorguladım. Neden ben de öyle yapardım? Çünkü ta çocukluktan onu öyle yapmaya programlanmıştım.

Öykü yabancı gelmemişti dedim ya, o öyküyü ben masal olarak dinlemiş, kitabını okumuştum. Siyasi cinayetlerden birine kurban verdiğimiz Ümit Kaftancıoğlu’nun yazdığı “Tek Atlı Tekin Olmaz” adlı kitaptaki “Yedi Başlı Dev” masalında onu görüyoruz. Bu masal yoğun etnopedagojik ve psikomitolojik kod yüklüdür. Bir süre önce Etnopedagoji, Psikomitolojik ve Mitosrtatejik Örüntüler konferansımda biraz sözünü ettim. Bir halkbilimci ve etnoedagogun bu masal ve Dede Korkut’un Türkmensahra öyküsünü incelemelerini öneriyorum.

Sözün özü, namertlik, hainlik bizde ayıptı. Çocukken bize öyle öğrettiler. Çocukken bile yapmadığımızı büyüklerin asla yapmayacağını bildik. Yetişkin bir insan namert olamazdı. Yine de “çiğ süt” emmişlerin olabileceğini bilirdik ama tanışlarımıza asla konduramazdık.

Biz haini tanıyamayız; çünkü çocukluğumuzda ihaneti olağan bir insan davranışı olarak öğrenmedik. Belki de etnopedagojinin en derin etkisi burada saklıdır. Dede Korkut nazik ve öğretici biçemiyle ihaneti geç kavramayı “uykusu derin” olmakla açıklıyor… Oysa Osmanlı devşirmesi çok gerçekçidir: “İdraksiz” diye yüzümüze vurur!
***

Takım Oyunu ve Etnopedagoji
Oyun, eğlenceli olmakla birlikte asıl önemi onun eğitim etkinliği olmasıdır. Çocuklar küçükken oynadıkları oyunlarla yetişkinlikteki rollerine hazırlanırlar. Çocuk oyunları; takım oyunları, strateji oyunları, dikkat oyunları ve güç oyunları gibi farklı biçimlerde ortaya çıkar. Ancak özellikle takım oyunları, çocuğun toplumsal becerilerini geliştirmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir.

Takım oyunu deneyiminden yoksun büyüyen çocukların, ileriki yaşamlarında ekip kurma ve ekip içinde çalışma becerilerinde zorlanmaları mümkündür. Birçok iş ekip çalışmasını gerektirmektedir ve iyi kadro kuramayan yöneticiler genellikle başarısız olurlar.

Çocuk, bu oyunlar aracılığıyla mücadele etmeyi, dayanıklılığı, dikkatini sürdürmeyi, ekip kurmayı, liderlik etmeyi ve birlikte iş başarmayı öğrenir; aynı zamanda duygularını yönetme becerisi kazanır. Çocuk için oyunun en iyi toplumsallaşma aracı olduğunu belirlemek gerekir. Toplumsallaşma, bireyin bencil eğilimlerden uzaklaşıp kolektif değerleri içselleştirmesi olarak düşünüldüğünde, bunun en iyi öğrenilebildiği bir yerin oyun olduğu anlaşılır.

Oyun eğitimdir, olayı yaşarken öğrenmektir. Ancak günümüz yaşam koşulları çocukların bu doğal öğrenme alanlarını giderek daraltmaktadır. En iyi oyun akranlarla oynanır.

Eğitim sistemimiz ikili eğitim yüzünden çocukların okulda oyun oynamasını engellemektedir. Üç dakikalık teneffüste ne yapılabilir ki?

Sokak da yok. Okuldan çıkınca servis minibüsüne binip sessizce eve kapanıyorlar. Trafik yoğunluğu, güvenlik kaygıları ve kent yaşamının sınırlılıkları çocukları sokaktan uzaklaştırmaktadır. Evde kardeşleri de yoksa…
***
Çocuklar köylerde bile artık takım oyunu oynayamıyorlar. Oysa takım oyunları çocuklara ekip kurmayı ve ekip çalışmasını öğretmektedir.

Hatırlıyor musunuz? İki takıma ayrılmak gerektiğinde En iyi olan (lider) ekibi kurardı. “Sen, sen, sen, bizim takıma gel.” derdi. En iyi oyuncuları seçerdi. İlk seçilenler “Ali’yi de alalım, Veli de gelsin.” diyerek tercih belirtse bile, lider oyuncunun dediği olurdu. Ona güvenilirdi. Ta ki oyun kaybedilinceye kadar. Oyun kaybedilirse liderin yakasına yapışılırdı. “Şunu neden aldın, bunu neden almadın, şu taktiği neden uygulamadık?” diye… Öyle “Ben ne dersem o olur!” gibi keyfilik, çocuk hukukunda da olmaz, vicdanında kabul görmezdi. Çocuklar böylece takım kurmayı, iyi ekip üyelerini seçmeyi ve hesap vermeyi öğrenirdi. Günümüzün çocukları, yalnızca oyundan değil; oyunun öğrettiği dayanışma kültüründen de yoksun büyüyor.

Bakalım sonu nereye varır?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir