Sözde Uygur Terör Tehdidi: Çin’in Söylem Politikaları Üzerine Eleştirel Bir İnceleme
Elif Altun*
Öz
Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC), Doğu Türkistan politikasını “terörle mücadele” söylemi çerçevesinde geliştirdiği güvenlik stratejileri üzerinden eleştirel bir bakışla incelediğimiz bu çalışmamızda, Pekin yönetiminin bölgedeki etnopolitik gerginlikleri tarihsel süreçte nasıl kriminalize ettiğini, toplumsal hoşnutsuzlukları “terörizm” kategorisi altında yeniden tanımlayarak meşrulaştırma yöntemlerini analiz etmektedir. 1950’lerden itibaren artan zorunlu göç, dinî baskı ve kültürel asimilasyon politikalarının, Uygurların özgürlük taleplerini bastırmak için sistematik biçimde kullanıldığı vurgulanmaktadır. 11 Eylül 2001 sonrası dönemde küresel “terörle mücadele” söyleminin ÇHC tarafından iç güvenlik politikasına entegre edilmesi, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini uluslararası düzlemde meşrulaştıran bir araç olarak değerlendirilmektedir. Çin’in 2001 ve 2002 yıllarında yayımladığı resmî belgeler aracılığıyla Doğu Türkistan İslâm Hareketi’ni (DTİH) “uluslararası terör örgütü” olarak tanıtma çabası, ABD’nin küresel güvenlik politikalarıyla örtüşen jeopolitik bir strateji olarak yorumlanmaktadır. Bununla birlikte, DTİH’in varlığına ve faaliyetlerine dair güvenilir kanıtların yetersizliği, ÇHC’nin “Uygur terörizmi” söyleminin politik ve söylemsel bir inşa olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, çalışma, Çin’in “terör tehdidi” kavramsallaştırmasının, bölgedeki geniş çaplı insan hakları ihlallerini, asimilasyon uygulamalarını ve toplumsal denetim mekanizmalarını meşrulaştıran ideolojik bir araç işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Uygur meselesinin bu çerçevede ele alınması, etnik kimlik, güvenlik ve uluslararası meşruiyet arasındaki ilişkilere dair eleştirel bir perspektif sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Uygur Sorunu, Çin Halk Cumhuriyeti, Terörle Mücadele Söylemi, Doğu Türkistan, İnsan Hakları, Güvenlik Politikası
Abstract
This study critically examines the security strategies developed by the People’s Republic of China (PRC) toward East Turkestan within the framework of its “counterterrorism” discourse. It analyzes how the Beijing administration has historically criminalized ethnopolitical tensions in the region and legitimized its policies by redefining social discontent under the category of “terrorism”. The study emphasizes that since the 1950s, policies of forced migration, religious repression, and cultural assimilation have been systematically employed to suppress the Uyghurs’ demands for freedom. In the post-September 11 era, the PRC’s integration of the global “war on terror” narrative into its domestic security policy is interpreted as a mechanism for legitimizing human rights violations in East Turkestan on the international stage. Beijing’s efforts in 2001 and 2002 to designate the East Turkestan Islamic Movement (ETIM) as an “international terrorist organization” through official documents are assessed as a geopolitical strategy aligned with U.S. global security policies. However, the lack of credible evidence regarding ETIM’s existence and activities suggests that the PRC’s discourse of “Uyghur terrorism” constitutes a political and discursive construct. Ultimately, the study demonstrates that China’s conceptualization of the “terrorist threat” functions as an ideological instrument that legitimizes large scale human rights violations, assimilation practices, and mechanisms of social control in the region. Examining the Uyghur issue within this framework provides a critical perspective on the interrelations among ethnic identity, security, and international legitimacy.
Keywords: Uyghur Issue, People’s Republic of China, Counterterrorism Discourse, East Turkestan, Human Rights, Security Policy
Giriş
Siyasi yapısı tek parti yönetimine dayanan ÇHC’de, yönetici sınıfın büyük kısmını etnik Çinliler oluşturmaktadır. Bu durum, özellikle sosyoekonomik açıdan asimetrik gelişmişlik gösteren ve etnik çeşitliliğin belirgin olduğu Doğu Türkistan (Uygur Özerk Bölgesi [UÖB]) gibi bölgelerde etnik uyum açısından ciddi sorunlar doğurmuştur. Tek parti rejimi, yaşanan toplumsal huzursuzluklara rağmen uluslararası toplumun bölgedeki gelişmeler hakkında sağlıklı bilgi edinmesini engelleyen bir siyaset benimsemiştir. Asya’daki etnik ve kültürel milliyetçilik üzerine çalışmalarıyla tanınan Amerikalı antropolog Dru C. Gladney, Çin’in Doğu Türkistan’ı kendi “Batı Şeria”sına dönüştürme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurgulamıştır. Gladney’e göre, Pekin yönetiminin bölgeyi asimilasyon yoluyla kontrol altına alma, etnik Çinli nüfusu artırma ve demografik yapıyı değiştirme politikası uzun vadede ciddi sosyopolitik sonuçlar doğurabilecektir. Ayrıca, bu politikaların Uygur Müslümanlar arasında Taliban veya el-Kaide benzeri radikal örgütlerden ilham alınması riskini artırabileceğine dikkati çekmiştir.[1]
ÇHC’nin temel sorunu; baskı, kısıtlama ve yatırım politikalarının Uygurların etnik Çinlilerine karşı duyduğu hoşnutsuzluk ve öfkeyi derinleştirdiğini kabullenmemesidir. Devletin, Uygurların yaşam tarzına ve dinî özgürlüklerine yönelik artan müdahaleleri hem barışçıl protestolara hem de zaman zaman şiddet içeren olaylara zemin hazırlamıştır. Pekin yönetimi, her türlü muhalefet biçimini “terörizm” olarak tanımlamakta; barışçıl gösterilere dahi siyasi tutuklamalar, işkence ve zorla kaybetmeler dâhil olmak üzere sistematik şiddetle yanıt vermektedir. Bu yaklaşım, Uygurların giderek daha fazla marjinalleşmesine ve tüm topluluğun “potansiyel terörist” olarak damgalanmasına yol açmaktadır.[2] 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca bölgede birçok etnik çatışma ve ayaklanma yaşanmıştır. 1980’de Aksu’da, 1981’de Kaşgar’da meydana gelen olaylar, Çinli yerleşimciler ile yerel Uygurlar arasındaki gerginliğin açık örnekleridir.[3]
1985-1986 yıllarında Uygur öğrenciler, Lopnor bölgesinde yapılan nükleer testlere ve etnik Çinli göçmenlerin Doğu Türkistan’a yerleştirilmesine karşı protestolar düzenlemiş; 1989’da ise Çin’in doğum kontrol politikaları kitlesel gösterilere neden olmuştur. Tüm bu eylemler ordu tarafından sert biçimde bastırılmıştır. Nisan 1990’da Barın kasabasında yaşanan olaylar hem bölgedeki protesto hareketlerin yeniden ivme kazanmasına hem de Çin’in güvenlik politikalarını sertleştirmesine neden olmuştur. Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidara gelmesinin ardından yaşanan bu tür olaylar, esasen bölgedeki tarihsel hoşnutsuzluğa karşı protesto hareketlerinin ve dinî geleneklerin bastırılmak istenmesine tepkinin devamı niteliğindedir. 1950 ve 1960’larda yaşanan gerilimler, 1962’de İli bölgesinde meydana gelen şiddet olayları Sovyetler Birliği’ne yönelik kitlesel göçlerle birleşmiştir. Bu göçler sadece etnik milliyetçiliğin değil, aynı zamanda ekonomik, çevresel ve siyasi faktörlerin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.[4]

1966-1976 yılları arasındaki Kültür Devrimi döneminde yaşanılan ağır insan hakları ihlalleri ve keyfî uygulamalar had safhaya çıkmış, 1980’lerin ekonomik reformlarıyla birlikte toplumsal gerginlik yerini göreceli bir rahatlamaya bırakmıştır. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Türkistan’da Müslüman-Türk çoğunluklu bağımsız devletlerin ortaya çıkışı, ÇKP yönetimi tarafından yakından takip edilmiş, Uygur toplumun benzer bir hevese kapılmaması adına sert tedbirler uygulamaya koymuştur.[5] Bu dönemde, Uygur protestoları özellikle Gulca, Hoten ve Kaşgar bölgelerinde yoğunlaşmıştır. 1990’lı yıllar boyunca art arda yaşanan ayaklanmalar ve devletin “Sert Darbe (Strike Hard)” kampanyası, binlerce Uygur’un tutuklanması, idam edilmesi veya zorla kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır.[6] 1997’deki Gulca olayı, bölgedeki baskı politikalarının en sert tedbir alınan örneklerinden biridir.[7] Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına göre, Pekin yönetimi bölgede sistematik olarak keyfî tutuklamalar yapmış, sanıkları adil yargılamadan yoksun bırakmış ve işkence yoluyla alınan ifadeleri mahkûmiyet kararı için kullanmıştır.[8]
2009’da Şaoguan’da Uygur işçilere karşı Çinlilerin ölümle sonuçlanan saldırıları sonrası, ölen Uygurların akrabalarının olayların adli mercilerce görmemezlikten gelinmesini ve olayların faillerinin cezalandırılmasını talep eden protesto gösterileri ile başlayan Urumçi olayları, Doğu Türkistan’da 1949 sonrası en büyük etnik çatışmalardan biri olarak kayda geçmiştir.[9] Yüzlerce kişinin öldüğü ve binlerce insanın yaralandığı bu olayların ardından, bölge ağır bir güvenlik denetimi altına alınmış, sokaklara kameralar yerleştirilmiş, internet ve telefonla bölgeye ulaşım kesilmiş, sayısı bilinmemekle beraber binlerce Uygur tutuklanmıştır. Bu süreç, ÇKP yönetiminin güvenlik politikalarının bölgesel istikrarı sağlamaktan ziyade etnik ayrışmayı derinleştirdiğini göstermektedir.[10] Uluslararası kamuoyu ve medya kuruluşları, Pekin’in “terörle mücadele” söyleminin, aslında bölgedeki sert asimilasyon ve baskı politikalarını meşrulaştırmak amacıyla kullanıldığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla, “Uygur terör tehdidi” söylemi hem Çin’in iç güvenlik stratejisinin hem de uluslararası imaj yönetiminin temel bir aracı hâline gelmiştir.[11]
Kriminalizasyon, Göç ve İnsan Hakları Sorunu
Çinli yetkililer, UÖB’de meydana gelen toplumsal huzursuzlukları, “küçük bir grup serseri ve suçlunun eylemleri” olarak tanımlayarak olayları kriminalize etme eğiliminde olmuştur. Pekin yönetimi, bu söylem üzerinden hem bölgedeki kitlesel hoşnutsuzluğa karşı aldığı ağır insan hakları ihlallerini de içeren uygulama tedbirlerini meşrulaştırmayı hem de uluslararası kamuoyuna “çok kültürlü bir özerk bölge inşa etme” yönünde çaba gösterdiği izlenimini sunmayı amaçlamaktadır. Etnik gerilimleri azaltma politikaları kapsamında, Çinli olmayan etnik unsurların kamu kurumlarında ve güvenlik teşkilatlarında daha fazla temsil edilmesi yönünde sadece sözde kalan girişimlerde bulunulmuştur. Ancak bu politika, beklenen toplumsal uyumu sağlamaktan ziyade ters etki yaratmış; Uygur kökenli devlet görevlilerinin bir kısmı, yerel halk tarafından “iş birlikçi” olarak görülmeye başlanmış ve bu durum söz konusu kişilerin hedef alınmasına yol açmıştır.[12] Zaman içerisinde Uygur toplumunun önemli bir kesiminin, sosyopolitik baskılara karşı İslâmî temelli protesto biçimlerine yönelmesi olasılığı artmıştır. 1990’lardan itibaren sistematik şekilde artan olaylar, 2014 yılı itibarıyla zirveye ulaşmış; sonraki yıllarda ise, bilhassa sözde “yeniden eğitim kampları”na alınan milyonlarca insanın dünyadan tecrit edilmesiyle, görece bir azalma eğilimi göstermiştir.[13]
ÇHC’nin bu süreçteki temel hatası, birçok uzman tarafından da vurgulandığı üzere, radikal ve şiddet içerikli dinî terörizmi, barışçıl dinî uygulamalar ve kimlik temelli aidiyet biçimleriyle birbirine karıştırmış olmasıdır. Bu kavramsal bulanıklık, UÖB örneğinde, XX. yüzyılda benzeri görülmemiş ölçekte toplu cezalandırma politikalarının uygulanmasına zemin hazırlamıştır. Mevcut kanıtlar, güvenlik güçlerinin, 1976’da Mao döneminin sona ermesinden bu yana en ağır insan hakları ihlallerinden biri olarak değerlendirilen kitlesel gözaltı ve sözde yeniden eğitim kampı rejimini dayattığını göstermektedir. UÖB ile alakalı demokrasi ve insan hakları savunucularının karşılaştığı temel zorluk, Çinli yetkililerin bölgeye ilişkin sürdürdüğü sıkı bilgi kontrolüdür. Bu gizlilik politikası, bağımsız ve objektif soruşturmaların yürütülmesini engellemekte; bilgi akışının kısıtlanması yanında merkezî Çin’de COVID-19 pandemisinin kökenine ilişkin verilerin erişime kapatılması veya ölüm cezasının yaygın biçimde uygulanması düzeyinde bir kapalılıkla benzerlik göstermektedir.[14]
Bölgedeki temel yapısal sorunlardan biri, etnik Çinlilerinin bölgeye yönelik sistematik ve giderek hızlanan göç hareketidir. Yaklaşık bir yüzyılı aşkın süredir devam eden bu göç süreci, Uygur sorununun merkezinde yer almakta ve etnik çatışmayı hem tetikleyen hem de derinleştiren başlıca unsur olarak görülmektedir. Mançu Qing Hanedanı dönemine kadar uzanan bu yerleştirme politikası, ÇHC döneminde yoğunlaştırılmıştır. 1950’lerin başında etnik Çinli nüfusunun toplam nüfus içindeki oranı takribi %6 iken, 2020 nüfus sayımı verilerine göre bu oran dramatik biçimde artmış; Uygurlar ise bölge nüfusunun yalnızca %45’ini oluşturan bir azınlık konumuna düşmüştür. Karşılaştırmalı olarak, 1953 yılında bu oran %75, 1963 yılında ise %54 düzeyindeydi. Bu demografik dönüşüm, sadece bir nüfus politikası değil, aynı zamanda bölgedeki etnopolitik dengeyi ve kültürel kimliği dönüştürmeye yönelik uzun vadeli bir strateji olarak değerlendirilmektedir.[15]
Güvenlik Söylemi, Dinî Aşırılık Tanımları ve Uluslararası Boyut
ÇHC, UÖB’ye yönelik uyguladığı düzenlemelerle, “cihat”, “dinî aşırılık” veya “terörizm” kavramlarını kapsayan her türlü içeriği aşırılıkçılık olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede, söz konusu temaları içeren görsel ve dijital materyallerin üretimi, paylaşımı veya bulundurulması cezai yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Ayrıca “devlet kurumları, kamu okulları, işletmeler ve diğer resmî kuruluşlarda” dinî faaliyetlerin yürütülmesi yasaklanmış, ibadetler sadece devlet tarafından kayıt altına alınan ve denetlenen mekânlarla sınırlandırılmaktadır. Bölgedeki gerginliğin temel nedenlerinden biri, Uygurların güçlü dinî kimliği ile ÇHC’nin dinî uygulamaları sistematik biçimde “aşırılık” veya “terörizm” kategorisinde değerlendirme konusundaki ısrarı arasındaki yapısal gerilimdir. Çinli yetkililer, çoğunlukla polis baskısı veya güvenlik operasyonları sonucu ortaya çıkan toplumsal olayları “terörist eylem” olarak tanımlamakta ve bu eylemleri “dış güçlerce yönlendirilen ayrılıkçılık, dinî radikalizm ve terörizm” çerçevesine oturtmaktadır.[16]
Bununla birlikte, Uygur diasporasının UÖB’deki şiddet olaylarıyla doğrudan bir bağlantısına dair somut bulgular mevcut değildir. Ancak ÇKP yönetimi, bağımsız bir Doğu Türkistan fikrini destekleyen barışçıl sivil ve kültürel örgütleri dahi terör örgütleri kategorisine dâhil etmektedir.[17] Pekin, özellikle 11 Eylül 2001 sonrasında küresel “İslâmî terörizm” söyleminin güç kazanmasını fırsat bilerek, Uygur hareketini uluslararası terör ağlarıyla ilişkilendirmeye çalışmıştır. Bu bağlamda Çin, el-Kaide başta olmak üzere çeşitli uluslararası terör örgütlerini “Uygur ayrılıkçılığına” destek veren yapılar olarak göstermeye yönelmiş, ancak bu iddiaları destekleyecek nitelikte somut kanıtlar ortaya koyamamıştır. Özellikle Hoten ve Kaşgar’daki olayların ardından, Çin makamları Pakistan’da faaliyet gösteren DTİH’in bölgeyle ilişkili olduğunu ileri sürmüş; ancak DTİH’in UÖB’de etkin bir örgütlenmeye sahip olduğuna dair güvenilir deliller ortaya koyamamıştır.[18] Aynı şekilde ÇHC’nin Suriye iç savaşının başlamasını müteakip bölgede rastlanılan cihatçı gruplar içerisinde bir kısım Uygur’un olmasını da sanki bütün Uygurlar cihatçıymış gibi propaganda yapmasını sözde “İslâmî terörizm” söylemi üzerinden UÖB’de yaptığı ağır insan hakları ihlallerini meşru bir zemine oturtma çabası olarak değerlendirmek mümkündür.[19]
Çinli yetkililer, Uygurların Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren DEAŞ gibi radikal örgütlere katılımını önleme amacıyla güvenlik önlemleri aldığı iddiasındadır. 2000’li yılların başlarında bir kısım Uygur’un Taliban, el-Kaide veya diğer İslâmcı örgütlere katılmak üzere Çin’den ayrıldığına ilişkin iddialar ortaya atılmış olsa da bu bağlantıları doğrulayan bağımsız ve güvenilir kaynaklar yok denecek kadar azdır. Kasım 2001’de ABD’nin Afganistan’ın Mezar-ı Şerif şehrinde gerçekleştirdiği askerî operasyonlar sırasında yakalanan 22 Uygur’un Guantanamo Esir Kampı’na sevk edilmesi, Çin’in bu iddialarını güçlendirmek için kullandığı argümanlardan biri olmuştur. Ancak bu kişilerin hiçbirinin terör faaliyetleriyle bağlantısı olmadığı kanıtlanmıştır.[20]
Uygur sorununun uluslararası güvenlik politikalarıyla kesiştiği bir diğer önemli platform, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) olmuştur. 2004 yılında örgüt bünyesinde “Bölgesel Anti-Terörizm Yapısı” kurulmuş, 2006 yılında anlaşmanın kapsamı genişletilerek, “uluslararası uyuşturucu suçlarıyla mücadele planı” da bu çerçeveye dâhil edilmiştir. Ekim 2007’de ise ŞİÖ, Bağımsız Devletler Topluluğu’nun “Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ)” ile iş birliği anlaşması imzalamıştır. 2011’de düzenlenen zirvede ortak bir “anti-terör ajansı” oluşturulmasına karar verilmiştir. Bu iş birliğinin temel amacı; güvenlik, sınır ötesi suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede koordinasyonu güçlendirmektir. Ayrıca üye ülkeler arasında imzalanan ek protokoller, ŞİÖ ülkelerine sığınan Uygur mültecilerin Çin’e iadesine zemin hazırlamıştır.[21]
11 Eylül sonrası dönemde, “terör”, “aşırılıkçılık” ve “ayrılıkçılık” kavramları uluslararası güvenlik söyleminin merkezine yerleşirken, ÇKP yönetimi bu söylemi kendi iç güvenlik politikalarına entegre etmiştir. Pekin, ABD’ye başvurarak dört Uygur STK’sının “terör örgütü” olarak tanınmasını ve çoğu yurtdışında yaşayan 11 Uygur şahsın “uluslararası terörist” ilan edilerek yakalanmasını talep etmiştir. Washington yönetimi, Çin’in taleplerini kısmen karşılamış ve sadece “Doğu Türkistan İslâm Partisi (DTİP)”ni terör listesine dâhil etmiştir.[22]
Buna rağmen Çin, Uygur diasporasının bulunduğu ülkeler üzerinde diplomatik baskı kurarak, bu kişilerin faaliyetlerini yasaklama ve iade edilmesini sağlama yönünde girişimlerde bulunmuştur. ÇKP yönetimi dış ülkelerde yaşayan Doğu Türkistanlıları aynı zamanda aileleri ile tehdit ederek geri dönmelerini, bulundukları ülkelerden istihbarat sağlamalarını da istemektedir.[23] Özellikle Pakistan, Çin’in baskısı altında “terörle mücadele” gerekçesiyle çok sayıda Uygur’u gözaltına almış, bir kısmını Çin’e iade etmiş, bazılarını ise “direniş” gerekçesiyle öldürmüştür. Ancak 2009 Urumçi olaylarından itibaren, Çin’in “terörle mücadele” söylemine yönelik uluslararası kuşkular belirginleşmiştir. Pekin’in güvenlik politikalarının arkasında yatan politik niyetlerin fark edilmesiyle birlikte, dünya kamuoyu Çin kaynaklı haber, belge ve açıklamalara daha temkinli yaklaşmaya başlamıştır. ÇHC, “Uygur terör tehdidi” olarak adlandırdığı olgu, büyük ölçüde 1990’ların sonlarından itibaren uluslararası alanda DTİH olarak bilinen ve daha sonra Türkistan İslâm Partisi (TİP) adıyla anılan örgüte yöneltilen suçlamalara dayanmaktadır. Son 25 yılda Doğu Türkistan’da etnik gerilim ve toplumsal huzursuzluklara sahne olan birçok olay yaşanmış olsa da bu olayların terörist bir amaçla veya uluslararası cihatçı ağlarla koordinasyon içinde gerçekleştirildiğini kanıtlayan güçlü deliller bulunmamaktadır.[24]
Çin’in İlk Resmî Belgeleri ve “Küresel Terörle Mücadele” Dönemi
ÇHC, DTİH’e yönelik ilk resmî suçlamalarını, Kasım 2001 tarihli “Doğu Türkistan Teşkilatlarının Usame Bin Ladin ve Taliban ile Bağlantılı Olarak Gerçekleştirdiği Terörist Faaliyetler” başlıklı belgeyle kamuoyuna sunmuştur. 11 Eylül 2001 saldırılarının hemen ardından kaleme alınan bu belge, içeriği ve zamanlaması itibarıyla, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) nezdinde Çin’in güvenlik söylemini uluslararası meşruiyet zeminine taşımayı amaçlayan diplomatik bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Belgede, Usame Bin Ladin liderliğindeki el-Kaide örgütüne DTİH tarafından 300.000 ABD doları tutarında malî destek sağlandığı; ayrıca Afganistan’da Taliban saflarında savaşan 320 Uygur kökenli “cihatçı”nın bulunduğu ileri sürülmüştür. Bununla birlikte, söz konusu iddialar bağımsız kaynaklarca doğrulanmamış; iddialara ilişkin herhangi bir somut delil ya da istihbarat paylaşımı uluslararası kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmamıştır. Bu durum, belgenin yalnızca bir istihbarat raporu değil, aynı zamanda ÇHC’nin uluslararası güvenlik gündeminde kendisine alan açmak üzere kurguladığı stratejik bir dış politika aracı olduğu yönündeki yorumları güçlendirmiştir. Pekin yönetimi, 11 Eylül sonrası dönemde küresel “terörle mücadele” söyleminin sunduğu fırsatı kullanarak, Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı hareketleri uluslararası terörizmin parçası olarak yeniden tanımlamış ve böylece iç güvenlik politikalarını küresel meşruiyetle desteklemeye yönelmiştir. Nitekim birçok akademisyen, söz konusu belgenin, ÇHC’nin Uygur sorununu “uluslararası terör tehdidi” çerçevesinde yeniden çerçevelemesinin (reframing) ilk kurumsal adımı olduğunu belirtmektedir. Bu belge, daha sonraki yıllarda Pekin’in hem BM nezdindeki diplomatik söyleminde hem de iç politik uygulamalarında sıklıkla referans verilen bir metin hâline gelmiş; böylece “Uygur terörizmi” anlatısının uluslararası düzeyde dolaşıma sokulmasının başlangıç noktasını oluşturmuştur.[25]
Kasım 2001 tarihli ilk raporun ardından, ÇHC bu söylemsel hattı güçlendirmek amacıyla Ocak 2002’de “Doğu Türkistan Terörist Güçleri Ceza Almaktan Kaçamazlar” başlıklı ikinci bir belge yayımlamıştır. Söz konusu metin, önceki rapordan farklı olarak yalnızca DTİH’i değil, aynı zamanda bölgeyle ilişkili diğer Uygur örgütlerini de kapsayacak biçimde genişletilmiş bir “terör ağı” tanımı ortaya koymuştur. Belgede, bu örgütlerin sözde “uluslararası terör ağlarının uzantısı” olarak faaliyet gösterdiği ve “Çin’in ulusal birliğine, toplumsal istikrarına ve etnik uyumuna tehdit oluşturduğu” iddia edilmiştir. Bu iki resmî belgenin zamanlaması, ÇHC’nin 11 Eylül 2001 sonrası uluslararası güvenlik atmosferinden stratejik biçimde yararlanarak kendi iç politik uygulamalarına küresel meşruiyet kazandırma çabasının somut bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Pekin yönetimi, ABD’nin başlattığı “Teröre Karşı Küresel Savaş (Global War on Terror)” söylemini benimseyerek, Doğu Türkistan’daki etnopolitik muhalefeti “terör tehdidi” olarak yeniden çerçevelemiş (reframing) ve bu çerçeve üzerinden hem uluslararası hem de iç kamuoyunu etkilemeyi hedeflemiştir. Birçok Çin uzmanı, söz konusu belgelerin hazırlanış sürecini Pekin’in “terörle mücadele” konseptini jeopolitik bir diplomasi aracına dönüştürme girişimi olarak yorumlamaktadır. Bu stratejinin temel hedeflerinden biri, Washington yönetimini ve uluslararası örgütleri, Uygur siyasi hareketlerini “radikal unsurlar” olarak tanımlama noktasında Çin’in söylemine yaklaştırmaktı. Bu girişim belirli ölçüde başarılı olmuştur. Nitekim, Eylül 2002’de ABD ve Birleşmiş Milletler (BM), Çin’in yoğun diplomatik baskıları sonucunda “13224 Numaralı ABD Yürütme Emri” ile “1267 ve 1390 Sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararları” çerçevesinde DTİH’i resmen “uluslararası terör örgütü” olarak tanımıştır. Bu gelişme, Pekin’in uzun süredir sürdürdüğü “Uygur sorununun terörizmle eşleştirilmesi” stratejisinin uluslararası düzeyde karşılık bulduğu ilk örnek olarak kabul edilmiştir. Bu süreç, Çin’in yalnızca iç güvenlik politikalarını değil, aynı zamanda dış politikasını da yeniden tanımladığı bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Zira bu sayede ÇHC, Doğu Türkistan’daki politikalarını “uluslararası terörle mücadele” retoriği altında meşrulaştırarak, bölgesel baskı politikalarını küresel güvenlik gündemiyle uyumlu bir çerçeveye yerleştirmeyi başarmıştır.[26]
DTİH’in Terör Örgütü Olarak Tanınmasının Tartışmalı Niteliği
DTİH’in “uluslararası terör örgütü” olarak tanımlanması hem akademik çevrelerde hem de uluslararası kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmaların odağında, ÇHC’nin güvenlik söylemi ile ABD’nin küresel terörle mücadele stratejileri arasındaki ilişkiye dair temel sorunsallar yer almaktadır. Konuya ilişkin literatür incelendiğinde, tartışmaların üç ana eksende yoğunlaştığı görülmektedir: Birincisi, DTİH’in faaliyetlerine dair güvenilir ve doğrulanabilir verilerin neredeyse tamamen yokluğu, örgütün varlığına ilişkin bilgilerin büyük ölçüde ikincil kaynaklara, Çin devletine ait medya organlarına veya güvenilirliği tartışmalı istihbarat raporlarına dayanmasıdır. Bu durum, örgütün gerçek kapasitesi, örgütlenme biçimi ve operasyonel etkinliği hakkında ciddi epistemolojik belirsizlikler yaratmaktadır. İkincisi, Doğu Türkistan’da DTİH’e atfedilen organize terör eylemlerine ilişkin somut kanıtların yetersizliğidir. Bölgedeki birçok şiddet olayı, ÇHC tarafından “terör saldırısı” olarak nitelendirilmiş olsa da bağımsız araştırmalar bu olayların çoğunun spontane halk protestoları, etnik gerilimler veya yerel düzeydeki sosyal çatışmalardan kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Bu durum, ÇHC’nin “terör” kavramını genişleterek siyasal muhalefeti kriminalize etme eğilimine işaret etmektedir. Üçüncüsü, ABD’nin DTİH’i terör örgütü listesine dâhil etme kararının, “Teröre Karşı Küresel Savaş (Global War on Terror)” politikaları çerçevesinde Çin’in iç politik çıkarlarına hizmet edip etmediği sorusudur. 11 Eylül 2001 sonrasında oluşan uluslararası güvenlik ortamında, ABD’nin küresel düzeyde terörle mücadeleye yönelik stratejik iş birlikleri geliştirmesi, Pekin yönetimine Doğu Türkistan’daki politikalarını “terörle mücadele” retoriğiyle meşrulaştırma fırsatı sunmuştur. Bu bağlamda bazı araştırmacılar, ÇHC’nin kendi iç güvenlik hedefleri doğrultusunda Washington yönetimini yönlendirdiğini veya yanıltıcı istihbarat kanalları aracılığıyla DTİH’in terör örgütü listesine alınmasını sağladığını ileri sürmektedir. Bu iddialar, terörle mücadele söyleminin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, aynı zamanda jeopolitik çıkarlar, söylem üretimi ve meşruiyet inşası süreçleriyle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.[27]
ABD ve Akademik Çevrelerin Tepkisi
DTİH terör örgütü olarak sınıflandırılmasına karşın, Amerika Birleşik Devletleri’nin 2006 sonrasında Çin’in bu konudaki iddialarına temkinli yaklaşması dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. ABD’ye bağlı stratejik araştırma merkezleri ve akademik çevrelerde gerçekleştirilen analizler, UÖB’de Uygur kaynaklı, organize bir terör yapılanmasının varlığına ilişkin ikna edici bir kanıtın veya anlatının bulunmadığını ortaya koymuştur. Bu durum, Uygurların hem Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde hem de uluslararası düzlemde maruz kaldıkları yapısal baskı ve ayrımcılığın meşrulaştırılmasına hizmet eden güvenlik temelli bir söylemin inşasına zemin hazırlamıştır. ÇKP, sonraki yıllarda da DTİH’i “Sincan’daki ayrılıkçı Müslüman militan grup” veya “bölgesel aşırılık yanlısı örgüt” olarak nitelendirmeyi sürdürmüştür. Ancak bölgedeki şiddet vakalarının büyük kısmı, örgütlü bir terör yapılanmasından ziyade spontane halk tepkileri ya da yerel sosyo-politik gerilimlerle ilişkilendirilebilmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yönlendirmesiyle kurulan çeşitli “terör izleme merkezleri”, DTİH’in örgütsel yapısı, tarihsel gelişimi, Türkistan İslami Partisi (TİP) ile olası bağlantıları ve uluslararası ilişkilerine dair veri toplamış; ancak elde edilen bulgular, örgütün kapasitesinin oldukça sınırlı olduğunu göstermiştir. Konuya ilişkin literatürde, Çin Halk Cumhuriyeti üzerine çalışan pek çok akademisyen de benzer biçimde şüpheci bir tutum sergileyerek, söz konusu tehdidin ÇKP yönetimi tarafından politik amaçlarla abartıldığını ileri sürmüştür.[28]
Tarihsel Süreklilik: Çin’in Etiketleme Stratejileri
Uygurlara yöneltilen “terörizm” suçlaması, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölge halkına karşı geliştirdiği ilk ideolojik itham değildir. 1950’li yıllardan itibaren merkezi yönetim, Doğu Türkistan’daki siyasal, kültürel ve ekonomik nitelikli direniş pratiklerini bastırma amacıyla, dönemin politik konjonktürüne uygun biçimde değişken ideolojik söylemler üretmiştir. Bu çerçevede, protesto hareketlerine katılan ya da muhalif tutum sergileyen bireyler tarihsel süreç içinde sırasıyla “devrim karşıtı”, “Amerikan ajanı”, “Sovyet işbirlikçisi”, “Pantürkist”, “kökten dinci”, “İslâmcı militan” veya “bölücü” gibi çeşitli sıfatlarla damgalanmıştır. 11 Eylül 2001 sonrası küresel güvenlik söyleminin etkisiyle ise, bu ideolojik etiketlerin yerini büyük ölçüde “İslâmî terörizm” kavramsallaştırması almış; böylece Uygur kimliği ve direnişi, uluslararası terörle mücadele söylemi bağlamında yeniden tanımlanmıştır.[29]
Guantanamo Vakası ve Çin’in İddialarının Zayıflığı
Uygur terörizmi” söyleminin uluslararası düzeyde en yoğun biçimde tartışıldığı vakalardan biri, Afganistan’da ABD kuvvetleri tarafından yakalanan 22 Uygur kökenli tutuklunun durumu olmuştur. Söz konusu kişiler, daha sonra Guantanamo Körfezi’ndeki gözaltı merkezine sevk edilmiş; ancak sorgulama süreçlerinde neredeyse tamamı, DTİH hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını ve örgütün adını ilk kez burada duyduklarını beyan etmiştir. Tutukluların büyük çoğunluğu, Taliban ya da el-Kaide gibi radikal yapılanmalarla hiçbir temaslarının bulunmadığını, Afganistan’a yalnızca geçici bir sığınma amacıyla geldiklerini ve nihai hedeflerinin Türkiye veya diğer güvenli ülkelere geçmek olduğunu ifade etmiştir.[30]
Bu beyanlar, Çin’in ileri sürdüğü uluslararası terör bağlantılarına ilişkin iddiaların inandırıcılığını önemli ölçüde zayıflatmış; Guantanamo’daki kapsamlı soruşturmalar sonucunda, ABD mahkemeleri 2006 yılından itibaren Uygur tutukluların terör suçlamalarından beraat ettiklerini ilan etmiştir. Serbest bırakılan bireylerin bir bölümü Arnavutluk’a, diğerleri ise Palau, Bermuda, İsviçre ve San Salvador Adası gibi ülkelere “siyasi sığınmacı” statüsüyle yerleştirilmiştir.[31]
Sonuç
Çin Halk Cumhuriyeti’nin iddia ettiği biçimiyle, Doğu Türkistan menşeli ve örgütlü bir “Uygur terör tehdidi”nin varlığı gerek uluslararası hukuk normları gerekse bağımsız araştırmaların bulguları çerçevesinde doğrulanmamıştır. Buna rağmen Pekin yönetimi, “terörle mücadele” söylemini sistematik biçimde, bölgedeki yaygın insan hakları ihlallerine ve kültürel asimilasyon politikalarına meşruiyet kazandırmanın başlıca aracı olarak kullanmayı sürdürmektedir. Bu bağlamda, ÇKP yönetiminin 2002–2009 yılları arasında uluslararası toplumun güvenlik önceliklerinden yararlanarak bu söylemi kısmen meşrulaştırdığı görülse de, özellikle ABD merkezli insan hakları örgütlerinin raporları, Pekin’in bu politikada ikircikli bir tutum sergilediğini ortaya koymuştur. Söz konusu raporlar, “terör tehdidi” söyleminin, gerçekte Uygur kimliğini ve kültürel varlığını ortadan kaldırmaya yönelmiş kapsamlı bir devlet politikası için ideolojik bir kılıf işlevi gördüğünü açık biçimde göstermektedir. Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, uluslararası kamuoyunun giderek artan ölçüde Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki uygulamalarının ardındaki gerçek saikleri kavramaya başladığı ve “terörle mücadele” söyleminin araçsallaştırıldığı yönünde ortak bir farkındalık geliştirdiği söylenebilir.
Kaynakça
“China Primer: Uyghurs”, Congressional Research Service, in Focus, CRS Reports, https://sgp.fas.org/crs/row/IF10281.pdf (23.10.2025).
“Doğu Türkistan’da Çin Soykırımı: BM Soykırım Suçları Perspektifinden Doğu Türkistan’ın İncelenmesi”, Uygur Hareketi, https://campaignforuyghurs.org/wp-content/uploads/2020/10/Turkish-Genocide-Report.pdf (20.10.2025).
“Uyghur Academics in China: ULB Stands in Solidarity with İmprisoned, Detained or Endangered Colleagues in the Uyghur Region”, https://www.ulb.be/medias/fichier/motion-uyghurs-ulb-eng_1582644061799-pdf (25.10.2025).
A Routledge Freebook: Ethnic Minorities in Xinjiang, https://www.routledge.com/rsc/downloads/Ethnic_ Minorities_in_Xianjing_Final.pdf?srsltid=AfmBOoqt5jCV8mTlTdRJ6PAwFtyGZl_lWGDXlY_Q5AWr9C1UuuYv4ErG, (22.10.2025).
Alptekin, Erkin: Uygur Türkleri, Boğaziçi Yay., İstanbul 1978.
Brader, Claire: “Accusations of Genocide against Uyghurs in Xinjiang, China Debate on 25 November 2021”, House of Lord, Library Briefing, (18 November 2021),
Clarke, Michael: “China, Xinjiang and the Internationalisation of the Uyghur Issue”, file:///C:/Users/kulom/Downloads/China_Xinjiang_and_the_internationalisation_of_the%20(1).pdf (25.10.2025).
Country Policy and Information Note China: Muslims (Including Uyghurs in Xinjiang), Version 2.0, July 2022, https://www.ecoi.net/en/file/local/2075453/CHN_CPIN_-_Muslims.pdf, (23.10.2025).
Çalışkan, Zeynep: “Çin’in Ekonomi-Politik Stratejisi: Tarihsel Bir Bakış”, İNSAMER, (Şubat 2019), s. 1-12.
Demirtepe, Turgut: “Asimilasyon ile Direniş Arasında Çin’de Türk Toplulukları”, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Yıllığı, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Yay., Ankara 2015, s. 499-515.
Dillon, Michael: “Ethnic, Religious and Political Conflict on China’s Northwestern Borders: the Background to the Violence in Xinjiang”, IBRU, (Spring 1997), pp. 80-86.
Ekrem, Erkin: Çin’in Orta Asya Politikaları (Rapor), Ed. Murat Yılmaz, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Yay., Ankara 2011.
Elkun, Aziz İsa: “China’s Uyghur Genocide and It’s Historical Perspective”, https://www.azizisa.org/china-uyghur-genocide-and-historical-perspective.pdf (24.10.2025).
Fay, Greg: “Discrimination, Mistreatment and Coercion: Severe Labor Rights Abuses Faced by Uyghurs in China and East Turkestan”, A Report by the Uyghur Human Rights Project Washington, D.C., (April 2017), pp. 1-61.
Gilbert, Simon: “Caught in the Crossfire: The Uyghurs in America’s propaganda War with China”, Sage Jurnal, 16/1, March 2023, pp. 60-63.
Hidayat, Muhammad Nizar: “Diaspora Uyghur dan Hak Sipil di Xinjiang China”, Journal Interdependence, 1/3, (September-December 2013), pp. 165-179.
Holdstock, Nick: Islam and Instability in China’s Xinjiang (Report: March 2014), Norwegian Peacebuilding Resource Centre, Norway 2014.
https://www.amnesty.org.tr/yillik-raporlar-liste
İnce, Gül Seda Acet: “Çin’in Vahşi Yüzü: Doğu Türkistan Zulmü ve Uluslararası Toplumun Sorumlulukları”, ASEAD, 6/4, (2019), s. 572-584.
İzbasar, Nureddin, Doğu Türkistan Raporu: Geçmişten Bugüne Dinî ve Etnik Baskılar, ed. Ümmühan Özkan, İNSAMER Yay., İstanbul 2020.
Karluk, Abdürreşit Celil: “Çin’in Doğu Türkistan Sorununda Geldiği Safha: Uygur Soykırımı”, Parlamento, Özel Dosya, (Eylül 2020), s. 62-66.
Kul, Ömer: “Terör Üzerinden Global Savaş ve Sözde Uygur Terör Tehdidi (1990-2011)”, Türkiyat Mecmuası, S. 23, (Güz 2013), s. 65-98.
Kul, Ömer: 100 Soruda Doğu Türkistan, Rumuz Yay., İstanbul 2017.
Mahmut, Dilmurat: “Controlling Religious Knowledge and Education for Countering Religious Extremism: Case Study of the Uyghur Muslims in China”, FIRE, V/1, (2019), pp. 22-43.
Meyer, Patrik: “China’s De-Extremization of Uyghurs in Xinjiang”, https://na-production.s3.amazonaws.com/documents/Meyer-Uyghurs.pdf (24.10.2025).
Patrick, Shawn M.: The Uyghur Movement: China’s Insurgency in Xinjiang (Report), School of Advanced Military Studies United States Army Command and General Staff College Fort Leavenworth, Kansas 2010.
Sanayır, Bilgen: “Çin’in Orta Asya Politikası”, Elektronik Siyaset Bilimi Araştırmaları Dergisi, 5/2, (Haziran 2014), s. 59-74.
Steenberg, Rune: “Uyghur Customs: the Genesis, Popularity, Productivity And Demise of a Modern Uyghur Topos”, Asian Ethnicity, 22/1, (2021), pp. 171-187.
Şen, Fatih: “Çin’in Sincan-Doğu Türkistan Sorunu: Dünü, Bugünü, Geleceği”, Ortadoğu Analiz, C. 1, S. 7-8, (Temmuz-Ağustos 2009), s. 124-134.
Taş, Burhaneddin: “Doğu Türkistan’da Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri ve Fiili Durumun Çin Anayasasına Uyumu Problemi”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üni. Sos. Bil. Ens., Nevşehir 2021.
Trebinjac, Sabine: “China and the Uyghurs: A Civilicidal İnternal Colonialism”, L’Homme, 236, (2020), pp. I-XV.
Veinberg, Anya: “Break Their Lineage, Break Their Roots: Investigating the Chinese Government’s Relationship with the Uyghur Population to Determine the Potential for Terrorism and Genocide”, Helms School of Government, 21 February 2024, pp. 1-10.
Winje, Truls: “Xinjiang: A Centre-Periphery Conflict in Display, An Analysis of The Chinese State-And Nation-Building Machinery in Xinjiang And The Mobilization of Uyghur Counter-Cultures”, Master Thesis, Department of Political Science, Oslo University, Norway 2007.
Yessirkepov, Saken: “Çin’in Orta Asya Politikası”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniv. Sos. Bil. Enst., İstanbul 2010.
Yılmaz, Birkan Anıl: “Doğu Türkistan ve Tibet Sorunları Üzerine Bir Değerlendirme”, Boyabat İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergisi, 1(2), (2021), s. 1-18.
___ Dipnotlar ____
* İstanbul Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı, Doktora Öğrencisi, altunelif69@gmail.com, İstanbul, Türkiye, ORCID: 0000-0002-1336-8942.
[1] A Routledge Freebook: Ethnic Minorities in Xinjiang, https://www.routledge.com/rsc/downloads/Ethnic_ Minorities_in_Xianjing_Final.pdf?srsltid=AfmBOoqt5jCV8mTlTdRJ6PAwFtyGZl_lWGDXlY_Q5AWr9C1UuuYv4ErG, (22.10.2025).
[2] Gül Seda Acet İnce, “Çin’in Vahşi Yüzü: Doğu Türkistan Zulmü ve Uluslararası Toplumun Sorumlulukları”, ASEAD, 6/4, (2019), s. 576-577; Burhaneddin Taş, “Doğu Türkistan’da Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri ve Fiili Durumun Çin Anayasasına Uyumu Problemi”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üni. Sos. Bil. Ens., Nevşehir 2021, s. 23-24, 87-88; Country Policy and Information Note China: Muslims (Including Uyghurs in Xinjiang), Version 2.0, July 2022, https://www.ecoi.net/en/file/local/2075453/CHN_CPIN_-_Muslims.pdf, (23.10.2025).
[3] Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 170-171, 242-245; Anya Veinberg, “Break Their Lineage, Break Their Roots: Investigating the Chinese Government’s Relationship with the Uyghur Population to Determine the Potential for Terrorism and Genocide”, Helms School of Government, 21 February 2024, p. 2 vd.; Fatih Şen, “Çin’in Sincan-Doğu Türkistan Sorunu: Dünü, Bugünü, Geleceği”, Ortadoğu Analiz, C. 1, S. 7-8, (Temmuz-Ağustos 2009), s. 125-126; “Doğu Türkistan’da Çin Soykırımı: BM Soykırım Suçları Perspektifinden Doğu Türkistan’ın İncelenmesi”, Uygur Hareketi, https://campaignforuyghurs.org/wp-content/uploads/2020/10/Turkish-Genocide-Report.pdf, , (20.10.2025), s. 10-11; Claire Brader, “Accusations of Genocide Against Uyghurs in Xinjiang, China Debate on 25 November 2021”, House of Lord, Library Briefing, (18 November 2021), p. 1; Turgut Demirtepe, “Asimilasyon ile Direniş Arasında Çin’de Türk Toplulukları”, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Yıllığı, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Yay., Ankara 2015, s. 499 vd.
[4] Saadettin Yağmur Gömeç, “Geçmişte ve Günümüzde Uygur Türklerine Genel Bir Bakış”, s. 108; “Doğu Türkistan’da Çin Soykırımı”, s. 1-2.
[5] Erkin Ekrem, Çin’in Orta Asya Politikaları (Rapor), Ed. Murat Yılmaz, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Yay., Ankara 2011, s. 7 vd.
[6] Saken Yessirkepov, “Çin’in Orta Asya Politikası”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üni. Sos. Bil. Ens., İstanbul 2010, s.71.
[7] Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 14-15, 18.
[8] Uluslararası Af Örgütü’nün yıllık raporları için bk. https://www.amnesty.org.tr/yillik-raporlar-liste (21.10.2025).
[9] Michael Dillon, “Ethnic, Religious and Political Conflict on China’s Northwestern Borders: the Background to the Violence in Xinjiang”, IBRU, (Spring 1997), p. 82; Simon Gilbert, “Caught in the Crossfire: The Uyghurs in America’s Propaganda War with China”, Sage Jurnal, 16/1, March 2023, p. 61; Nureddin İzbasar, Doğu Türkistan Raporu: Geçmişten Bugüne Dinî ve Etnik Baskılar, Ed. Ümmühan Özkan, İNSAMER Yay., İstanbul 2020, s. 13; Çalışkan, Zeynep, “Çin’in Ekonomi-Politik Stratejisi: Tarihsel Bir Bakış”, İNSAMER, (Şubat 2019), s. 1.
[10] 5 Temmuz Urumçi olayları ile alakalı geniş bilgi için bk. Emet, Erkin, 5 Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan, Ankara 2009.
[11] Uluslararası toplumun, devlet başkanlarının ve diğer kurum ve kuruluşların 5 Temmuz 2009 Urumçi olaylarına dair verdikleri tepki ve beyanlar için bk. Ömer Kul, “Terör Üzerinden Global Savaş ve Sözde Uygur Terör Tehdidi (1990-2011)”, Türkiyat Mecmuası, S. 23, (Güz 2013), s. 65-98.
[12] Dillon, “Ethnic, Religious and Political Conflict”, p. 85-86.
[13] Doğu Türkistan’da sözde “yeniden eğitim kampları” hakkında geniş bilgi için bk. Mahmut Dilmurat, “Controlling Religious Knowledge and Education for Countering Religious Extremism: Case Study of the Uyghur Muslims in China”, FIRE, V/1, (2019), p. 28-29; Sabine Trebinjac, “China and the Uyghurs: A Civilicidal İnternal Colonialism”, L’Homme, 236, (2020), p. II-III; Country Policy and Information Note China, p. 23 vd; “China Primer: Uyghurs”, Congressional Research Service, in Focus, CRS Reports, https://sgp.fas.org/crs/row/IF10281.pdf (23.10.2025).
[14] Taş, a.g.m, s. 72-73.
[15] Truls Winje, “Xinjiang: A Centre-Periphery Conflict in Display, An Analysis of The Chinese State-And Nation-Building Machinery in Xinjiang And The Mobilization of Uyghur Counter-Cultures”, Master Thesis, Department of Political Science, University Of Oslo, Norway 2007, p. 58.
[16] Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 2-3; Greg Fay, “Discrimination, Mistreatment and Coercion: Severe Labor Rights Abuses Faced by Uyghurs in China and East Turkestan”, A Report by the Uyghur Human Rights Project Washington, D.C., (April 2017), p. 7-8; Birkan Anıl Yılmaz, “Doğu Türkistan ve Tibet Sorunları Üzerine Bir Değerlendirme”, Boyabat İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergisi, 1/2, (2021), s. 5; “Doğu Türkistan’da Çin Soykırımı”, s. 3; Veinberg, “Break Their Lineage, Break Their Roots”, p. 2; Demirtepe, a.g.m., s. 508-509; Patrik Meyer, “China’s De-Extremization Of Uyghurs in Xinjiang”, https://na-production.s3.amazonaws.com/documents/Meyer-Uyghurs.pdf (24.10.2025).
[17] Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 22.
[18] M. Shawn Patrick, The Uyghur Movement: China’s Insurgency in Xinjiang (Report), School of Advanced Military Studies United States Army Command and General Staff College Fort Leavenworth, Kansas 2010, p. 32; China: Situation of Uyghurs, p. 38, 80; Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 15-17, 20-21; Francis, “China and the Uyghurs”, p. 285-286.
[19] Patrik Meyer, “China’s De-Extremization Of Uyghurs In Xinjiang”, p. 9.
[20] Muhammad Nizar Hidayat, “Diaspora Uyghur dan Hak Sipil di Xinjiang China”, Journal Interdependence, 1/3, (September-December 2013), p. 169-170; Bilgen Sanayır, “Çin’in Orta Asya Politikası”, Elektronik Siyaset Bilimi Araştırmaları Dergisi, 5/2, (Haziran 2014), s. 64; Aziz İsa Elkun, “China’s Uyghur Genocide and It’s Historical Perspective”, https://www.azizisa.org/china-uyghur-genocide-and-historical-perspective.pdf (24.10.2025); Michael Clarke, “China, Xinjiang and the Internationalisation of the Uyghur Issue”, file:///C:/Users/kulom/Downloads/China_Xinjiang_and_the_internationalisation_of_the%20(1).pdf (25.10.2025); İnce, a.g.m., s. 576-577; Çalışkan, a.g.m., s. 9.
[21] Nick Holdstock, Islam and Instability in China’s Xinjiang (Report: March 2014), Norwegian Peacebuilding Resource Centre, Norway 2014, p. 3-4.
[22] Patrick, The Uyghur Movement, p. 32.
[23] “Uyghur Academics in China: ULB Stands in Solidarity with İmprisoned, Detained or Endangered Colleagues in the Uyghur Region”, https://www.ulb.be/medias/fichier/motion-uyghurs-ulb-eng_1582644061799-pdf (25.10.2025); Demirtepe, a.g.m., s. 506.
[24] Abdürreşit Celil Karluk, “Çin’in Doğu Türkistan Sorununda Geldiği Safha: Uygur Soykırımı”, Parlamento, Özel Dosya, (Eylül 2020), s. 63; Holdstock, a.g.e., s. 6-7; Taş, a.g.m., s. 47-48.
[25] Patrick, The Uyghur Movement, p. 32; China: Situation of Uyghurs, p. 38.
[26] Patrick, The Uyghur Movement, p. 32; China: Situation of Uyghurs, p. 38.
[27] Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 22; China: Situation of Uyghurs, p. 38.
[28] “Uyghur Customs: the Genesis, Popularity, Productivity And Demise of a Modern Uyghur Topos”, Asian Ethnicity, 22/1, (2021), p. 171-173, 175, 179-181.
[29] Ömer Kul, 100 Soruda Doğu Türkistan, Rumuz Yay., İstanbul 2017, s. 80 vd.
[30] Ethnic Minorities in Xinjiang, p. 22; China: Situation of Uyghurs, p. 38; Kul, a.g.e., s. 80 vd.
[31] Kul, a.g.e., s. 80 vd.

