Uygarlığın zirvelerine çıkıp kendilerine ve insanlığa büyük bilgiler sağlayan toplumlar da çöker. Çöken toplumlarda cehalet, sefalet, ahlaksızlık ve daha birçok olumsuzluk kol gezer. Sonra içlerinden bazıları uyanır. Bunun böyle gitmeyeceğini, durumu değiştirip düzeltebileceğini söylerler. Bunlar erken uyanan kişilerdir ve kaderleri genellikle cahil ahlaksızların elinde trajik biçimde sonlanır.
İran’ın Azerbaycan eyaletinden büyük şair Muhammed Hüseyin Şehriyar, kısa bir horoz öyküsü anlatır:
“Köyde bir horoz vardı. Her sabah bağırır dururdu. Bir gün sesi kesildi. Sahibine sordum. ‘Horoza ne oldu?’ ‘Cemaat, bırakmıyor ki uyuyalım diye şikâyet etti. Ben de kafasını kestim’ dedi. O gün anladım ki halkı uyandıranların kafasını kesiyorlar.”
Durum neredeyse böyledir. Sayıları çok ama bu yazıda erken uyanan ve uyandırmak isteyen adamlardan üçünü anacağım.
Abdulhaluk Uygur
1901’de Turfan’da yaşamaya başladı. Öldürüldüğünde sadece 32 yaşındaydı. Kendisinden kalanlar imha edildi. Şiirleri yıllar sonra halkın ezberinden derlendi.
O bir ceditçiydi. Hem emperyalist işgalcilerle savaşıyor hem de milletin uyanışının önündeki mankurt kadimcilere karşı mücadele ediyordu. Onu emperyalistlere ihbar edenler de kadimcilerdi zaten.
Zengin bir tüccarın oğluydu. İttihat ve Terakki Partisi’nin halkı mankurtluktan uyandırmak için Doğu Türkistan’a gönderdiği öğretmenlerden etkilendi.
Uyanmıştı ya, Farsça, Arapça, Çince, Moğolca, Rusça ve Tatar Türkçesi öğrendi. Çağdaş Uygur edebiyatını kuranlardan biri oldu. Adaletsizlik, cehalet, sömürü ve ahlaksızlıkların karşısında, milletinin, bilimin, aklın, erdemin yanında yer aldı. Sovyetler Birliği’nde üç yıl kaldı, sosyalist düşüncelerle tanıştı. Kemalizm’in zaferini gördü, heyecanlandı. Doğu Türkistan için düşünceler geliştirdi.
“Vardır” adlı şiirinde toplumu silkeledi:
“İlim yolunda giden uçar gökte, yüzer suda,
Binmeye uyuz eşek yok, yayan kaldığımız vardır.
…
Astronom, mühendis ve alimlerin yerine,
Açgözlü, koca sarıklı molla sultanımız vardır…”
O dönemde bütün Türk dünyası düşünürleri sarsıcı bir tür olan “intibahname” yazı ve şiirleri yazar. Yani uyanış. O da yazdı ve acı ve üzüntü içinde uyanışa çağırdı.
“İlme yönelsek göz açıp “kâfir”, “cedit” diye söverler,
Bu ahmaklar devrinde ateş olup yanarım…
İlim fenden yok haber, bastı gaflet tehlike,
Halimiz kuldan [köleden] beter, buna nasıl dayanırım…”
“Uyan” şiirinden önce sanki Mehmet Akif’i okumuş gibidir:
“Ey fakir Uygur uyan, uykun yeter,
Sende mal yok, şimdi gitse can gider.
Bu ölümden kendini kurtarmazsan,
Ah senin halin beter, halin beter.”
…
“Gelecek bir gün pişman olursun
O zaman söylediklerimi anlarsın
“Eyvah” dediğinde iş işten geçer
O zaman Uygur’un sözüne gelirsin.”
Turfan, 1921.
Doğu Türkistan’da bugün yaşananlar dünkü Uygurların gerçeğe sırtını dönmelerinin sonucudur!
Hain düşman, sahibi olmayan “Erken Uyanan Adam”ları öldürüyor, sonradan onu anlayıp sahiplenenler “kahraman”ın destanını yazıyor! Ne yazık ki çok geç… Çölde meyveye durmuş can ağacını meyvesini veremeden dibinden kesmek…
Abdulhaluk Uygur’u saygıyla yad ediyorum.
Abdulhamid S. Çolpan
Madem Doğu’ya döneceğiz, öyleyse tanıyalım. Özbekistan’dan Ceditçi Abdülhamid Süleyman Çolpan (1893-1938), bu şiirini 20. yüzyılın başlarında yazmış. Türk dünyasının durumu betimliyor. Betimlediği durum acı ama bizim için bugün de geçerlidir.
Türkistanlı Kardeşlerimize[1]
Bilim, eğitim ve hünerden kaldı mahrum bizim halk,
Eğitimsizlik belasına uğramıştır bizim halk.
***
Milletini seveni suçlarlar Allahsız diye,
Milletine küfredene, saygı duyar, bizim halk.
***
Okul yerine açıldı, her mahallede meyhane,
Nefret etmek bir yana, sevinçten uçar bizim halk.
***
Okula vermez beş kuruş, düğüne saçar para,
Çaresiz ağır derde tutulmuştur bizim halk.
***
Ders almaz, başına bela olsa da bunca külfet,
Bastonunu kaybeden köre benzer bizim halk.
***
Kör bile fark eder yolunun eğri doğruluğunu,
Doğru yolu göstersen de eğrisini ister bizim halk.
***
Her şehirde (rahatlıkla) konuşulur ihtilaf ve kavga,
Söz açıldığında ittifaktan tavşan olur bizim halk.
***
Oğlumu okulda eğiteyim diye etmez arzu
Düğün yapıp, kerney[2] çaldırmak ister bizim halk.
***
…
Kes sözünü ey kalem, bu kadar feryat yeter,
Çok konuşursan, ağzına taş atar bizim halk.
Abdülhamid Süleyman Çolpan / Özbekistan
Çolpan, 1938’de Stalin cehenneminde kurşuna dizildi!..
Prof. Dr. İlham Tohti
İçeriden sesler geliyordu. Sınırına kadar gittim ama Çin’e girmedim. Giren-çıkanlarla konuştum.
Anladım ki içeriden gelen sesler zulüm ve işkence sesleridir.
Gelen sesler Çin (Kitay) devletinin Karluklara/Uygurlara yaptığı işkencelerden geliyor.
İçeriden gelen sesler geri kalmış bir bölgenin yoksulluğunun kader olmadığına isyanın sesidir.
İçeriden gelen sesler dünyanın her yerinde Türk katliamı yapılan yıl, 1949 yılında ülkesi işgale uğrayan ve ilhak edilen insanların insanca yaşama isteğinin sesleridir.
İçeriden gelen sesler dindarların sesleridir.
Bitmedi, sandığınız gibi değil. İçeriden gelen sesler komünist olan Uygurlardan da geliyor.
Sincan bölgesinin Uygur Komünist Partisi yöneticilerine kucak kucak para veriyorlar. “Alın harcayın, geliştirin şuraları” diyorlarmış. Berikiler parayı nereye harcayacaklarını bilmiyormuş!
Size bir sır vereyim mi? Karluklar Çinlileri din ile çıldırtıyorlar! Çin devleti her şeyi Çinlileştirmiş. Bilim, sanat, devlet, demokrasi, insan hakları, yatma, kalkma… Uygurlar bile! Her şey Çinli. Çinli olmayan tek şey İslam. Çinli olmamanın yolu din! “Ben, sen değilim, ötekiyim.” demenin yolu din.
“Uygur direnişçiler emperyalizmin maşası dinci teröristlerdir.” gibi sözler sizin kaçan uykunuzu getirir ve uyutabilir ama kâbusla uyanırsınız! Orada, dinci-minci, ulusal bir direniş var.
Orta çağ din merkezli (teocentric) toplumlar çağıdır. Bütün toplumlar kültürlerini din ve dile yükleyip, sözlü olarak, oradan gençlere aktarmıştır. Toplumlar modernleştikçe bu aktarımı ayıklayıp yeni yöntem ve araçlarla yazılı, görüntülü ve dijital kültüre aktarmış ve kültürlerini güncellemiştir. Oysa Uygurlar gibi kendi tarihi vatanlarında işgalciler tarafından sömürgeleştirilen ve modernleşme fırsatı verilmeyen toplumlar kültür ve değerlerini din üzerinden aktarmaya devam etmektedir. Bu tür gecikmiş toplumların din kültürlerine saldırmak, aslında onların bütün kültürel kimliğine ve genel olarak varlığına saldırmak anlamına gelir.
“Oradaki direniş Amerikan emperyalizminin Çin’e çelme takma işlevi görüyor, o yüzden Batı destekliyor!” diye sözde külyutmaz edalarla kenara çekilmek erdemli bir davranış değildir. Ulusal direnişi desteklemeseniz bile insan hakları ihlallerine itirazınız olmalıdır. Olmalıdır ki birbirimizi insan sayıp selamınızı alabilelim.
İlham Tohti, ekonomist, profesör. Ve komünist! Uygur olarak doğal biçimde kültürünün sahibi ve onu savunuyor! Yani teokratik de terörist de değil. 2014’ten beri hapiste. Çin, eğer ciddiyse ömür boyu hapiste yatıracakmış!
Sevgili kardeşim İlham Tohti. Ne işinize yarar bilmem, gönlüm sizinle. Siz, vahşi emperyalizme karşı insanlık nöbetindesiniz.
Prof. Dr. Yalkın Rozi
Bir de Yalkın Rozi var. Eğitim ve kültür araştırmacısı bir bilgin. Yıllarca özerk bölgenin kültür işlerinde bürokrat olarak çalışmış… Özerk bölgenin başına Çinli bir yönetici atandıktan sonra, 2018’de Yalkın Rozi (Yalqun Rozi) “Çin devletini yıkmaya teşvik” ile suçlanarak 15 yıl hapisle cezalandırılmış. Hazırladığı ders kitabında Atatürk’ten söz etmiş! Muhtemelen büyük suçu bu.
Türkiye’deki Kitay-sever çevreler Çin ders kitaplarında Atatürk’ten mutlaka ve hayranlıkla söz edildiği duyuntusunu ülkemizde yaymışlardı! Yüzlerinin rengini görmek gerek. Çin’de özerk bölgenin özerkliği!
_____
[1] Kuçkartay, İ. ve Öz, A. Özbek Edebiyatından Seçmeler-II. https://tdkturkdunyasi.gov.tr/tam-metin-pdf/142/tur
[2] Çok uzun bir tür zurna.

