Bizde “halk”, “kitle”, “toplum” gibi adlar yoktur; biz insanlara “şenlik” deriz. “Bizim şenlik” hane halkı demektir. “Köyün şenliği” de köy halkı anlamına gelir. İnsanlara, kalabalıklara “şenlik” diyen bir kültüre mensubum.

Ben çocukken köyde şenlikler çoktu. Şenlik, şenliklerde şenlenirdi.

Şenlik, koç katımında şenlik yapardı.

Yaylaya çıkmak bir şenlik, inmek başka, yayık zamanı seyranı başka şenlikti. Şenlik, şenliğe karışırdı. Hangisi şenlikti bilemezdik.

İmeceler, birlikte bostan çapalama, keçe tepme ya da kaz tüyü ayıklama işleri şenlikle şenlikte yapılırdı.

Cemreleri başka, Nevruz’u başka, Hıdırellez’i başka şenlikti.

Toy-düğünümüz gerçekten toy düğündü. Harman yerinde davul zurna eşliğindeki bar ve halaylarda şenlik sesleri göğe yükselirdi.

Ben çocukken elfene / arfana da yapardık. Yılbaşı geceleri damlarda arkadaşlarımla az bağırmadım:

“Bu gece yıl geceleri

Dövlet bacaları

Verene bir koç oğul

Vermeyene de topal bir kız

O da bacadan düşsün patlasın.”

Sıkı mı evlerden eğlencelik, yemelik toplayan çocukların torbalarına bir şeyler koymamak! Taze gelinler torbalarımızı doldururken doğuracakları koç oğulları büyüyüp de torbayla gelmiş gibi görürlerdi bizi. Ambarı torbaya koymak isterlerdi.

Ata-dede kuşağı da kendince eğlenirdi. Elini kulağına atıp türkü söyleyen, Köroğlu’ndan bir kol giden olur ve dinlenirdi. Kız ve gelinlerin mâni yarıştırmaları, hele üstüne bir uzun hava ile duygu demleyenler bizde eksik olmazdı.

***

Biliyor musunuz, benim memleketimde toylarda, yılbaşlarında deve oynatılır. Gelenektir. Deve olacak, oynayacak o deve ki, deve şenlensin, şenlik şenlensin.

Belki de kervanlarla nakliyat yapılan zamanından kalma adettir, kim bilebilir?

Ben çocukken de gençken de şimdi de yılbaşı kutlayan uygar bir toplumdan geliyorum.

Biz çalışkan insanlardık. Gücümüzün bir kısmını yaşam sevincimizden onu da şenliğin şenliğinden alırdık!

Ben çocukken anamız bacımız, gelinimiz kızımız allı morlu, güllü çiçekli, butalı elibelindeli rengarenk urbalar giyerdi.

Bu topraklarda en güzel festivalleri yapabilen, 19 Mayıs’taki resmî bayramı bile festivale dönüştüren bir medeniyetin temsilcisiyim.

Capcanlıydık biz!

Bir kısım geleneksel güzelliklerimiz bilimsiz plansız şehirlileşme yüzünden ortaya çıkan canavar gibi şehirlerde yapılamaz oldu. Vazgeçtik, davul zurnadan, apartman bodrumlarındaki düğün yerlerinde…

Köyden şehre gelince koç katımını ve seyranı da terk ettik.

Hıdırellez kutlayacak yer kalmadı, her yer rezil apartman dikintileriyle doldu.

***

Kültüre Yasak Koymak

Yıllardan beridir Türkiye’de kültürümüze ait ögeler, gelenekler, ritüeller, mitolojik kodlar yasaklanmaya, aşağılanmaya, ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Bir kısım mitoloji ve adetler “bilimdışı” diye, bir kısmı “dindışı” diye ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bir kısım adetler de, vaktiyle dizlerinin üstünde sürünerek Türkiye’ye sığınan, zamanla biti kanlanan diyaspora çocukları tuhaf buluyor diye aşağılanarak silinmek, unutturulmak isteniyor.

Siz hangi arkaik kabiledensiniz ve bu uygar ortama neden düşmansınız?

Yüzünüz gibi yaptınız her şeyi. Kararttınız. Kapkara yaptınız her şeyi. Yabanlığınız ehlileşmeyecek kadar ilkel.

Saygısızlığınız edepsizlik çizgisini çoktan geçti!

Dünyanın en güzel giyinen insanlarının zevklerini boğdunuz, yaşama sevincini öldürdünüz.

Misafir, evin kurallarına uyar. Sizinki dağdan gelip bağbanı dövmek!

***

Festivaller Toplumsal Bayramlardır

Mankurtlaştırıcılar elimizde iki bayram bıraktı. Dinî ve ulusal bayramlar. Ulusal bayramları da silikleştirmek için gayret edenler çok. Dinî ve millî bayramların yanında yer alan, yukarıda bir kısmını andığım, toplumsal bayramlarımız ise yok edildi. Şimdi bar şarkıcıları eşliğinde ekonomik amaçlı elma, armut pazarlama festivalleri yapılabiliyor ancak!

Nevruz ve Nartugan

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve oradaki Türk dünyasının ortaya çıkması birçok gelişmeye yol açtı. Gidiş gelişlerin artması ve öğrenci değiş-tokuşu bu gelişmeleri hızlandırdı. Böylece eski Türk kültürünün izlerini görmek ve adetlerin izini sürmek kolaylaştı. Bizdeki adetlerin orada sürme biçimi ya da orada olup da bizim mankurtlaşma yüzünden sürdüremediğimiz adet ve töreler merak edildi ve bazıları ortaya çıktı. Eski bayramlar bunlardandı.

Nevruz’u orada gördükten sonra buradaki yasak kalktı!.. Yeni yıl olarak kutluyorlardı. Ancak sonradan Ayaz Ata ve Nartugan bayramı çıktı. Noel Baba çağrışımlı, ağaç süslemeli böyle bir sosyal bayramın varlığı insanlara “Acaba?” dedirtmeye başladı. Nartugan şu anlamda: Nar-güneş, tugan-doğan yani Gündoğan, Gündoğdu ya da Doğan Güneş! Ayaz Ata ise Ayaz Baba, soğukların babası belki de. Murat Adji’nin Kıpçaklar adlı kitabında (s. 50) dediğine göre Rusçadaki Ded Moroz Ayaz Ata’dır.

Batı’daki birçok kültürel ögenin eski Türk folklor ve mitolojisi olduğunu söyleyenler giderek arttı. Başta haç ve gamalı haç ve Noel Baba olmak üzere bu ögeler, yüzlerce yıl önce Batı toplumlarınca taklit edilip kendilerine mal edilmiş ama Türk kültüründe de devam ettiğini söylüyorlar. Onlardan biri yakın bir zamana kadar Moskova Üniversitesi hocası olup rahmeti olan Profesör Murat Adji idi. Bir Kumuk olan Adji, kitaplarında önemli folklorik bilgiler veriyor.

Türkistan’da veya Türkiye’de eski adetlerin üzerinden çok şey geçti. Din adına “batıldır” fetvasıyla birçok folklor ürünü hatta mitolojik unsur ortadan kaldırıldı. Sovyet sistemi ve Rusçuluk da Türk’e ait olanı silmeye gayret etmiş. Yüzyılların tahribatı söz konusudur.

Bunları tekrar diriltmek gerekir mi? Bilmiyorum. Önce ortaya koymak gerekir. İşlevsel ise toplum canlandırır, değilse etnografyanın malzemesi olur. Şimdilik görev önyargısız araştırmaktır.

***

Öte yandan, toplumun sosyal bayram (festival) ihtiyacı var. Karartma nereye kadar sürecek? Sevdalılar veya yavuklular gününü siz üretmezseniz gençleriniz Sen Velintayn günü kutlar hale gelir. Karacaoğlan da mezarında kıvranır! Sevgililer gününü Karacaoğlan’la temellendirmek ile Sen Velintayn ilişkisi kurmak onu kutlamayı da kutlayanı da farklılaştırır.

Nartugan sözleri dolaşmaya başlayınca son günlerde bir kısım hanedan tarihçimiz sahne almaya başladı. Sosyal tarih, din tarihi ve mitoloji bilirmiş gibi, Ayaz Baba ve Nartugan bayramını duyunca cevap yapıştırmaya kalktılar: “Elcüvvab: Türk tarihinde öyle bir bayram yoktur.”

Bunlar önce de “Nevruz yoktur.” diye yeminli fetva vermişlerdi!

***

Ayaz Ata ya da Nartugan Bayramı… Var ya da yok.

Velev ki yok.

Artık var!

İnsanların yaşama sevincine gereksinimi var. Bunu karşılama yollarından biri ailece ya da toplumca sosyal bayram / festival yapmaktır. İnsanlar yıldönümü kutlar. Yılbaşı bir yıldönümüdür. Ayaz Ata’ya izin vermeyip Gündoğdu (Nartugan) kutlamak için kendi kültürünüzden ögeler üretmezseniz bilin ki, çocuklarınız Noel kutlayacak. “Ortadoğu geleneklerinde yeri yoktur.” diye yırtınsanız bile!

Benden söylemesi.

Demek ki görev bu bayramın özdeğerlere göre, kültür kodlarıyla uyumlu biçimde biçimlendirilmesidir. Belki köylerde bırakmak zorunda kaldığımız seyran, koç katımı, toy gelenekleri ve benzeri festivallerde kalan motifler yeniden güncellenir…

Haydi Anadolu, yeniden üret bu bayramı.

Şenlik bize yakışır.

Yılbaşında Deve Oynatmak!..

Posof’ta geleneksel yılbaşı kutlamalarının geçmişinin nereye kadar gittiğini bilmiyorum. Geleneksel olduğunu biliyorum. Nereye kadar gidebileceğine ilişkin bir ipucu olacaksa söyleyeyim. Posof 1268’de İlhanlılar döneminde Atabek Yurdu’nun başkenti oldu! 310 yıl başkent Posof’taki Cak Kalesiydi. Posof’un ilçe merkezi de orasıydı. 1578’de Safevilerden Osmanlılara geçişinden sonra 20 km ötedeki Ahıska’ya taşındı ama merkez olma durumu fazla değişmedi. Ahıska’nın Rusya’ya bırakılması ve sonrasında Gürcistan’ın eline düşmesi çok şeyi değiştirdi. Gürcistan, Ahıska’da soykırım uyguladı. Türkleri ve onlarla birlikte hareket eden Hemşin ve Kürtlere etnik temizlik yaparak bölgeden uzaklaştırdı ve yok etti. Berideki Posof, yeniden başkent oldu, gönüllerde!

1268’den beri… Öncesi ayrı bir alemdir. Dede Korkut Öyküleri bizim elde geçer, “Aksıka, Bayburt” deyip uzatmayayım.

Yılbaşı’nda deve oynatma geleneği kutlamaların bir kısmını oluşturuyor. Bu eğlence Posof’ta yılbaşı kutlamalarının akran boyutuyla ilgilidir. Ergenler elfene yaparken gençler de deve oynatarak yine bir çeşit elfene yaparlar. Gençler hem eğlenip eğlendirir, hem de bahşiş toplar ve onunla eğlenirler.

Deve Oynatma ve Bezirgân

Deve oynatanların kostüm ve davranışları ilginçtir. Anlaşıldığı kadarıyla eskiden şimdiki TIR taşımacılığı yerine deve kervanları vardı. Bezirgân (tüccar) ve elemanları deve kervanlarıyla nakliyat yapar, bazı pazarlarda alver ederlerdi. Bu oyunda yüzlerine kurum sürerek korkunçlaşan kişiler deveye ve bezirgâna saldırır. Bezirgân ise deveyi korumaya çalışır. Saldırı olmayan zamanlarda deve ve bezirgân davul zurna eşliğinde oynarlar. Bu arada elfene için bahşiş toplanır. Evlerden bahşiş hemen verilmez. Kapı önünde devenin biraz daha oynaması ve hüner sergileyerek eğlendirmesi beklenir.

Orta çağ gelenekleri

Yönü Batı’ya dönük medyamız İtalya’dan, İspanya’dan domates savaşlarını, boğa kovalamaca ya da vahşi boğa öldürme geleneklerini festival olarak gösterir, oradan biliyoruz. Başkaları geleneklerini festivalleştirmiş ve turistlere satıyor. Türkiye’den İtalya’ya domates atmak için gidenleri gördük. Orta çağdan kalma gelenekler…

Posofluların deve oynatmaları domates savaşlarından daha kalitelidir çünkü hayli tiyatral bir gösteridir. Pekâlâ geliştirilebilir.

Bu tür oyun ve eğlencelerin günümüzde üst düzeyde bilim, sanat ve felsefe eğitimi almış kişileri eğlendirmesi elbette beklenemez. Bizim kuşağımız için bile sadece nostaljik ya da etnografik bir unsurdur. Görebildiğimiz kadarıyla Türkiye’de folklorik unsurlar kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Yine de tarihte unutulmaya bırakmak yerine geliştirilmesi yoluna gidilmelidir. Öyleyse toplumun bunu geliştirmesi gerekir ama o da sıkıntılı bir durum. Gelenekseli sanatsal, estetik dokunuşlarla güncellemek gerek… Başkası olsa operasını bile yazardı! O noktaya henüz gelemediğimizi gözlüyoruz. Gelenekleri geliştirerek sürdürmek isteyenlerdense karartmayı ve mankurtlaştırmayı tercih edenler daha etkili. Bu koşullarda gelenekleri sürdürmemiz bile büyük bir başarıdır. Uzatmayacağım.

Bildiğim kadarıyla Posof ve civarındaki Atabek Yurdu bölgesinde deve oynatmayla ilgili ne bir belgesel çekimi yapıldı ne de folklorik bir araştırma! Bu gelenek, düğünlerde bile sürdürülüyor. Araştırmacılara ihbar ediyorum.

Yılbaşında deve oynatma geleneği Posof dışında Atabek Yurdunun Şavşat, Oltu, Narman, Tortum, Aziziye gibi yörelerinde de olduğunu biliyorum. Başka nerelerde sürdürülüyor?

Kaynaklar

Adji, Murat. (2002). Kıpçaklar: Türklerin ve Büyük Bozkırın Kadim Tarihi. (Çev. Z. B. Özer) Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayını.

Çınar, İkram. (2019). Etnopedagoji: Atabek Yurdu. Ankara: Pegem.

Capcanlı Bir Şenliktik!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir