Khadizha Sarvarova [1]
Giriş
İnsanoğlu var olduğu günden bu yana yaşadığı olaylardan dersler çıkarmış ve bu tecrübelerini kendinden sonra gelenlere aktarmak istemiştir. Bu aktarımın en kısa, en etkili ve en kalıcı yolu ise kuşkusuz atasözleridir. En genel tanımıyla atasözleri; söyleyeni belli olmayan, uzun gözlemlere ve yaşanmışlıklara dayanan, öğüt verici nitelikteki kalıplaşmış özlü sözlerdir. Bu sözler, sadece birer cümle değil, bir toplumun yüzyıllar boyunca süzgeçten geçirdiği ortak aklın bir yansımasıdır.
Atasözlerinin bir toplum için neden gerekli olduğu sorusu, bizi dilin ve kültürün derinliklerine götürür. İlk olarak atasözleri, “tecrübe aktarıcı” bir role sahiptir. Hayatın karmaşık sorunlarına karşı geçmiş kuşakların bulduğu çözümleri bize hazır formüller olarak sunarlar. Örneğin; bir işe başlarken ya da bir zorlukla karşılaştığımızda başvuracağımız bir atasözü, bize izlememiz gereken yol hakkında rehberlik eder. Bu durum, bireyin aynı hataları tekrar etmesini engelleyerek toplumsal bir öğrenme süreci sağlar.
İkinci olarak atasözleri, toplumsal değerlerin ve ahlak kurallarının koruyucusudur. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretirken sert bir kural koymak yerine, herkesçe kabul görmüş bilgece bir üslup kullanırlar. Bu sayede toplum içindeki düzenin ve yardımlaşma duygusunun gelişmesine katkı sağlarlar. Az sözle çok şey anlatma sanatının en güzel örnekleri olan bu yapılar, dilin anlatım gücünü zenginleştirirken düşüncelerimizi de daha etkili ifade etmemize olanak tanır.
Bu yazıda, geçmişin derinliklerinden süzülüp gelen bu değerli atasözlerinin günlük hayatımızdaki yerleri örneklerle incelenecektir. İncelenen atasözleri Posof’tan derlenmiş olanlardır. Atasözleri yerel dilde söylendiği şekliyle ve ortak Türkçe alfabe ile yazılmıştır.
Atasözleri
“Yetim ki xırsızluğa çıxar, ay ilk axşamdan doğar.”
Anlamı: Şanssız bir kişi yanlış bir işe kalkıştığında, gizli kalması gereken her şey anında ortaya çıkar ve şansı hiç yaver gitmez. Kısaca; bahtsız kişinin hatası, en beklenmedik engel sebebiyle bile olsa hemen belli olur.
“Suyun durğun axanından, insanın yere baxanından qorx.”
Anlamı: Sessiz ve sakin görünen şeylerin ya da insanların, aslında göründüklerinden çok daha derin ve tehlikeli olabileceğini anlatır. Kısaca; sessiz akan suyun derinliği, yere bakarak sessiz duran insanın ise içindeki niyetleri kestirilemeyeceği için her zaman tedbirli olunması gerektiğini vurgular.
“Elin tavuği ele qaz görünür, gelini de qız görünür.”
Anlamı: Bazı insanların, başkalarına ait olan şeyleri her zaman kendi ellerindekinden daha değerli, daha güzel veya daha üstün görme eğiliminde olduğunu anlatır. Kıskançlık duygusunun zarar verici bir dürtüye dönüşebileceği konusunda insanları uyaran bir atasözüdür. Elindekinin kıymetini bilmek yerine başkasının imkânlarına özenmenin ve onları gözünde büyütmenin anlamsızlığını vurgulayan bir “kanaatkârlık” dersi olarak da düşünülebilir.
“Bulduği gün bayram, bulmadıği gün ramazan.”
Anlamı: Yarınını düşünmeden yaşayan, eline geçeni o an tüketen ve hazırlıksız olan insanların durumunu anlatır. Kısaca; imkânı olduğunda aşırı harcayan, imkânı olmadığında ise büyük bir darlık ve yokluk (oruç tutulan Ramazan ayı benzetmesiyle) çeken kişiler için kullanılan bir “tedbirsizlik” vurgusudur.
“Bir qarıx yerim olsun, qurax olsun, benim olsun.”
Anlamı: Az da olsa, verimsiz de olsa insanın kendi emeğiyle sahip olduğu şeyin, başkasının sunduğu büyük imkânlardan çok daha kıymetli olduğunu anlatır. Kısaca; bağımsızlığın ve mülkiyetin önemini vurgulayan, başkasına muhtaç olmamayı her şeyin üstünde tutan bir özgürlük ifadesidir.
“Allah cığıza mal vermez”
Anlamı: Cığız, “haksız” demektir. Oyun oynarken ya da herhangi bir işte kurallara / hukuka uymayan kişilerin önünde sonunda kaybedeceğini anlatıyor. Haksızlık kazanmaz.
“Çuvaldıza yumrux vurulmaz.”
Anlamı: Kişinin kendisinden çok daha güçlü olanlara veya keskin, tehlikeli durumlara karşı körü körüne direnmemesi gerektiğini anlatır. Kısaca; sonuç vermeyeceği belli olan ve sadece insanın kendisine zarar vereceği aşikâr olan kavgalardan veya inatlaşmalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bir “akılcı önlem” uyarısıdır.
“Sersem qafadan sefil ayaxların çektuği.”
Anlamı: Düşüncesizce, plansız veya akılsızca verilen kararların ceremesini bedenin ya da alt kademedekilerin çektiğini anlatır. Kısaca; doğru dürüst düşünmeden hareket eden birinin yaptığı hataların yorgunluğunu ve sıkıntısını fiziksel olarak çekmek zorunda kalmasını ifade eden bir “akılsızlık” eleştirisidir.
“Sana taş atana, sen ekmek at.”
Anlamı: Kötülüğe karşı iyilikle karşılık vermenin erdemini anlatır. Kısaca; size zarar veren veya düşmanlık besleyen kişilere karşı intikam duygusuyla değil, hoşgörü ve asaletle yaklaşarak onları utandırmayı ve insanlık dersi vermeyi öğütleyen bir “olgunluk” ifadesidir.
“Sen ağa ben ağa, inekleri kim sağa.”
Anlamı: Herkesin emir vermeye çalıştığı, sorumluluk almaktan kaçtığı ve kendini üstün gördüğü bir yerde işlerin yürümeyeceğini anlatır. Kısaca; hiyerarşinin ve iş bölümünün olmadığı, kimsenin asıl yapılması gereken işe elini sürmediği durumlarda sonucun başarısızlık olacağını vurgulayan bir “iş disiplini” uyarısıdır.
“Dostluxda pazar, dostluği bozar.”
Anlamı: Samimi dostluk ilişkilerine maddi çıkarların, ticaretin veya hesapçılığın girmemesi gerektiğini anlatır. Kısaca; arkadaşlar arasındaki alışverişte aşırı kazanç amacı gütmek veya sürekli çıkar hesabı yapmak, aradaki güven bağını zayıflatır ve en sağlam dostlukların bile sonlanmasına neden olur.
“Axşamın xeyrinden sabaxın şerri eydür.”
Anlamı: Önemli işlerin ve kararların gece karanlığında, yorgun bir zihinle yapılmaması gerektiğini; sabahın aydınlığının her zaman daha hayırlı olduğunu anlatır. Kısaca; günün sonunda ne kadar cazip görünürse görünsün, karanlıkta işe başlamaktansa, sabahın taze enerjisi ve açık bilinciyle hareket etmenin daha güvenli olduğunu vurgular.
“Buğda etmegin yoxsa, buğda dilin olsun.”
Anlamı: Bir insana maddi bir yardımda bulunacak veya bir ikramda bulunacak imkânın olmasa bile, en azından tatlı dilli ve güler yüzlü davranman gerektiğini anlatır. Kısaca; maddi yoksulluğun bir kusur olmadığını ancak kırıcı ve sert bir üslubun büyük bir eksiklik olduğunu, güzel sözün (buğday dili) her kapıyı açan bir zenginlik olduğunu vurgular.
“Fukara çıxışıni bilse, fukara olmaz.”
Anlamı: İnsanların içinde bulundukları zor durumlardan veya yoksulluktan kurtulamamalarının temel sebebinin, bir çıkış yolu bulamamaları veya fırsatları fark edememeleri olduğunu anlatır. Kısaca; yoksunluklarla boğuşan birinin elinde bir çözüm anahtarı olsa zaten o durumda kalmayacağını ifade eden, durumun zorluğunu ve çaresizliği vurgulayan bir sözdür.
“Eski dost düşman olmaz, eski düşman da dost olmaz.”
Anlamı: İnsan ilişkilerindeki köklü geçmişin ve yaşanmışlıkların kolay kolay değişmeyeceğini anlatır. Kısaca; aralarında derin bir sevgi bağı olan eski dostların kırgınlık olsa bile birbirlerine tamamen sırt dönemeyeceğini, buna karşın geçmişte büyük bir husumet yaşanan eski düşmanlara da hiçbir zaman tam olarak güvenilemeyeceğini vurgulayan bir “insan ilişkileri” tecrübesidir.
“Çig yemedim ki qarnım ağırsın.”
Anlamı: Yanlış, kanunsuz veya etik dışı bir iş yapmayan kişinin korkacak bir şeyi olmadığını anlatır. Alnı açık, dürüst yaşayan insanların herhangi bir suçlamadan veya soruşturulmaktan çekinmeyeceğini ifade eden bir özgüven ve dürüstlük vurgusudur.
“Cimri insanın etmegi yeyilmez; elinen verür, gözinen alur.”
Anlamı: Cömert olmayan, malına aşırı düşkün kişilerin yaptığı iyilikten veya verdiği ikramdan hayır gelmeyeceğini anlatır. Kısaca; cimri birinin bir ekmeği bile verirken aslında istemeyerek verdiğini, o ikramı yaparken bile pişmanlık duyup gözüyle takip ederek karşısındakini huzursuz ettiğini vurgulayan bir “gönül zenginliği” dersidir.
“Yoxuşta arpa ata kâr etmez.”
Anlamı: Bir işin en zor ve kritik anında yapılan yardımın veya sağlanan imkânın, önceden alınmayan tedbirlerin yerini tutmayacağını anlatır. Hazırlığın ve desteğin zamanında yapılması gerektiğini, iş işten geçtikten sonra sunulan imkânın bir fayda sağlamayacağını ifade eder.
“Ambarda etmek bitti, vay qaranın haline; havada bulut oynadi, vay sarının haline.”
Anlamı: Sabırlı ve dayanıklı insanların ancak gerçek bir çaresizlik durumunda sarsılacağını, evhamlı ve duyarlı insanların ise henüz ortada bir sorun yokken sadece kötü bir ihtimal belirdiğinde bile telaşa kapılacağını ifade eder.
“Benim bahtım, talehim bendeyken; yaz güni hamama girsem balta kesmez buz olur.”
Anlamı: Kişinin şanssızlığı ve bahtsızlığı üzerinde olduğunda, en imkânsız ve olmayacak aksiliklerin bile gelip onu bulacağını, en sıcak yerde bile beklenmedik engellerle karşılaşacağını ifade eder.
“Qardaş qardaşın ne onmasıni işter, ne de ölmesini.”
Anlamı: Kardeşler veya çok yakın kişiler arasındaki karmaşık ilişkiyi anlatır; bir kişinin yakınının kendisinden çok daha üstün bir duruma gelmesini (onun eline bakmayı) tam olarak istemediği gibi, onun yok olmasını veya büyük bir felaket yaşamasını da asla istemeyeceğini ifade eder.
“Senin bilmişluğun qader, benim unutmişluğum var.”
Anlamı: Karşısındaki kişinin çok bildiğini iddia ettiği veya kibirlendiği konularda, kendisinin o bilgileri çoktan tecrübe edip geride bıraktığını, hatta unuttuğunu ifade eder; bilgeliğin ve yaşanmışlığın boş laftan üstün olduğunu vurgular.
“Zenginin dosti çox olur, fakirin dosti heç olmaz.”
Anlamı: İnsanların çoğunun çıkarlarına göre hareket ettiğini, varlıklı kimselerin etrafının menfaat bekleyenlerle dolup taşacağını, yoksul ve darda olan kimselerin ise yanında pek kimsenin kalmayacağını ifade eder.
Sonuç ve Değerlendirme
Atabek Yurdu’nun bağrından kopup gelen bu atasözleri, yalnızca geçmişin birer yankısı değil; Posof insanının zorlu doğa koşullarıyla, toplumsal ilişkilerle ve kendi iç dünyasıyla verdiği mücadelenin süzülmüş birer özetidir. Sergilediğimiz bu örneklerde görüldüğü üzere; metanetten vefaya, sabırdan dürüstlüğe kadar pek çok erdem, bölge insanının karakteristik yapısıyla harmanlanarak dilde hayat bulmuştur.
Sonuç olarak, Posof’un bu sözlü mirası, kültürel kimliğimizin en canlı damarlarından birini oluşturmaktadır. Teknolojinin ve küreselleşmenin dildeki yerel renkleri soldurduğu günümüzde, bu kadim hikmetleri kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara aktarmak, sadece bir dil görevi değil, aynı zamanda Atabek Yurdu’nun soylu ruhuna karşı bir vefa borcumuzdur. Zira bu sözler yaşadıkça, toprağın sesi gür çıkmaya ve bizlere rehberlik etmeye devam edecektir.
Kaynakça
Gündoğdu, Şevket Kaan. Posof Folklor ve Etnografyası. Yüksek Lisans Tezi, Ardahan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ardahan, 2017.
Posofatasozleri (Instagram Sayfası). https://www.instagram.com/posofatasozleri/
[1] Bursa Uludağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Lisans Öğrencisi.

