Nerviye Ahıskalı, genç Ahıskalı yazarlardan biridir. Bir hikâye ve roman kitabı yayımlanmıştır. Yazmaya niyetlendiği kitapları var. Onunla edebi çalışmaları üzerine konuştuk.
- Yazmaya başlama hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?
-Bu sorunuz beni üniversite yıllarıma götürdü. Üniversitede çok kitap okurdum, sebebi ise ilk yıllarda Türkçe’mi geliştirmek içindi, sonrasında kitap okumak bende bağımlılık haline geldi. Sınavım olmadığı her gün en azından bir kitap okurdum. Neden bir kitap diyorum çünkü bir gecede yüz, yüz yirmi sayfalık kitabı okuyup bitirebiliyordum. Tabi o zaman öğrenci bütçesi ile kitap almaya paramız olmazdı, o yüzden kitapların bir kısmını yurt arkadaşlarımdan alıyordum. Bir zaman sonra onların elinde olan kitapları da bitirince yurtta çalışan personellerden kitap istemeye başladım. Bunu fark eden yurt müdürü ve diğer çalışan personeller, ellerinde olan kitapları sırayla okumam için bana ödünç veriyorlardı. O dönem okuma hastalığım gün geçtikçe arttı. Hastalık diyorum çünkü insan okudukça hikâyeler arasında kendinden bir şeyler buluyor veya yazılan satırları bire bir yaşıyormuş gibi hissediyor. Bu hastalığım beni Mircevat Mektebi’ne kadar götürdü. Hâlbuki ben hocamızı tanımıyordum ve onu tanıyan bir arkadaşımın ricası üzerine, kitaplarını almak için hocamızın kapısını çalmıştım. Fakat ben o kapıdan çıkarken hocam benim kalbime kitap yazma tohumlarını serpmiş, filizlenmesi için cesaretlendirmeye başlamıştı. Sağlıkçı olduğum için nöbet usulü çalışıyordum ve özel sektörde çalışma şartları daha zordu. Neredeyse her gün hocamız beni arıyor “Yavrum, bir şeyler yazdın mı?” diye soruyordu. Utanarak, yazmadım hocam, size söylemiştim, ben yazmasını bilmem ama okumasını çok severim diye. Hocamız da okumasını seven, yazmasını da öğrenir, diyordu. Her konuşmamızda beni daha fazla cesaretlendiriyordu. Zamanla da bu cesaretle yazmaya başladım. Yine nöbete gittiğim gecenin sabahıydı. Servisteki işlerimi bitirmiş, son kontrollerimi yapıyordum ve aniden yarın Mircevat Hocam yine arayacak ve bir şeyler yazıp yazmadığımı soracak. Bu sefer de yazmadım dersem hem çok ayıp etmiş olacaktım hem de üzeceğimin verdiği endişeyle elime kâğıt kalem aldım ve bir şeyler karalamaya başladım. Nöbet arkadaşım seslenene kadar zamanın farkında dahi değildim. Yarım saattir ne yazıyorsun öyle, deyince kafamı kaldırıp yazdığım sayfalara baktım ve farkında olmadan dört sayfa yazı yazdığımı gördüm. O an çok mutlu hissediyordum. Sebebi ise hocam; yazdın mı, diye sorduğunda verebileceğim bir cevabın oluşuydu. Kâğıtlarımı hızlıca çantama koyup nöbet çıkışı birkaç saat dinlendikten sonra hocamızı aradım. Müsait olduğunu öğrenince yola koyuldum. Hocam da beni bekliyormuş, heyecanla çantamdan çıkardığım kâğıtları hocamıza uzattım. Bir süre inceledikten sonra; bak ben sana söylemiştim çok güzel bir yazar olacaksın diye şimdiden bunu ispatladın, dedi. Aslında ikimiz de yazının iyi olmadığını çok iyi biliyorduk fakat o gün hocamızın benim kalbime serpiştirdiği tohumlar toprağına alışmış ve yeşermek için filizlenmeye başlamıştı. Aslında o günden beri yazmamı kuvvetlendiren iki şey vardı. Birincisi her daim yanımda olduğunu hissettiğim, arkam da dağ gibi duran kıymetli Mircevat Hocamın verdiği güven, ikincisi ise Ahıska edebiyatında ilk kadın roman yazarı olmanın verdiği heyecan ve mutluluktu.
- Nedamet kitabını yazmaya sizi ne yönlendirdi?
-Mirvecat hocamızın bana her seferinde söylediği bir kelime var; çok isyankârsın, asisin asi. Evet, karakter olarak gerçekten öyleyimdir. Adaletsizliğe ve ayrımcılığa tahammülüm yoktur. Bunun sebebi ise ataerkil bir toplumda büyüdüğümüzden kaynaklı olsa gerek. Kadınların söz hakkının olmadığı veya çok az olduğu, erkek çocukları soyunun devamı olarak görüp ve kız çocuklarını el lokması olarak görülmesi beni her zaman düşündürmüş ve neden bu ayrımcılık diye isyan ettirmiştir. Nedamet kitabını okuyan her kes, ismiyle içeriğinin ne kadar uyumlu olduğunu mutlaka hissetmiştir diye düşünüyorum.
- Çileli Hayat Yolları’ndaki hikâyeler gerçek hayattan mı izler taşıyor?
-Sadece Çileli Hayat Yolları kitabı değil yazılan her kitapta gerçek hayattan izler vardır. Dünyaya gelen herkesin bir hikâyesi olduğu gibi yazılan her hikâyede yaşanmışlıklarla yazılır.
- Yazarken sizi en çok etkileyen konular nelerdir?
-Yazar, eserini hissederek yazmalı ki okurları da okuduklarını hissedebilsinler. Okurken ağlardım ama artık yazarken de ağlıyorum yani kitapla bütünleşiyorum bu da beni fazlasıyla etkiliyor.
- Ahıskalı olmanın yazdıklarınıza etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
-Ahıskalı olduğum için bu kadar etkileyici ve güzel yazıyorum. Çünkü hayatını Ahıska Edebiyatına adamış hocanın öğrencisiyim işi erbabından ustasından öğreniyorum.
- Yazmak sizin için bir ihtiyaç mı yoksa keyif aldığınız bir uğraş mı?
-Yazmak benim için bir hastalıktır, yani okuma hastalığından kitap yazma hastalığına geçtim.
- Okurlarınızın kitaplarınızı okuduktan sonra ne hissetmesini istersiniz?
– Kitapları okurken satırlar arasında kendisinden bir şeyler buluyorsa zaten benim mesajlarımı hissetmişlerdir.
- Yazma sürecinde sizi motive eden bir söz, bir insan ya da bir an var mı?
-Bunu ilk sorunuzda cevapladım aslında ama yine belirtmek isterim bu yolda tek desteğim ve cesaretimin mimarı Mircevat Ahıskalı Hocamızdır.
- Kitap yayımlamak sizin için nasıl bir duyguydu?
-Ben ilk kitabımı yayınladığımda çok zor bir süreçteydim o zaman ne hissettiğimi tam olarak bilmiyordum fakat şimdi bunu şu şekilde ifade edebilirim. Bir kadın anne olmak için bebeğini dokuz ay karnında taşır ve dokuz ayda çektiği tüm çile, ağrı bebeğini kucağına aldığı anda unutulup gider. Yazar da eserini yazarken çok çile çeker, göründüğü kadar kolay değildir kitap yazmak. Eserin sonunda baskıya giden kitabın örneğini eline aldığında çektiğin çileler unutulup sadece verdiği mutluluğu hisseder.
- Yazmak isteyen ama cesaret edemeyen insanlara ne söylemek istersiniz?
– Hepimiz hayata bir kere geliyoruz, o yüzden bir gün hayallerinden vazgeçecek olurlarsa ‘’Nedamet’’ kitabındaki Zeynep’i hatırlasınlar, o zaman hedefe ulaşma yolunda cesaretin anlamını tam manasıyla fark ederler.

