Doğu Türkistan ve Çin Yayılmacılığı

Sayı 88- Uygurlar ve Doğu Türkistan Özel Sayısı

Avrasya Coğrafyasının Kilit Ülkesi Doğu Türkistan ve Çin’in Yayılmacılığı 

Prof. Dr. Vâris ÇAKAN*

Giriş
Doğu Türkistan meselesi tarihi ve sosyolojik boyutlara sahip jeopolitik bir meseledir. Sorunun tarihi ve sosyolojik boyuttaki iki tarafı Türkler ve Çinlilerdir. Türkler, bu coğrafyada günümüzde resmi olarak görünürde özerk bir statüye sahiptir. Özerk bölge statüsü verilmeden önce bölgede çetin bir milli mücadele sonucunda 1944 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti adında bağımsız bir devlet kurulmuştu. Mevcut sosyolojik yapı ve nüfuz nispetinde, günümüzde Doğu Türkistan Türklerinin, temel hak ve özgürlüklerine, dini ve kültürel değerlerine yönelik bir baskı ve şiddetli bir asimilasyon politikası Doğu Türkistan’ı dünya gündeminde tutmaya devam etmektedir. Asya’nın kalbinde yer alan Doğu Türkistan tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan stratejik öneme sahip olan bölge olup 2000 yıldan fazla bir süre boyunca dünya ticaretinin önemli bir merkezi olmuştur.

Zengin bir tarihe ve kendine özgü bir coğrafyaya sahip olan Doğu Türkistan’da büyük Taklamakan Çölü, Tarım, Cungar ve Turfan havzaları, görkemli Tanrı Dağları ve coşkun nehirler, çayırlar, ormanlar bulunmakla beraber zengin madenlere de sahiptir. Doğu Türkistan Kuzeyde Rusya, kuzeybatıda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, batıda Afganistan ve Pakistan, güneyde Hindistan ve Tibet, doğuda Çin ve kuzeydoğuda Moğolistan ile komşudur. Günümüzde özerk bir statü taşıyan Doğu Türkistan, 1.828.418 km² (Çin’e göre 1.664.897,17 km²) Çin’in mevcut topraklarının altıda birini ve sınır uzunluğunun dörtte birini oluşturmaktadır.

Çin rejimi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Doğu Türkistan üzerinde siyasi ve sosyal baskılarını arttırmaya devam etmektedir. Değişen dünya jeopolitiği perspektifinde meseleye bakıldığında bu baskıların, sözde “terör eylemlerine bir karşılık vermek”ten ziyade, Çin’in Türkistan’a (Orta Asya’ya) yönelik jeopolitik ve jeoekonomik ağırlıklı hedeflerinin bir parçası olarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Baskıların bir karşılığı olarak Doğu Türkistan Türkleri, seslerini duyurmak adına çeşitli uluslararası platformların iletişim taleplerine cevap vermektedir. Bu durum da, Çin rejimi tarafından uluslararası kuruluşların örgütlediği bir hareket olması yönünde karşı propaganda aracı olarak kullanılmaktadır.

Bu durumda Doğu Türkistan’ın kısa tarihçesi, jeopolitik konumu ve Çin’in Doğu ve Batı Türkistan’a yönelik politikaları, Yükselen Çin’in Batı’ya doğru genişlemesi bağlamında siyasi ve ekonomik hedeflerinin analizini yapmak önem arz etmektedir.

Tarihçesi
Çin Halk Cumhuriyeti’nin işgali altındaki sözde Sincan Uygur Özerk Bölgesi Uygurların ve Uygurlarla soy bağı olan diğer akraba Türk topluluklarının ana yurdudur. Bu nedenle bölgeye “Doğu Türkistan” denmiştir.

İlk önce Saka İmparatorluğunun daha sonra Hun İmparatorluğunun hakimiyeti altında olan bu kadim Türk yurdu Asya Hun İmparatorluğu’nun M.S. 216’daki çöküşünden sonra, Türkistan bostanlıklarında kurulan yerel küçük hanlıklar (Şehir devletçikleri) tarafından yönetildi. M. S. 4. yüzyıldan sonra Doğu Türkistan sırasıyla Akhun (Güney ve Güneydoğu kısmı), Töles (Kao-ch’e-guo 487-552), Göktürk (552-744) ve Uygur (745-780) Devletleri tarafından yönetildi.

Karahanlı devletinin kurulmasından sonra (840-1212), özellikle Karahanlı hükümdarı Sultan Satuk Buğra Han’ın İslam’ı kabul etmesinden sonra, Doğu Türkistan İslam Dünyasının bir parçası oldu. İslamiyet’i kabul ettikten sonra Saçiye Medresesi, Hanlık Medrese ve Buğra Medresesi gibi yüksek seviye ve derecede eğitim veren medreseleri ile de meşhur olan Doğu Türkistan, dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri kabul etmiş ve tarihe yön veren Yusuf Has Hacip gibi devlet adamları ve Kaşgarlı Mahmud gibi cihanşümul bilim adamlarını yetiştirmiştir. Türk Dilinin bir dünya dili olduğunu, Türk dili ve kültürünün eşi benzeri olmayan yüksek bir medeniyetin temellerini oluşturduğunu ispat etmek için yazılan Divan’u Lugât’it Türk’ün müellifi Doğu Türkistan’ın tarihi başkentlerinden biri olan Kaşgar’da yetişmiştir. Türk Siyasetnamesi dahi dediğimiz  Türk tarihi ve kültürünün temel taşlarından olan Kutadgu Bilig de Kaşgar’da yazılarak dünyaya ün salmıştır.  

13.yüzyılın başlarında Türk-İslam dünyasını kasıp kavrayan Moğol istilasından Doğu Türkistan da nasibini almış ve Karahanlılar döneminde gelişen Türk-İslam kültürü tahribata uğramıştı. Çağatay ulusunun Türkleşerek İslamiyet’i kabul etmesiyle Doğu Türkistan tekrar yükselişe geçerek 15. yüzyılda Türkistan’ın kültür sanat ve bilim merkezi olmuştu. Doğu Türkistan’daki ilim yuvalarında yetişen alimler Türkistan’ın diğer bölgelerini de aydınlatmıştır. 1514 yılında Doğu Türkistan’ın Yerkent şehrinde kurulan Seidiye Hanlığı döneminde Doğu Türkistan’ın Yarkent, Kaşgar, Hotan ve Turfan şehirleri birer ilim irfan yuvasını dönüşmüştür.

17.yüzyılın son çeyreğinde kendinin peygamber soyundan geldiğini iddia eden halk arasında “Akdağlılar” olarak bilinen İşkiye sülüğünün lideri Hidayetullah İşan (Doğu Türkistan’da Apak Hoca olarak bilinir) Moğolların Cungar kabilesinin reisi Galdan ile işbirliği yaparak Yarkent Seidiye Hanlığını yıktıktan sonra Hidayetullah İşan Cungarların hegemonyası altında kukla bir hakimiyet kurar. Fakat Dalay Lama’nın yardımı karşılığında Doğu Türkistan’ın Cungar istilasına maruz kalmasına sebep olan Apak Hoca’ya karşı halkın tepkileri de gün geçtikçe artmaya başlar. Cungarlara dayanarak saltanat sürdüğü 15 yılda Yarkent Seidiye Hanlığı döneminde Doğu Türkistan’da yükselen ilim irfan ve kültür sanat merkezlerini ortadan kaldırarak memleketi adeta karanlığa mahkum eden Apak Hoca 1693’te halk arasında Karadağlılar olarak bilinen İshakiye sülüğünün müritleri tarafından öldürülür. Apak Hoca’nın ölümü hocalar arasında iç çekişmelerin fitilini ateşler.

Karadağlılar Daniyal Hoca’yı Hocent’ten Yarkent’e geri çağırarak Yarkent’te tahta oturtur. Buna karşın  Akdağlılar da Kaşgar’da Ahmed Hoca’yı tahta geçirir. İki grup arasında yaşanan iç savaş Doğu Türkistan’ın her bakımdan gerilemesine sebep olmuş ve Cungarlardan sonra Çin Manzhou (Mançu) İmparatorluğunun kolayca  istila etmesine zemin hazırlamıştır. 

Cungar prenslerinden Davaatsi ile Amursina arasında çıkan taht savaşında tahtı kaybeden Amursina’nın Çin Man-zhou imparatoru Qian-long’dan (1735-1795) yardım istemesi sonucunda 1755’te Doğu Türkistan’a giren Çin Man-zhou İmparatorluğu ordusu fırsattan yararlanarak Doğu Türkistan’ı işgal etmek için harekete geçer ve 1757’de Doğu Türkistan’ın kuzeyini 1762’de de güneyini tamamen işgal ederek bugünkü Gulca’da İli Askeri Valiliğini kurar. Doğu Türkistan halkı, yaklaşık yüz yıllık bir süre boyunca bu işgale karşı mücadele eder ve sonunda 1865 yılında Çin Man-chou işgal ordusunu yenerek Doğu Türkistan’da bağımsız beş yerel hükümeti kurar.Daha sonra Hokandlı Mehmet Yakup Beg bu beş yerel hükümeti birleştirerek Kaşgariye Devleti’ni kurar.

Kaşgariye Devleti, Osmanlı Devleti, Rus Çarlık İmparatorluğu ve İngiliz devleti ile diplomatik ilişkiler kurmuştur. Kaşgariye Devleti’nin Osmanlı sultanı Abdulaziz Han ile yakın ilişki kurması ve Osmanlı Padişahı adına para bastırması bölgedeki Rus ve İngiliz temsilcilerinin Kaşgariye Devleti ile olan diplomatik ilişkilerini askıya almasına neden olur. Böylece Doğu Türkistan ikinci kez Çin Man-zhou İmparatorluğu tarafından işgal edilir.

Rus Çarlık İmparatorluğu, 1877-78 yılları arasında “93 Savaşı” olarak adlandırılan Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı Devletini yenilgiye uğrattığı için Osmanlı Devleti Doğu Türkistan’daki nüfuzunu kaybeder. Türkistan, 1881 yılında Moskova’da yapılan İli Anlaşması ile Çin Man-zhou İmparatorluğu ile Rus Çarlık İmparatorluğu arasında paylaşılır. Bu paylaşımdan sonra, Doğu Türkistan, 18 Kasım 1884’te Mançu-Qing imparatorunun emriyle “Yeni zemin” veya “Yeni toprak” anlamına gelen “Xinjiang” (Türk basınında Sincan olarak da geçer) adıyla Çin Man-zhou İmparatorluğunun hudutları içinde gösterilmeye başlar ve yönetim merkezi İli bölgesinden Urumçi’ye taşınır.

Doğu Türkistan’ın “Xinjiang” adıyla Çin Man-zhou (Qing İmparatorluğu’nun) bir eyaleti olarak ilan edildiği gün Han Çinliler ile Uygurlar arasındaki sorunun başladığı gün olmuştur. 1911’de Çin Man-zhou İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Doğu Türkistan, aslen Man-zhou harp beylerinden olan Yang Zeng-xin (1912-1928) ve Jin Shu-ren (1928-1933) tarafından Çin Cumhuriyeti’nden bağımsız olarak yönetilir. Bu iki müstebit yönetici döneminde Doğu Türkistan özgür dünyadan tecrit edilir halkı eğitimsiz ve fakir bırakılır.

1930’ların başlarında Kumul, Turfan, Karaşehir, Kuça, Aksu Kaşgar ve Hotan illerinde Çin’e karşı meydana gelen milli ayaklanma sonucunda, 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulur. Fakat söz konusu cumhuriyet Urumçi’deki Çinli askeri Vali Sheng Shi-cai hükümetine askeri yardım sağlayan Sovyetler Birliği tarafından ortadan kaldırılır. Binlerce Doğu Türkistanlı vatanperver aydınlar ve devlet adamları Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliğinin Çinli derebeyi Seng Shi-cai’ye verdiği askeri ve istihbarı destekle katledilir ve tutuklanarak hapse atılır. Bunun karşılığında Sheng Shi-cai Sovyet askerlerinin Doğu Türkistan’ı yağmalamasına ve Sovyetler Birliği’nin Doğu Türkistan’da imtiyaz sahibi olmasına göz yumar.

1934’te Stalin’in direktifleri doğrultusunda Sheng Shi-cai, Sovyetler Birliği’nin Batı Türkistan’da uyguladığı yerel kimlikleri inşa etme politikası gibi, Doğu Türkistan’da da halkın kimliklerini tanımlamak için kullandıkları “Türk” ismi yerine “Uygur”, “Kazak”, “Kırgız” “Özbek”, “Tatar” gibi etnik isimleri kullanmaya başlar. Bunların içinde Uygurlar nüfusun mutlak çoğunluğu idi. Diğer etnik grupların önemli bir kısmı ise 1930’lu yılların başında Stalin hükümetinin zulmünden kaçıp gelenler idi. Sheng Shi-cai, 14 Nisan 1933’ten 29 Ağustos 1944’e kadar Sovyetler Birliği ve Çin Komünist Partisi ile yakın işbirliği yaparak Doğu Türkistan’ı yönetir.

İkinci Cihan Harbi sonunda, dünyadaki güç dengesinde büyük değişikliklerin meydana gelmesi ile Doğu Türkistan’ın İli bölgesinde Uygur ve Kazak Türkleri, Milliyetçi Çin Hükümeti ve onun işgalci ordusuna karşı bağımsızlık savaşı başlatır ve ülkenin kuzeyini düşman ordusundan temizleyerek 12 Kasım 1944’te Gulca’da Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni kurar. Ancak, İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük kazananlarından biri olan Sovyetler Birliği ve Çin bu yeni cumhuriyete yaşama fırsatı vermez.4-11 Şubat 1945’te gerçekleşen Meşhur Yalta Konferansında, Doğu Türkistan’ın, yani Uygur Türklerinin kaderi Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchil’in rızasıyla Stalin’in inisiyatifine bırakılır. Stalin daha sonra Çin’deki iç savaşın galibi Mao Ze-dong ile Doğu Türkistan ve Dış Moğolistan konusunda bir anlaşma yapar ve Komünist Çin yönetimindeki Kızıl Ordu’nun Ekim 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal etmesine izin verir.

Çin, Doğu Türkistan’da eski Sovyetler Birliği tarafından 1930’lu yıllarda Batı Türkistan’da uygulanan “Otonom Bölge” politikasını uygular ve 1954 yılında Doğu Türkistan’da İli Kazak Otonom Oblastı, Boritala Moğol Otonom Oblastı, Bayingulun Moğol Otonom Oblastı, Kızılsu Kırgız Otonom Oblastı ve Sanci Huyzu (Döngen) Otonom Oblastı gibi beş özerk idari bölgeyi oluşturduktan sonra 1 Ekim 1955 yılında  sözde “Sincan Uygur Özerk Bölgesi”nin kurulduğunu ilan eder.

Özerk bölge Yasası, özerk bölgenin kurulmasından yaklaşık 30 yıl sonra yürürlüğe girdi. Ancak, hem Çin anayasasında hem de Komünist Parti tüzüğünde Çin Komünist Partisi’nin bölgedeki sekreterinin yetkileri Uygurların içinden seçilen özerk bölge reisininkinden (Genel Valisi) daha üstün hale getirildiği için Özerk Bölge Yasası ile de bölgedeki Uygur ve Kazak gibi Türk halklarının gerçek anlamda bir özerkliği hiçbir zaman olmamıştır. Çin Özerk Bölge Yasasında yazılı olmasına rağmen Çin’in bölgedeki Komünist Parti sekretaryası ve özerk bölge hükümeti 2000 yılının başından itibaren Uygurcayı resmi yazışmalarda ve eğitimde devre dışı bırakmıştır. Devlet Dili kisvesi altında Uygurca ve diğer Türk lehçelerini konuşmak ve bu lehçelerde neşredilen eserleri okumak “bölücülük” olarak kabul edildi ve suçlanarak cezalandırıldı. Uygurca günümüzde artık birçok eğitim kurumundan kaldırıldığı gibi bu dilde eser yazmak ve neşretmek de yasaklandı. Ancak Çince bilmeyen Uygur ve diğer topluluklar için Çin Komünist Partisinin politikalarını anlatmak ve rejimin propagandasını yapmak amacıyla Uygurca kısmen kullanılmaktadır. Parti programları ve propagandalar dışında Uygur dili, tarihi ve kültürü ile ilgili Uygurca yayın yapmak tamamen imkansız hale gelmiştir.

Çin’in Doğu Türkistan Politikası
Doğu Türkistan, tarihten beri Uygurların ve onlarla akraba olan Türk topluluklarının birlikte yaşadığı kadim bir Türk yurdudur. Bugün Doğu Türkistan’da kaç milyon Türkün yaşadığı önemli bir tartışma konusudur. Bölgede uluslararası standartlara uygun bir nüfus sayımının yapılamamış olması bu konuda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Çin’in son nüfus sayımına göre Doğu Türkistan’da toplam 25 milyon civarında nüfus vardır. Bunların içinde Uygurlar yaklaşık 13 milyon, Han Çinlileri 8 milyon, Kazaklar 1.8 milyon, Kırgız Türkleri 200 bin, Tacikler 50 bin, Özbekler 20 bin, Tatarlar 10 bin, Ruslar 10 bin, diğer küçük gruplarlar da 20 binden fazla nüfusa sahiptir. Bağımsız kaynaklar Doğu Türkistan’ın asıl unsuru olan Uygur Türklerinin gerçek nüfusunun daha fazla olduğunu yani 30-35 milyon civarında olduğunu iddia etmektedirler.

Çin’in nüfus dağılımının dengesizliğinden de kaynaklanan nedenlerle, bazı iddialara göre, her yıl Doğu Türkistan’a işgalci Çin hükümeti tarafından yaklaşık 300.000’den fazla Çinli göçmen getirilerek yerleştirilmektedir. Uluslararası platformlarda, Çin’in genelinde uygulanan “bir çocuk” politikasının aksine, Doğu Türkistan’daki Çinli yerleşimcilerin daha fazla çocuğu olmasına izin verildiği iddiaları dile getirilmektedir. Aynı zamanda, Uygur nüfusunun büyümesini sınırlandırmak için Uygur kadınları arasında zorlayıcı doğum kontrolü yapılmaktadır. Çin devleti 2010 sonrası dönemde, Çinlilerle, Uygur ve diğer Türk etnik gruplar arasında evliliklerin yapılmasına Çin hükümeti finansal teşvikler sunmaya başlamıştır. Bazı kaynaklara göre Çin hükümeti tarafından Han Çinlileri ile evlenenlere özellikle Çinli erkeklerle evlenen çiftlere ve çocuklarına tıbbi tedavi, barınma ve eğitime ayrıcalıklı erişim sağlanacağına dair teminatlar verilmektedir.

Günümüzde Doğu Türkistan, hukuki zeminde bir özerk yönetim olarak görülse de, Uygurlar için demokratik bir sistem söz konusu değildir. Doğu Türkistan’daki tüm önemli siyasi, idari ve ekonomik kuruluşların yüzde 90’ından fazlası etnik olarak Han Çinlileri tarafından yürütülmektedir.

Çin’in Rüyası Bir Kuşak Bir Yol Projesi ve Güvenlik Politikası
Çin temeli 1996’da Şanghay’da atılan ve 2001’de Özbekistan’ın katılımıyla kuruluşunu tamamlayan Şanghay İşbirliği Örgütü’nden aldığı güç ve cesaretle küresel güç olma yolunda hızla ilerlemişti. Çin, ABD öncülüğündeki Batı bloğuna karşı Asya’daki gücünü pekiştirerek Doğu bloğunu oluşturmak için 2013’te asrın projesi olarak tanımlanan “Bir Kuşak ve Bir Yol” projesini dünyaya ilan eder. Söz konusu Projeyle Avrupa ve Asya’daki 68 ülkenin birbirine ekonomik olarak bağlanmasını hedefleyen Çin için kuşak ve yol üzerindeki güvenliğin sağlanması hayatı öneme sahiptir. Bu yüzden Çin proje kapsamında yatırım yaptığı ülkelerden siyasi olarak da tam destek talep etmektedir. 2017’den itibaren Doğu Türkistan’da Uygur ve diğer Türk topluluklarına yönelik başlattığı aşırı baskı ve zulüm politikalarına Doğu Türkistanlılar ile soy ve kan bağı olan ülkelerin tepki verememesi Çin’in o ülkeler üzerindeki güçlü ekonomik baskısı ile alakalıdır. 

14-15 Mayıs 2017’de Pekin’de yapılan İpek Yolu Forumu’nda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN, “Yeni İpek Yolu Projesi kapsamındaki ülkelerin vatandaşlarının hayat standartlarının artmasından bahsederken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Projenin küresel ekonomi için itici rol oynayacağı”nın üzerinde durur. Ev sahibi ülke Çin’in Devlet Başkanı Xİ Jin-ping ise “Projenin güvenlik ve finans bağının güçlendirilmesini” ortaya koyarak katılımcı ülkelerle bir güvenlik koordinasyon mekanizması kurulmasını gündeme getirir. Dolaysıyla Çin projenin güvenliğini koruma bahanesiyle istila ettiğinden beri uyguladığı bütün baskı ve zulüm politikalarına rağmen bir türlü asimile edemediği Doğu Türkistan’ın tüm il ve ilçelerinde tıpkı Stalin yönetimindeki Sovyetlerin 1930’da kurduğu GULAG ölüm kampları, Nazi Almanya’nın 1933’te kurduğu DACHAU ölüm kamplarını aratmayacak sözde “Eğitim Kampları”nı kurarak Doğu Türkistanlıları kadın erkek yaşlı genç demeden sözde  “Beyinlerindeki zararlı virüsleri temizlemek” için bu kamplara atmıştır.

Çin’in Doğu Türkistan’da Yüksek Gerilimli Politika Uygulamasının Nedeni
Doğu Türkistan uçsuz bucaksız geniş arazisi ve yaylaları, gökyüzüne yükselen Tanrı Dağları, Altay Dağları ve Altun Dağları arasındaki Tarım ve Jungar havzaları ile Asya’nın kalbinde yer alan mükemmel bir ülkedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Büyük Petro’nun geçmişte kontrol etmek istediği “Orta Asya Koridoru”nun önemli bir parçası Doğu Türkistan’dadır.

Doğu Türkistan’ın konumu sadece coğrafi bakımdan önemli olmaktan ziyade, onun eşsiz enerji kaynağına sahip olması ve bunun yanı sıra Batı Türkistan ve Hazar Denizi’nden gelen enerji hattının da buradan geçmesi Çin’in enerji güvenliği açısından vazgeçilmez stratejik önem taşımaktadır. Doğu Türkistan Çin’in büyüyerek küresel bir güç olması için çok önemli bir stratejik sıçrama tahtası olup Çin buradan Batı Türkistan’a, güneyde komşu olan Pakistan üzerinden deniz yolu ile doğrudan Hint Okyanusu ve Hürmüz Boğazı’na ulaşabilmektedir.

Doğu Türkistan Çin’in, Gobi çölünün ilerisindeki ve Çin Seddi’nin ötesindeki en önemli işgal bölgesidir. Çin Doğu Türkistan’ın coğrafi avantajlarından en iyi şekilde yararlanarak, Ortadoğu ve Orta Asya-Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gazı Çin’in iç bölgelerine taşıyarak geleneksel deniz nakliye rotasında mecburi geçiş noktası olan ve ABD ve müttefiklerinin kontrolü altındaki Malacca Boğazı’na muhtaç kalmaktan kurtulmak istemektedir. Avrasya kıtasının merkezi konumunda yer alan Doğu Türkistan bu yönüyle yeni “Avrasya Köprüsü”nün boğazı  rolünü oynamaktadır. Orta Asya ve Ortadoğu ile Çin’i bağlayan en elverişli karayolları Doğu Türkistan’da bulunduğundan komşu ülkelerin kaynaklarını ve pazarlarını kullanmak için en uygun bölgedir. Coğrafi konumun siyaset üzerindeki etkisi ve stratejik olarak da avantajlı olmaları gerçeği, Doğu Türkistan’ı Çin için vazgeçilmez hale getirmektedir. Bu nedenle Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan topraklarından çekilmek ve burada bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermek yerine, baskı ve şiddetle yerli halkı sindirerek işgali kabullendirmeye çalışmaktadır. Bir yandan da bölge halkının haber alma ve iletişim özgürlüğü de dâhil olmak üzere her türlü doğal ihtiyaçlarını var gücüyle kısıtlayıp, Doğu Türkistan’ın özgür dünya ile bağını kopararak, bölgede pervasızca işlediği insanlık suçlarını örtbas etmeye çalışmaktadır. Son yıllarda başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Uluslararası kamuoyunun Çin rejim güçlerinin bölgede insanlığa yönelik suç işlemekte olduğuna dair beyanlarına karşılık kendisi gibi diktatör despot ülkelerden ve ekonomik bakımdan kendi baskısı altına aldığı ülkelerden sözde heyetleri ve gazetecileri Doğu Türkistan’a davet ederek onları önceden hazırlanan sahnelerde gezdirmek suretiyle bölgede işlediği cinayetleri ve hala devam eden zulüm politikalarını örtbas etmeye çalışmaktadır.  

Sonuç
21.yüzyılın Kuveyt’i olarak da anılan Doğu Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş gibi zengin madenlerinin bolluğu ile dikkat çekmektedir ve bu yönü ile Çin’in en önemli hammadde kaynaklarından biri olmakla birlikte önemli bir enerji koridoru konumundadır. Çin’in Kazakistan ve Türkmenistan gibi Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden aldığı petrol ve doğal gaz Doğu Türkistan üzerinden geçirilerek Çin’in büyük sanayi şehirlerine ulaştırılmaktadır. Dolayısıyla Çin sahip olduğu ekonomik ve siyasi gücünü kullanarak evrensel insan haklarını da çiğneyerek Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinden beri aralıksız devam ettirdiği asimilasyon politikalarına karşı gelerek Doğu Türkistan’ın özgürlüğü için mücadele eden Uygurların millî direnişini ekonomik ve teknolojik imkanlarını kullanarak tamamen kırmak istemektedir. Çin, Doğu Türkistan meselesini evrensel insan hakları çerçevesinde barışçıl yollarla çözmek yerine baskı ve şiddet politikasını tercih ederek sorunu daha da derinleştirmiştir. Doğu Türkistan meselesi tarihi boyutu ile de baktığımız zaman Çin’in bir iç meselesi değil, aksine adil bir şekilde çözüme kavuşturulması gereken uluslararası bir meseledir. Doğu Türkistan meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözüme kavuşturulması başta Avrasya coğrafyası olmak üzere dünya barışı için de hayatı öneme sahiptir.

____

* Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, varis.cakan@hbv.edu.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir