Harf Devrimi Öncesi Yayımlanan Latin Harfli Elifbalar[1]
Prof. Dr. Namık Kemal Şahbaz [2]
Giriş
Alfabenin duygu ve düşünceleri yazılı olarak aktarmada önemli bir işlevi vardır. Alfabedeki her bir harfin dildeki her ses biriminin birer simgesi olarak en üst düzeyde karşılığının bulunması gözetilir. Tarih boyunca birçok alfabesi olan Türkler, bugün kullandığımız Latin harflerinden önce Arap kökenli Türk alfabesinde, hançeremizdeki ses birimlerinin tam karşılığı bulunmayan simgelerden dolayı özellikle Tanzimat’tan sonra bir arayış içerisine girmiştir.
Tanzimat’tan harf devrimine dek Osmanlı aydını, Arap kökenli Türk alfabesindeki harflerle çocuklara Türkçe öğretiminin çok zor olduğunu dile getiren pek çok görüş dile getirmiştir. Görüşler ağırlıklı olarak vav harfiyle sesli harflerin ayrımı, kef harfinin farklı sesleri karşılayan yapıları üzerine yoğunlaşmıştır. Temelde tartışmaların bir alfabe değişikliği üzerine değil alfabedeki harfleri düzeltme üzerine sonuçlandığı görülmüştür. Bu bağlamda 1911 yılında Islah-ı Huruf Cemiyeti dahi kurulmuş, huruf-ı munfasıla ile elifbalar kaleme alınmış harflerin birleştirmeden yazılması yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır.
Bu yoğun tartışmaların işlevsel olarak sonlandırılması bütün bu süreci çok yakından takip eden devrimci bir Osmanlı aydını olan Atatürk’e nasip olmuştur. Atatürk, bütün yaşamı boyunca bağımsızlık düşüncesini her anlamıyla benimsemiş ve bunu çocukluğundan ölümüne kadar bütün eylemlerinin odak noktası durumuna getirmiştir. Kurduğu Cumhuriyetin hamuru da tam bağımsızlık ilkesiyle yoğrulmuştur. Yeni Cumhuriyetin her alanda tam bağımsız olmasının ön koşulu hiç kuşkusuz dilde bağımsızlıktır, dilde bağımsızlığın ön koşulu da harf devrimidir.
Atatürk, harf devrimi hususunda yol haritasını Sarayburnu’nda çizmiştir:
“Arkadaşlar! Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz.
Şimdi sözden ziyade iş zamanıdır. Çok işler yapılmıştır ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil lâkin çok lüzumlu bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Vatandaşa, kadına erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin yüzde onu okuma bilir, yüzde sekseni bilmez nevidendir. Bundan insan olanlar için utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir, iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir (9 Ağustos 1928 Sarayburnu)
Bu çalışmada, harf devrimi sürecinde (önce ve sonra) yayımlanan Karagöz Ali Hafidi’nin Lâtin Harflerini Öğrenmek Usulü, Peyami Safa’nın Latin Harfleri Elifbası, Kemal Salih’in Cumhuriyet’in Türk Alfabesi, Midhat Sadullah’ın Yeni Türk Harfleriyle İlk Elifba, İbrahim Necmi’nin Yeni Harflerle Türkçe Okuma Yazma Dersleri adlı eserleri çözümlenmiştir. Eserler, takip edilen ilkokuma ve yazma öğretimi yöntem ve teknikleri, hedef kitleye uygunluk, serbest okuma metinlerinin eğitsel içerikleri, yazım özellikleri ölçütlerine bağlı olarak karşılaştırmalı bir biçimde incelenmiştir.
Bu çözümlemeler sayesinde bugün dahi pek çok platformda tartışma konusu yapılan Latin harflerinin kabulü konusuna alfabe kitapları bağlamında açıklık getirilecektir. Zira Latin harflerinin kabulü öncesinde alfabe değişikliğine ilişkin o dönemde yayımlanan pek çok eser de çalışmada referans olarak kullanılacaktır. Ali İlhami’nin Türkçe Yazı, Latin Harfleri, Ali Seydi’nin Latin Hurufu Lisanımıza Kabil-i Tatbik midir?, Aram Galanti’nin Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meseleleri, Azmi’nin Eski ve Yeni Harfler Hakkında Bazı Mütalaalar, Doktor İsmail Şükrü’nün Latin Harflerinden Daha İyisini Bulalım adlı eserlerinde Latin harflerinin kabulü konusunda önemli görüşler dile getirilmiştir.
1. Karagöz Ali Hafidi, Lâtin Harflerini Öğrenmek Usulü
1928 yılında İstanbul’da Necm-i İstikbal Matbaasında basılan, 14 sayfalık eser, harf devriminden önce kaleme alınmıştır. Birkaç harf dışında bugünkü kullanılan harfleri belirleyen yazar, bütün bu harflerin büyük, küçük, el yazılarıyla yazılış biçimleri hakkında bilgi verir. Eserde, bunların uygulandığı örnek metinler bulunur.
Bugün kullanılan, fakat Karagöz Ali Hafidi’nin 25 harfli alfabesinde olmayan harfler, (ç, e, ğ, i, ö, ü, ş) harfleridir. Noktalı harfleri tespit etmede sıkıntı çeken yazar, bugün 29 harf içinde bulunmayan (é, q, x) harflerine yer vermiştir.
Eserde, 25 harfin her biri için üç sözcük örnek verilir: “Ar, arar, aradi; biz, bérabér, bérbér; (c harfi Türkçe s sesini karşılamaktadır.) cépét, céma, célim; dal, dam, dama; émin, émél, éméq…” gibi.
“Karga ilé tilqi
karga nin biri bir-gun bir partcha péy-nir boularak agatch uzérindé yiméqé bachladi. ouzac dan bou hali gueurén Kournas tilqui sour atli adımlar-la kargaya yak-lach-di hiléli iltifat-lari-lé:
—ma-challah karga kardéch geurunméz oldiniz né-ré-lér-dé siniz ?
—boura-larda-yim! diyé djévab virindjé; ga ga si-n-dan péynir du-ch-du péiynir da-ha hénoz yéré du-chmédén tilqui agzini atcharak car-chi-ladi.
Kournas tilqui kargaya bir chéy seuylé-mé-dén bachi-la sélam virdi vé oradan ouzaklachdi; amak karga tilqui-ni-in arca-sin-dan baca-rak gak gak diyé bagirdi” (1928: 12, 13).
Eserde yukarıdaki okuma parçasının haricinde, mektup türünde iki adet daha parça vardır. (Bu metinlerden biri için bakınız: Ek.1)
2. Peyami Safa, Latin Harfleri Elifbası
Eser, 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu Şark ve Maarif Kütüphanesi yayınları arasından çıkmıştır. Eserde, ders ders anlatım yeğlenmiş, toplam 21 ders bulunmaktadır. Eserin başında, yayınevinin “Bu Elifbayı Niçin Neşrediyoruz?” başlıklı bir açıklaması yer almaktadır:
“Latin harflerinin kabul edileceğine öteden beri kani olduğumuz için bu elifbayı karardan çok evvel hazırlamıştık. Gerçi bu kitabın intişar ettiği zamana kadar henüz Latin elifbasının Türk lisanına göre nasıl bir tahvile maruz kalacağı malum olmamışsa da halkımızı Latin harflerine alıştırmak için bu küçük eserin büyük bir iş göreceğine hükmettik. Latin harflerini bu kitaptan öğrenenler için bilahare mütehassıs heyetler tarafından yapılacak tadilatı kolayca öğrenmek de mümkün olacağıdır. Şimdilik esaslı harflerin öğrenilmesindeki büyük fayda inkâr olunamaz” (Safa, 1928b: 2).
Yukarıdaki ifade kitabın içeriğini de belirlemektedir. Zira bu eser, aynı yazarın Cumhuriyet Mekteplerinin Elifbası (1928a)‘ndan farklı olarak harf yöntemiyle kaleme alınmıştır. Yazarın amacının da yeni harfleri tanıtmak olduğu düşünülürse böyle bir yolu izlemesi normal karşılanabilir. Kimi derslerde iki, kimi derslerde de tek bir harf öğretimi yapılmıştır. Harflerin öğretiminin ardından Cumhuriyet Mekteplerinin Elifbası‘nda da yer alan “Körle Kötürüm, Koçlarla, Kurt Var, Küçük Kuzu” başlıklarını taşıyan serbest okuma metinleri yer almaktadır. Eserde, büyük harfler kullanılmıştır. Eserde yer alan harfler şunlardır:
“A-D-R-Ẻ-M-O-T-U (Türkçe Ü olarak)-B-İ-S-V-Y-K-P-F-L-J-Z-X (iks)-H-CA (Türkçe ka)-C (Türkçe s olarak)-Ç (Türkçe s olarak)-CH (Türkçe ş olarak)-G (Türkçe j olarak)- GA-GUE (Türkçe gö olarak)-OU (Türkçe u olarak)- EU (Türkçe ö olarak)- TCH (Türkçe ç olarak)- DJ (Türkçe c olarak)- QUE (Türkçe k olarak)-KIA (Türkçe kâ olarak)
Harf devrimi öncesi Latin harflerinin öğretilmesini hedefleyen eserde öğretilen harflere dikkat ettiğimizde özellikle Türk hançeresine uygun sözcüklerin tespitinde Fransızca yazım temel alınmıştır. Buradan hareketle Safa’nın Türkçeye uygun “Ü-Ö-Ç-Ğ-Ş” harfleri için Fransızca yazımı esas aldığı görülmektedir. (Bakınız: Ek 2).
3. Kemal Salih, “Cumhuriyet”in Türk Alfabesi
Altı derste Lâtin harflerini öğretmek üzere düzenlenmiş bir eserdir. Birinci derste tahta başında bir öğretmen, tahtada “baba, deve, ana” sözcükleri yazılı olan bir resim yer alır. Sayfanın alt kısmında, Arap harfleriyle, “Yeni harflerimizi öğrenmek için öğreneceğiniz ilk üç şey şunlardır: 1. Sesli harfler 2. Sessiz harfler 3. İşaretler” şeklinde bir not vardır.
Eserde önce sesli harfler tanıtılır. Bu harfler bugün kullandığımız harflerdir. Bunlar kalın ve ince sesli olarak tasnif edilmiştir. 5. sayfada üç işaret, uzatma (^), kesme (‘), ayırma (-) işaretleri öğretilir. Kitap içindeki resimlerde insanlar, çağdaş görünümlüdür. Fötr şapkalı, elinde bastonu olan bir baba tasviri; başı açık, kısa kollu elbise giymiş bir anne tasviri, resimlerde anne ve baba yanında kız çocukları yer almaktadır. Eserde, sekiz adet sesli tanıtılmıştır. Seslerin özellikleri hakkındaki bilgiler, Arap harfleriyle yazılan metinlerle verilir. Lâtin harfleriyle sadece, “baba, ana, dede, cin, cadı, çamur, babam, bana, dedi, annem darıldı, numara” sözcükleri yazılıdır.
7. sayfada yer alan 2. derste yine kara tahta çevresinde insanların olduğu bir resim vardır. Tahta üzerinde “vatan, üzüm” sözcükleri yazılıdır. Altı insandan ikisi bayandır. Resimdekiler modern görünümlüdür. Bu derste sesliler farklı tasnif edilmiştir: Sekiz sesliden beşi noktasız, diğerleri noktalıdır.
Bu derste, her bir Lâtin harfinin karşılığı olan Arap harfi parantez içinde verilir: “z (ذ, ظ, ﺯ), s (ٽ, س, ص), h (ھ, ح, خ), t (ت, ط)” gibi. Sonra örnek cümleler öğretilir: “berber beni traş etti. üzümü severim. lamba söndü. bu sabah süt içtim. evimizde fare var.” Kitapta bugünkü yazım bilgisinden farklı olarak (kh) harfinin kullanımı göze çarpar. Özellikle uzun (a, i, u) ünlülerinden önce gelen (k) harfini belirtmek için bu harf kullanılır: “khâtip, mezkhur, ufkhi, müttekhi” gibi.
19. sayfada dördüncü ders vardır. Dördüncü derste yer alan resim ve altındaki yazı, okuma yazma öğretimindeki süreci yansıtır. “Eski Arap harflerini öğrenmek deveye hendek atlatmaktan daha göç-tü. Hâlbuki yeni harflerimiz nihayet üç beş derste öğreniliyor” (Bakınız: Ek.3).
Eserde, (de/da/çe/ça) ekleri ve (dir) bildirme eki de öğretilir. Bunlarla ilgili örnek cümleler kaleme alınır: “Evde bir masam var. Odamda çalışıyorum” gibi.
27. sayfada altıncı ve son ders yer alır. Büyük küçük karakterli, eğik el yazısıyla harflerin tümü verilir. Bu sayfadan itibaren Lâtin harfleriyle yazılan örneklerde büyük harfler kullanılmaya başlanır. Burada bir karikatür vardır. Bu resim, eski ile yeni harfleri kıyaslamaktadır: “Altı senede öğretemediğim şeyi, altı günde öğrettim yahu.”
Eserin sonunda Haftalık Mecmua’nın tanıtımı yapılır. Burada yeni harflerle metinler yayımlandığı belirtilmekte; bu dergiyi takip etmenin yeni harflerle okumayı geliştireceğine işaret edilmektedir.
4. Midhat Sadullah, Yeni Türk Harfleriyle İlk Alfabe
1928 yılında İstünbul’da Tefeyyüz Kitaphanesinde basılan eser, 18 sayfadır. Eserin başlığında, “Güzel Türkçemizi bir hafta içinde doğru olarak okuyup yazmaği öğretir.” ve “Dil encümeni tarafından tertip ve kabul edilmiş olan yeni Türk harfleri-le yazılmış ve mezkur encümence tasdikh ve tasvip edilmiştir.” ifadeleri yer almaktadır.
Eser içinde Latin harfleriyle yazılan her ibarenin eski yazı karşılıkları da bulunmaktadır. 2. sayfada bugünkü 29 harfin büyük ve küçük dik temel yazımı, “Türk Elifbası” başlığı altında vardır. Ayrıca, harflerin üzerinde küçük puntolarla eski yazı karşılıkları bulunmaktadır. 3. sayfada, “sesli harfler”, “kalınlar” ve “inceler” alt başlığı altında “ak, ok, uzun, ılık / el, ördek, üzüm, iri” sözcükleriyle örneklendirilerek; “sessiz harfler” ve “işaretler (-, ‘, ^) örneksiz verilmiştir.
4. sayfada, büyük küçük harflerin eğik el yazısıyla ve 1’den 10’a kadar rakamların yazılışı vardır. Eserde, 5. sayfadan 12. sayfaya kadar harfler kendi aralarında tasnif edilerek örnek sözcüklerle öğretilir. Harflerin grupları şu şekildedir: “A, R, D, I – İ, E, V, Z – O, L, B, P – Ö, K, C, T – Ü, Ş, G – S, Ç, Y, J – H”. Bir başlık altında olmasa da “F, Ğ, M, N, U” harflerinin örnek sözcük ve cümlelerde yer aldığı görülür: “Galip alfabeyi pek güzel bilir. Cemal şu tarlada koşuyordu. Hami yeni Türk harflerini öğrendi. Memleketimizde geçen sene birçok halk dershaneleri açıldı.“
Eserin 13. sayfasından 16. sayfasına kadar olan bölümde “Muhtelif Cümleler” başlığı altında günlük dilde sıkça kullanılan sözcüklerle kurulu cümleler yazılmıştır. Cümlelerdeki sözcüklerin yazımında günümüz yazım kurallarına benzerlik göze çarpsa da kimi farklılıklar dikkat çekicidir: “Nâdi bir kitab aldı. Bu sabah erkenden kalkdım. Hocamız her zaman-ki gibi güler yüz-le sınıfa girdi. San’at altın bilezik-tir. Başladığın işi bitirmeli-sin. Bir saat altmış dakhîka-dır.” gibi.
Eserin 16. sayfasında eski yazıyla “Bazı Kelimelerin Yeni Harflerle İmlaları” başlığını taşıyan bölümde, özellikle düzeltme (^) işaretinin kullanıldığı Arapça sözcüklerin yazımında günümüz yazım kurallarından farklılık göze çarpar: “başkhâtip, khâmil, khâhin, khar, khâmi, khâtip, khâni, khâşif, ruzghar” gibi.
Eserin 17. sayfasında “Cumhuriyet, Yeni Harflerimiz, Temizlik” başlığını taşıyan kısa metinler yer almaktadır.
Cumhuriyet– Ben Türküm. Türkler büyük bir millet-tir. Benim devletimin adı Türkiye Cumhuriye-dir. Gâzî Paşa Cumhuriyet reisimiz-dir.
Yeni Harflerimiz– Yeni harflerimiz-le türkçe okuyup yazmak daha kolaylaşacak-tir. Bir çocuk alfabeyi bir hafta içinde öğreneceği gibi halkın okuyup yazma bilmeyenleri de bu yeni harfleri pek az zamanda belleyecek-dir. Büyük Gâzîmizin dedikleri gibi az vakit sonra halk, yeni yazımızın iyiliklerini anlayacak ve söylemek istediği her şeyi yeni harfler-le hiç zorluk çekmeden yazacak-tir.
Temizlik– Vücüdumuz, elbisemiz ve kullandığımız her şey temiz olmalıdır. Evlerimizde kullandığımız tarak, fırça, yemek kapları, tabaklar, bardaklar pek temiz tutulmalı-dır. Çamaşırlarımız da çok temiz olmalı-dır. Elbisemiz ve çamaşırlarımız kirli olaçak olur-sa fenâ kokar; bu kokudan her kes rahatsız olur. Temiz bir adam haftada bir kerre vücûdunu yıkar.
Eserin sonunda “Bir İzah” başlığını taşıyan eski yazıyla kaleme alınan bölüm, Midhat Sadullah’ın Türkçe ve Türk dili üzerine yaptığı çalışmaları ve yeni harflerin kabulü sürecini ortaya koyması açısından önemlidir: “Çok Kıymetli ve Hayırlı Bir İnkılâp” adlı eserimizin sonuna bir elifba tecrübesi koymuştum, ahiren Dil Encümenince yeni Türk harflerinin kati şekilleri temin edildiği için elifbamızı yeni şekillere göre tadil etmek lüzumu hâsıl oldu. Esasen üç dört harfe ait olan bu tadilleri yaparak o elifba tecrübemizi “Yeni Türk Harfleriyle İlk Elifba” ismiyle ikinci defa tabettiriyoruz. Ümit ederim ki şu küçük kitap pek büyük bir ihtiyacı şimdilik bir dereceye kadar tatmin edebilecektir. (20 Ağustos 1928)”
5. İbrahim Necmi, Yeni Harflerle Türkçe Okuma Yazma Dersleri
1928 yılında Kanaat Kütüphanesi tarafından yayımlanan eser, 60 sayfadır. Eser, “Muallimler ve Umuma Mahsus” üst başlığıyla yayımlanmıştır. Bütün açıklamaların eski yazıyla kaleme alındığı eser, beş ana bölümden oluşmaktadır. Eserde, derslere başlamadan önce, “Derslere Başlarken” ve “Mukaddime” başlıklarını taşıyan iki bölüm vardır.
Yazar, “Derslere Başlarken” başlığı altında, özellikle Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Sarayburnu’nda duyurduğu yeni Türk harflerinin tanıtımı gayesiyle böylesi bir eseri yazdığını belirtir.
“Mukaddime” başlığı altında, Dilmen’in Türk dili üzerine betimlemeleri ve ifade ettiği kimi hususlar dikkat çekicidir:
“Türk dili haddizatında pek mükemmel ve inkişafa pek müsait bir lisandır. Bir taraftan iştikaklarının bi-nihaye vüsatı, diğer taraftan tasriflerinin mükemmeliyeti ve intizamı, cidden lisaniyatçılara hayret verir. Bu itibarla Türkçenin asırlardan beri Türk hâkimiyeti altında yaşayan milletlere anadili olmamasına ne kadar taaccüp edilse yeridir.
Bununla beraber bu hadisenin sebebi de meydandadır: Türkçe lisanı, tarihi sebepler altında Arap ve Acem dilleriyle karışmış, yalnız bu dillerden kelimeler almakla kalmayarak onların kaidelerini de içine almış, hatta o kelimeleri o kaideleri kendi öz kelime ve kaidelerinden üstün tutmuştur. Böylece zavallı anadilimiz her taraftan zincirlerle bağlı bir kahraman gibi bütün kudret ve kabiliyetine rağmen hareket ve tekâmülünden mahrum kalmıştı” (s. 7).
Yazar daha sonra eski yazının Arap hançeresine uygun olduğunu fakat içinde sesli harfleri barındırmadığı için Türk hançeresine uygun olmadığını belirtir. Yeni harflerin özelliğini ise yazar şu şekilde vurgular:
“Yeni Türkçe Elifba” bir taraftan lisanımızda mevcut her ses için yalnız bir şekil sahibi olmak, diğer taraftan ağzımızdan çıkan her sözü – başka lisandaki iştikak tarzına bakmayarak – telaffuz edileceği gibi yazdırmak ve okutmak meziyetlerine maliktir.”
“Birinci ders” başlığı altında önce “sadalı” harflere dair açıklama yer alır. Sonra bugün kullandığımız 29 harf (Ğ, ğ harfi hariç) tablo halinde verilir. Harflerden sonra kabul edilen (^, ‘, -) işaretleri (uzatma, kesme ve bağlama şeklinde) tanıtılır. “Sadalı” harflerin 4’ünün kalın 4’ünün ince olduğu belirtilir. Bunlar hakkında ayrıntılı açıklama yapıldıktan sonra Latin harfleriyle sekiz sözcük örnek veriliri: “Almak, ot, su, kırık; elek, öz, üzüm, ip“
Uzatma işareti hakkında açıklamalardan sonra, “nâfile, âli, mesrûr, darülfünûn, temîn, mêmur, istifa, îman” sözcükleri örnek verilir. Bugün kullanılmayan e üzerine de uzatma işareti konduğu görülür. Bütün sesli harflerin karşılıkları açıklandıktan sonra harflerin el yazılarıyla şekilleri eserde yer alır.
22. sayfada yer alan “ikinci ders”te “sadasız” harfler hakkında bilgi bulunmaktadır. 23. sayfada sadasız harfler, “dudak, diş, diş önü, damak, burun harfleri” olarak tasnif edilmiştir. Harfler tek tek ele alınmış, harflerin kullanıldığı örnek sözcüklere yer verilmiştir. Eserde z harfi şu şekilde açıklanmıştır:
“ذ, ز, ﺾ, ﻆ” mukabilidir. Türkçede Arabi “ذ” telaffuzu yoktur. ﺾ”” bazen d gibi telaffuz olunur ve o halde d ile yazılır: kadı gibi. Bazen de “ﻆ” sesi verir: fazilet gibi. Z harfi ince sesliler ile “ ز” kalın sesliler ile “ ﻆ” sesine delalet eder. Misaller: (Metinde sadece bu örnekler Latin harfleriyle yazılmıştır.) kız, zurna, zor, zar, sessiz, güz, göz, reze” (s. 29).
31. sayfada, üçüncü ders yer almaktadır. Bu derste, “K, G Harflerinin Hususiyetleri” hakkında bilgi verilmektedir. Eserin bugünkü Latin harflerinin kullanımdaki farklılığı da budur. 32. sayfada bu konuyla ilgili bir kuraldan söz edilir:
“Kaide-yi umumiye olarak k harfi “a, o, u, ı” sadalı harfleriyle “k / kaf” sadasını verir. Eğer bu sadalılarla beraber “k/kef” gibi okunması lazım gelirse “kh” şeklinde yazılır.
Kezalik kaide-yi umumiye olarak k harfi “e, ö, ü, i” sadalılarıyla “k/kef” okunur. Bu sadalılarala “k/kaf” okunması icap ederse yine “kh” şeklinde yazılır.”
Yukarıdaki kuralı belirledikten sonra yazar, bu kuralla ilgili örnek sözcükleri verir: “khâzım, khâmil, khâşif, zekhâ, hakhîkhî, tetkhîkh” şeklinde. Benzer durumun “g” harfi içinde geçerli olduğunu vurgulayan yazar, bu durumla ilgili örnekleri şu şekilde belirler: “ghâve, ghavur, terghîp“
36. sayfada, “İmlamızın Yeni Düsturu” konularının yer aldığı “Dördüncü Ders” bulunmaktadır. Burada Türkçe sözcüklerin yazımında pek çok alıntı sözcükteki sözcük sonunda yer alan yumuşak sessizlerin sert olarak yazılması gerektiği vurgulanır: “çorap, kanat, ağaç, kemik, kapak, azap, sebep, recep, revaç, ihtiyaç, Ahmet, inat, Fuat…” örnek olarak verilir. Ayrıca bu derste sözcük sonuna gelen zaman ve kişi eklerinin ayrı yazılması gerektiği vurgulanır.
Eserin 43. sayfasında, “Kelimelerin Teşkili ve Tasrifler” konularının yer aldığı “Beşinci Ders” bulunmaktadır. Bu bölümde sözcüklere eklenen kişi eklerinin, çoğul ekinin ve zaman eklerinin sözcüklerden kısa çizgiliyle ayrılarak yazılması gerektiği vurgulanır ve Türkçedeki zaman kipler tablo hâlinde ayrıntılı olarak verilir. Eserin sonunda, eser boyunca dile getirilen yazım özelliklerini gösteren iki metin yer almaktadır. Bunlarda biri, “Karadeniz” başlıklı bir şiir, diğeri de “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi”dir.
Sonuç
Yukarıda incelenen beş eserden ilk ikisinin Latin harflerinin kabulünden önce, son üçünün ise Latin harflerini kabulünden sonra yayımlandığını tespit etmek mümkündür. Yeni Latin harflerini öğretmek üzere yayımlanan bu eserlerde genel olarak tespit edilen özellikler şu şekilde tablo hâlinde verilebilir:

Latin harflerine geçiş sürecinde daha “Elifba Raporu” yayımlanmadan yazarların bu tür eserler yazmasının geri planında halkı yeni harfler konusunda aydınlatmak yattığı söylenebilir.
Eserlerin temel amacının harfleri tanıtmak olduğu varsayıldığında, okuma yazma öğretiminde harf yönteminin benimsenmiş olması doğaldır.
Bu eserlerde Latin harflerine bağlı olarak Türkçenin yazım özellikleri de ele alınmıştır.
Bu dönemde hem kuramsal hem de uygulamaya dönük bu eserlerin yanı sıra salt kuramsal bilgilerin yer aldığı eserler de yazılmıştır.
Ali Seydi’nin 1924 yılında yayımladığı Latin Hurufu Lisanımıza Kabil-i Tatbik midir? adlı eserde kullandığımız alfabenin Türkçe, Arapça ve Farsçanın özelliklerini barındıran kendine has bir yanının olduğu belirtilir. Asırlardan bu yana önemli âlimler yetiştiren bu harflerle öğretime devam edilmesi taraftarı olan yazar, Latin harflerinin Türk hançeresine uygun olmadığını vurgular.
Doktor İsmail Şükrü’nün 1926 yılında yayımlamış olduğu Latin Harflerinden Daha İyisini Bulalım adlı eserinde hem Latin harflerinin hem de Arap harflerinin olumsuz yanları ortaya konularak yeni bir alfabe oluşturmamız gerektiği üzerinde durulmuştur: “O halde kendimize mahsus yeni harfler yapalım! Fakat o şartla ki hâlihazırdaki Latin harfleri ile şu kullandığımız Arap harflerinin elifbalarındaki mahzur ve noksanları pirincin taşını ayıklar gibi birer birer ayıklayıp, bulduktan sonra o kusurlardan temizlenen yeni bir sistemde fenni huruf ile gayet kolay fenni bir elifba meydana çıkartalım ve bu yüzden de âleme karşı numunelik bir millet olalım.”
Ali İlhami’nin 1928 yılında yayımladığı Türkçe Yazı ve Latin Harfleri başlıklı eserde genel olarak yazının tarihsel gelişim süreci anlatılır. Ardından Arap harfleriyle çocuklarımıza okuma yazmanın öğretiminin yapılamadığı belirtilir. Harf değişikliğine itirazın kaynağını yazar bugün de geçerli olan bir ifadeyle şu şekilde açıklamaktadır:
“Manasını bilmeyenlerin Kur’an-ı Kerim okumak mecburiyetini kabul ettiğimiz takdirde dahi Latin harfleri bu hususu teshil edecektir. Çünkü şimdiki yazıyı öğrenenler Kur’an-ı Kerim’i yine okuyamazlar. Sırf Kur’an-ı Kerim kıraati için hususi hece ve telaffuz tarzlarını öğrenmek lazımdır. Okuma yazmayı herhangi bir lisanda öğrenenlerin ihata ve idrak kabiliyetleri çoğalacağından yeni yazı sayesinde halkın ekseriyetinde kolayca hâsıl olacak bu istidatla Arapça yazıyı çabuk öğrenebilecek pek çok kari yetişecektir. Yeni yazının bu yoldan yapacağı hizmetler başka diğer cihetten okuryazarlarla halk arasında tezayüt edecek olan her şeyi öğrenmek ihtiyacı din saliklerine dinî kitap karilerine de teksir edecektir. Cahil halktan ne dindar çıkar ne de hakikat talibi.”
KAYNAKÇA
Ali İlhami. (1928). Türkçe Yazı, Latin Harfleri. Erzurum: Demiryolları Matbaası.
Ali Seydi. (1340). Latin Hurufu Lisanımıza Kabil-i Tatbik midir? İstanbul: İkdam Matbaası.
Aram Galanti. (1925). Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meseleleri. İstanbul: Kağıtçılık ve Matbaacılık Anonim Şirketi.
Azmi. (1928). Eski ve Yeni Harfler Hakkında Bazı Mütalaalar. İstanbul: Ahmet İhsan Matbaası.
Doktor İsmail Şükrü. (1926). Latin Harflerinden Daha İyisini Bulalım. İstanbul: Kader Matbaası.
İbrahim Necmi. (1928). Yeni Harflerle Türkçe Okuma Yazma Dersleri. İstanbul: Kanaat Kütüphanesi.
Karagöz Ali Hafidi. (1928). Lâtin Harflerini Öğrenmek Usulü. 2. Baskı İstanbul: Necm-i İstikbal Matbaası.
Kemal Salih. (1928). “Cumhuriyet”in Türk Alfabesi. İstanbul: Cumhuriyet Matbaası.
Midhat Sadullah. (1928). Cumhuriyet Elifbası. İstanbul: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.
Safa, Peyami. (1928b). Latin Harfleri Elifbası. İstanbul: Türk Neşriyat Yurdu.
Safa, Peyami. (1928a). Cumhuriyet Mekteplerinin Elifbası. İstanbul: Türk Neşriyat Yurdu.
EKLER
Ek.1: Karagöz Ali Hafidi, Lâtin Harflerini Öğrenmek Usulü -Mektup Örneği-

Ek.2. Peyami Safa, Latin Harfleri Elifbası

Ek.3. Kemal Salih, “Cumhuriyet”in Türk Alfabesi

_____________
[1] Bu yazı, Prof. Dr. Alemdar Yalçın Armağanı (2018) başlıklı eserde yayımlanmıştır.
[2] Mersin Üniversitesi, nksahbaz@mersin.edu.tr

