Güzel Türkçemiz Üzerine Düşünceler

Bu yazının konusu, dilimizi konuşmayanların bile kulağına hoş geldiğini duyduğumuz ama ne yazık ki yıllardır ihmal ettiğimiz güzel Türkçemiz. Çoğu zaman yurtdışında tek başına dolaşırken değerinin farkına vardığımız, herhangi bir kişinin konuşması kulağımıza çalındığında da kırk yıllık dosta rastlamışız gibi mutlu olduğumuz anadilimiz üzerine yazmak. Bir dilbilimci, edebiyatçı ya da Türkçe uzmanı olmadan hem de. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kalbini ne Kadar Koruyorsan Dilini de O Kadar Sev

Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dilin önemini vurgulamak için ifade ettiği şu söz ne kadar kıymetlidir: “Türk dili Türk Milleti’nin kalbidir, zihnidir.” Her canlı varlığın yaşamsal fonksiyonlarının sağlıkla devam edebilmesi için kalp sağlığı ne kadar önemliyse, bir ülkenin kültürünün temel değeri olan “Dil” kullanım şeklinin de sağlıklı, bilinçli, özüne uygun olması şarttır. Çünkü dil, yalnızca […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dilde Devrim, Dilde Karşıdevrimcilik ve Karşıdevrimci Yalanlar

Bir ulus, kendi dilinde düşünemiyorsa gerçekten özgür olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yıllar süren bir tartışmanın da yaratıcısı olmuş gibi görünüyor. Alfabe ve dil devrimlerinin Türk halkı üzerindeki etkisi bu sorunun yanıtını günümüzde çok daha anlamlı kılmaktadır. Dil ile özgürlük arasındaki bağlantı dilin yaşantıyı ve yaşamsal edimlerin yaratıcısı olan düşünceyle olan ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Ulusal ayrımlar, […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Bilinci Işığında Türkçemiz

Nusret Ertürk [1] Şair Resul Hamzatov (1923-2003) yapıtlarını, yeryüzünde sadece sekiz yüz bin kişinin konuştuğu Avar diliyle yazmıştır. Acaba neden? En temel iletişim aracı olan dili yaşatan, geliştiren, ona can suyu veren yazarlardır, ozanlardır, sanatçılardır. Dil yoksa ulus da yoktur. Başta Dede Korkut’a, Yunus Emre’ye, Karacaoğlan’a…çok şey borçluyuz. Yeni Türk edebiyatı dalında öğretim üyesi olan […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Canlı Bir Varlıktır, Ama…

Ayça Akçay [1] “Dil canlı bir varlıktır.” Dil yanlışlarını savunanların en sık başvurduğu cümlelerden biridir bu. Elbette doğrudur. Hangi dil elli yıl önceki hâliyle kalmıştır ki? Diller, onları konuşan toplumlarla birlikte değişir; yeni kelimeler kazanır, bazı kelimeleri kaybeder, anlam alanlarını genişletir ya da daraltır. Bugün birçok genç okurun klasik eserler karşısındaki ilk tepkileri okudukları kitabın […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Atatürk’ün Dilimize Kazandırdığı Güç

Atatürk’ün Dilimize Kazandırdığı Güç[1] Ömer Asım Aksoy Terimlerin Türkçeleştirilmesi Dilimizdeki yabancı terimlerin Türkçeleştirilmesine önderlik eden de Atatürk’tür. Tanzimat döneminde dilin sadeleştirilmesi için, sınırlı da olsa, bir akım oluşmuştur. Ama bilim terimlerini Türkçeleştirmeyi hiç kimse düşünmemiştir. Yeni Lisan ve Türkçülük akımlarının en önemli kişilerinden Ziya Gökalp bile yeni terimler yaparken Arapça ve Farsçaya başvurmuştur. Yabancı terimleri […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil ve İnsan

Dil, insanlar arasında iletişim kurma aracıdır. İnsanların yaradılışından hemen sonra dile ihtiyaç duyulmuştur. Dil de insan gibi evrim geçirmiştir. Dil için evrimin başlangıcı işaret dili sayılabilir. Sonu ise gelmemiştir. Çünkü insan geliştikçe dillerde insanlarla birlikte gelişim göstermektedir. Bugün kullandığımız bilgisayarlar, televizyon ve telefon da dilin farklı yönlerde gelişeceğini göstermektedir. Farklı dillerin yaranmasını insanların birbirinden uzakta […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Savruk Düşünceler – 27

Sözlük ve sözlükçe Dilbilimin ünlü sözlüğü “Divanü Lügati’t Türk”ü bir Uygur olan Kaşgarlı Mahmud 1072’de yazmaya başlayıp 1074 yılında yayımlamıştı. O tarihte Batı dillerinde değil sözlük, sözlükçe bile yoktu. İngilizcenin ilk sözlüğü 1604, Fransızcanınki ise 1694 yılında yayımlanmıştı. Sözlük bile değil, sözlükçe! Yele karşı yürüyen Türkçe Taşkent’te işlek bir caddede büyük düşünürümüz Farabi’nin heykeli var; […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türkçenin Gücü

Türkçenin Türklerden Çektiği 1075 yılında Türkmenistan’ın Taşoğuz ilçesinde doğan Zemahşeri, “El Mufassal” adlı Arapça dilbilgisi kitabını yazdı. O zamana kadar yazılanların en iyisi. Yazarı da bunun farkındaydı. Ebu Kubeys Tepesine çıktı ve Araplara seslendi: -Ey Araplar, gelin, dilinizi bir Türk’ten öğrenin! *** On birinci yüzyılda Türkçe Avrupa dillerinden, (İngilizce, Almanca Fransızca gibi) daha iyi durumdaydı. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Anı: Sözcük Yasağı

Öğretmendim. 1986’da Özal-Evren dönemiydi ve okula bir genelge geldi. “Yasaklanan kelimeler ve karşılıkları” başlığını taşıyordu. Resmî yazının ekiydi ve fotokopi ile çoğaltılmıştı. O zamanlar fotokopi henüz yeni icattı ve ıslak biçimde çekilebiliyordu. Belki toner de zayıftı ve net çekilmemişti. Yıllar içinde rengi daha da soldu. Müdür, biz genç öğretmenleri topladı ve buyruğu “tebliğ” etti. Bizim […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Havas Dili -Avam Dili

Eski medrese ve onun etkisinde kalan sarayla yüksek katlara bağlı çevreler, Türk toplumunu ikiye bölmüştü. Havas-avam! Havas kendileriydi. Avam da halk yığınları. Oysa, seçkin ve ünlü bilginler yetiştiren medresede yirmi yıl dirsek çürüttüğü halde Arapçada “nahiv”den “kafiye”ye çıkabilmek şöyle dursun, “avamil” ve “izhar”ı bile sökemeyen mollalar çoktu. Yüksek çevreleri ise, bilgisiz, asalak kişiler kaplamıştı. Vezirler […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Türklüğü Hor Görenler ve Türk Diline İhanet Edenler

Göktürklerin Orhun yazıtlarında, Uygurların bıraktığı türlü belgelerde, Müslümanlığın kabulünden sonra da Türklerin meydana getirdikleri ilk ürünlerde, Türk olmanın verdiği gurur açıkça görülür. Türk ulusu varlığını değerlendirmekte, kendine inanıp gücüne güvenmektedir. Ne olduysa bundan sonra oldu. Türk ulusunun talihi üzerinde birbirine karşıt iki yel esti. Biri uğurlu idi. Türklere genişleme ve yükselme yollarını açıyor, ilerisi için […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Küreselleşme Sürecinde Somut Olmayan Kültürel Mirasımıza, Dilimize Sahip Çıkma Sorumluluğu

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra iletişim teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, ülkeler arasındaki sınırların kalkmaya başlaması, eskiye göre daha az önemli hale gelmesiyle birlikte dünya ülkelerinin ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel alanlarda birbirlerine daha çok yaklaştıkları, daha bağımlı hale geldikleri, ortak değer, yaklaşım ve tavırlar benimsemeye başladıkları görülmektedir. Bütün dünyayı etkisine alan bu değişim süreci “küreselleşme” kavramıyla ifade […]

Yazının devamı İçin tıklayınız