Türk Dilcisi Agop Dilâçar

Sayı 91- Türkçenin Durumu (Temmuz 2026)

Hakkında yazılan bir kitap[1], “Bugün Türkçenin eriştiği aydınlık aşamayı, başta Atatürk’e ve çevresinde topladığı dilcilere borçluyuz. A. Dilâçar, onlardan biridir.” tümcesiyle başlıyor. Aşağıdaki satırlar büyük ölçüde Kaya Türkay’ın A. Dilâçar adlı bu kitabından yararlanılarak yazıldı.

Agop Dilâçar, Türk diliyle ilgili çalışmalarına Atatürk’le birlikte başlamış, yaşamı boyunca bu yoldaki katkılarını hiç aksatmadan sürdürmüştür. Bu çabalarıyla, dilbilimci, Türkbilimci, ansiklopedi uzmanı, Türk Dil Kurumu baş uzmanı, danışmanı olarak Türkçeye emek verenler arasında seçkin yerini almıştır. Öte yandan, yayınlarıyla Türk dili araştırmalarına ışık tutmuş, önemli kaynaklar kazandırmıştır.

Dil araştırma ve yayınlarıyla bilinirken, Birinci Türk Dil Kurultayına çağrılmış ve yaşamını Türkçeyi geliştirmeye adamış bir dilciden söz ediyoruz. Ermeni asıllı bir Türk olan dilcimizin asıl adı Agop Martayan iken, “Dilâçar” soyadı Atatürk tarafından 1935’te verilmiştir. “Dilaçar” uzatma imi olmadan yazılır ancak Atatürk o şekilde yazarak Agop Bey’e verdiği için o da Atatürk’ün kullandığı yazımı titizlikle sürdürmüştür.

Agop Dilâçar, Kayserili bir kuyumcunun İstanbul Büyükdere’de doğan çocuğudur. Gedikpaşa Protestan Kilisesi onun dedesinin bağışladığı toprak üzerine kurulmuştur. Robert Koleji’nde okumuştur. Okulu New York Bilim ödülü alarak bitirmiş ancak Birinci Dünya Savaşı çıktığı için askere alınmış ve ABD’ye gidememiştir. Orduya yedek subay olarak katılmış ve Kafkas cephesine gönderilmiştir. Savaşta yaralamış, gösterdiği başarılardan ötürü madalya ile ödüllendirilmiştir.

Savaş dışında kalan zamanlarda Osmanlı ordusundaki Alman subaylara Türkçe öğretir. Rusya’daki Bolşevik devrimden ötürü cephe zayıflayınca ordunun bir kısmı güneye kaydırılır. Asteğmen Agop Martayan da Güney Cephesine gönderilir. Orada Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki 7. Orduya gider. Ancak orada esir Hintli askerlerin ondan yemek konusunda bir yardım istemesi üzerine onlara tercümanlık yapınca kendisini casus olmak ithamıyla soruşturulur ve sonrasında kendini Mustafa Kemal’in karşısında bulur (Türkay, 1982: 14). Esirlerle konuşmak yasakmış.

Mustafa Kemal Paşa, yedek subayın elindeki Almanca dilbilgisi kitabıyla ilgilenir. Latince yazılmış Türkçe cümleler ilgisini çeker ve Agop Bey ile dilbilim sohbetine girerler. Sonunda Mustafa Kemal onun casus olamayacağına kanaat getirerek tabancasını ve kimlik belgesini iade eder. Böylece Atatürk ile Agop Bey tanışmış olurlar. Agop Bey yıllar sonra Bulgaristan’da yaşarken Ankara’dan çağrılması üzerine Atatürk’ün o Mustafa Kemal Paşa olduğunu anımsar. 

Agop Martayan (sonradan Dilâçar), Ermenice ve Türkçenin yanında Latince, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Bulgarca, Sırpça, Arapça, Farsça, Yunanca, İspanyolca, Rusça ve bunlarla yakınlığı olan dilleri biliyordu (Türkay, 1982, 26).

Agop Efendi, Bulgaristan’da Svaboden Üniversitesinden eski doğu dillerini öğretmeye başlar. Bu diller arasında eski Türkçe, Köktürkçe ve Uygurca da vardır. Orhun yazıtlarıyla ilgili bir makalesinin İstanbul’daki bir Ermenice gazetede yayınlanması ve konudan Atatürk’e söz edilmesi üzerine Atatürk, yazarı tanıdığını söyleyerek kurultaya çağrılmasını söyler.

Birinci Türk Dil Kurultayına katılıp bildiriler sunar. İstanbul’a yerleşir ve İstanbul Üniversitesinde okutmanlık yapar. Türkçenin köklülüğüyle ilgili çalışmaları dikkati çeker. Atatürk’ün Çankaya köşkünde düzenlediği dille ilgili tartışmalara katılır. 1936’da Atatürk ona DTCF’de “Dilbilim Tarihi” ve “Genel Dilbilim” dersleri verdirtir. Bir yandan Türk Ansiklopedisi danışmanlığı yaparken bir yandan da Ermenice gazete yazılarını sürdürür.

Atatürk’e bağlılığı ve hayranlığı en bilinen özelliğidir. Atatürk’ün dil için verdiği mücadeleyi kavramış bir Türkçe tutkunudur. Bugünkü daha arı duru Türkçenin elde edilmesinde emeği ve katkıları çoktur. Dille ilgili çok sayıda kitap ve makale yazmıştır.
***
Eskiden temiz Türkçe konuşulmasından rahatsız olanlar, son yıllarda ise Atatürk ve Cumhuriyet karşıtları Agop Dilâçar’a da saldırmaya başlamışlardır. Onu Atatürk’ün TDK’da uzman olarak görevlendirmesi sanki kötü bir şeymiş gibi! Onun Ermeni asıllı olmasını bahane ederek hem ırkçılık sergiliyor hem de Türk ulusunun temiz Türkçe kullanmasına bilimsel katkı yapmış bir aydını telef etmeye çalışıyorlar.

Dilâçar, dönemin önde gelen dilcilerinden biridir. Birçok dil ve lehçe bilen bu uzman, Türkçenin gelişmesi için bilimsel yollardan birçok katkı yapmıştır. Vicdan sahipleri bu hizmetlerden ancak minnettarlık duyar. İddia edildiği gibi Dilâçar TDK başkanı da olmadı. Kutsal değerlerin arkasına saklanıp Türkiye’nin gelişmesine karşı mücadele edenlerin ihanetini görmeyip, bu insanın sırf Ermeni kökenli olduğu ve uluslaşma sürecine katkıda bulunduğu için anısına saygısızlık yapılması anlaşılır gibi değildir. Keşke onun kadar Türk kültürüne hizmet etmiş olsalardı da eleştirse, varsa yanlışlarını ortaya koyabilselerdi.

İçimizdeki bazılarının Atatürk ve Cumhuriyete hatta Türklüğe saldırmalarının birçok amacı olabilir. Saldırıda kullandıkları araçlara bakınca niyetleri anlaşılıyor. Nefret ettiklerinin başında milli devlet olma çabamız, uluslaşma ve demokratikleşme sürecimiz, gecikerek de olsa çağa uygun adımlar atmamız geliyor. Dostunu-düşmanını birbirinden ayıramayan bilinçsiz kitleye millet denmez, sadece kalabalık denir.

Başta Agop Dilâçar olmak üzere Türkçeye hizmet eden herkesi saygıyla anıyorum.

[1] Türkay, Kaya, (1982). A. Dilâçar. Türk Dil Kurumu Yayınları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir