Sunuş

Sayı 88- Uygurlar ve Doğu Türkistan Özel Sayısı

Sunuş

Eğitişim Dergisi’nin bu sayısında Uygurlar ve Doğu Türkistan’ı konu edindik. Uygurlar, Türk kültürüne büyük katkılar yaptığı gibi, evrensel kültüre de önemli katkı sağlamış bir uygarlığın temsilcisidir. Türkiye ile arasında binlerce km uzaklık olsa da kardeşlik ve gönül bağı hiç kopmamıştır. Anadolu’da öbek öbek Uygur yerleşimleri vardır. Yüzlerce yıllık kültür ve değerlerimiz ortaktır. Yine de bu ortaklıkları yeni kuşaklara göstermek, ortak kültür dağarcığımızdan ve iyisiyle kötüsüyle durumdan haberdar etmek gerekir.

Doğu Türkistan (Şarkî Türkistan), Büyük Türkistan’ın doğu kısmıdır. Çin hükümeti bu ad yerine Sincan (Xinjiang) adını kullanır ve Doğu Türkistan olarak adlandırılmasından hoşlanmaz. Uygurlar da Sincan adından hoşlanmaz. Çincede “yeni sınır, yeni topraklar” anlamına gelir. Uygurlar, “Uygur Eli” veya “Uyguristan” denilmesinden yanadır.

Doğu Türkistan’ın dikkati çeken yönlerinden biri geniş yüzölçümüdür. Yüzölçümü Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde ve 1.664.897 km²’dir. Bölgede Uygurlar dışında Kazak, Kırgız, Özbek gibi Türk toplumlarının yanı sıra başka halklar da yaşamaktadır. Son yıllarda Çinli göçmenlerin yoğun biçimde yerleşmeleri gerginlik yaratmaktadır.

Uzun bir süredir Çin’in bu bölgesinden çığlıklar yükseliyor. Tarihin en eski toplumlarından olan Uygurlar, etnik ve dinsel soykırımla karşı karşıya olduklarını anlatmaya çalışıyorlar. Çin Hükümeti ise Doğu Türkistan’daki Uygurlara yaptığı baskı ve zulmü “Onlar İslamcı teröristlerdir. Masumları onlardan koruyoruz.” diyerek yaptıklarını savunuyor ve meşru göstermeye çalışıyor. Karşı tarafı teröristlikle itham etmek her zaman ikna edici olmuyor. Zira, Çin’de bombalama, kurşunlama, suikast gibi silahlı eylemler görülmüyor. Silahsız terör olabilir mi, bilmiyorum! Hükümetin etnik ayrımcı uygulamalarına karşı barışçı muhalefet yürütmek terör değildir ancak Çin hükümetinin buna karşı sergilediği işkence ve imha politikası açıkça bir devlet terörü anlamına gelir. Dergi sayfalarında bu konuda doyurucu bir yazı bulunmaktadır.

Görüldüğü kadarıyla Türk toplumunda mazlum Uygurlara yönelik cılız bir sempati ve manevi destek var. Filistin için din kardeşliği ve ümmet dayanışması adına yeri göğü inleten duyarlı çevrelerin İslam uygarlığına büyük katkıları olan Uygurlar için benzer bir duyarlılığı göstermediği gözleniyor. Vietnam, Şili ve Filistin mazlumları için insan hakları ve demokrasi mücadelesi veren demokratlar da Uygurlara ilgi göstermiyor. Düşündürücüdür.

Başkaları uğruna güçlü bir devletle karşı karşıya kalmak üçüncü kişi ve toplumların uzak durmaya çalıştıkları riskli bir durum sayılıyor olabilir. Oysa insanlık onuru tam da böyle durumlarda mazlumun yanında yer almakla korunmuyor mu? Öte yandan ABD ve Avrupa’dan bazı devletlerin Çin’de yaşanan baskılara ilgi gösterdikleri ve zulme karşı çıktıkları gözleniyor. Bu ilginin Çin’in rakip bir ülke olmasından kaynaklanması da mümkündür. Yine de yaşananları kayıt altına alma ve dünyaya duyurma işlevi görüyor.

Çin’deki Uygurların mevcut huzursuzluğu, modernleşmeye karşı geleneksel dini dirençten mi doğmaktadır, yoksa işgalci güçlerin uzun süren etno-kültürel baskısına karşı yürütülen bir ulusal-demokratik özsavunma olarak mı anlaşılmalıdır? Günümüzün modern toplumunda din adına ayaklanmak kimlik mücadelesi kadar evrensel bir destek toplamıyor. Ancak bazı durumlarda din, kimliğin öne çıkan bir boyutudur ve ulusal kimlik iyice yasaklanmışsa dine dayalı bir mücadele vermek kaçınılmaz olabilir. Öte yandan, çeşitli dönemlerde Çin işgali altında akıl, bilim ve demokrasi yönünden kültürel kimliğin korunması için demokratik mücadele veren Abdulhaluk Uygur, Lütpulla Mütellip, onlarca Damolla ve binlerce ceditçi demokrat aydın katledilmiştir. Prof. Dr. İlham Tohti, Prof. Dr. Yalqun Rozi ve daha nice aydınlar demokrat hatta sosyalistti. Bu aydınlar teokrasiyi değil demokrasiyi savunuyordu. Bu demokrat insanları yok edenlerin teokratlardan şikâyet etmeye hakkı var mıdır?
***
Uygurlar, bilinen tarihin başından beri halen Doğu Türkistan olarak bilinen yerde yaşamış, zaman zaman Çin’in tamamını yönetmiştir. Pekin şehrini kuran ve ülkeyi bayındır hale getirenin kim olduğunu biliyoruz. Çin kültürüne Uygur kaynaklı büyük katkıları olmuştur. Uygurlar ve Çinlilerin birçok komşunun yaşadığı gibi savaş ve uzun süreli barışları da olmuştur. Ancak son üç yüz yıldır Türk ve İslam dünyasının içine düştüğü bilimsel kapasite yetersizliği, cehalet ve mankurtlaşma bataklığı, Uygurları da felakete ve zillete sürüklemiştir. Her şeye karşın kurtuluş mümkündür ve kurtuluşun başta gelen çaresi, özdeğerlere dayalı bilim toplumu olmaktan geçmektedir.
***
“Medeni” anlamına gelen “uygar” sözcüğünün Uygurlardan esinlenerek üretilmiş olduğu söylenir. Uygurlar uygar bir toplumdu. M.Ö. 5. yüzyıldan beri etkin olan “karız” sulama sistemi büyük bir mühendislik ürünüdür. Bunu Uygurlar yapmıştır. Uygarlık tarihinin sayfalarında Uygurların katkılarına ilişkin çok ilginç bilintiler vardır. Toprak altında ve başka ülke kütüphanelerinde de öyle. Dilbilimin ünlü yapıtı “Divan-ü Lügat-it Türk”ü bir Uygur olan Kaşgarlı Mahmud 1072’de yazmaya başlayıp 1074 yılında yayımlamıştı. O tarihte Batı dillerinde sözlükçe bile yoktu. İngilizcenin ilk sözlükçesi 1604, Fransızcanınki ise 1694 yılında yayımlanmıştı. Başka bir Uygur Balasagunlu Yusuf ve “Kutadgu Bilig” üzerine de çok yayın yapıldı.

Uygurların yerleşik yaşam, şehircilik, entelektüel yaşama katkılar, Moğolların sakinleştirilmesi, matbaacılık, ipek ve baharat yolunun korunması ve bu sistemi ayakta tutacak insanların eğitilmesi, minyatür, resim, heykel ve müzikteki buluşları uygarlığımıza önemli katkılardır.

Uygurlar şimdi kocaman bir emperyaliste karşı varlıklarını sürdürmek için uygar dünyadan yardım ve destek istiyor. Bu sese ses katmak için Eğitişim Dergisi’nin bu sayısında değerli yazılar bulacaksınız. Yazarlarına çok teşekkür ediyorum. Gelecek sayılarda eğitişmeye devam etmek dileğiyle, hoşta kalınız.

Dr. İkram Çınar

Editör

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir