“Yaralı Top” Efsanesi

Sayı 91- Türkçenin Durumu (Temmuz 2026)

“Yaralı Top” Efsanesi[1]

Balkan Harbi ve Büyük Harp, Anadolu folkloruna birçok yeni mevzular vermiş, yahut da birçok eski mevzular bu harplerin büyük tarihi ve sosyal hâdiseleri arasında yeniden yoğurulmuş, yeni şekiller almıştır.

Kars’ta bana birçok halk edebiyatı malzemesi veren Poshof’lu âşık Müdâmî’nin anlattığı “Yaralı Top” efsanesi, her halde Balkan harbini görmüş askerlerin muhayyelelerinde doğmuş bu çeşitten folklor mahsullerine güzel bir örnek olabilir. Efsaneyi anlatayım:

“Balkan harbi sırasında Erzurum’daki tabyalardan birinde bir nöbetçi, üç ağır topun başında gece nöbetini beklemektedir. Birdenbire adamcağızı gaflet basar; uyuyakalır. Biraz sonra uyandığı zaman görür ki toplardan biri ortadan kaybolmuş. Ne yapacağım diye çırpınır dururken, nöbetçi onbaşı nöbeti değiştirmeye gelir. Nefer daha onbaşıyı uzaktan karşılayarak, bu gece, uykusu kaçtığını, sabaha kadar gönüllü nöbet beklemeye razı olduğunu söyler, onbaşıyla nöbeti teslim alacak neferi savar; bu suretle tehlikeli ânı uzaklaştırmış olur. Fakat mesele böylece bitmiş değildir. Zavallı nefer ertesi sabah ne yapacak, kaybolmuş topun hesabını nasıl verecek? O sırada, yine gaflet basar; uzun bir uykuya dalar. Uykudayken nöbet yerlerini kontrole çıkmış olan binbaşı, nöbetçinin bulunduğu yere gelir, topun birinin eksik olduğunu görür; nöbetçi de uyumaktadır; lâzım gelen cezayı ve dersi vermek için nöbetçiye doğru yürümek isterse de dizleri kesilir, bir adım atamaz; seslenmek için sesi çıkmaz. Binbaşı bu işe şaşar; neferi ertesi gün sorguya çekmeye karar vererek çekilir; gider. Bir müddet sonra nöbetçi “vâkıasında” üç topun konuşmasını dinler: Kaybolan top gittiği yerden dönmüştür; arkadaşları “Karaoğlan”a (ona bu adı veriyorlar) nereye gittiğini, ne yaptığını sorarlar; “Karaoğlan”, Balkan Harbinde sıkışan askerlerimize nasıl yardım ettiğini, düşmanın on iki topunu nasıl tahrip ettiğini anlatır. Arkadaşları bu sefer derler ki: “Ya nöbetçiyi nasıl cezadan kurtaracaksın? Yarın binbaşı ona neden uyuyup kaldığını ve toplardan birinin ne olduğunu soracak.” Karaoğlan: “Beni yerimde bulduktan sonra nöbetçiyi cezalandırmaz.” diye teselli verir. Bu sefer arkadaşları: “Ya avurdundaki yara? Binbaşı seni böyle yaralanmış görünce bunun hesabını elbette nöbetçiden soracak.” derler. Karaoğlan bunun da çaresini bulur: “Binbaşı bizi teftişe geldiği zaman avurdumu şişiriverir, yaramı gizlerim.” der. Topların bu garip konuşmaları bitince nöbetçi de gözlerini açar ve sevinçle görür ki biraz evvel sır olmuş top şimdi yerindedir.

Ertesi günü hâdiseler, topların konuşmalarında anlatıldığı şekilde geçer. Karaoğlan’ın hilesi yardımıyla nöbetçi cezadan kurtulur; lâkin binbaşı bu işin sırrını anlamak ister. Her kerâmetin haber verilmesinde olduğu gibi, bunda da bir ölümün muhakkak olacağını bilen nefer “vâkıa”sını anlatmak istemezse de binbaşının ısrarına dayanamaz; o gece başından geçenleri anlatır. Binbaşı meseleyi daha büyük kumandanlara bildirir, vaka padişaha kadar yazılır; nefer fermanla binbaşılığa terfi ettirilir ve derhal terhis edilir, ama köyüne varamadan – şâhit olduğu kerameti başkalarına anlattığı için – ölür.”

Âşık Müdâmî’den bu efsaneyi ufak halk hikâyeleri tipinde bir hikâye haline koymasını istedim. Mesele, uygun yerlere, hikâyenin kahramanları dilinden türküler yazıp sıralamaktan ibaret kalıyordu. Kerem’in karşısında dağlar, dereler, kuru kafalar, ceylanlar dile gelmiş, türküler söylemiş değil miydi? Bizim Âşık Müdâmî de, zati efsanenin konuşturduğu “Karaoğlan”a, menkıbenin diğer insan ve top kahramanlarıyla karşılıklı türküler söyletti. Bu türküleri aşağıya yazıyorum. Yalnız şunu söyliyeyim ki Âşık Müdâmî bu mevzuu istediği kadar iyi işleyemediği kanaatindedir. Top efsanesini süslemek için düzüp koştuğu türküleri, mevzua lâyık güzellikte bulmadığını itiraf ediyor ve özür diliyor. Bizim için bu türküler, bu halleriyle de bir halk efsanesinin, bir halk şairine ilham vermiş olması bakımından değerlidir.

BAŞLANGIÇ DESTANI
(Âşıkın dilinden)

Orta Asya’dan taşıp gelmişiz,
Bu yurt anasırdan tapumuz bizim.
Çoğaldıkça garbı, şarkı almışız,
Derbent’te var demirkapımız bizim.

Biz örneği aldık Ceyhun’dan, Nil’den,
Sözüm hakikattır, derun-i dilden;
Surye’den, Irak’tan, hattâ Babil’den,
Kürre-i arz kutru çapımız bizim.

Bizden şamar yedi Urum, Ermeni,
Beylik için ister iken fermanı.
Bunu tasdik bil ki gider harmanı,
Düşmana mal olsa çöpümüz bizim.

Çakal nedir kapa arslandan hisse?
Bu bir darbumesel, hisseden kıssa.
Düşman tarafından engin yel esse,
Eser çakı bora, tipimiz bizim.

Kâfir düşman bizden çek elini çek,
Kurur vallah Türk’e uzanan bilek,
Yaşamak hakkıdır Türk’ün haşredek,
Harbe müheyyayız hepimiz bizim.

Koç yiğitler din yolunda ar etmez,
Düşmanı yurdunda payidar etmez.
Et sanırsın ama gülle kâr etmez,
Katı pulattandır yapımız bizim.

Müdamî çok şükür dinimiz İslâm,
Gün gibi münevver şarktan garba tam.
Adamsız düşmandan alır intikam,
Harbeder tüfekle topumuz bizim.

Nöbetçi gece rüyasında topların konuşmalarını dinliyor[2]

  1. Top:

Düşman nazlı yurda eyledi hücum
Kalkın üç kardeşler harbe gidelim.
Şeytan leşlerini eyleyip rücum,
Yağdurup ateşler harbe gidelim.

  1. Top:

Üç kardeşiz üçümüz de üç koldan
Düşmana mukabil varmalıyız biz
Sağ cenahtan, sol cenahtan, ortadan,
Düşmanın bağrını yarmalıyız biz.

  1. Top:

Çünkü emir kıldı gazayı Çalap,
Din yolunda kana kana cenk edem.
Şeyatin çerisin eyliyem harap,
Gen dünyayı başlarına tenk edem.

  1. Top:

Düşman zulmü hadden taşkın eyledi,
Gafil iken nâsı şaşkın eyledi.
Uykuda İslâmı baskın eyledi,
Taarruza başlar harbe gidelim.

  1. Top:

Mümin kula her dem penah Tanrısı,
Şehitlere hazır cennet hurisi.
Geldi Gayb ilinden yardım çerisi,
Şeyatin leşkerin kırmalıyız biz.

  1. Top:

Mermi gelsin yolsun düşman kemiği,
Derelere dolsun düşman kemiği.
Taş yığını olsun düşman kemiği,
Yer yüzünü kandan lâle renk edem.

  1. Top:

Kâfir düşman gözü nazlı vatanda,
Kara taşlar lâ’le boyansın kandan.
Hudanın fermanı, emri bu anda,
Cümle dağlar taşlar harbe gidelim.
Hem Ebabîl kuşlar harbe gidelim.

  1. Top:

Çünkü emir kıldı Subhan evvelâ
Hâk olsun düşmanlar yeksan evvelâ,
Eyyam-ı gazâdan bir an evvelâ
Gülleyi düşmana vurmalıyız biz,
Kâfirin kaydını görmeliyiz biz.

  1. Top:

Düşman öyle bilsin kıyamet gelir,
İnsi, cini, cemi mahlûkat gelir,
Sonra nöbetçiye nedamet gelir.
Sizler hoşça kalın harbe ben gidem,
Kâfirlere gen cihanı tenk edem.
Binbaşı nöbetçiyi sorguya çekiyor.[3]

Binbaşı:
Çıktım nöbet yerin kontroldayken,
Ell’iki numara top nere gitti?
Birer birer saydım göz önünde yok,
Nere gitti söyle, top nerede idi?

Nöbetçi:
Devriye beklerken nöbet yerinde,
Bir gaile geldi gayet derinden.
Ben de şaştım kaldım hakkın sırrından,
Uyandım ki Beyim top meydanda yok.

Binbaşı:
Yatmıştın gaflete tam bir hayalin,
Beyan eyle yavrum ne idi halin.
Üç kere seslendim, tutmadı dilim,
Söyle görem yavrum top nerde idi?

Nöbetçi:
Fırladı tepemin çıktı dumanı
Açmadım kimseye bu hal yamanı.
Bu gece sağlıktan kestim gümanı,
Sızladı yüreğim top meydanda yok.

Binbaşı:
Ben de ta’cüp ettim böyle bir hale,
İslâmın penahı Hazret-i Mevlâ.
Kuş değildi uça, bir yerde kala,
Açık söyle yavrum top nerde idi?

Nöbetçi:
Uçtu benzimden kan reng-i kül oldum,
Atlas kemha iken eski çul oldum.
Sığındım hudaya tevekkül oldum,
Kabul et dileğim top meydanda yok.

Yaralı Top gazadan döndükten sonra arkadaşlarıyla konuşuyor.

  1. Top:

O nice hal idi geldi serine,
Acımadın mı nöbet neferine?
Ay da geldi gün ortanın yerine.
Söyle Karaoğlan sen nerde idin?

Yaralı Top:

Taraf-ı Yezdandan sada ki geldi,
Baştan başa âzam ürperdi kaldı.
Balkan’ın karbinde İslâm bunaldı,
İşte o dâvaya vardım da geldim.

  1. Top:

Nöbet vakti geçti yazık değil mi,
Gariplerin bağrı ezik değil mi,
Yaralanmış ağzın bozuk değil mi,
Söyle Karaoğlan sen nerde idin?

Yaralı Top:

Kara olmamızın aslıdır turap,
Çünkü yardım etti Feyyaz-ı Çalap.
On iki topların eyledim harap,
Balkana velvele saldım da geldim.

  1. Top:

Kerametle hem yokluğun görülmüş,
Kayd-ı künyen defterlerden dürülmüş.
Sorarlar ki niçin ağzı kırılmış,
Söyle Karaoğlan sen nerde idin?

Yaralı Top:

Yüce dağ başında dâva görüldü,
Mermi değdi hem dudağım kırıldı.
Yaradandan bana ruhsat verildi,
Varıp o dâvayı gördüm de geldim.

  1. Top:

Şu yazık haline acıdım vallah,
Bize yardım etsin Cenab-ı Allah.
Anladım ki yaran iyi’dir inşaallah,
Söyle Karaoğlan sen nerde idin?

Yaralı Top:

Adûllar içine zelzele düşer,
Ehl-i iman tâ haşrolunca yaşar.
Dışarı üflerim dudağım şişer,
Bunu da muvafık gördüm de geldim.

[1] Posoflu Âşık Müdami’nin telif ettiği bu efsane, Boratav tarafından derlenip yayımlanmıştır. Bu metin, Pertev Naili Boratav’ın Folklor ve Edebiyat II, Recep Ulusoğlu Basımevi, 1945, s. 58-65 adlı yapıtından alınmıştır. Yazı daha önce “Ülkü, yeni seri, sayı 9; 1 Şubat 1942”de yayımlanmıştır.

[2] İkinci bir rivayete göre nöbetçi uykuya daldığında topların aralarında Balkanlarda İslâm Ordusu’na yardıma gitmek düşüncesi üzerinde konuştuklarını işitir. Bu rüya ile uyandığı zaman toplardan birinin ortadan kaybolduğunu görür. Yukarıdaki türküde bu rivayet esas tutulmuştur.

[3] Müdâmî’nin bu türküsüne esas olan üçüncü rivayete göre “Top” kaybolduğu gece dönmemiştir. Ertesi sabah binbaşı nöbetçiden kaybolan topun hesabını sormuş. Neferin yalvarmalarına dayanamamış; hem de bu işin sırrı belki anlaşılır düşüncesiyle nefere topu bulması için bir gece daha mühlet vermiş. İkinci gece top dönmüş, nöbetçi hemen binbaşıyı çağırıp suçsuzluğunu ve bu topun kerametini göstermiş.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir