Âşığın Hafızasında Başka Bir Âşık: Ahmet Poyrazoğlu ve Sabit Müdami

Sayı 91- Türkçenin Durumu (Temmuz 2026)

Bu yazıda Ercişli büyük ozanımız Ahmet Poyrazoğlu ve onun Posoflu Âşık Müdâmî ile olan ilişkisine değinilmiştir. Âşıklık geleneğinin 20. yüzyıldaki zincirinin önemli halkalarını oluşturan bu iki büyük ozanın ilişkisinin ortaya konulması halk edebiyatımız açısından önemlidir. Ozanların ilişkiler ağı ve kültürel temasları sosyal bilimlerin birçok alanı için güvenilir veri sağlamaktadır.

Halk ozanı Ahmet Poyrazoğlu, kendi beyanına göre 10 Haziran 1951’de Van’ın Erciş ilçesinde dünyaya gelmiştir. Türkmen aşireti Boyrazlılara mensuptur.[1] Erciş Lisesi ve Alparslan Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra öğretmen olarak atanmıştır. Öğretmenliğin yanında âşıklığını da icra etmiştir.

Ozan Poyrazoğlu, âşıklık, halk hikâyesi derlemeciliği, kültür araştırmacılığı, televizyonda program yapımcılığı, çok sayıda müzik klibi, yüzlerce konser ve sahne çalışması ile çok sayı ödülün sahibi olan tanınmış bir sanatçıdır.

Sanatçılar, özel yeteneklerinin yanı sıra içinde büyüdükleri kültürden ve gündemdeki konulardan da etkilenirler. Karakoyunlu Devleti’nin (1380-1469) başkenti Tebriz olsa da, yazlık başkentinin Erciş olduğu söylenir. Erciş’in bu başkentlik dönemlerinden kalan tarihsel ve kültürel birikimin, sonraki yüzyıllarda da bölgenin sanat ve edebiyat hayatını beslediği söylenebilir. Nitekim Erciş yüzlerce yıl sonra bile kültür merkezi olma vasfını korumaktadır. Karakoyunlular zengin bir tarihe sahip oldukları gibi tarihe geçen birçok sanatçı da yetişmiştir ve onlardan biri de Ercişli Emrah’tır.

Karakoyunlular yıkıldıktan sonra bölge Osmanlı Devleti’nin eline geçer. Kültür ve etki alanı pek değişmez. Bir yanda Ahıska, Posof, Erzurum diğer yanda Tebriz, Kerkük, Halep ile Erciş’in bağları kopmaz. Radyo, televizyon ve gazetelerin olmadığı zamanlarda, gezici halk ozanları Dede Korkut bilgeliğinin temsilcileri olarak halkın öğretmenleri görevini üstlenip bilgi, görgü, ahlak, adap ve erdemleri kuşaktan kuşağa, bölgeden bölgeye taşıyarak, geliştirip aktararak halk eğitiminin en güzel örneklerini sergilemişlerdir.

Bir Âşık Nasıl Yetişir?
Erciş, Van’ın bir ilçesidir. Halk edebiyatı açısından büyük ozanlardan Ercişli Emrah’ın yaşadığı yerdir. Edebiyat üreten ve yazınsal sanatlara ilgi duyan bir kitlenin yaşadığı yerleşimdir. Poyrazoğlu, kendisini Ercişli Emrah’ın geç kalmış çırağı olarak hissettiğini söyler; onun hikâyeleri ile büyüdüğü için.[2] Erciş’te, Emrah dışından da büyük âşıklar yetiştirmiştir. Âşık Battal, Âşık Mahmut, Hayretî ve başkaları. Ancak, Erciş’e başka yerlerden gelen âşıklar da sanatlarını icra ederdi: Karacaoğlan, Âşık Kerem, Sümmanî…

Boratav’a göre 20. yüzyılın beş büyük ozanından biri olan Posoflu Âşık Müdâmî de Erciş ve civarına âşıklık yapmıştır. Poyrazoğlu’nun dediğine göre “Âşık Müdâmî her kış gelir, 2-3 ayını Erciş’te bir kahvede âşıklık yaparak geçirirdi.”[3] Poyrazoğlu, Müdâmî’nin 1950’li yıllardan itibaren Erciş’e geldiğini söylemektedir. “1965’e kadar geldiğini biliyorum; çünkü ortaokula yeni başlamıştım. Ona hizmet ederdim. (…) Müdâmî Baba, Erciş’te gider camiye namaz kılar; ara sıra da Kara Yusuf Paşa Camisi’nde vaaz ederdi. ‘Molla Sabit Müdâmî’ diye de tanınırdı. Babadan, dededen âşık soyundan gelen biriydi. Âşık Üzeyir Fakiri’nin torunudur.” demektedir.[4] Ozan Poyrazoğlu, Müdâmî’nin, dayısı ve âşık meclislerinin müdavimi olan Kerem Dede’nin dükkanında da vakit geçirdiğini, sohbet ettiklerini ve dayısının onun şiirlerini not ettiğini de söylemiştir. “Müdâmî Baba, aylarca hikâye anlatıyordu. Ben dayımın yanında oturur, onu dinlerdim. (…) Şu an bile hikâye anlatırken ki sazı omzunda gidiş gelişleri hep gözümün önünde canlanıyor.”[5] Poyrazoğlu, dayısının Müdâmî’den dinleyip daktiloya çektiği hikâyeleri sonradan ondan aldığını da ifade etmiştir.

Erciş yöresinin yüksek bir halk edebiyatı geleneği olduğu gibi, bölgeye konuk gelen âşıkları da Poyrazoğlu izlemiştir. Ozan Ahmet Poyrazoğlu bu ortamda ve özellikle âşıklık geleneği içinde büyümüştür.

Ozan Ahmet Poyrazoğlu, bazıları bestelenip müzik piyasasında popüler olmuş çok sayıda şiirin sahibidir.

Âşık, Sadece Şair Değildir
Ozan Poyrazoğlu, Âşık Müdâmî’nin âşıklık sanatı ve hikâyeciliğini genç âşıkların kulağına küpe niteliğinde ipuçları vermektedir. Müdâmî’nin âşıklık sanatı hakkında benzer ifadeleri Murat Çobanoğlu ve Şeref Taşlıova da söylemiştir.[6] Poyrazoğlu Müdâmî’nin âşıklığını şöyle anlatmaktadır: “Kulağımda kalmıştır; Müdâmî Baba’nın şu sözünü rahmetlikten dinlemiştim. Derdi ki:”[7]

“Eğer âşık ayakta söyleyecekse, bir usta yanında çok eğitim alması lazım! Çünkü o, meclis içerisinde gidip gelirken hem âşık, hikayeci hem de meddahtır. Onun yürüyüşü bile hikâyeye göre olmalıdır. Mesela; âşık ‘Turnalar’ı söylüyorsa, ‘Turnalar’ ritimli olmaz. Turnalar havada nasıl süzülüyorsa; o havayı okurken, onun da süzülmesi, yani nağmeleri o süzülmeye göre yürütmesi lazım! Bir de hikâyeyi anlatırken, hikâyenin olaylarına göre yürüyüşünü de yapması lazım. Müdâmî Baba’nın dediği gibi, turnaların süzülmesi, Ercişli Emrah’ta da çok vardır. Müzikle de bağdaşır, türküyle hava birbirini tamamlar. Ve hikâyenin acıklı yerlerinde, Müdâmî Baba’nın gözyaşları, böyle tam ayaklarına kadar süzülürdü. Çok ağlardı.”

Poyrazoğlu’nun Ercişli Emrah ile Posoflu Müdâmî’deki üslup benzerliklerine değinmesi kültürel yakınlığa, gidiş gelişe ve benzer âşıklık geleneğinin varlığına işaret etmektedir.


Âşık Müdâmî ve İsrafil Aydınlı (Neşe Aydınlı arşivi)

Poyrazoğlu’nun ustalığı yalnızca şiirlerinde değil, hikâye anlatıcılığında da görülür. TRT kayıtlarında Köroğlu başta olmak üzere çeşitli halk hikâyelerini anlatması, onun sözlü kültürün yalnızca bir dinleyicisi değil, aynı zamanda taşıyıcısı olduğunu gösterir. Bunda Müdâmî’nin ve onun aracılığıyla öğrendiği Fakiri’nin örnek olma etkisi Poyrazoğlu’nun âşıklık birikiminin temellenmesi açıklayabilir.

Poyrazoğlu, Posoflu Âşık Üzeyir-Fakiri ile ilgili de önemli bilgiler veren bir kaynaktır. Fakiri’nin kök âşık olduğunu söyler.[8] Yörede kendisinden sonra ortaya çıkan âşıkları etkilemiştir. Fakiri’nin Köroğlu hikâyesi üzerindeki etkisi ve anlatımını da önemli olarak değerlendirir. Köroğlu hikâyesi bir zamanlar Osmanlı Devleti’nde anlatılması yasakmış. “Köroğlu’nun adından bahsedilemezmiş. Çünkü Köroğlu bir harami, bir eşkıya, yol kesen, bir namus düşmanı, bir devlet karşıtı diye bilinirmiş.”[9] Fakiri, II. Mahmud’a “Köroğlu’nu bir de benden dinleyin” der. Padişah, gerçek Köroğlu hikâyesini Fakiri’den dinleyince ferman buyurmuş ve memleketin her yerinde anlatılmasına izin verilmiş.

Âşık Müdâmî’nin 1956’da Erciş için yazdığı güzelleme, Ozan Ahmet Poyrazoğlu için yazılan kitapta yer almıştır.[10] Başka bir kaynakta rastlamadığım 15 kıtalık bu şiirin ilk ve son kıtasını buraya alıyorum:

“Seyrettim her yanı misal-i cennet
Lütfun bahş eylemiş Allah Erciş’te
Zümrüt bahçaları zevk ile zinnet
Gamlı gelen olur ferrah Erciç’de
*
**
Müdam halkın bizim köylü sanarım
İmtizaçda hep bir evli sanarım
Gördüğüm güzeli Selvi sanarım
Merhum cennet mekan Emrah Erciş’de.”

Müdâmî’nin 1956’da Erciş için söylediği bu dizeler, iki bölge arasındaki kültürel yakınlığın yalnızca insanların gidip gelmesiyle sınırlı olmadığını gösterir. Erciş, Posoflu bir âşığın şiirinde de “cennet” imgesiyle karşılık bulmaktadır.

Poyrazoğlu’nun yetişme hikâyesi bize âşıklığın yalnızca şiir yazmak olmadığını gösteriyor. Âşık, bir meclisin içinde yetişiyor; dinleyerek, gözleyerek, ustanın yanında bulunarak ve zamanla kendi sesini oluşturarak öğreniyor. Ahmet Poyrazoğlu’nun hikâyesi, bazı bilgilerin kitaplardan değil, insanlardan öğrenildiğini; bazı okulların da dört duvardan değil, bir sazın etrafında toplanan insanlardan oluştuğunu gösteriyor.

Yazıyı, Ozan Ahmet Poyrazoğlu’nun “Usandım” başlıklı şiiriyle bağlayayım:

Usandım

Ömrüm hep kış geçti, bahar gelmedi.
Boş hayaller kurmaktan usandım.
Çok emek sarf ettim, meyva vermedi.
Ham ağaçlar aşlamaktan usandım.
***
İflah olmam içimdeki dert ile.
Oturmadım özü gerçek, mert ile.
Uykumu tedirgin eden kurt ile,
Aynı yerde kışlamaktan usandım.
***
Poyrazoğlu, ne söylüyor falcılar?
Kaptanım şaşırdı, gene bocalar.
Yılda bir kez şeytan taşlar hacılar.
Her gün şeytan taşlamaktan usandım.

Kaynaklar

Alptekin, Ali Berat. (1999) Kirmanşah Hikâyesi. Akçağ.

Boratav, Pertev Naili. (2020). Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği. Bilgesu.

Çınar, İkram. (2025). Halk Ozanları Bağlamında Etnoandragoji. Pegem Akademi.

Özsoy, Bekir Sami. (1993). Posoflu Âşık Sabit Müdâmî: Hayatı, Edebi Şahsiyeti ve Şiirleri. Yüksek lisans tezi. Erciyes Üniversitesi, SBE.

Şenel, Süleyman. (2025). Zeytinburnu’nda Ercişli Bir Usta Âşık Ahmet Poyrazoğlu. Zeytinburnu Belediyesi Yayınları.

_________

[1] Süleyman Şenel, Zeytinburnu’nda Ercişli Bir Usta Âşık Ahmet Poyrazoğlu. Zeytinburnu Belediyesi Yayınları. İstanbul., s. 25.
[2] Şenel, agy, s. 138.
[3] Şenel, agy, s. 154.
[4] Şenel, agy, s. 154.
[5] Şenel, agy, s. 154.
[6] Özsoy, Bekir Sami. (1993). Posoflu Âşık Sabit Müdâmî: Hayatı, Edebi Şahsiyeti ve Şiirleri. Yüksek lisans tezi. Erciyes Üniversitesi, SBE., s. 97.
[7] Şenel, agy, s. 154.
[8] Fakiri’nin birçok halk hikayesi ardılı âşıklarca anlatılmıştır. Ali Berat Alptekin, Kirmanşah Hikayesi’nin Fakiri tarafından üretildiğini yazmıştır (Alptekin, 1999, 13). Boratav (2020: 51-52) ise Kirmanşah Hikayesinin Uygurca “İyi prensle kötü prens” hikayesindekine benzer motifler taşıdığı, Dede Korkut hikayelerindeki Bey Böyrek hikayesindekine benzer motifler bulunduğuna işaret etmiştir. Bu ve başka kaynaklarda (Çınar, 2025: 123-145) belirtildiği gibi kök âşık olarak nitelendirmek uygundur.
[9] Şenel, agy, s. 157.
[10] Şenel, agy, s. 156.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir