Son aylarda hem memleketimizde hem de başka ülkelerdeki gençlerin şiddet eylemlerine ilişkin haberlerini duyunca, hele hele “akran zorbalığı” ile ilgili görüntülerini izleyince oldukça canım sıkılıyordu.
İster istemez, pek çoğumuzun yaptığı gibi o alışık olduğumuz klişe sorularla cebelleşmeye başladım:
“Nerede yanlış yapıyoruz? Nereye gidiyor bu gençlik? Neyi eksik öğrettik?” gibi onlarca sorunun yanıtını aradığım günlerde, evimin ihtiyaçlarını karşılamak, biraz da kafamı arındırmak için market alışverişine gittim.
İhtiyacım olan ürünleri ilgili reyonlardan alıp sepete doldurduktan sonra, bir an önce çıkabilmek için kasaya yöneldim. Marketin indirim günü olduğu için, kasanın önü oldukça kalabalıktı. Bana sıra gelince aldığım ürünleri çabucak yazar kasanın önüne bıraktıktan sonra cüzdanımdan çıkardığım paraları hızla sayarak görevli gence uzattım. Benim arkamda bekleyen birkaç müşteri daha olmasına rağmen, genç adam aldığı paraları önce tek tek itina ile düzenlemeye gayret etti. Onca insan, onun hızlı davranmasını beklemiyormuş gibi rahatlık içindeydi. Önce anlam veremedim. Sonra dikkatli bakınca, özenli davranmasının nedenini anladığımda, gözlerim dolu dolu sakince izlemeye koyuldum. Elindeki kâğıt paralardaki resimleri aynı yöne hizalayarak düzenledikten sonra hızla saymaya başladı. Görevini hakkıyla tamamlamanın iç huzuru ile önce bana, sonra müşterilere bakarak şöyle konuştu:
“Kusura bakmayın lütfen. Bu konuda hassasım. Atam’ın resmi arkada ya da ters yönde kalınca vicdanen rahatsız oluyorum.” dedi.
Bir marketin içinde birbirini tanımayan on onbeş kadar insan tek yürek olduk o anda. Her birimiz aynı duygularla, minnetle, gururla teşekkür ettik genç adama.
O gün tarifsiz gurur ve duygu sağanağı içinde kaldım.
Ne mutlu varlığına…
Ne mutlu seni yetiştiren ebeveynlere ve öğretmenlerine güzel evlat.
Çok belli ki bu genç adam değer bilinci ile yetişmiş. Ama önce çok belli ki vicdanını iç pusulası olarak kabul ederek yaşamayı özümsemiş.
Bu saatten sonra karşısına kim çıkarsa çıksın, ne yaşarsa yaşasın onun değer bilinci her zaman yolunun, vicdanı da yönünün göstericisi olacaktır.
Bu kadar anlamlı günden sonra, en başta yazdığım şiddet eylemlerine yönelen gençlerdeki eksikliğin, değer bilinci eksikliği ve vicdani gelişimlerinin yetersiz olmasından kaynaklandığını düşünmeye başladım.
Bu çocuklar yollarını ve yönlerini kaybetmiş, pusulasız, değersiz olarak savrulan, varlıklarını gösterme gayreti içinde yanlış eylemlerle varlık savaşı içinde olan yitik geleceğimizdir.
En başında verilmesi gereken temel eğitimleri, eksik ya da yanlış verildiği için böylesine değersizlik içinde olabiliyorlar. Bu temel eğitim önce aile sonra da okulda yaşayarak, dokunarak, hissederek öğrenebileceği önemli bir gereksinimdir.
İhtiyaç kavramının altını kalınca çizerek irdelemek gerekir: Temel biyolojik ihtiyaçların karşılanması sonrasında duygusal ihtiyaçlar (sevgi, kabul edilme, saygı, korunma…v.b) karşılanmadığı zaman çocuğun değer bilinci gelişmez. Kendini ifade edebilmek için bambaşka arayışlar içine girebilir. Varlığını gösterebilmek için ilerleyen zamanlarda hiç beklenmeyen davranışlar içinde olabilir.
Bu olumsuz davranışlar içinde olan çocukların azınlıkta olduğunu umut ediyorum. Umarım en kısa zamanda onların bu şiddet eylemlerini sonlandıracak tedbirler alınır. Ve umarım suçları sabit olanlar, yasaların öngördüğü cezaları aldıklarında rehabilite edilebilecekleri ortamlar içinde olurlar.
Bize düşen ise yurttaş olarak, ebeveyn olarak önce suça bulaşmış çocukların akranlarına rol model olmaması için sorumlu, duyarlı ve dikkatli davranmaya devam etmektir.
Ayırt etmeksizin hepsinin bu ülkenin geleceği, umudu, yarınları olduklarını unutmayalım.
Pusulamız her zaman çağı kucaklayan, bilimin süzgecinden geçmiş fikirler, vicdanın onayladığı, ortak aklın kabul ettiği, evrensel ilkelerle bağdaşan toplumsal değerler olsun.
Yolumuz ise, yüz yıl önce kimilerinin ütopyası bile olamayacak değerde hepimizi kucaklayıp sarıp sarmalayan, Cumhuriyetimizin hayatımıza kattığı devrimleri dört elle koruyup, kollamak ve ona sımsıkı sarılmak olsun.
Pusulamız, yolumuz sağlam ve sağlıklı olsun yeter ki. Yüzyıl önce nasıl düzlüğe çıktıysak, bugün de çıkarız. Aşılması gereken tek şey yılgınlıklarımızdır. Yolumuz belliyken, yılmadan usanmadan, dirençle, inançla devam edelim.
Elbette bu engelleri de aşacağız. Yeter ki hedefimiz barıştan, huzurdan, tam bağımsız, geleceği pırıl pırıl parlayan Türkiye Cumhuriyeti ideali yönünde olsun. Yoksa engel dediğin, bazı fikirlerde oluşan, gitgide hantallaşan kirli düşüncelerin çıkardığı gürültülerdir. Aşacağız bunları da. Gençlerimizle, çocuklarımızla yan yana, omuz omuza mücadele ederek, yürüyerek aşacağız bu yolları da. Yürümekten yılmayalım yeter ki.
Gerisi çakıl diken…

