“Türk Dünyası Etnopedagojisi” Kitabı Hakkında Editörleriyle Söyleşi

Sayı 90- Etnopedagoji ve Etnoandragoji

Şubat 2026’da bir kitap yayımlandı: Türk Dünyası Etnopedagojisi. Editörleri Dr. İkram Çınar ve Dr. Minara Aliyeva Çınar. Kitapta editörlerin yazıları da vardır. Etnopedagoji eski Doğu blokunda bilinen ama Türkiye’de henüz yeni olan bir eğitim bilimidir. Kitabın adı oldukça kapsamlı; Türk Dünyası. Dar bir enlemde iki kıtaya yayılmış bir milletin çeşitli topluluklarının geleneksel eğitim birikimlerini ortaya koymuşlar. Hayli iddialı bir girişim ve büyük bir emekle ortaya çıkmış gibi görünüyor. Ortaya bir ürün konulduğuna göre bu girişim başarılmış demektir.

Kitapla ilgili bazı verileri sunmak isterim: On dört Türkçe lehçesinde ve çift dilli yazılmış bir eserdir. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan gibi beş Türk devletinin genel etnopedagojileri ile Çuvaş, Başkurt, Kırım Karay, Ahıska Türkü, Kırım Tatar, Kazan Tatar, Karakalpak, Borçalı Terekeme ve Dolgan etnopedagojisi üzerine yazılan bölümlerden oluşuyor.

Her bölüm editörlerce belirlenen plan çerçevesinde, ilgili ülke ve topluluklara mensup etnopedagoglarca yazılmış. Bu yazıların incelenmesi, çevirileri derken bir de Ortak Türkçe Abece ile yazılsın diye yeni baştan çalışmalarla yıllar süren bir emek.

Konuşmayı bu eseri ortaya çıkaran hocalarımızla yapacağım.

Sevilya Bedelova (SB): Kıymetli Hocalarım, Öncelikle Türk dünyasına böyle kapsamlı ve anlamlı bir eser kazandırdığınız için kendi adıma sizlere teşekkür etmek istiyorum. Sözümü uzatmadan söyleşimize geçmek istiyorum. Ben sizleri tanıyorum. Ama okuyucularımız ne kadar tanıyor bilmiyorum. Şu soruyla söyleşiye başlamak bir gelenektir. Geleneği bozmayayım. İlk sorum. Okuyucumuza kendinizi tanıtır mısınız?

İkram Çınar (İÇ): Öğretmen ve eğitim denetmenliğinden sonra akademisyen olarak çalışıyorum. Alanım eğitim politikalarıdır. Mankurtlaştırma üzerine başladığım çalışma ve araştırmalar beni etnopedagoji konusuna getirdi. Etnopedagoji konusunda epeyce çalıştım sanırım. Sözü uzatmamak için hakkımdaki ayrıntıları merak edenlerin her şeyi bilen yapay zekâya danışmalarını öneririm.

Sevilya Bedelova (SB): Evet, teknoloji bize fazlasıyla olanakları sunuyor. Sizi merak edenler hakkınızda yapay zekâya ile epeyce bilgi edinebilir. Çok teşekkür ederim, sayın hocam. Bu eserin diğer editörü de Minara Aliyeva Çınar hocamdır. Hocam sizi ben tanıyorum elbette, okuyucularımıza siz kendinizi nasıl tanıtırsınız?

Minara Aliyeva Çınar (MAÇ): Çok teşekkür ederim, Sevilya. Ben de kendimi kısaca tanıtayım. Ben Türkolog’um. Uzmanlık alanım Türk dili ve lehçeleridir. Son zamanlarda akademik çalışmalarımı Türkçe eğitimi sahasında sürdürüyorum. Bu iki disiplinin kesişim noktasında kaleme aldığım yazılar ağırlıklı olarak Türkoloji çerçevesinde şekilleniyor. Son dönemde özellikle Ahıska Türklerinin dili, edebiyatı ve kültürü üzerine yoğunlaşan araştırmalarım sırasında eğitim boyutunda belirgin bir boşluk olduğunu fark ettim. Bu eksiklik beni Ahıska Türklerinin etnopedagojisi alanına yönlendirmiş ve çalışmalarımı bu yeni perspektifle derinleştirmeye sevk etmiştir.

SB: Sayın Çınar, yabancı bir makalede sizden Türkiye’de etnopedagojinin kurucusu olarak söz ediliyor. Nedir etnopedagoji, neden bu konuya odaklandınız?

İÇ: Etnopedagoji, geleneksel eğitimle ilgili araştırmaları yapan yeni bir eğitim bilimidir. İnsanlar başından beri çocuklarını eğitiyordu. Oysa okul ve öğretmen çok sonradan ortaya çıktı. Pedagoji ise daha bir, belki iki yüzyıllık bir bilim alanıdır. Toplumların çocuk terbiyesindeki deneyim birikimi sandığımızdan çok büyük. Bu deneyimi görmezden gelemeyiz. Üstelik okul ve pedagoji bilimi varken bile asıl eğitim kurumu hâlen aile ve toplumdur. Aile ve toplumun kendi ideal insan tipini bilmek bizim için çok önemlidir zira okulda onun çocuğunu eğitmeye yardım ediyoruz. Öyleyse toplumun geleneksel eğitim birikimini bilimsel yollarla araştırıp o muhteşem birikimi pedagojiye katmalıyız. Bir de beni etnopedagojiyi keşfetmeye iten şey eğitim politikası çalışmalarım sırasında eğitimin bir tür mankurtlaştırma sürecine dönüştüğü gözlemim karşısında önlem geliştirme niyetimdi. İthal müfredatların mankurtlaştırmaya hizmet ettiğini düşünüyordum. “Mankurtlaştırmayan eğitim nasıl olur?” sorusu beni etnopedagojiye getirdi. Konuyu önemsemem o yüzden. 

SB: Etnopedagoji konusunda verdiğiniz bu kıymetli bilgiler için çok teşekkür ederim. Minara Hocam, siz bir şeyler eklemek ister misiniz?

MAÇ: İkram Hoca, etnopedagojiyi güzel tanımlamış. Ben de şöyle bir ekleme yapayım. Bu kavram, her halkın tarihsel süreç içerisinde oluşturduğu geleneksel eğitim pratiklerin, kültürel değer aktarım mekanizmalarının ve toplumsal normlarının bütüncül bir biçimde ele alınmasını ifade eden çok katmanlı bir kavramdır. Bu kavramın temelinde aile vardır. Ailenin de çocuğuna aktardığı kültürel değerlerdir. Yani halk bilgeliğine dayalı bir eğitim anlayışı söz konusudur. Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bir bilim dalı olarak etnopedagoji, Sovyetler Birliği döneminde Çuvaş bilgini G. N. Volkov tarafından ortaya atılmıştır.

SB: Çok teşekkür ederim sayın hocam. İkram Bey Hocama dönmek istiyorum. Hocam, bildiğim kadarıyla dünyanın birçok bölgesinde azınlık olarak yaşayan çok sayıda Türk topluluğu var. Neden bu ülke ve toplulukları seçtiniz?

İÇ: Evet, beş Türk devleti ve elli civarında Türk topluluğu var. Türk devletlerini öncelikle yazmalıydık. Çünkü bu kitabın tek amacı etnopedagoji kitabı yazmak değil. Aynı zamanda tarihsel süreç içinde birbirinden kopmuş, savaşlar, katliamlar ve göçler yüzünden büyük felaketler yaşamış, eğitimsizlik yüzünden birbirinden habersizleşmiş toplumlara birbirini tanıtmak, dil ve kültürü hakkında ön bilgiler vererek birbirine yakınlaştırmak da amaçlardandı.

SB: Çok teşekkür ederim hocam. Minara Hocam, siz bir şey eklemek ister misiniz?  

MAÇ: Elbette ki. İkram Hoca’ya katılıyorum. Devletimizin Türk Devletler Teşkilatı ile ilgili görev ve planları var. Bir Türk olarak millî davalara hizmet etmek görevimizdir. Türk dünyasına, Türklük bilimine hizmet etmek bizim en büyük gayemizdir. Bu yüzden böyle bir projeye imza atmak istedik. Aslında bu projeye girerken şöyle bir endişemiz vardı. Bir zamanları göçebe hayatı yaşayan Türk toplumları, birbirlerinden ayrılıp farklı coğrafyalarda yaşamaya başladıkları ve zamanla farklı devletlerin egemenliği altına girdikleri için birbirlerinden uzaklaşmışlardır. Bundan dolayı da geleneksel eğitim anlayışları da ayrıştırılmıştır. Fakat çalışmaya başlayınca, verileri toplamaya başlayınca fark ettik ki Türk toplumları farklı coğrafyalarda yaşasa da ortak kültürel değerleri günümüze kadar taşımayı başarmışlardır.

SB: Çok teşekkür ederim hocam. İkram Bey Hocam, siz bu konuda bir şeyler eklemek ister misiniz?

İÇ: Evet. Devletler de yalnız yaşayamıyor; başka devletlerle milliyet, din, bölge gibi ortaklıklardan yararlanarak işbirliği öbekleri kuruyorlar. Arap Birliği, Slavyan Birlik, İngiliz Milletler Topluluğu gibi veya AB, ASEAN, NAFTA, BRICS gibi. Türkiye’nin de dayanışmaya ihtiyacı var. Aynı dili konuştuğumuz ve ortak tarihimiz olan ülkelerle dayanışma içinde olmak doğal bir davranıştır. Bu düşünceyle Türk Devletler Teşkilatı kuruldu. Hükümetlerin girişimlerinin üniversite, medya, toplumsal kurum ve kuruluşlarca da desteklenip toplumlar birbirine yakınlaştırılmalıdır. Aradan geçen yüzlerce yıl ve çok geniş coğrafyaların etkisi var. Toplumları birbirine tanıtmak ve yakınlaştırmak gerekir. Kitap incelendiğinde bu iyi niyetin de görüleceğini umuyorum.

SB: Çok teşekkür ederim. Peki. Ben sizin eserinize dönmek istiyorum. Bu eseriniz oldukça kapsamlı ve uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür. Projenize ne zaman ve nasıl başladınız? Bu eseri ne kadar sürede hazırladınız?

İÇ: Eğitim politikaları alanında çalışıyorum. Mankurtlaştırma üzerindeki çalışmalarım beni etnopedagojiye getirdi. 2015 yılından sonra etnopedagojiye yoğunlaştım. O zamandan beri Türk dünyası ile nasıl bir eğitim ortaklığımızın olduğunu merak eder, bunu nasıl ortaya koyabileceğimizi düşünürdüm. 2020’nin başında Türk Cumhuriyetlerindeki etnopedagoglarla tanışmak ve onlardaki etnopedagojik bilgilere erişmek istedim. Bu süreçte Minara Hanım’ın Türkoloji bilgisi, bölge kültürlerine ve Rusçaya hâkimiyeti çok yardımcı oldu. Hem Türk topluluklarında etnopedagoji birikimini Türkiye Türkçesine taşımak hem de Türkiye’de etnopedagoji konusunda bilgi birikimini artırmak amacıyla bir kitap hazırlamaya giriştim. Buradan “Uluslararası Bakışla Etnopedagojiye Giriş” adlı editoryal kitabım çıktı. Bu aslında daha büyük proje için bir provaydı. Buradan edinilen deneyimle “Türk Dünyası Etnopedagojisi” projesine başladık. Bir eğitim bilimci ve bir Türkolog olarak sanırım bu konuyu çalışmak için iyi bir takım oluşturduk. Çok zaman ve emek harcadığımızı ve ortaya çıkan eserin buna değdiğini söyleyebilirim.

SB: Minara Hocam, siz de bir şeyler eklemek ister misiniz?

MAÇ: Evet. İkram Hoca’nın dediği gibi bu eseri ortaya koymak hiç kolay olmadı. Projeye başlarken en büyük sıkıntımız bu alanın uzmanlarına ulaşmak ve bu uzmanlarla iletişim kurmaktı. Öncelikle literatür taraması yaptık ve bu alanda yetişmiş ve eser ortaya koymuş kişilerin listesini çıkardık. Ülkeden ülkeye tanıdık vasıtasıyla üçüncü, dördüncü vs. kişilerle görüşme yaptıktan sonra birilerine ulaşmayı başardık. Tabii ki listemizde yer alan kişilerden birçoğu artık hayatta değildi. Yine de o kişilerin yetiştirdiği etnopedagoglara ulaştık. Kimileri emekliliğe ayrıldıklarını ve yazamayacaklarını belirtti, kimileri projemize destek vermeyi kabul etti. Süreci başlattık, yazılar gelmeye başladı. Ancak yazıların çoğu Rusça geldi. Bu, bizim için bir başka zorluğu oluşturdu. Bu sefer Rusça gelen metinleri Türkiye Türkçesine aktarabilmek için uzman çevirmenlere ulaşmaya çalıştık ve ulaştık Çeviri sürecini de başlattık. Bir sonraki basamakta yazarlardan yazıların ana dilindeki versiyonlarını istedik. Gelmeye başladı. Fark ettik ki bazı ana dilindeki yazılar Türkiye Türkçesiyle birebir paralellik göstermiyor. Metinleri paralel olarak oluşturmak için hayli zorlandık ama bunu da başardık. Fakat büyük bir eksiklik olarak hissettiğimiz Karay Türklerinin ana dilindeki metin oldu. Rusça olarak yazılmış metnin Karay Türkçesine aktarımı için bir uzman bulamadık. Litvanya’dan, Polonya’dan, Kırım’dan ve Türkiye’den bu alanda çalışan akademisyenlere ulaştık ancak metni Karay Türkçesine çevirecek/aktaracak bir uzman bulamadık. Bir başka zorluk da metinleri ortak Türk alfabesi ile dizmek oldu. Aslında çok daha fazla zorlukla karşı karşıya geldik ama üstesinden gelmeyi öğrendik diyebilirim. Bizimle çalışmak isteyen değerli hocalarımızla yola çıktık, yürürken ekibimize çevirmenleri kattık ve uzun bir aradan ve emeklerden sonra bu eser Türk dünyasına armağan edildi. Destek veren herkese buradan tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum. Bu arada eserin hem maddi hem de manevi desteğini veren kurum yöneticileri ve çalışanlarına da teşekkürü bir borç biliyorum. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY)’na ve yöneticilerine desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.

SB: Peki, size bu projede destek veren yazarlar ve çevirmenler kimlerdi? Sayabilir misiniz?

İÇ: Elbette ki. Saygın bir ekiple çalıştık. Volkov’un yetiştirdiği Çuvaş bilgin Prof. Dr. Tatyana Nikolayevna Petrova ve Kırgız bilgin Prof. Dr. Akmatali Alimbekov aramızdaydı. Ayrıca Başkurt bilgin Prof. Dr. Vilya İskandarovna Baymurzina, Kazak bilim adamı Prof. Dr. Muhammedrahim Kursabayev, Özbek bilgin Prof. Dr. Muhammad Quronov ve Prof. Dr. Barno Ubaydullayeva, Azerbaycan’dan Prof. Dr. Lazife Qasımova, Kırım’dan Karayların etnopeagojisini çalışan bilim kadını Prof. Dr. Lüdmila İvanovna Redkina, Karakalpakistan’dan Prof. Dr. Tajibay Utebayev, Türkmen eğitimci Doç. Dr. Ayna Baymuradova, Kırım Tatar bilim kadını Doç. Dr. Zarema Asanova, Kazan Tatar bilim kadını Doç. Dr. Lala Murtazina, Borçalılı bilim kadını Dr. Öğretim Üyesi Gülnara Goca Memmedli ve Dolgan Türklerinden Zoya N. İçin-Norbu. Tabi, Türk Dünyasında genel etnopedagojik durumu ben, Ahıska Türklerinin etnopedagojisini de Doç. Dr. Minara Aliyeva Çınar yazdı.

MAÇ: Çevirilerde bize destek verenler de değerli meslektaşlarımız Orhan Uravelli, Şemsiye Satı, Ruşaniye Altay, Rıdvan Çitil, Cihangir Odilov, Ayten Rzayeva’ya da ayrıca teşekkür ediyorum.

SB: Güçlü bir akademisyen ve çevirmen kadrosuyla çalıştığınız anlaşılıyor. Hepsi de farklı dillerden. İletişimin kolay olmadığı da anlaşılıyor. İkram Bey Hocam, ne dersiniz?

İÇ: Bu eseri iki dilli olarak planladık. Hem ana dillerindeki metinler olsun hem de Türkiye’deki okuyucularımız bu bilgilerden faydalansın, karşılaştırmalı okusun diye Türkiye Türkçesinde. Yazar kadar neredeyse çevirmen ekibimiz de oldu. Çeviriler en çetrefilli konuydu. Rusça yazılan bir metni hem Türkiye Türkçesine hem ilgili toplumun diline çevir(t)mek, bu metinlerin birbiriyle tutarlı olmasını sağlamak çok yönlü kontrolü gerektiriyordu. Buna çok dikkat ettik. Kolay bir süreç olmadı.

SB: Gerçekten de bu eserinizin büyük bir ekiple ortaya konulduğu anlaşılıyor. Emeklerinize sağlık, sayın hocalarım. Böylece eserin hem kahramanları hem de önemli özellikleri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Eserin iki dilli oluşu, on dört ayrı topluma yer verilmesi gerçekten çok önemli özelliklerdir. Peki, eserin bir diğer önemli özelliği de sanırım ana dilinde yazılan metinlerin ortak Türk alfabesi ile yazılmış olmasıdır. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

İÇ: Türkçenin on dört ayrı lehçesinde birden ortak alfabe ile yazılması bir ilktir. Tek lehçede yazılan kitaplar olmuştu ancak 14 lehçede birden ortak alfabe ile yazmak yoğun bir iş yüküydü. Kitabı yeniden dizmek! Bu konuda iş yükünü Minara Hanım üstlendi.

SB: Minara Hocam? Anlaşılan ortak alfabede dizme işini siz üstlendiniz. Ne söylemek isterdiniz?

MAÇ: İkram Hoca, bu süreci güzel özetledi. Yine de birkaç kelime söyleyebilirim. 2024 yılında Bakü’de yapılan bir toplantıda “Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu” tarafından alınan bir karar olmasaydı, biz bu eseri iki yıl içinde tamamlayacaktık. Yani eserimiz 2024 yılında basılmış olacaktı. Ancak alınan böyle manidar bir kararı da göz ardı edemezdik. O günlerde YTB’ye teslim ettiğimiz projeyi geri çekerek ek süre istedik ve “Türkiye’de Etnopedagojik Durum” ile “Kırım Karay Türkleri Etnopedagojisi” bölümleri hariç diğer tüm bölümlerin ana dillerindeki metinleri ortak Türk alfabesiyle dizmeye giriştik. Hiç kolay olmadı. Ne kadar başarılı olduk onu da uzmanların görüşlerine bıraktık. Ama kendi adıma söyleyeyim, bu metinleri Latin alfabesiyle dizerken zorlandığım kadar çok da haz aldım ve mutlu oldum. Mutluluğumun nedeni de artık Türk toplumlarının yeniden bir birlik yoluna girmeleridir.

SB: Çok güzel bir noktaya değindiniz sayın hocam. Size katılıyorum. Türk topluluklarının artık bir yumruk hâline gelme zamanı geldi. Peki, İkram Bey Hocam, siz neler hissettiniz bu proje üzerinde çalışırken?

İÇ: Yüzlerce yıllık ayrılığa karşın Türk dünyasının geleneksel çocuk yetiştirme bilgisinin birbirine çok yakın olduğunu görmek çok sevindiriciydi. Bilgi tabanı ve değerler aynı folklora dayanıyor. İnternet ve bilişim toplumu konuşma farklılıklarını da birbirine yaklaştıracak ve giderek daha yakın olabileceğiz. Birbirimizden öğreneceklerimiz de var.  

SB: Çok teşekkür ederim, kıymetli hocalarım. Sizi biraz yordum ama şu soruyu da sormadan söyleşimizi tamamlamak istemiyorum. Bu eser Şubat 2026’da yayımlandı. Okuyucunun ilgisini ne kadar çekti?

İÇ: Bilmiyorum. Türkologlar ve eğitim bilimciler başta olmak üzere sosyal bilimcilerin ilgisini çekeceğini tahmin ediyorum. PDF şeklinde paylaşıldı ama bildiğim kadarıyla kitap piyasada satılmayacak.

SB: Minara Hoca, siz bir şeyler eklemek ister misiniz?

MAÇ: Çevremdeki insanlardan tebrik mesajları aldım. Tabi, bu alan Türkiye’de henüz tanıtılmış değildir. Ama Üniversitemde lisansüstü seviyesinde “Türk Dünyasında Etnopedagoji” dersini veriyorum. Bu konu hakkında bilgi sahibi olan öğrencilerimden çok güzel dönütler aldım. Bir de beni mutlu eden bir diğer dönüt, eğitim almış Ahıska Türkleri kadınlarımızdan geldi. Ahıska Türklerinin edebî dili gelişmedi maalesef. Bölümü yazarken çok zorlandığımı da burada dile getireyim. Özellikle de ana dilinde yazmış olduğum bu bölümle ilgili hem tebrikleri hem önerileri beni fazlasıyla mutlu etti.

SB: Siz söylerken ben de bir Ahıskalı olarak şu an o mutluluğu yaşamış oldum. Çok teşekkür ederim. Sizinle sohbet etmek çok güzel. Sizi yormadığımı düşünsem devam etmek isterim. Lakin size de kıyamıyorum. Fazla yormak istemiyorum. İnşallah bir başka söyleşide yine böylesine güzel bir sohbet ederiz, diyorum ve bu kıymetli bilgileri bizimle paylaştığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Son olarak, bu çalışmanın devamı gelecek mi, diye sormak istiyorum.

İÇ: Sevilya Hanım, bu söyleşi için biz de size teşekkür ederiz. Bu kitabın eğitim bilimlerinin tüm alanları, dilbilim, halkbilim, tarih, sosyoloji, uluslararası ilişkiler gibi birçok bilim alanındaki araştırmacıların ve toplum tasarımcılarının işine yarayacağını düşünüyoruz. Bu konuda yapılacak çok iş var; çalışmalarımız devam ediyor. Başka meslektaşlarımızın da ilgi göstermesini bekliyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir