Bizim Köyün Geleneksel Söz Varlığından Örnekler-2

Sayı 89- Atabek Yurdu (Ocak 2026)

Önceki bölüm

İçinde doğup büyüdüğüm Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı Aşağı Irmaklar köyü, bir zamanlar Atabek Yurdu olarak bilinen ve merkezi Ahıska olan bölgede yer alıyor. Anadilim; evinde, sokağında, iş yerlerinde, iyi-kötü günlerinde, her mevsiminde yaşanan duyguları, düşünceleri, yapılıp edilenleri dile getirmek için kullanılmakta olan varsıl ve çok renkli bu söz varlığından güç almış bulunuyor. Benliğim, kimliğim, kişiliğim, içine doğduğum bu yörenin kültür değerlerinin hem birincil öğesi hem de kuşaktan kuşağa aktarıcısı olan bu söz varlığının derin izlerini taşıyor.

Çevremde olup bitenlerin bilincine varmaya başladığım günlerden bu yana kendilerini can kulağı ile dinlediğim büyüklerimin her koşul, durum, olay ve olguları dile getiren sözlerini, bir daha silinmemek üzere belleğime yerleştirmiş bulunuyorum.

Daha sonraki gözlem ve deneyimlerimden edindiğim algılarımı genelleyip soyutlayarak zaman içinde oluşturduğum yeni kavramlarla dünyamın çapını genişletmemde de yöremin bu Türkçe geleneksel söz varlığı temel etken olmuştur. Geliştirmeyi sürdürdüğüm dil ve anlatımımı, bu ilk ve temel söz varlığımın üzerine yapılandırmaktayım.

Köyümün geleneksel söz varlığı, kuşaktan kuşağa aktarılırken arılaşıp durulaşarak, gittikçe daha da varsıllaşıp özelde Atabek Yurdu insanının; genelde de Türk ulusunun, kökeni ta Orta Asya’ya uzanan köklü kültürünü günümüze taşıyor ve onu yaşatıyor. Bu anlatım aracımızın ortak duygu, düşünce ve davranışlarımızı yetkinlikle dile getirebilme gücü, buradan kaynaklanıyor

Yetmişli yaşlarıma eriştikten sonra, çocukluğumda büyüklerimin kullandıkları ve benim de içselleştirmemi sağladıkları söz varlıklarından her biri, o sözlerin ait olduğu bir durumu, olayı, olguyu çağrıştırdığında ya da onların benzerlerini gözlemleyip yaşadığımda, belleğimde canlanmaya başlıyor. Onları, belleğime çıkar çıkmaz yazıya geçiremediğimde, yeniden belleğimin derinliklerine gömülüyorlar. O zaman, benzersiz bir mücevheri yitirmiş gibi üzülüyorum.

Bu söz varlıklarının birçoğunun yalnızca benim köyümde, Artvin yöresinde, Ahıska odaklı bölgede kullanılmadığı; Türkiye Türkçesinde de yer bulduğu görülüyor. Yalnızca kullanılan söz varlıklarımızı Türkiye Türkçesinde de kullanılır kılarak kültürel varsıllığımızı güçlendirmemizin ve gelecek kuşakları daha güçlü bir Türkçe söz varlığı ile buluşturmamızın, öncelikli sorumluluklarımızdan biri olduğunu düşünüyorum.

Bu düşünce ile saptamakta olduğum söz varlıklarımızdan birkaçını daha aşağıda, kullanıldıkları yer, zaman, durum, olay ve olgular içinde sunmaya çalışacağım
***
Hayvanları otlağa çıkarması gereken çocuğunun elini çabuk tutacağına, oyalandığını gören anne ona, “Sen ağzım gözüm diyene dek saatler geçecek; o zaman da hayvanlar acından ölecek!” diye sesleniyor.
***
Çocuk, okula gitmek üzere yola çıkmak üzere iken babasının ona iş buyurduğunu duyan anne, babayı “Çocuğu akşam ettirme, okula geç kalacak!” diye uyarıyor.
***
Köyde işlerin yoğun zamanında herkesin gecesini gündüzüne katarak işin bir ucundan tutması beklenirken, evin büyük oğlu, işi ağırdan alınca, babanın canı sıkılıyor ve oğluna “Ben, ağaçtan adam yapmak isterken senin bu yaptığına ne demeli oğlum? diye çıkışıyor.
***
Uzun kış gecelerinden birinde bir eve komşuları, oturmaya geliyor. Epey bir zaman geçtiği halde ortaya yiyecek bir şeyler getirilmeyince, adam dayanamıyor ve karısına “Kalk da bir şeyler getir! Böyle ağzı kuru mu oturacağız, gece boyunca?” diye söyleniyor.
***
Ağabeyinin bir davranışına canı sıkılan Hüseyin, kendini tutamayıp ona hiç de hoş olmayan sözler söylemeye kalkınca ağabey, “Senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor, sanıyorum. Bana bunları söylemeye utanmıyor musun?” diye azarlıyor kardeşini.
***
İki arkadaş, bir konu üzerinde konuşurken söze giren Yılmaz, o konuda uzun bir açıklana yaptıktan sonra söz sırası kendisine gelen Ömer, “Al benden de o kadar! Ben de senin gibi düşünüyorum. Ne bir eksik ne bir fazla!” diyor.
***
Annesinin şımartması sonucu zıvanadan çıkan çocuk, yine ipe sapa gelmez davranışlar sergileyince baba, daha fazla dayanamıyor, çocuğa dönerek “Benim kafamın tasını attırma; yoksa seni ayağımın altına alır, sana dünyanın kaç köşe olduğunu gösteririm!” deyince çocuk, yaramazlığını sürdürdüğünde başına gelecekleri anlıyor ve sus pus oluyor.
***
İki kişi arasında bir alım satım söz konusudur. Satıcı, alıcının verdiği fiyata bir türlü razı olmuyor. Bunun üzerine alıcı, adamı verdiği fiyata razı etmek için bin dereden su getiriyor. Adamın ağzından girip burnundan çıkıyor, sonunda ona, verdiği fiyatı kabul ettiriyor.
***
Köyün en güzel kızını köyün en varlıklısı olan Ahmet Ağa, engelli oğluna alıyor. O güzel kızı, kimse, bu oğlana yakıştıramıyor. Bir gün bir yerde yine aynı konu açıldığında, oradakilerden biri, o konudaki düşüncesini şu sözle dile getiriyor: “Armudun iyisini ayı yer.”
***
Köyün, önüne gelene kötülük yapmaktan geri kalmayan kendini bilmezi, bir gün de en hoşgörülü kişiye kötülük yapmaya kalkınca, bu kişi onu şöyle uyarıyor: “Bana yaptığın bu kötülüğü, senin beceriksizliğine veriyor, seni bağışlıyorum. Ancak bir daha görürsem böyle bir davranışını, gözünün yaşına bakmam, haberin olsun!”
***
Çocuklar, saatlerce dur otur demeden koşup duruyor, bağırıp çağırıyorlar. Onlara, çocuktur, diye uzun bir süre ses çıkarmayan anne, sonunda, “Yeter artık! Başım şişti gürültünüzden!” diye bağırıyor.
***
Bir görseniz kız, nasıl güzel, nasıl!.. Bakmaya doyamazsınız. Bir içim su!
***
Adam, giriştiği zor bir işi bitim noktasına yaklaştırdığı bir anda çok yoruluyor; kıpırdayacak gücü kalmıyor ve bu işten vaz geçeceğini söylüyor, karısına. Karısı ise, “İnsan, soya soya kuyruğuna getirdiği bir işi o durumda bırakır mı? Biraz daha sık dişini de bitir, şu işi!” deyince adam, biraz soluklanarak son bir atılımla tamamlıyor o işi.
***
Bir çocuğun etinden et kesiliyormuş gibi ağladığı duyuluyor. Bir meraklı, bu çocuğun neden böyle acılı bir sesle ağladığını araştırdığında onun, canı yandığından değil; çok istediği şeyleri böyle şiddetli ağlamalarla elde etmeye alışmış olduğu için ağladığını anlıyor.
***
Yirmi yaşlarındaki Uğur, bilir bilmez hemen her işe burnunu sokuyor; sonuçta da o işleri ağzına burnuna bulaştırıyordu. Bu durumu izleyen görmüş geçirmiş Ercan Bey, bir yararı olur düşüncesiyle bir gün bu delikanlıyı yanına çağırarak ona şunu anımsatıyor: “Bak delikanlı! Beni iyi dinle! Evde kendi başını bağlayamayan, düğünde gelinin başını bağlamaya kalkışırsa gülünç olur.”
***
Yaşlı kadın, pazar yerinde tek tek gözden geçirdiği tezgâhlardaki meyvelerden birinde gözü kalıyor; ancak cebindeki paranın onu almaya yetmediğini görünce ister istemez evinin yolunu tutuyor.
***
Anne baba ve çocuk, hafta sonunu kırda geçirmek üzere yola düşüyorlar. Taşlı bir yolda önüne bakmadan yürüyen çocuğun ayağı bir taşa takılır takılmaz, çocuk yere kapaklanıyor. Bunu gören baba, “Gözün tepende mi oğlum! Yürürken önüne baksana!” diye azarlıyor, çocuğunu.
***
Eni boyuna yaklaşmakta olan bir çocuk, önündeki yiyeceği bitirir bitirmez, bir tabak daha istiyor, iştahla yediği o yemekten. Yan masada oturan bey, karısının kulağına eğilerek, “Obur insanın karnı doysa bile gözü doymaz.” diye fısıldıyor.
***
On yaşındaki Hakan, gözüne kestirdiği her çocuğa horozlanırken, kendinden daha güçlü gördüğü çocuklar karşısında kuzu kesiliyordu.
***
Orta yaşlı adamın kıpırdanıp durduğunu gören bir başkası, içinden, “Bu adam, birtakım işler çeviriyor ya, ne işler çevirdiğini anlayamıyorum. Ancak biraz sonra kokusu çıkar elbet!” derken, o adamın, yanından geçmekte olan bir kadının çantasını kapar kapmaz, tabana kuvvet, kaçtığını görüyor. O adam ve yanındakiler, hırsızı yakalamak için arkasından koşuyorlarsa da hırsız, hızla köşeyi dönerek izini kaybettiriyor.
***
Kılı kırk yaran baba, haylaz çocuğunu şu sözlerle uyarıyordu: “Ona buna kafa tutmakla zamanını öldüreceğine, otur da derslerine, ödevlerine kafa yor biraz!”
***
Kimsenin boyunduruğu altına girmeyen, kendi işine kendisi karar veren bir kişiden söz edildiğinde herkesin aklına önce, Özlem geliyordu.
***
Baharda hayvan otlatmaya giden çocuklar, ormanda çam sakız açmaya bayılıyorlardı.  O sakızın tadı, bir başkaydı.
***
Bir adam, bir türlü anlaşamayan iki kişiyi barıştırmaya çalışırken yanındaki kişi, tersine işi kızıştırmaya uğraşınca adamın iyiden iyiye canı sıkılıyor ve o kişiye, “Sen neyin peşindesin arkadaş! Ben, bu iki kişinin arasını bulmaya çalışıyorum; sen, ise yangına körükle gidiyor, aralarını daha da açmaya çalışıyorsun!” diyor.
***
Onur, kendisine bir giysi almak için arkadaşıyla birlikte bir hazır giyim mağazasına giriyor. Gözüne kestirdiği giysilerden birini giyiyor. Giydiği giysinin sağına soluna bakarken arkadaşına,” Nasıl oldu?” diye soruyor. Arkadaşı, “Bu giysi, senin üzerine tam oturdu. Bundan iyisini bulamazsın. Bunu al ve güle güle giy!” diyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir