Dil Bilinci Işığında Türkçemiz

Sayı 91- Türkçenin Durumu (Temmuz 2026)

Nusret Ertürk [1]

Şair Resul Hamzatov (1923-2003) yapıtlarını, yeryüzünde sadece sekiz yüz bin kişinin konuştuğu Avar diliyle yazmıştır. Acaba neden?

En temel iletişim aracı olan dili yaşatan, geliştiren, ona can suyu veren yazarlardır, ozanlardır, sanatçılardır. Dil yoksa ulus da yoktur. Başta Dede Korkut’a, Yunus Emre’ye, Karacaoğlan’a…çok şey borçluyuz.

Yeni Türk edebiyatı dalında öğretim üyesi olan Abdulkerim Dinç, 2001-2002 yıllarında Moldova’daki bir Türk kolu olan Gagavuzların üniversitesinde görev yapmış. Bölümünde bulunan on üç öğrencinin tümü Türkiye’den gitmiştir. Dr. Dinç, o yıldan sonra her yıl Moldova’ya gider, Gagavuz dili alanında incelemeler yapar. Şimdilerde ise o üniversitenin Türkoloji bölümü tümden kapanmış. 30-40 yıldır ülkede şiir, roman, öykü, anlatı dallarında Gagavuzca eser yazılmamış. UNESCO’nun raporuna göre Gagavuz dili yakın yıllarda kaybolabilirmiş!

Bir ülkenin yazarları, ozanları yazmıyorsa, yazılanlar okunmuyorsa sonu bu oluyor. Son yıllarda uzun uzun tartıştığımız “günaydın” sözcüğünde olduğu gibi. Siz, “günaydın” demeyip, Arapçası olsun diye günlerce nefes tüketirseniz, başka dillere önem verirseniz Türkçe de ölür!  

Bir devlet adamının büyüklüğü diline verdiği önemden anlaşılır. Atatürk’ün Türkçemizin gelişmesi için yaptığı çalışmaları anımsayalım.

1932 yılında Türk Dil Kurumu’nu kurması, bu yolda atılmış adımların başında gelir. Oradaki derleme, tarama çalışmaları günümüze de kaynaklık etmektedir. Halkın okuryazar olması için Millet Mektepleri, Halk Evleri ve Halk Odaları okumadan öte bunların her biri birer kültür kurumuydu. Anılanların her biri dilin gelişmesinin olmazsa olmazlarıdır. Çoğu araştırmalar, günümüzde liseyi bitirmiş bir gencin en çok iki bin sözcükle konuştuğunu ortaya koyuyor. Bu acınacak bir durumdur.

Âşık Paşa Kırşehir’de 1250’lerde Türklerin ve Türkçe’nin saldırıya uğradığını görünce o ünlü şiirini yazar: “Türk diline kimseler bakmaz idi/ Türklere hergiz gönül akmaz idi/ Türk dahi bilmez idi bu dilleri/ İnce yolu ulu menzilleri”

Dil, bir ulusun geçmişinin belgeliğidir, belleğidir. Türkçeye hor bakanlar durup bir düşünsünler.  Sokağa çıkınca nerede olduğumuzu şaşırıyoruz. Burası Arabistan mı, Amerika mı? Dilimize kıymayın beyler!  

Deneme ustası Montaigne (1533/1592), pazardaki köylü konuşmalarını kıskanır. Orada, dilin güzelliğini görür. Haklıydı. Bir dil kitapların yanında halktan öğrenilir. 1967 yılında Erzurum Eğitim Enstitüsü öğrencisiydim. Birgün, Yeni Türk Edebiyatı öğretmenimiz Yusuf Ziya Bey, halk ağzından derlemeleri anlatıyordu. Sınıfımızda sekiz kız arkadaşımız vardı. Halk pazarında duyduğu ‘’ikizlere takke’’ sözünü, kullanıldığı yeri de göstererek söyleyince sınıfça uzun uzun güldüğümüzü anımsıyorum!

‘’Okuma özürlüyüz’’ sözü, en aşağılayıcı bir söz. Bilgisayar, şu, bu kitabın yerini tutmaz. Kitap okunmalı. Öncelikle öğretmenler öncü olmalı ki, öğrencilerine okuma alışkanlığı versinler. Muzaffer İzgü derdi ki, “Çocuk okuru olmayan toplumun yetişmiş okuru olmaz!” Ortaokullarda

Liselerde öğretmenlik yaparken dersin bir saatini okuma-yazmaya ayırmıştım. Son yıllarıma doğru dersine gittiğim öğrenciler yıl boyunca 25 / 45 arası kitap okudular. Çocukların adım atışları bile değişiyordu! Başarıları yükseliyordu. Öğrencilerim beni anarken, “Öğretmenim, bana okuma alışkanlığı kazandırdınız!” derler. Bir yanda okumalarını, bir yanda yazmalarını izliyordum. TDK’nun Türk Dili dergisi abonesi olan öğrencilerim vardı. Birkaç dergide öğrencilerimin yazısı çıktı. Sınıfına gittiğim öğrenciler elimdeki çantaya bakardı, içinde onlar için hazırladığım dergi, kitap bulunurdu. Sınıfıma yazarları götürürdüm. Örneğin Ümit Kaftancıoğlu’nu çoğu öğrencim gördü, dinledi, kitaplarını okudu.

Köy Enstitüleri, kitaplık kapılarını köy çocuklarına açtı. Adnan Binyazar’dan çok dinlemişim. Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü’ne vardığı gün Shakespere’in Hamlet’i ile tanışır! Bugün düşüncemizi zorluyor! Günümüzde on iki yaşındaki bir çocukta bunu görebilir miyiz? 1996 yılı yazında Erzurum’a gitmiştim. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıftan bir öğrenci ile karşılaştım. Aziz Nesin adını ilk benden duyuyordu!

Son yıllarda en çok yakınılan bir konu da kullanılan sözcüğün azlığı. Okumadığımız için sözcük dağarcığımız dolmuyor. Geçen yıl buna örnek bir yazı yazmıştım. İki kişi konuşuyor:

“Nasılsınız?” “Yani!” “Yolculuk nasıl geçti?” “Yani!” “Burada örnek bireçenacaksınız?” “Yani!” “Neler okuyorsunuz?” “Yani!”

Anlaşıldı! Sıfıra çok yakın!

Bir zamanlar bizde adı “bakalorya” olan İngiltere, Fransa gibi ülkelerde de devlet lise bitirme sınavları vardı. O sınavlara gireceklere önceden, edebiyat konusunda, dünya klasiklerinin en önde gelen yirmi eserlerini okumaları önerilirmiş. O yapıtlarda bulunan olaylarla, kişilerle ilgili soru sorulurmuş. Bilen lise diploması alırmış. Bizde nerdeyse Cahit Sıtkı’yı, Sait Faik’i duymayan lise bitirmişler var. Suç, gençlerde değil, onlara öğretmeyenlerdedir. 1980’li yılların sonuna doğru Ankara Sincan Fatih Mahallesi Gazneliler Ortaokulu öğretmeniydim. Ankara Küçük Tiyatro’da Yücel Erten’in sahneye koyduğu Deli Dumrul oyunu oynuyordu. Oyunu görünce bayıldım. Okulla tiyatro arası o zamanlar bir saate yakın. Okuldaki sınıfıma da topluca bilet alarak belediye otobüsüyle götürdüm. Çocuklar uçtular. Bu, okulda büyük bir olay oldu. Diğer sınıflardan bana geldiler:

“Öğretmenim, bizi de götürün!”

“Sizin sınıf öğretmeniniz yok mu?”

Diğer sınıfları da götürdüm sırayla. Öğretmenlik, sınıfta başlayan, sınıfta biten bir meslek değildir.

Türk Dili, çok köklü, çok zengin bir dil. Göktürk alfabesiyle yazılmış yazıtları okuyoruz, hayran kalıyoruz. Divanı Lügatit Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından yazıldı, Araplara Türkçe öğretmek için. Biz ise, Türkçeyi bıraktık, Arapçayı benimsedik. Saray, uyduruk Osmanlıca ile gününü gün ederken, Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi halk ozanlarınca Türkçe Anadolu’da canlılığını korudu. O dönemde Türk sözcüğü de Türkçe sözcüğü de aşağılandı, yok sayıldı!

Biz en iyisi Atatürk’ü dinleyelim:

“Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır!’’

[1] Yazın Öğretmeni, Yazar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir