Aşık Yahya Gönül adına şiirlerini birleştirip bir araya getirme görevi torunu olarak bana kısmet oldu. Şiirlerini özellikle kendi el yazısını değiştirmeden bastırmak istedim. Böylelikle yazısından bile o güzel duygular hissedeceğinizi düşünüyorum.

Rahmetli dedemden bizzat dinlediğim ve büyüklerimden de bazı bilgiler alarak sizlere kısaca hayat hikayesini anlatmak istiyorum.

Aşık Yahya Gönül, 1930 yılında, Ahıska, Aspinza Kunsa köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Feyzul, annesi Gülbahar, dedesi Abit, babaannesi Tukez hanımdır. Dünyaya geldikten kısa bir süre sonra Rusların Ahıskalı Türklere zulümleri iyice artmış; Ahıska’da yerini, yurdunu, toprağını bırakan Türkler için çileli günler ve kaçışlar başlamıştır. Yahya Gönül ve ailesi de bu kaçan gruplar içindedir. 1936 yılında maddi-manevi tüm varlıklarını arkalarında bırakarak günler sürecek bu eziyetli ve zorlu yolculuk sonunda ‘’Ana Yurt’’ dedikleri Türkiye’ye varmayı hedeflemişlerdir. Kâh ormanlarda gizlenerek kâh Ruslarla harp ederek nihayetinde Kars sınırından Türkiye’ye giriş yapmışlardır.

1938 yılında Gazi Kumandan Atatürk ün emriyle Ağrı Eleşkirt’te iskân edilmiş, kendilerine verilen 10 dönüm arazi ve 1 inek ile hayatlarını idame etmeye çalışmışlardır. Yahya Gönül’ün dedesi rahmetli Abit’in çok iyi bir taş ustası olduğu söylenir. Babası Feyzul da rençberlik yaparak yaşam mücadelesine devam ederler.

Aşık Yahya Gönül, kısıtlı imkanlar çerçevesinde ilk okulu Eleşkirt’te bitirir. Her ne kadar eğitim sevdalısı olsa da o tarihler en büyük tahsilin okuma ve yazma bilmenin olduğu zamanlardır. Ne ortaokul ne de tahsil yapılacak başka bir okul bulunmaktadır. Yahya Gönül’ün çocukluk yıllarında başladığı bir sevda vardır: Şiir yazmak, mani dizmek. O sıralar halasının kocası, eniştesi Aşık Beyzade ile beraber gelenek haline gelmiş olan sıra gecelerine katılır köy köy dolaşırlar, şiirler dinler, maniler okumaya çalışır, aşık atmaya başlar. Aşıklık geleneği ve ünü o zamanlar bir hayli yaygındır.

Yahya Gönül’de tanınır yaşa ve olgunluğa gelmiş; köy köy dolaşarak maniler, şiirler, destanlar yazar olmuştur. 1948 yılında gönlünü Trabzon Sürmeneli Fatma Hanım’a kaptırmış ve genç yaşta hayatlarını birleştirmişlerdir. Eşi Fatma hanımın da çileli bir hayatı vardır. Ticaret için Eleşkirt’e gelen dayısı burada bakkal dükkânı açar. Daha sonra Fatma Hanım ve ailesi de dayısının yanına Eleşkirt’e taşınır. Eleşkirt’e taşındıktan kısa bir süre sonra ablası Hayriye vefat eder. Ablasının vefatından yaklaşık bir yıl sonra babasını da kaybeder. Annesi iki kız iki de erkek çocukla dul kalır. Fatma hanım ve ailesi Yahya Gönül’ün komşusudur. Yahya Gönül genç yaşta komşu kızı Fatma hanıma gönlünü kaptırmıştır. Onun için nice şiirler yazmış, aşkını şiirlere dökmüş, sonunda muradına ererek Fatma Hanım ile evlenmiştir.

Aşık Yahya Gönül 1951 yılında askere çağrılır. Sıhhiye onbaşı olarak üç yıllık askerlik görevini tamamlar. O dönemler orduda kalması istense de onun başka planları vardır. Şiirlerine yazmaya devam etmeli destanları duyulmalıdır, orduda kalamaz. Askerden sonra böbreğinde ağrılar başlar. Tedavisi için Ankara ya gelir ve ameliyat olur. Doktor artık ağır işlerde çalışmamasını sıcak bir bölgede, ilde yaşamasının iyi olacağını söyler.

Aşık Yahya il il bölge bölge dolaşır; şiirlerini, destanlarını satmaya başlar. Karadeniz başta olmak üzere Anadolu’nun birçok yerini karış karış gezer. Bazen pazarlara gider, bazen bir meydan da yüksek bir yere çıkarak insanları etrafına toplar ve etrafından ki insanların kaşına, gözüne, boyuna, posuna öyle maniler dizer ki bunu duyan insanların hoşlarına gider ve bu güzel manileri ücret karşılığında ondan satın alırlar, Böyle il il gezip mâni satarak hayatını sürdürmeye çalışır. Her gittiği yerde güzel dostluklar kurar. Soyadı gibi insanların gönlünü alıp gönüllerde taht kurar.

Bir gün yolu İzmir’e düşer ve burayı çok beğenir, doktorun da sıcak bir şehirde yaşamasını tavsiye ettiği hatırına gelir ve hayatının geri kalan kısmını burada geçirmek ister. Aldığı bu karar sonucunda ailesini yanına alıp 1963 yılında İzmir Gültepe Mersinpınar’a yerleşir. İzmir’e taşındığında üç oğlu iki kızı vardır. Burada ilk zamanlar nar bahçelerinde, taş ocaklarında çalışır. Hayat şartları zordur, iki büyük oğlu Mirze ve Hamza’yı yanına alarak Tepecik pazarlarında su satmaya başlar. Kimi zamanda Basmane meydanlarında şiirlerini, manilerini, destanlarını satar. Yaklaşık üç sene Gültepe’de yaşadıktan sonra Karşıyaka Şemikler mahallesine taşınırlar ve burada bir oğlu daha dünyaya gelir. 1967 yılında Turyağ fabrikasına işçi olarak girer. 1968 yılında iş yerine yakın olması sebebi ile Bayraklı Alpaslan Mahallesinde bir gece kondu inşa eder. Burada bir kızı daha dünyaya gelir, üç kızı dört oğlu ile birlikte ömrünün sonuna kadar burada yaşam sürdürecektir.

Şiirlerini manilerini hiçbir zaman bırakmamıştır. Halk edebiyatı şiiri tarzında 8’li, 11’li ve 13’lü hece ölçüsüyle şiirlerini yazmıştır.

Yedi yaşından beri namazını ve orucunu kaçırmadığını söyleyen Yahya Gönül, bazen camide imamlık yapar, bazen hasta olanlara askerlikten kalma meziyeti ile iğne vurur. Ağzından Kur’an dilinden maniler hiç eksik olmaz, yediden yetmişe herkesin sevgisini kazanır.

Yahya Dede ile olan bir anımı sizlere bahsetmeden geçemeyeceğim. Dedem imam olarak atandığımda, ilk defa arkamda namaz kılmaya camime gelmişti, namaz bittikten sonra gözleri yaşlı ağlayarak şu sözleri söylemişti: “Vay benim balam! Hayatımda hissettiğim en güzel hazzı manevi ben Mekke’de, Medine’de aldığımı sanırdım; meğer yanılmışım. En büyük hazzı, senin arkanda cemaat olarak, torunumu peygamber makamında görerek yaşıyorum, artık ölsem de gözlerim açık gitmez.”

Yıl 2011, Mart’ı ayının 24’ü, sabah namazını kıldıktan sonra günlük takip ettiği Kur’anı’nı okur, bahçesinde çapa ve ekin dikmek ile uğraşan Yahya Gönül yorulduğunu hisseder ve balkonuna dinlenmek için ‘’Fadime’si’’nin yanına oturur. Namaz vakti geldiği için balkondaki çeşmede abdest almaya kalkan eşi kafasını koltuğa yaslayarak yorgunluktan uyukladığını zanneden Yahya’ya seslenir; ‘‘Hacı kalk abdestini al da namaz kılalım.’’ der. Oysa Yahya Gönül ruhunu çoktan Hakk’a teslim etmiştir.

Naaşı 25 Mart Cuma günü onlarca araç konvoyu eşliğinde İzmir Bayraklı Doğançay mezarlığına defnedilmiştir. Allah kendisinden ebeden razı olsun. Ruhu makamı şad olsun mekânı cennet olsun. Onlarca hatıra ve şiirlerini bizlere miras olarak bırakmıştır. Ruhuna bir Fatiha’yı eksik etmeyelim.

Kitabından bir şiir örneği veriyorum:

 

Nasihat

Dinle bir nasihat geldi dilime

Ölçülü konuşup dilen sahip ol

Bağman isen bakma ilin gülüne

Kendi bahçendeki gülen sahip ol.

***

Sıhhatsiz servete bağlanma sakın

Olmak ister isen Tanrı’ya yakın

İdrak et haline bir kere bakın

Mümin isen doğru yolan sahip ol.

***

Çalıp çırpma ile bir lokma yeme

Açıp avuçların ver gelsin deme

Mevlan bir gün hesap soracak sana

Helalından kazan malan sahip ol.

***

Biçilmez pahası nimet var sende

Et ve kemik, damar saklıdır sende

Kıymetli vazife görür bedende

Uzatma harama elen sahip ol.

***

Doğrudan ayrılma konuşma yalan

Olur mu yalandan bahtiyar olan

Arı gibi çalış ziyansız dolan

Kendi kovanında balan sahip ol.

***

Hak doğru kulunu yoldan ayırmaz

Hilebaz olanı kimse kayırmaz

Elin baklavası karın doyurmaz

Kendi ocağında külen sahip ol.

***

Zengin isen yardım eyle düşküne

Sakın tekme vurma düşen şaşkına

Ey Allah’ım bin bir ismin aşkına

Bu günahkâr Yahya kuluna sahip ol.

Âşık Yahya Gönül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir