“Erken Uyanan Adam”

Sayı 88- Uygurlar ve Doğu Türkistan Özel Sayısı

Giriş

Bu yazıda Hevir Tömür tarafından kaleme alınan, Doğu Türkistan’ın istiklali için ömrünü feda etmiş Abdulhaluk Uygur’un hayatını konu alan “Erken Uyanan Adam” isimli romandan ve romanımızın yazarı Hevir Tömür’den bahsedilecektir. Dönemin aydınlarının toplumun eğitiminden kendilerini nasıl sorumlu tuttuğunun üzerinde durulacaktır. Doğu Türkistan örneğinde de yaşadığımız, aydınlarına sahip çıkmayan milletlerin yaşadığı felaketlerden söz edilecektir. Roman, Kemal Bozok tarafından çevrilmiş ve 2020 yılında Bengü Yayınevi tarafından yayınlanmış.

Kitaba konu olan Abdulhaluk Uygur (1901-1933), Turfan şehrinde doğmuş, kısa ömrüne rağmen Uygur edebiyatı ve kültürüne önemli katkılar yapmış bir eylem adamı ve edebiyatçıdır. Çin yönetimince idam edilmiştir. İncelenen kitap onun hakkında Çin’de yazılan bir belgesel romandır.

Hevir Tömür Kimdir?
İnceleyeceğim “Erken Uyanan Adam” isimli romanın yazarı Hevir Tömür, Doğu Türkistan’ın Toksun nahiyesinde 1922 yılında dünyaya gelmiştir. Eğitimini birçok şehirde sürdürmüş ve 1939 yılında Sincan Eyalet Darülmuallimini’ndeki eğitimini tamamlayarak memleketi Toksun’da öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Siyasi sebeplerden ötürü sıkıntılı bir hayat sürdürmüştür. 1992 yılının Ocak ayında 70 yaşındayken hastalık sebebiyle hayata veda etmiştir. 1940’lı yıllarda yayınladığı şiirleri ile edebiyat dünyasında isminden söz ettirmeye başlamıştır. Edebi sahadaki asıl ününü 1980’li yıllardan sonra kaleme aldığı eserlerle kazanmıştır. Hevir Tömür edebi eserlerinin yanı sıra tarihi konularda da çok sayıda makaleyi kaleme alarak yakın dönem Uygur tarihinin aydınlatılmasına büyük katkılar sağlamıştır.

Doğu Türkistan Coğrafyası ve Uygur Tarihi
Doğu Türkistan, günümüzde Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi haline getirilmiştir. Türkistan’ın bu bölgesi, tarih boyunca stratejik konumu nedeniyle İpek Yolu’nun önemli merkezlerinden biri olmuştur. M.Ö. 2. bin yıldan itibaren göçebe Türk toplulukları burada yaşamış, Hiung-nu, Göktürkler ve Uygurlar gibi devletler bölgede hüküm sürmüştür. 8. yüzyılda Türkistan’daki Uygur Kağanlığı’nın kurulması, bölgedeki Türk kültürünün temellerinin atıldığı kritik bir dönem olmuştur. 840’larda Türkistan’daki Uygur Kağanlığı yıkılınca bazı Uygurlar bugünkü Doğu Türkistan’a göç etmiş ve burada şehirleşme, ticaret ve kültürel etkileşimle gelişmiştir. 10. yüzyıldan itibaren bölgeye İslamiyet yayılmaya başlamış, özellikle Karahanlılar döneminde Uygurlar Müslüman olmuş ve bu süreç hem dini hem de kültürel hayatlarını derinden etkilemiştir. Uygur alfabesi, Arap alfabesinin etkisiyle şekillenmiş ve günümüzdeki Uygur yazısının temeli atılmıştır. 13. yüzyılda Cengiz Han ve Moğol İmparatorluğu bölgeyi fethetmiş, 18. yüzyılda ise Çin’in Qing Hanedanı yönetimi altına girmiştir. 20. yüzyılda kısa ömürlü Doğu Türkistan Cumhuriyetleri kurulmuş, ancak bağımsızlık girişimleri uzun vadede başarılı olamamıştır. 1949’dan sonra bölge Çin Halk Cumhuriyeti’nin işgaline ve ilhakına uğramış, Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak kalmış, Uygur Türkleri ise kültürel ve dini kimliklerini koruma mücadelesi vermeye devam etmiştir. Tarih boyunca Doğu Türkistan, hem Türk dünyasının kültürel ve siyasi açıdan önemli bir parçası olmuş hem de İpek Yolu sayesinde farklı medeniyetlerle etkileşim kurmuş bir bölge olarak öne çıkmıştır.

Günümüzde Doğu Türkistan halkı Çin’in büyük zulüm ve soykırımıyla mücadele durumundadır. Toplama kampları gibi yollarla o bölgede yaşayan Türk halkını din ve kültür açısından asimile etme amaçlı Çin ideolojisi ile işkence, istismar gibi eziyetlere hala devam edildiği basına yansımaktadır.

Uyanışın ve Direnişin İzleri: Erken Uyanan Adam
Hevir Tömür, bu roman ile Abdulhaluk Uygur’un hayatı üzerinden aslında Doğu Türkistan halkının tarihsel mücadelesini bireysel bir kader çizgisiyle birleştirmiş, dikkati çeken bir eser ortaya çıkarmıştır.

Kitap sadece bir direniş öyküsü değil aynı zamanda kimlik bilincinin ve özgürlük arzusunun da bir yansıması olarak ortaya çıkmış. Aslında Tömür, bir kurguyla birlikte halkın yaşadığı baskı ve kültürel asimilasyonu çok katmanlı bir boyutta ele almıştır. Kendini bağımsızlık ve çağdaşlaşma uğruna ülkesine adayan Abdulhaluk Uygur’un hayatını konu alan bu kitap okuyucusunu derinden etkilemektedir.

Vatanın istiklalini her şeyden önce tutan Uygur’un şairlikten eğitimciliğe doğru uzanan hayatı aslında halkın uyanışı için verdiği mücadeleden ibaret. Ailesinin onun memurluk yahut tercümanlık yapmasını istemesine karşın Abdulhaluk ve eşi Ayimhan birlikte çalışarak bir okul açmış fakat devlet baskılarıyla bu okul kapatılmıştır. Kitapta okuyucuyu en çok etkileyebilecek ifadelerden biri olan, kendisine tercümanlık yapmasını söyleyen Abdusemi Bay’ın Abdulhaluk Uygur’a Abdulhaluk “bayveççe”[1] diye hitap etmesinden sonra:“Canın çıkacak olsa bile, bana bayveççe, tercüman deme, Abdulhaluk Uygur de! Ben bu Uygur ismini, sana benzeyen kişiler adımı zikrettiğinde Uygur demeye alışsın, kendi milletlerinin Uygur olduğunu bilsin diye aldım.”(s.26) cümlesiyle milli kimlik bilincini, vatan ve millet sevgisini okuyucularına çarpıcı bir biçimde aktarmaktadır.

Fikirlerini devlet erkânına sunmak isteyen Uygur, memleketi Turfan’dan ayrılıyor fakat ulaşmak istediği devlet büyüğü bir darbe sonucu öldürülünce elleri boş bir şekilde memleketine geri dönüyor. Bu kez daha büyük bir okul açmak için çok çaba sarf ediyor. Ayrıca din adamlarının karşı çıkmalarına ise müfredatına din derslerini eklemek gibi bir çözüm buluyor. Şehir dışına çıktığı bir süreçte ay yüzlü sevgilisi güzeller güzeli biricik eşi Ayimhan rahatsızlanıyor ve hurafeciler tarafından uygulanan yanlış bir tedavi yüzünden yaşamı sona eriyor. Uygur’un kaleminden şu dizeler dökülüyor:

“Bana gelen dert -elem gelse idi dağ başına,
Ezilip karışırdı nehir suyunun taşına.”

Canından çok sevdiği eşinin acısına rağmen vatanının istiklalinden vazgeçmeyen Abdulhaluk Uygur’un yazdığı “Açıl” adlı şiir yurdun dört bir yanına yayılıyor.

Açıl

Gülüm açılıyor, açıl,
Başa takılıyor, açıl
Bu gülün yürek odu, açıl, gül açıl
Vücutları sarıyor, açıl.
Açıl, açılmayan gül olmaz, açıl!

Gülüm bana naz eder, açıl,
Gülüp benle alay eder, açıl.
Gül kadrini bilmezsin, açıl gül açıl,
Kara kışı yaz eder, açıl
Açıl, açılmayan gül olmaz, açıl!

Gül derdiyle hun olduk, açıl,
Değirmende un olduk, açıl.
Korktuğundan serttir taş, açıl, gül açıl,
Birleşmedik kum olduk, açıl.
Açıl, açılmakta bir sır var, açıl!

Genç talebe uyuma, açıl,
Gül yolundan kalma, açıl.
Bu gül için can feda, açıl, gül açıl,
Her adımın bin altın, açıl.
Açıl, açılmayan gül olmaz, açıl. 

Gayret gülüm açılıver, açıl, açıl,
Himmet gülüm açılıver, açıl.
Bu gül için versem can, açıl, gül açıl,
Nasıl olsa bir ölüm,
Ya ölüm yahut dirim, açıl.
Açıl, açılmakta bir sır var, açıl!..

Hocaniyaz Hacı’nın öncülük ettiği, Kumul halkının isyanı ile ortaya çıkan, Kumul İhtilali’nin başladığının haberi Turfan halkına da ulaşıyor ve istiklal ateşiyle yanan yurdun tüm yanı isyanı devam ettiriyor. Sonunda ise Abdulhaluk Uygur tutuklanıyor. “Açıl” şiirini onun yazdığını öğrenen Çin hükümeti ne yazık ki Abdulhaluk Uygur’un kalemini kırıyor. Abdulhaluk Uygur ve 17 arkadaşı 13 Mart 1933 tarihinde idam edilerek şehit ediliyor. Son isteği halkının zulüm görmemesi olan Abdulhaluk Uygur’un son sözü ise “Gül açıl” oluyor.

Eserde yazar Tömür, yalın bir dil kullanmış. Kitabın sürükleyiciliği Tömür’ün olağanüstü güzellikte ve yoğun betimlemelerinden kaynaklanmaktadır. Yer yer psikolojik çözümlemelerin betimlemelere eşlik etmesi okuyucuya ayrı bir tat vermektedir. Eser kronolojik olarak doğrusal ilerlemekte fakat geriye dönüşler romanı zenginleştirmektedir.

[1] Bayveççe: Zengin ve mert oğlan.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir