Felix G. Kurzweil[1]
Rusçadan Çeviren: Orhan Uravelli
Özet: Şota Rustaveli’nin Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin kaynağı ile ilgili tartışmalar, bilim dünyasında birkaç yüzyıldan beri dinmemektedir. Araştırmacı bilim adamları arasında iki en yaygın karşıt görüş hakimdir. Şöyle ki İran uzmanları Cemşid ve Yelena Giunaşvili’nin yazdıkları gibi, birisi bu eseri Farsçadan Gürcüceye çevirmiş, Şota Rustaveli ise bu çeviriyi bulmuş ve nazım şeklinde anlatmıştır. Rustaveli uzmanları ise İran uzmanı olan araştırmacıların bu tezini kesinlikle kabul etmiyorlar ve Rustaveli’nin bu manzumeyi bizzat kendisinin yazdığını iddia ediyorlar. Bu makalede, Ş. Rustaveli hakkında elimizdeki bilgilere dayanarak şairin yaşadığı dönemi kesin şekilde tespit etmeye, edebiyyat çalışmalarına ışık tutmaya ve şairin çevresini incelemeye çalıştık.
Giriş
17-18. yüzyıllarda Gürcü edebi çevrelerinde manzumenin Farsça kaynaklı olduğu ve eserin Farsçadan çevrildiği kaydedilmekteydi. Bu husus, en belirgin şekliyle I. Teymuraz’ın ve II. Arçil’in eserlerinde görülebilmektedir. Farsça anlatıyı ikitbas ettiğini, Rustaveli manzumenin başında kendisi de açıklamıştır. Üstelik manzumede İslami dogmalar yer almaktadır. Bu yüzden 18. yy sonunda Gürcü kilisesi manzumenin içeriğini kabullenmemiş ve Kaplan Postlu Şövalye’nin VI. Vakhtang tarafından yayınlanmış birçok nüshasını yok etmişti. Bu eserin ortaya çıkışı ve kaynağı konusunda en önemli sorun, manzumenin yazıldığı tarihtir. Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin 1646’da Megrel Prensi II. Levan Dadiani sarayında Mamuka Tavakaraşvili tarafından kopya edilmiş A2 [E]–H-599 el yazısında Kraliçe Tamar’ın hatırlatıldığı mısralar yer almıyor. Bu husus, Kaplan Postlu Şövalye eserinin Kraliçe Tamar’la hiçbir alakası olmadığını ve Rustavel’inin Tamar döneminde yaşamadığını göstermektedir. Kraliçe Tamar’ın yer aldığı mısralar, üç yüz yıl boyunca farklı yazar ve yazıcılar tarafından yazılmış çok sonraki el yazısı kopyalarda görülmektedir. Bu müellifler, Rustaveli’nin eseriyle hiçbir ilgisi olmayan çok sayıda yeni mısralar eklemişlerdir. Tanınmış edebiyat tarihçisi Korneli Kekelidze, kendi arşatırmalarında bu ilaveleri ‘düzmece Rustaveli mısraları’ diye tarif etmiştir. Gürcü tarihçileri, bu gerçeği okurlardan saklayarak Rustaveli’ye eklenmiş mısraları Rustaveli’nin yazdığını iddia ediyorlar. Bu eklemelere istinaden tarihçiler, Şota Rustaveli’nin Tamar döneminde yaşadığını ispatlamaya çalışıyorlar. Aslında bu düzmece mısralar, okurları yanıtlmakta, gerçeklerden uzaklaştırmakta ve yanlış sonuçlara götürmektedir. Kaplan Postlu Şövalye’nin yazıldığı tarihe dair fikirlerini gerekçe ve kanıtlarla ispatlamakta zorlanan araştırmacılar için bu ekleme mısralar başlı başına bir sorun teşkil etmektedir. Halen bu eserin 17-18. yüzyıllara ait yaklâşık 150 el yazması bulunmaktadır. Manzumenin 12-13. yüzyıllara ait olduğu iddia edilen orijinalinin metni yoktur, 17-18. yüzyıllardan kalmış geç dönem kopyalarını, ayrıca Kraliçe Tamar’ın geçtiği ve Rustaveli’ye ait olmayan mısraları esas almak ise eserin Kraliçe Tamar döneminde yazıldığını ispatlamak için yeterli değildir.
Ayrıca Tamar dönemiyle ilgili vakayinamelerde böyle bir manzumeden bahsedilmiyor ve Rustaveli adı taşıyan herhangi bir haznedar da kaydedilmemiştir. Rustaveli’nin yaşam öyküsüyle ilgili bilgiler, ancak 17. – 18. yüzyıllarda kaleme alınmıştır. Bu bilgilerin çoğu, II. Arçil’in Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti manzumesinde, ayrıca I. Teymuraz’ın Vard-bulbuliani (Gül ve Bülbül) ve İoseb-Zilikhaniani (Yusuf ve Zeliha) adlı iki manzumesinde anlatılmıştır.
A2 [E]–H-599 el yazısı bilinen en eskisidir. Bu kaynak I. Teymuraz, II. Arçil ve Timote Gabaşvili’nin eserleriyle birlikte Rustaveli’nin yaşamı ve edebi faaliyetlerinin tarihini belirlemek için anahtar niteliğindedir. Makalemizde söz konusu el yazısının giriş ve sonuç kısmı, bilimsel ve mantıksal açıdan titizlikle araştırılmıştır ve alanında otorite sayılan Gürcü alimlerinin araştırmaları da esas alınmıştır. Aynı zamanda bunların Rusçaya kelimesi kelimesine çevirileri ve Arçil Khalvaşi, Lev Penkovski, Konstanitn Lipskerov ve diğerlerini Rusçaya tercümeleri verilmiştir.
Elimizdeki bütün bilgiler, Şota Rustaveli’nin II. Levan Dadiani’nin sarayında yaşadığını ve saray haznedarı olduğunu kesin şekilde ortaya koymaktadır. Bu husus, Timote Gabaşvili’nin Seyahatler eseriyle de teyit edilmektedir. Yani Rustaveli, Güney Kafkasya İran Şahlık devleti ve Osmanlı Sultanlık devleti arasında bölünmüş olduğu dönemde, bizzat 16-17. yüzyıllarda yaşamış ve yazmıştır. Gürcüce tarih ve edebiyat yapıtlarında yer alan ve makalemizde kullanılan metinlerin Gürcüce asılları verilmiştir.
Şota Rustaveli ve Çevresi
1611-1657 yılları arasında Megrel [Odişi] ülkesini Prens II. Levan Dadiani yönetiyordu. II. Levan Dadiani, Megrel yöresinin en parlak ve önemli kişilerinden olup hem de kumandan, ayrıca sanat ve edebiyattan iyi anlayan biriydi, sanatçı ve şairlere sahip çıkıyordu. O, Kakhetya’da dedesi 1. Aleksandr’ın ailesinde büyütülmüştü ve burada İran’ın kudretli Şahı 1. Abbas’ın (1571-1629) yönetim sistemini öğrenmişti. Ordo Clericorum Regularium vulgo Theatinorum Manastırlar Birliğinin tanınmış İtalyan Katolik misyoneri Arhangelo Lamberti, onunla ilgili önemli bilgiler vermiştir. O, 1626’dan beri görev yapan Pietro Avitabile’nin yerine özel misyon göreviyle Megrel ülkesine gelmiş ve 1635 yılından itibaren burada bulunmuştu. Dadiani Prensliğinde 18 yıl görev yapan, bölgenin halkını, geleneklerini ve genel durumunu iyi bilen A. Lamberti 1654’te Napoli’de Şimdi Mingrelya Denilen Kolkhis’in Tarifi adlı kitap yayınlamıştı. Lamberti, II. Levan Dadiani’nin biyografisi hakkında şu önemli bilgileri vermiştir. Şöyle ki, Abhazya ve Guriya topraklarını eline geçirdikten sonra Dadiani, bir yolunu bulup Başaçuk da dedikleri İmeretya’yı işgal etmeye niyetlenmişti ve buranın hakimi, önceler onun kendisinin prensiydi. Dadiani, İmeretya ile devamlı savaş halindeydi. Lamberti, II. Levan’ın sanat ve edebiyat konusuna ilgisini, yetenek ve zevklerini de vurgulamış, kişisel yaşamını da ele almıştır [6]. II. Levan, birinci eşi Tanuriya’yı saray görevlisiyle ilişkisinden dolayı ağır şekilde cezalandırmış, sakat bırakmış ve Abhazya’ya babası Puto Şervaşidze’ye göndermişti. Eşiyle ilişkiye girmiş veziri Paponia’yı ise Guriya’ya kardeşinin yanına sürgün etmişti [6]. Lamberti’nin verdiği ayrıntılı bilgilerin konumuzla ilgisi yoktur, ancak şurası önemldir ki hırslı ve engel tanımayan II. Levan, yaşlı amcası Georgi Lipartiani’nin eşi Nestan-Darecan’a sahplenmiş ve onunla izdivaç kurarak çevresine de onu Dedobal (prenses, kraliçe) olarak kabul ettirmişti. Lamberti, çok yankı uyandıran ve toplumu karıştıran bu nahoş olay hakkında detaylar verse de şunu kaydedelim ki Georgi Lipartiani ölmüş ve II. Levan bayağı rahatlamıştı, fakat yaşlı amcasını bizzat Levan’ın zehirlediğine dair söylentiler dolaşıyordu. 1639 yılında Nestan-Darecan ansızın vefat etti. II. Levan Dadiani eşinin ölümüne çok üzülmüş ve biricik aşkını kaybetttiği için ağıtlar yakmıştır. 1643’te o, sevigili eşinin anıtı olarak Kudüs’te harap durumdaki Kutsal Haç Manastırını restore ettirdi ve manastırın bütün borçlarını kapattı.
Lamberti, II. Levan Dadiani’nin Yahudi, Ermeni ve diğer halkların tüccarlarını davet ederek bölgede ticaretin canlanması ve refahın yükselmesi için tedbirler aldığını da yazıyor ve dolayısıyla Prensliğin mali durumunun iyileşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ermeni ve Yahudiler sayesinde Osmanlı ve İran kentleriyle ticaret canlanmış, Megrelya’da pek bilinmeyen madeni para (Abbasi) basılmaya başlamıştı (XXV. Bölüm). II. Levan Dadiani döneminde İran’da I. Safi (1629–1642) ve II. Abbas (1642–1666) şahlık etmiştir. Madeni paranın adı Abbasi, bunun Şah Abbas’la bağlantısına işaret etmektedir ve Şah Megrel’ya bu paranın dolaşımını teşvik etmiştir.
Kudüs’teki manastırın restorasyonuna gelince, II. Levan Dadaini Katolik Papaz ve saray görevlisi Nikophore İrbakh Çolakaşvili’yi (1585–1658) görevlendirmişti. Ayrıca manastırın duvarında kendisinin Nestan-Darecan’la birlikte resmînin yapılmasını istemişti. 1757–1758 yıllarında ünlü Gürcü aydınlanmacı ve Kutayis Piskoposu Timote Gabaşvili (1703–1764), Kutsal Toprakları ziyaret etmişti. Seyahatler kitabında o, yapı ve anıtlardan bahsederken Gürcistan’la ilgli olanları da anlatmıştır. T. Gabaşvili’nin bu kitabını ilk defa 1852’de tarihçi Platon İoseliani bastırmış, notlar ve yorumlar eklenmiştir. Onun yayınladığı kitabın adı İcmal idi – [«მოხილვა»]. Burada T. Gabaşvali, manastırda II. Levan Dadiani ve Nestan Darecan’ın fresk resimlerinden bahsetmektedir: «საკურთხეველის ზეითი კონქი დადიანს ლეონს და მეუღლესა მისსა ნესტანდარეჯან დედოფალს, ჭილაძის ქალს, ორნივე შიგ ხატია. ამის გამგე ჩოლოყაშვილი-ომანიშვილი მეტეხის წინამძღვარი და ჯვარის მამა ნიკოლოზ ყოფილა. დადიანს ამის ხელით გაუკეთებია» [27]. Bunu Rusçaya şöyle çevirdik: “Mihrabın üst kemerinde Dadiani ve onun eşi Prenses Nestan-Darecan var: her ikisi iç tarafta betimlenmiştir. Metekhi Mabedi ve [Kutsal] Haç manastırının pederi Nikiphore Çolakaşvili-Omanişvili manastırın başrahibiydi. Dadiani, onun yardımıyla manastırı restore etti.” Zanaatkarlar ve haznedarın da yurüttüğü restorasyon çalışmaları sırasında Kutsal Haç manastırında Şota Rustaveli’nin de bulunduğu tespit edilmektedir. Timote Gabaşvili, II. Levan ile Nestan-Darecan’ın freskinden bahsederken az önceki fragmanda bu hususta güvenilir şekilde bilgi vermiştir. T. Gabaşvili, Şota Rustaveli’nin talimatıyla manastırın harap duvarları ve kolonlarının yenilendiğini, kolonlardan birinin üzerinde, iki azizin – Tövbekar Maxim ve Dimeşkli Yohanna’nın arasında Rustaveli’nin resmînin yapıldığını yazmıştır. Onun freskinin üzerinde asomtavruli alfabesiyle şunlar yazılmıştır: ‘Bu [mabette] resim yaptıran Şota’yı varsın Tanrı bağışlasın’ [«ამის დამხატავსა შოთას შეუნდვნეს ღმერთმა»]. Ayrıca T. Gabaşvili şöyle yazıyor: «კუალად ჯუარის მონასტერი დაძუჱლებულა და გუმბათის ქუჱით სუჱტნი განუახლებია, და დაუხატჳნებია შოთას რუსთაველს, მეჭურჭლეთ-უხუცესს. თჳთონაც შიგ ჰხატია მოხუცებული. ამისა შემდგომად კუალად დაძუჱლებულა და განუახლებია და აღუშენებია» [27]. – ‘Haç Manastırı yeniden kullanılmaz hale gelmişti, kubbenin alt kısmındaki kolonu ise haznedar Şota Rustaveli yeniden yaptırdı ve resim [fresk] yapılması için talimat verdi, kendisinin yaşlı haliyle yapılmış resmî ise içeridedir. Bundan sonra manastır yine harap olmuş ve o, bir daha yenilemiş ve yaptırmıştır’
Böylece T. Gabaşvili’nin verdiği bilgilere göre bütün detaylar, Şota Rustvaeli’nin II. Levan Dadiani’nin haznedarı olduğunu ortaya koymaktadır. Manastırdaki freskte yer alan Şota Rustaveli resmî de bizzat kendisinin talimatıyla 1643’te yapılmıştır. Kutsal Haç manastırının Katolik papaz Nikiphore Çolakaşvili’nin yönetiminde olması, burasının Ortodoks değil, Katolik manastırı olduğunu gösteren husustur. Buna göre, Rustaveli’nin Katolik olduğunu tahmin edebiliriz. Tarihçiler arasında Şota Rustaveli’nin ölmeden önce Kutsal Haç manastrında bulunduğu ve orada da toprağa verildiği hakkında görüşler var, fakat bu, teyit edilemiyor ve kanıtlanamıyor. Aynı 1643’te II. Levan Dadiani’nin kız kardeşi Mariam Dadiani’nin (1659-1675) Rostom Han (1565-1658) ile düğününde çıkan olaydan sonra İmeretya Prensliği sarayında yazıcı olan Mamuka Tavakaraşvili, II. Levan Dadiani’ye esir düştü. O, 23 yıl esarette kalmış ve Megrel Prensin sarayında kaligrafi (hattatlık) sanatıyla uğraşmış ve edebiyat çalışmaları da yapmıştır. Tariel’in Nestan-Darecan’a tutkulu aşkını okuyunca II. Levan Dadiani çok etkileniyordu ve bu aşk ona merhum eşine olan aşkını hatırlatıyordu. 1646’da o, Mamuka Tavakaraşvili’yi Rustaveli’nin manzumesini kopyalamak ve kitap halinde bastırmakla görevlendirdi. Tavakaraşvili, manzumeyi kopyaladı ve bunu sanatsal değeri yüksek olan ve İran geleneğine aidiyeti açık olan 39 minyatürle süsledi. Manzume, ebadı 27-19 cm olmak üzere 267 varaktan ibarettir. Tavakaraşvili’nin Şahname manzumesi ve diğer eserleri de vardır. Tavakaraşvili’nin el yazısında (A2 [E] – H–599) 1.831 mısra vardır. Tavakaraşvili, ilk desende [üstte] II. Levan Dadiani ve bizzat Mamuka Tavakaraşvili’ye dikte eden Rustaveli’nin resmîni yapmıştır [aşağıda sağda]. Bu desen, manzumenin kopya edildiği sırada Şota Rustaveli’nin II. Levan Dadiani’nin sarayında bulunduğunu ve dolayısıyla görevini tamamlayıp Kudüs’ten döndüğünü kanıtlamakta ve kesin olarak teyit etmektedir. Haznedarlıkla birlikte Rustaveli aynen Tavakaraşvili gibi edebiyatla uğraşıyordu. Dolayısıyla Rustaveli’nin mezarını Kutsal Haç manastrında aramak boşunadır ve orada arkeoloji araştırması yapılsa bile naaşı bulunamaz, çünkü orada resmînden başka bir kanıt yoktur. Şu da var ki Rustaveli, Şah I. Abbas’ın yetiştirdiği I. Teymuraz’ın (1589–1663) çağdaşıydı. Şah I. Abbas, onu 1606’da Kakhetya Hanı olarak atamıştı.
Sadece I. Teymuraz değil, bütün Kartli ve Kakhetya yöneticileri İran şahlarının naipleriyidler. 29.05.1555 tarihli Amasya Barışına göre, Güney Kafkasya Osmanlı devleti ve İran arasında paylaşılmıştı ve Şahlar, bu anlaşma uyarınca bölgeye hakimdiler. Abhazya, Megrelya, Guriya, İmeretya, kısmen Samtskhe-Saatabago, Batı Ermenistan, şimdiki Irak arazileri Osmanlılara bağlı kalırken, Doğu Ermenistan, Kartli ve Kakhetya İran hakimiyeti altındaydı. İşgalcilerin amacı, bölgedeki etnik ve dinsel durumu değiştirmekti. İran devleti arazisine dahil edilen Kartli ve Kakhetya toprakları Azerbaycan, Yezd, Gilan, Kazvin, İsfahan vb gibi iç eyaletler (ostan) değil, bu devletin taşra eyaletleri sayılıyordu. Eyalet naipleri genç yaşlardan başlayarak Şah sarayında büyütülüp eğitiliyorlardı ve çoğu, Müslüman oluyordu. Onlar, Şah yanlısı oluyor ve çoğu konuda İran devletinin siyasetini destekliyorlardı. I. Abbas’ın sarayında birçok soylu Gürcü vardı ve onun çok sayıdaki eşinden dördü Gürcüydü. […] Şahın hizmetinde birçok Gürcü kökenli memur ve asker vardı, ünlü kumandan Georgi Saakadze (1570-1629) de gönüllü olarak Şaha hizmet etmiş ve İran için savaşmıştı. I. Abbas döneminde İran göreceli olarak refah ve istikrara kavuşmuş, devlet yapısı ve ekonomi kuvvetlenmiş, sanat ve edebiyatta belirgin gelişmeler kaydedilmiştir. Şah I. Abbas, edebiyat meraklısıydı, şairleri himaye ediyordu ve kendisi de Farsça ve Türkçe güzel şiirler yazıyordu. O, Gürcü halkını iyi biliyordu ve Farsça edebiyatın yaygınlaşmasını teşvik ediyordu. Ayrıca bölgeyi tamamen İslamlaştırmak istese de I. Teymuraz ve ailesi Hıristiyan dininden vazgeçmek istemiyor ve Şaha direniyordu. 1614’te Şah, I. Teymuraz’ın oğulları Aleksandr ile Levan’ı ve annesi Katevan’ı sarayına göndermesini buyurdu, oğullarını hadım ettirdi ve Katevan’ı Şiraz’a sürdü. Katevan 10 yıl esarette kaldı, ancak çok dindar olup İslam dinine geçmeyi kabul etmiyordu. Kendisiyle birlikte bölgeye sürülmüş Gürcüler için sadakat ve dini direniş örneği olan Katevan, Şahın öfkesine neden olmuştu. Dönemin önde gelen tarihçilerinden Arakel Davrijetsi (Tebrizli) bu olayları ayrıntılı ve inandırıcı şekilde anlatmaktadır: “… Şah Teymuraz’a adam gönderip rehine istedi ve o da oğullarından birini gönderdi. Şah, bir rehine daha istedi ve I. Teymuraz ikinci oğlunu gönderdi. Şah, üçüncü kez rehine isteyince Teymuraz annesini gönderdi. Çocukları ve prens veliahtlar olmasın diye Şah onun oğullarını hadım ettirdi. Teymuraz’ın annesini ise [Şah], gözetim altında tutması için İmamkulu Han’ın yanına, İran’ın iç kısmındaki Şiraz kentine sürdü” [5]. 1617’de I. Abbas Kakhetya’ya sefer düzenledi ve yüzbinden fazla Gürcüyü İran’ın iç kısmındaki Fereydunşehr’e sürgün etti. Burada Kakhetyalıların çoğu, Şaha itaat etmek zorunda kaldılar, Müslüman oldular ve Şahsevenlere katıldılar. Davrijetsi şöyle devam ediyor: “…Kakhetyalılar borazanların sözlerini duyunca kimileri inanarak aldandılar ve Şahseven oldular, kimileri esarette ölüm korkusu altında gelip Şahseven oldular, üçüncüler de çok uzun süre İran ülkesinde kaldıkları için umutlarını kaybettiler ve çaresiz kalarak Şahseven oldular…” [5]. Katevan’a gelince, çok direndiği ve Müslüman olmayı kabul etmediği için çok ağır işkencelere maruz kaldı. Katevan öldürüleceğini bildiği halde elçiye ret cevabı verdi. 13 Eylül 1624’te Şah I. Abbas’ın emriyle İsfahan’da şehir meydanında idam edildi. N Arakel Davrijetsi, bu konuda ayrıntılı bilgi vermiştir. Onun yazdığına göre, Katevan’ın bedeninin parçalanmış azalarını Fransiskan pederler gizlice toplayıp muhafaza etmiş, bir kısmını Firengistan’a, diğer kısmını da Kakhetya’ya oğlu Teymuraz’a göndermiştiler. Oğlu tarafından Alaverdi kilisesinde toprağa verilen Katevan o zamandan beri azize sayılır [5].
Şahın mezalim ve baskıları bir tarafa I. Teymuraz, İran kültürü ve edebiyatının yaygın hale gelmesi konusunda önemli rol oynamıştır. İran kültürü, yaşam tarzı ve geleneklerinin ağır bastığı ortamda İran edebiyatının tür ve şekilleri bazında Gürcü edebiyatında şairi diye bilinen zarif, esnek ve ritmik şiir geleneği oluştu. Edebiyat meraklısı soylu ve zenginler, İran edebiyatının kahramanları hakkında manzumeleri okuyarak etkileniyor, zevk alıyorlardı. Belirli çevrelerde İran edebiyatının başyapıtları, manzume şeklinde destanları ve divan edebiyatı örnekleri Farsçadan Gürcüceye tercüme ediliyordu. Bu bağlamda Farsça öğrenenlerin sayısı önemli derecede artmıştı, bu amaçla İran’a gidenler de çoktu. Bunlardan biri, yetenekli tercüman olan Hosro Turmanidze (1580–1640) idi. O, kendisinin amiri olan Kartli naibi, aynı Şah I. Abbas’ın tayin ettiği Simon Han’ın [II. Simon] (1610–1630/1631) talimatıyla Firdevsi’nin Şahname destanını orijinal Farsça metinden Gürcüceye çevirmiştir. İran edebiyatı uzmanı Vsevolod Miller’in yazdığına göre, Hosro Turmanidze bu çeviri üzerinde sekiz yıl çalışmıştır. Gürcü dilinde Şahname destanı Rostomiani destanına dönüşmüştür, çünkü epik eserin baş kahramanı Rüstem’dir (Gürcücede Rostom). Şahname destanında yer alan birkaç bölüm de tercüme edilmişti: Barzuname, Utrutiani (İtritname), Saamiani (Samname) ve Baaminiani (Behmenname). Hosro Turmanidze, Şahname çevrisinin sonuç kısmında şöyle yazıyor: კურთხეულმც არის უფალი, ყოვლის მპყრობელი ზესია! მე ხოსროვ თურმანის ძემან ამბავი ვპოვეესია: უცხო ტურფა და ლამაზი, სპარსულად იყო ესია, პატრონმან ჩემმან მიბრძანა: „ქართულად წერე ესია“ [31] – “Göklerin arasında var olan Tanrıya hamdolsun. Ben, Hosro Turmanidze, bu destanı buldum. Bilinmeyen, dokunulmamış ve güzeldi, Farsçaydı. Benim Efendim bana şöyle buyurdu: Bunu Gürcüce yaz.” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Rustaveli’nin anlatı uslubu I. Teymuraz ve Hosro Turmanidze’nin üslubuyla aynıdır ve metin, 17. yüzyıla ait yapı ve leksik özellikleri taşımaktadır. Rustaveli, I. Teymuraz ve Turmanidze, Gürcüceye çevirdikleri bu manzumelerde bunların Farsça kaynaklarından aynı şekilde bahsetmektedirler. I. Teymuraz İoseb Zilikhaninani’de şöyle yazıyordu: ეს ამბავი ადრინდელი ცოტა ვპოვე დანარჩომი, ქართულადა გარდავთარგმნე სპარსულადა მუნ ნათქომი… [22]. – “Bu eski bir destandır. Onun küçük bir kısmını bulunca, / Bu Farsça destanı Gürcüceye çevirdim.” [Çeviri F.G. Kurzweil]. I. Teymuraz daha fazla aktarma ve çeviri yapmıştır: İoseb-Zilikhaniani [Yusuf ve Zeliha], Leyl Mecnuniani (Leyla ve Mecnun), Şamparvaniani [Şam ve Pervane], Vard-bulbuliani [Gül ve Bülbül]. Kaydedelim ki I. Teymuraz sadece çeviri yapmakla kalmayıp lirik eserler de yazmıştır (Macama, Gremi’nin Ününe Dair, Tamar ve David-Gareca’nın Tasviri vb). I. Teymuraz ömrünün sonuna kadar Fars edebiyatının ve şiir geleneğinin ateşli taraftarıydı ve birçok şaire örnek olmuş, onları etkilemiştir. Hosro Turmanidze Şahname tercümesinin önsözünde şairler içinde en iyisi olarak I. Teymuraz’ı methetmektedir: თვით კახთა მეფე თეიმურაზ ყოველთა უკეთესია, მსმენელი, გამომეტყველი, მისგან ვინ უკეთესია ?! [29]. – “Kakhetya Prensi bizzat Teymuraz hepsinden iyidir / Ey dinleyici, ondan daha iyi anlatan var mı?” [F.G. Kurzweil]. I. Teymuraz Gürcü şiirinin devi sayılıyordu ve sadece Hosro Turmanidze değil, bizzat Rustaveli de onu methetmiştir. I. Teymuraz Vard-bulbuliani (Gül ve Bülbül) manzumesinde bu hususu iftiharla anlatmaktadır. Bu mısranın Gürcücesi şöyledir: რუსთველმანც მაქო, შენც იცი, ეკლიანად და ძირადო [23]. –“Ve Rustaveli, biliyorsun, methetti beni gül dikenleriyle, çok özenle.” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Şair tercüman Lev Penkovski’nin Rusçaya çevirisinde de bu bent, tahrif edilmeden aynen aktarılmıştır. Penkovski’yı bunun için takdir etmek gerekir, çünkü bendin aslını azami derecede yansıtmıştır: “Beni ise bizzat Rustaveli bile methetmişti gül dikenleriyle!” [16]. Rustaveli bizzat I. Teymuraz’ı methediyordu, fakat haznedar statüsü sayesinde Rustaveli kendisini ondan daha üstün görebiliyordu. II. Arçil, Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti manzumesinde bu hususu gayet iyi ifade etmiştir. Burada I. Teymuraz ile Şota Rustaveli arasında ilginç diyalog yer almaktadır ve önce söz Teymuraz’a verilir: რუსთველო, ყური მამიპყარ, გვადრიან მე და შენაო, ზოგი შენ გაქებს, მე მეტყვის: შოთამ გაჯობა შენაო, ხან კიდეც გამაგულისეს, მათი მამინდა შენაო, საკვდავად გამოვიმეტო, ან ამოვართვა ენაო [24]. – “’Rustaveli, görünen o ki insanlar bizi kıyaslamaya heveslidirler. / Ötekiler ‘Hükümdar! Şota seni üsteledi’ diye usandırıyorlar. Bazen öfkemin ağırlığına katlanamıyorum, onları parçalamak tutkusuyla yanıyorum! Dillerini koparmak, ölümün girdabına atmak için yanıp tutuşuyorum!” [1]. [Çeviri К. Lipskerov]. Şota Rustaveli şaire cevabında, kendisine Yahudilerin Musa’nın ağabeyine saygı gösterdikleri gibi muamale yapmasını istiyor: მე რას ღირს ვარ თქვენს დარებას, ამხანაგი შემადარონ, ჩემისთანა ვერსად ჰპოონ, სულ ხმელეთი მოიარონ: გრძნებაც რამ ქნან, ცა ღრუბლითა შეპყრობილი მოადარონ, სრულ მელექსეთ მიუფროსონ, ვით ისრაელთ მღდელი არონ [24]. – “Akranlar için kıyaslamalar korkunçtur. Benden size zarar gelmez. / Yaşayanlar içinde önünde baş eğilecek benim gibisi yoktur. / Gökyüzünde bulutlar arasında boşuna arıyorlar caduyla. / Varsın şair, Yahudi Harun’u sayar gibi bana saygı göstersin” [1]. [Çeviri K. Lipskerov].
II. Arçil’in manzumesi, birçok araştırmacının istinat ettikleri çok önemli tarihi kaynaktır. Burada I. Teymuraz ile Rustaveli arasındaki tartışma, onların hayatı ve edebiyat faaliyetleri hakkında önemli bilgiler yer almaktadır, ayrıca bu kaynak, 17. yüzyılda Gürcistan’daki durum ve gelişmelere ışık tutmaktadır. II. Arçil, çok yetenekli şairdi ve Gürcü şiirinin önemli temsilcisi olarak millî edebiyatın temelini atanlardan biridir. İmeretya’da daha başından beri onun yönetimi, Osmanlı Sultanının baskıları yüzünden çok sorunlu olmuştur. Bu yüzden II. Arçil 1663’te İran’a giderek Şah II. Abbas’a sığınmak zorunda kalmıştır. Şah da baskı yapınca II. Arçil Müslüman oldu ve ardından Şah onu Kakhetya’ya Han olarak tayin etti, adını da Şahnazar Han olarak değiştirdi. II. Arçil 1664’ten itibaren Kakhetya’yı uzun süre başarıyla yönetmiştir. O, I. Teymuraz’ın torunu Katevan’la evliydi, I. Teymuraz ve Rustaveli’yi iyi biliyordu, onların eserlerinden çok etkilenmişti. 1675’te II. Arçil İmeretya’ya döndü ve Prensliği aralıklarla yönetti. Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti manzumesinin önsözünde II. Arçil, okurlara öncelikle şunu anlatıyor: მე მოვახსენებ მეფე და რუსთველს წინაშე მჯდომარსა, ვცდილვართ და სრულ ვერ მიმხვდარვართ თქვენ სიბრძნით მოსაგონარსა, ღარიბთა ლექსთა შეწყობას ბრძენთაგან მოსაწონარსა, ვინ სიბრძნეს ვეძებთ, გადარებთ, დავჰგმობთ უდებს და მცონარსა [24]. – “Ben, Prensi ve karşısında oturan Rustaveli’yi hatırlatacağım. / Sizi anlamak istiyoruz ve sizin bilgeliğinize sonuna kadar aklımız ermiyor. / Bilge, fakir şiiri kullanmayı kendisine reva görmez. / Bilgeliği arayan, peşini bırakmayan tembelliği kıyaslayarak aşar.” [Çeviri F.G. Kurzweil].
Bununla birlikte konusu itibariyle Kaplan Postlu Şövalye’nin devamı olan Omainiani manzumesinin metninde Şah I. Abbas methedilmektedir. Bu manzumeyi Kayhosro Çolokaşvili (ö. 1613) yazmıştır. O, Kakhetya’da Martkop valisiydi (Mouravi) ve I. Abbas’ın politikalarını destekliyordu. Rustaveli’nin eserinden etkilenen Kayhosro Çolokaşvili, manzumedeki konuyu devam ettirmeye karar vermişti. Onun eserinde Kapan Postlu Şövalye’nin baş kahramanı Tariel’in – Omain’in yeni maceraları anlatılmaktadır. Kayhosro Çolokaşvili, Şah I. Abbas’ı şöyle methetmektedir: ქაიხოსროვის შედეგად შაჰ-აბაზ ერანს მჯდომია, უცხო დაიპყრა ქვეყანა, ერან-თურანის ზომია… [34]. – “Kayhosro’nun amelleri, Şah Abbas iktidarının mesnedi oldu. / O, yabancıların topraklarını fethetti, İran’la Turan’ı birleştirdi…” [Çeviri F.G. Кurzweil].
Kaplan Postlu Şövalye, bizzat Şah I. Abbas döneminde yazılmıştır ve eserin ilk el yazısı nüshâlârı, bu döneme aittir. En en eski el yazılarından biri olan Ahıska fragmanı A1 [α], 2 varak ve 24 kıtadan ibaret olup 17. yy başlarına aittir. Bununla birlikte el yazı kopyalarda söz konusu dönemin genel şartlarına uygun olarak kuvvetli derecede Ortadoğu İslam nitelikleri görülmektedir. Manzume Gürcü soyluları ve üst tabaka içinde çok tutuluyordu ve böylece İran edebiyatı, kültürü, ayrıca İslam etkisi yaygın hale geliyordu. Fars edebiyatı eserleri içinde Gürcülerin en çok sevdikleri manzume Kaplan Postlu Şövalye idi ve halk arasında kısa sürede hızla yayılmıştı. Dolayısıyla Şota Rustaveli’nin ünü de her tarafa ulaşmıştı. Manastır ve kiliseleri yıkan Şah I. Abbas İran kültürü ve geleneklerini yaymak konusunda kararlıydı ve Ortodoks Kilisesinin etkisini asgariye indirmişti. Rustaveli, eserde İslam dinini yaygınlaştırmaktaydı, manzumenin içeriğinde İslami motifler [Mekke ve Kuran methedilerek] bütün yönleriyle ustalıkla ve incelikle işlenmiştir.
Kaplan Postlu Şövalye, birçok yönüyle tipik İran edebiyatından çevrilmiş eser olup, benzer örnekleri çoktur. Manzumede, Müslüman olan kahramanların Arabistan ve Hindistan’da aşk hikayeleri, düşmanlarla savaşları, cesurlukları, zaferleri anlatılmaktadır. İlginçtir ki, eserde kişi ve yer adlarının Kafkasya ve Gürcistan’la hiçbir bağlantısı yoktur, Hıristiyanların adı bile geçmiyor. Başkahraman Tariel, sırtında kaplan postu olan Hint prensi cengaver ve cesur biridir. Bilindiği üzere çok eskiden beri Ortadoğu genelinde ve İran’da kaplan (pars) postu destan kahramanlarının özel simgesi ve cesaret sembolüydü. Firdevsi’nin Şahnamesi’inde Rüstem sırtına kaplan postu geçirerek mızrak ve kementle düşmana meydan okur ve daima zafer kazanır. Şahname’nin 1972’de basılmış Rusça çevirisinde yaşlı Rüstem’in genç Suhrap’la savaşı anlatılmaktadır ve her ikisi kaplan postu giymişlerdir [18]. Kaplan postunu İranlı savaşçılar öncelikle zırh olarak kullanıyorlardı. Şahname’nin 1960’ta yayınlanmış 6 ciltlik Rusça çevirisinden de aynı örnekleri verebiliriz. Bu savaş sahneleri, kahramanların yiğitlik ve hünerleri, cengaver ruhları, haliyle şiir diliyle etkileyici ifade tarzı, Şahname’yi Ortadoğu’da asırlar boyu sevilen ve edebiyat geleneğini belirleyen hazine haline getirmiş, dünya edebiyatının şaheserlerinden birine dönüştürmüştür [17]. Şahname’de anlatılan konular, o kadar zengindi ve o kadar fazla olay örgüsüne sahipti ki eskiçağın şanlı İran kahramanları hakkında birçok hikayeler, dönemin İran şairlerini derinden etkilemişti. Örneğin Nizami, Şahname öykülerini ve konularını Husrev ve Şirin, Yedi Güzel ve İskendername manzumelerinde kullanmıştır. Şöyle ki Yedi Güzel manzumesinde eserin yazılma nedenlerinden bahsederken Nizami, eskiçağ şahları ve bahadırlarının hünerlerinden bahsedilen Şahname’den etkilendiğini, büyük Firdevsi’nin onun için esin kaynağı olduğunu, onun paha biçilmez yakut olan eserinden bir parça kopardığını, yazdıklarının bunun sayesinde berrak inciye dönüştüğünü yazmıştır [3]. [Çeviri V. Derjavin].
Şüphe yok ki Şahname ve İran edebiyatının diğer başyapıtları, dönemin Gürcü toplumunu ve edebiyatını derinden etkilemiştir. Esasen Rustaveli, I. Teymuraz ve Hosro Turmanidze, İran edebiyat ve şiir geleneğini devam ettirmişlerdi ve Farsçaya mükemmel derecede hakimdiler. Katolikos I. Antoni, manzumenin basılmış nüshâlârının halk huzurunda yaktırmış olsa da Rustaveli’nin yeteneğini kabullenmişti. Platon İoseliani İcmal eserinde I. Antoni’nin sözlerine de yer vermiştir: შოთა ბრძენ იყო, სიბრძნის-მოყუარე ფრიად, ფილოსოფოსი, მეტყუელი სპარსთა ენის… [26]. – “Şota, bilgeydi, hikmetler bilen arifti. / Farsçayı bilen filozoftu…” [Çeviri F.G.Kurzweil].
Ünlü Gürcü tarihçi ve filoloji uzmanı Mose Canaşvili (1855–1934), Kaplan Postlu Şövalye’yi yazabilmek için Farsça ve Arapça bilmenin şart olduğunu kaydetmekteydi: ‘ამას გარდა „ვეფხის-ტყაოსანშიაც” ეტყობა იმას, რომ კარგად უნდა სცოდნოდა სპარსული და არაბული ენები’ [28]. – “Bundan başka Vepkhis-tkaosani metninden açıkça görüldüğü üzere yazarın Farsça ve Arapçayı iyi bilmesi zorunluydu.” Zaten eserin Gürcüce adı Vepkhis-tkaosani, Rusça kelimesi kelimesine “kaplan postlu” demektir. Mose Canaşvili de bu ifadenin Farsça izafet (tamlama) olduğunu belirtmiştir: [«თვითწოდება „ვეფხის ტყაოსანი“ სპარსულია»]. I. Teymuraz, İoseb-Zilikhaniani eserinde Rustaveli’nin çalışmalarını methederken onun sözlerine yer vermiştir: იტყვის: — ვპოვეო ამბავი პირველ სპარსთაგან მბობითა…’ – “Diyecektir ki hikayeyi, birinci anlatan Fars’ta buldum…” Böylece onun bu eserin ana konusunu İranlı anlatıcıdan iktibas ettiği ortadadır. Rustaveli, bu materyali en yüksek profesyonellik seviyesinde ustalıkla Farsçadan Gürcüceye çevirmiştir. Bunu yaparken Rustaveli, Farsça ve Gürcücenin bütün zenginliğini, imkanlarını ve edebi potansiyelini kullanabilmiştir. Bu meseleye II. Arçil (1647–1713) de değinmiş, Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti eserinde her iki şairin bu manzumenin İran kökenli olduğunu tamamen kabul ettiklerini yazmıştır: სრულად იტყვიან უკლებლად ამბავსა სპარსთა ნაჭორსა [24]. – “Her kes diyecektir ki, bu, tamamen Farsça anlatı rivayetleridir” [Çeviri F.G. Kurzweil].
Devamcılar ve Kopyacılar
2. Levan Dadiani’den sonra Kaplan Postlu Şövalye, Gürcü soylular ve elit tabaka arasında yaygın hale gelmiş ve çok tutulmuştur. Dolayısıyla onlar, bu esere sahip olmak için usta kopyacılar, hattatlar ve şairlere sipariş veriyorlardı. Manzumeyi kopya edenler için bu çalışma önemli gelir kapısıydı, ancak onlar kendilerinden eklemeler yapıyor, yeni kıtalar ilave ediyorlardı. Örneğin, 1680’de Kartli naibi Navaz Han, yani XI. Georgi (1651–1709), yazıcısı Begtabege Martirozaşvili’nin manzumeyi kopya etmesini istedi. Bu el yazısı kopya, en iyilerinden biri sayılır ve muhteşem formatı vardır. Yazıcı, manzumeyi 2.066 kıtaya kadar büyütmüştür (C4 [B] – H-54).
17. yy 60’lı yıllarında Georgi Saakadze’nin akrabası İoseb Tbileli (1620-1688), Zaza Tsitsişvili’nın damadı, komutan Nanuçi Tsitsişvili’nin siparişiyle 67 kıta eklemişti ve bunların bir kısmını da Avtandil’in Vasiyeti manzumesine ilave etmişti. Bu el yazısı, Zazaseuli [«ზაზასეული»] (B1[D] – Q 1082) başlığı taşımaktadır. Nanuçi mahlasıyla bilinen Meskhetyalı (Ahıskalı) şair Tsitsişvili, Kaplan Postlu Şövalye metnine 70 kıta eklemiştir. B7 [V] – H-3061 el yazısı kopyasında o, şöyle yazıyor: “Avtandil’in vasiyeti ve vefat tarihini Nanuçi yazmıştır.” II. Arçil, Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti eserinde şöyle diyordu: ნანუჩას რუსთვლის ნათქუამში ბევრი რამ ჩაურევია, საბრალოს ვერ შეუწყვია, წმინდა რამ აუმღვრევია… [24]. – “Nanuça, Rustaveli’nin dediklerinin çoğunu karıştırmış, / Zavallı, kutsal olanı karıştırmış destursuz…” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Diğer kopyacılardan Birtvel Tumanişvili’nin kopya metninde – A11 [Y] – H-740 (XVII–XVIII. yy), 1.203 kıta, Georgi Tumanişvili’nin kopyasında – B7 [V] – H-3061 (XVII. yy) 2.006 kıta, Gurgen adlı birinin metninde – A3 [R] – Q-930 (XVII. yy) 1.465 kıta, Papuna Beburişvili kopyasında – A9 [F] – S-2829 (1688 yılı), 1.846 kıta, Gaspar Bagdasaraşvili metninde – C2 [M] – Q-779 (1660’lı yıllar) 1.451 kıta, yine onun ikinci kopya el yazısında – C3 – H-757 (1671 yılı) 2.126 kıta vardır. II. Arçil, adı geçen eserinde, 17. yy yazarlarının çeviriye hep yeni ekleme yaptıklarını belirtmiştir: ბევრი რამ თქვეს მათ ამბავი, გარდალექსეს თარგმანებით… [24]. – “Onlar birçok destanı canlandırdılar, şiirle çevirdiler” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Böylece II. Arçil, Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin çeviriden kaynaklanmadığıyla ilgili tartışmalı meseleye kesin olarak açıklık getirmiştir. Sulhan-Saba Orbeliani (1658–1725), Dmitri Saakadze, Nikoloz Çaçikaşvili, Manana Zedgenidze, Petre Laradze, Mose Korganov, İoann Yalguzidze-Gabarayev (Osetyalı) dahil olmak üzere eseri devam ettiren 32 şair bilinmektedir.
1709 yılında Kartli naibi Hüseyin-Kulu Han, yani VI. Vakhtang (1675–1737) ilk Gürcü matbaasını kurdurmuştu ve burada basılan kitaplar şunlardı: Tekvin Kitabı, Zebur, Havarilerin Amelleri, İncil, Şahname, Visraminiani (Gurgani’nin Vis ve Ramin manzumesinin tercümesi), Kelile ve Dimne, Amir-Nasariani, Sokrates’in Cevapları, Kaplan Postlu Şövalye vb. Mose Canaşvili, manzumeyi devam ettirenlerin yeni kıtalar ekledikleri için VI. Vakhtang’ın öfkelendiğini yazıyordu, çünkü bunun, manzume metnini tahrif ettiği kanısındaydı: ‘ვახტანგ მეფეს არ ესიამოვნებოდა, რომ რუსთველის ნაწერს რყვნიდნენ სხვადასხვა მწერალნი; და ამის გამო მან, გახსნა-რა სტამბა ტფილისში (I709 წელს), ეს უკვდავი ქმნილება შეადარა ძველს ხელნაწერებს და აღბეჭდა (1710 წ.). მისი დაბეჭდილის „ვეფხის-ტყაოსანი” შეიცავს 1587 ტაეპს» [28]. – ‘Değişik yazarların Rustaveli’nin metnini tahrif etmeleri Prens Vakhtang’ın hoşuna gitmiyordu. Bununla ilgili olarak o, 1709’da Tiflis’te matbaa açtırdı. O, ölümsüz eseri, eski el yazısı kopyalarıyla karşılaştırdı ve kitap olarak bastırdı (1710). Kaplan Postlu Şövalye’nin VI. Vakhtang baskısında 1.578 kıta var. Bir yıl sonra, 1711’de VI. Vakhtang manzumenin ikinci baskısını gerçekleştirdi ve 1712’deki üçüncü baskısına kendi yorumlarını ekledi. Tarihçi Zakari Çiçinadze (1853–1931) şunu kaydetmişti: ‘იმ დროის ქართველთა, სამღრთო წერილს გარდა საერო მწერლობასაც მიაქციეს ყურადღება, სამართლიან მოვალეობის აღსრულებას მოჰკიდეს ხელი და „ვეფხის ტყაოსნის” ბეჭდვაც განიძრახეს. შეუდგნენ „ვეფხის ტყაოსნის” გამოცემის სამზადისს და 1711 წ. უკვე დაიწყეს ბეჭდვა ისე, რომ 1712 წ. „ვეფხის ტყაოსანი” ცალკე წიგნათ გამოიცა’ [25]. – “O dönemde Gürcüce Mukaddes Kitap dışında dünyevi eserlere de yöneldiler. Görevlerini gerektiği gibi yaparak onlar, Vepkhis-tkaosani (Kaplan…’) manzumesinin matbu nüshası için çalışma başlattılar. Kitabın baskısı 1711’de başladı ve 1712’de manzume kitap halinde çıktı.” VI. Vakhtang’ın bu manzumenin yaklâşık bin nüshasını bastırdığı tahmin edilmektedir. Eserin yaklâşık 2 bin kıtasından o, sadece 1.578 kıtasını kitaba almıştı, ancak bunu kendi siyasi amaçları doğrultusunda keyfi ve haliyle de haksız şekilde gerçekleştirmişti. Manzume metni, birkaç yüzyıl boyunca kopya ediliyordu ve bunun devam etmesi neticesinde bugünümüze hepsi 17.-18. yy tarihli olmak üzere 162 nüsha ve 32 el yazısı fragmanı ulaşmıştır.
Edebiyat araştırmacısı Nodar Natadze, uzun yıllar boyu manzumenin el yazısı örneklerini incelemiştir. Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin liseler için sadeleştirilmiş versiyonunu da bastırmış olan N. Natadze, bu yayının önsözünde şöyle yazıyordu: ‘პრაქტიკამ გვიჩვენა, რომ მოსწავლეებს ხშირად უჩნდებათ ერთი და იგივე კითხვა: რატომ არის ,,ვეფხისტყაოსნის“ სხვადასხვა გამოცემებს შორის განსხვავება? რატომ არის ზოგში მეტი სტროფები და ზოგში – ნაკლები? რატომ არის განსხვავება ერთსა და იმავე სტროფებში სხვადასხვა გამოცემებს შორის? პასუხი შემდეგია: იმიტომ, რომ ,,ვეფხისტყაოსნის“ საბოლოოდ დადგენილი უდავო ტექსტი არ არსებობს. ასეთი ტექსტი გვექნება მხოლოდ იმ შემთხვევაში, თუ ვიპოვით ავტორის ხელიდან გამოსულ ხელნაწერს, ეს კი, ალბათ, არასოდეს მოხდება. ,,ვეფხისტყაოსნის“ ტექსტის მეცნიერული დადგენა ანუ მისი მაქსიმალური მიახლოება იმ პირვანდელ სახესთან, რომელიც მას ავტორმა მისცა, ხდება არსებული ხელნაწერების მიხედვით. დღეს ცნობილია და მკვლევართათვის მისაწვდომია 150-ზე მეტი ხელნაწერი – ზოგი სრული და ზოგი ნაკლები. მათი გადაწერის დრო, ძირითადად, XVII და XVIII საუკუნეებია. ყველაზე ძველი ტექსტია ვანის ქვაბთა მონასტერში» [29]. – “Pratikte görüldüğü üzere, öğrenciler sıkça aynı soruları soruyorlar: Neden bazılarında fazla, bazılarında ise az kıta vardır? Bunun cevabı şöyledir ve nedeni basittir, çünkü eserin tatrışmasız ve kesin olarak tespit edilmiş metnine sahip değiliz. Böyle bir metin, ancak bizzat şairin kendisi tarafından yazılmış el yazısını bulabilirsek var olabilir. Ancak büyük olasılıkla böyle bir mucize olmayacaktır. Metni bilimsel yöntemlerle inceleyerek ilk baştaki şekline azami derecede yakın olmak suretiyle sunarken biz bunu, eserin mevcut el yazısı kopyalarını esas alarak yaptık. Bugün araştırmacıların bildiği kopya saysı 150 üzerindedir ve bunların bazıları eksiksizdir, kimileri ise eksik ve kusurludur. Bunlar, çoğunlukla 17.-18. yüzyıllarda kopya edilmiştir. En eski tarihli metin, Vanis-Kvabebi manastırında muhafaza edilmektedir.” (Çeviri F.G. Kurzweil).
Eserin Önsöz ve Sonuç Kısımları
Mamuka Tavakaraşvili nüshasının önsözünde Rustaveli’ye ait 24 kıta ve Tavakaraşvili’nin eklediği şu giriş yer almaktadır: ‘ამბავი დასაწყისი პირველი ამო და სასმენლად შვენიერი სწავლისათვის მოშაირეთასა ტარიელს და ნესტანდარეჯანს ვეფხის ტყაოსნობით უხმობენ’ [20]. – “İlk destanın başlangıcı zevkle dinlemek ve şiiri öğrenmek içindir. Tariela ve Nestan-Darecan, Kaplan Postlu Şövalye’ye adarlar.” Bunun ardından Rustaveli’nin Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin çeviri menşeli olduğunu ifade ettiği ilk kıta gelir: ესე ამბავი სპარსული, ქართულად ნათარგმანები, ვით მარგალიტი ობოლი, ხელის-ხელ საგოგმანები, ვპოვე და ლექსად გარდავთქვი, საქმე ვქმენ საჭოჭმანები, ჩემმან ხელ-მქმნელმან დამმართოს ლაღმან და ლამაზმან ნები [20]. Rustaveli, kendi eserini kuşkulu görmektedir ve onun mahiyetini belirlemeyi sonraki kuşaklara bırakmaktadır. Bu kıtayı kelimesi kelimesine şöyle çevirebiliriz: “Bu, Gürcüceye tercüme edilmiş Pers destanıdır. / Elden ele dolaşan sahipsiz inci gibidir. / Ben onu buldum ve şiire aktardım fakat bu sakıncalı çalışmadır. / Benim yarattığım varsın hayır ve güzelliğe yol açsın.” [F.G. Kurzweil]. İşte bu kıta araştırmacılar arasında en çok tartışılan husustur. Kimi uzmanlar, gerçekçi olup bu eserin tercüme olduğunu kabul ediyorlar. Diğerleri ise buradaki targmani kelimesinin eski Gürcücede “aktarma, nakletme, şerh, açıklama, yorum, tefsir” anlamına geldiğini kaydediyorlar. Ancak bu terimin böyle yorumlanması, gerçeklere aykırı olup tutarsızdır, çünkü “tercüme” dışında her seçenek savunulmaktadır. Metindeki “targmani” kelimesi Gürcüce olmayıp Farsçada Arapçadan alıntıdır ve sadece tercüme anlamına gelmektedir. Gürcü araştırmacıların kendi görüşlerini haklı göstermek için yabancı dilden alınmış bir kelimeyi keyfi şekilde yorumlamaları kabul edilemez. Aynı şekilde tarcimani (tercüman) kelimesi de çevirmen demektir. Sami kökenli olan bu kelime, Ortadoğu’da çok eski dönemlerden beri kullanılmaktadır. Ne var ki Gürcü araştırmacılar, metinde geçen Pers kelimesinin de eskiden genel olarak Müslüman alemi anlamı taşıdığını iddia etmektedirler. Buna göre, “Pers destanı” doğu efsanesi olarak görülmektedir. Ancak diğer kaynaklarda Pers etnik adı altında Arap, Türk ve diğer Doğu halklarının kastedildiğine dair herhangi bir kanıt yoktur. Kısacası, targmani kelimesi ‘tercüme’ demektir ve Müslüman, Pers, Türk, Arap vb etnik adları ise her zaman ayrıca ifade edilir. Gürcüce edebi eser olan Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti manzumesinde bunu açıkça görüyoruz ve I. Teymuraz Rustaveli’ye şöyle diyor: მე ოდენ ქართულს ენასა მარილად ურთე სპარსული, თათრულიც გამირევია, მიქია მათი არსული. ამ სამის მეტი თუ ნახო, გინახავსმც ყმა-გაპარსული. ბაასის სთველი წაგიხდა და დაგისეტყვა მასული [24]. – “Ben Gürcü dilini esas aldım. / Tuz olarak Farsça ekledim. / Kaynakları methederek Türkçe karıştırdım. / Bu üçünden fazlasını bulursanız, varayım saçı kazınmış hizmetçi olayım. / O zaman bu derleme eser rezil olup doluyla mahv olsun.” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Yeri gelmişken Gürcü araştırmacıların dilcilik ve etnografya açısından keyfi yorumları, eserin ünlü Rus şairlerince yapılmış Rusça tercümelerinde de görülmektedir. Ünlü Rus simgeci şair Konstantin Balmont’un 1914’te yaptığı ve 1933’te Paris’te basılmış tercümesinde “Perslerin masalını, imalarını Gürcü mısralarına döktüm” ifadesi yer almaktadır [11]. Panteleymon Petrenko (1937), bu dizeyi “Perslerin masalını ben Gürcüce şarkıyla aktardım” şeklinde çevirmiştir [12]. Nikolay Zabolotski’nin 1957’de yayımlanmış çevirisinde bu mısralar şöyledir: “İran’dan çoktan getirilmiş bu hikayeyi / Gürcü tarzıyla terennüm etmek sadece bana nasip oldu…” [13]. Görüldüğü üzere bu çevirilerde “tercüme” kelimesi geçmiyor. Şalva Nutsubidze’nin 1937’de yaptığı çeviride ise “tercüme” kelimesi bir tarafa, “Pers” kelimesi de atılmıştır. Metnin Gürcüce aslına böylesine keyfi yaklaşım elbette art niyetlidir ve ciddiyetle bağdaşmaz.
Metni kopya edenler ve geleneği devam ettirenler, Rustaveli’nin ilk kıtasına 8 yeni kıta eklemiş ve 31 kıtadan ibaret önsöz oluşturmuşlardır. Başlangıç kıtaları dedikleri mısralarda [1–2] onlar, Hıristiyan yorumu ilave etmişlerdir, halbuki Rustaveli’nin yazdığı metinde sadece Müslümanlıktan bahsedilmktedir. Onlar ayrıca Kraliçe Tamar’ın adının geçtiği 3 kıta ilave etmişlerdir. Oysa 1646’da Tavakaraşvili’nin kopya ettiği el yazısının – 003 (H-599) ikinci sayfasındaki başlangıç mısralarında Kaplan Postlu Şövalye eserinin Tariel ve Nestan-Darecan’a ithaf edildiği, ardından gelen mısrada ise manzumenin çeviri kökenli olduğu yazılmıştır. Burada Tamar adı geçmiyor ve girişin sonraki sayfalarında da Tamar’dan bahsedilmiyor.
Ayrıca tanınmış Gürcü edebiyatçı, tarihçi ve etnografyacı Arçil Khalvaşi’nin Rusçaya düz yazı çevirisinde [19], Düzmece Rustaveli’ye ait mısralar yer almaktadır ve burada şair, kendisinden Kraliçe Tamar için şiir yazmasını, onun methetmesi istendiğini yazmaktadır. Şota Rustaveli’nin Tamar döneminde yaşadığını iddia eden araştırmacılar, işte bu Düzmece Rustaveli mısralarına istinat etmektedirler. Bu uydurma iddiaya göre, Rustaveli Tamar’ın Sarayında ikamet etmiş ve onun haznedarı olmuş, güya Kraliçenin buyruğuyla manzumeyi yazmış ve ona ithaf etmiştir. Aynı çerçevede manzumedeki Tinatin ve Nestan-Darecan için Kraliçe Tamar’ın, Tariel ve Avtandil için ise Tamar’ın, Alaniya Prensi olan ikinci eşi David Soslan’ın prototip yani ön örnek oldukları iddia edilmektedir. Bu aldatmaca çerçevesinde inandırıcı olsun diye araştırmacılar, Mamuka Tavakaraşvili’nin girişini manzumeden çıkarmışlardır. Dolaysıyla bu tür keyfi yaklaşımlar, söz konusu tezi kanıtlayamaz ve Rustaveli’ye biyografi uydurmak aslında açıkça aldatmacadır. Halbuki Kaplan Postlu Şövalye’deki kahramanların Tamar ile hiçbir alakası yoktur. Hosro Turmanidze Şahname çevirisinin önsözünde şöyle yazıyordu: შოთამ გალექსა ტარიას და ავთანდილის ქებანი… [30]. – “Şota, şiirlerinde Tariel ve Avtandil’i methetti…” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Görüyoruz ki burada Tamar’ın adı geçmiyor.
Üstelik kaydedelim ki Tamar döneminde Gürcüler arasında Müslüman diniyle bağlantsı olan edebi eserler yazılmıyordu, çünkü Ortodoks Hristiyan kilisesi, o dönemde çok kuvvetliydi, Tamar Selçuklu Müslüman devletleri ve güçleriyle savaş halindeydi, askerleri haçla dua ederek savaşa gönderiyorlardı, din ve kültür alanında Bizans etkisi daha fazlaydı. Dolaysıyla şairin Müslüman ruhu taşıyan, Mekke ve Medine’nin adları geçen bir manzumeyi dindar Tamar’a sunması düşünülemez. Öte yandan Tamar döneminde İran edebiyatının etkisi fazla değildi ve ayrıca Gürcü edebiyatında o dönemde bu tür manzume geleneği yoktu.
Şu da varki 17. yüzyılda Tamar’ı ve onun çağını yüceltmek ve methetme eğilimi çok yaygındı, İran şahlarının baskı rejimleri ortamında şanlı tarihi yüceltme isteği gayet doğaldı. I. Teymuraz’ın İoseb-Zilikhaniani manzumesinde bunu açıkça görüyoruz. Tamar imajı eserin cazibesini ve okur sayısını artırıyordu. Şair, Tamar’ı methederken de İran şiir geleneğindeki üslubu kullanıyor: სწვევდა საჴმილი უშრეტი პირ-მზისა თამარ მეფისა, ვითა ფოლადი, მაღნიტსა, თვალნი საჭვრეტლად ეფისა, მაგრამ მან მზემან ნათელი მიჯნურთ არ უიეფისა, და არად შესწონდა ზახილი ვარდსა ბუბლულთა ყეფისა [22]. Bu eserin devamcıları, girişe 8 kıta eklemiş, Mamuka Tavakaraşvili ise epiloga 6 kıta ilave etmişlerdir. Burada belirtelim ki Teymuraz manzumesinin en eski el yazısı – A4 [Z] – W-27, Tarhan Mouraviseuli başlığı taşımaktadır, giriş ve epilog yoktur. 17. yüzyıla ait olup, kopya edildiği yıl kesin değil ve Bodleian Kütüphanesinde muhafaza edilen bu el yazısı eserde 1.536 kıta ve 21 minyatür bulunmaktadır. Bu kopyanın adı, Mouravi unvanı ile ünlenmiş Georgi Saakadze ailesiyle bir bağlantısı olduğuna işaret etmektedir. Saakadze ailesi, manzumenin kopya edilip yayılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Rustaveli araştırmacısı Lamara Tatişvili şöyle yazıyor: ‘მე-17 საუკუნეს მიეკუთვნება ’’ვეფხისტყაოსნის’’ ხელნაწერი (W-27), რომელიც ბრიტანეთში, ოქსფორდში, ბოდლეს ბიბლიოთეკაშია დაცულია. ამ ხელნაწერს თავი და ბოლო აკლია და არც დამკვეთის ან გადამწერის შესახებ, არც გადაწერის დროის შესახებ ცნობები არ შემოუნახავს. შიგადაშიგ დაზიანებული ადგილები აღუდგენიათ მე-18 საუკუუნეში’ [34]. – “Kaplan Postlu Şövalye’nin Oxford Bodleian Kütüphanesinde muhafaza edilen el yazısı (W-27) 17. yüzyıla aittir. Kopyada giriş ve sonuç bulunmuyor, siparişçi ve hattat kopyacı hakkında bilgilere de sahip değiliz, hangi tarihte kopya edildiği hakkında bilgi yoktur. El yazısı yer yer tahrip olmuş, 18. yüzyılda restore edilmiştir.”
Rustaveli konusunda uzman sayılan David Kariçaşvili (1862–1927) şöyle yazmıştı: ‘მწიგნობრების ცდა, რომ წინასიტყვაობის და ბოლოსიტყვაობის ტაეპები ისე დაელაგებინათ, რომ აზრიანი კავშირი დამყარებულიყო მათ შორის, ვერ გამოდგა ნაყოფიერი… მათი დალაგება ან გაწმენდა იმნაირად, რომ ყველანი კმაყოფილნი ყოფილიყვნენ, შეუძლებელი შეიქნა» [კარიჭაშვილი 1913: 424]. – “Eserle ve kitapla uğraşanlar, giriş ve son kıtalarını, birbirine bağlı anlam örtüşmesi sağlayacak şekilde yerleştirmek istemişlerdir. Bu gayretler verimli olmamıştır… Bunları öyle yerleştirmiş ve öyle temizlemişler ki her kes razı kalsın ve imkansız olan gerçekleşsin.”
David Marshall Lang’in yazdığına göre, eseri Çek diline çeviren de aynı hususa dikkat çekmiştir: “Ayrıca Rustaveli’nin manzumesini Çek diline çeviren Prof. Dr. Y. Yedliçka, eserdeki Giriş ve Epilog kısımlarının Kaplan Postlu Şövalye manzumesinin yazıldığı tarihten çok sonra yazıldığı kanısındaydı.”
Ünlü Kafkasoloji uzmanı, SSCB Bilimler Akademisi Dil ve Tefekkür Araştırmaları Enstitüsü Kafkasya Dilleri Bölüm Başkanı Karpez Dondua (1891–1951) da epilog kısmını aynı şekilde değerlendirmiştir. Rustaveli Dönemi Anıtı adlı makaleler derlemesinde [10, s. 19] yer alan Amirandarecaniani adlı çalışmasında o, son kıtayı özellikle vurgulamıştı: “Şota Rustaveli’nin manzumesinde son kıtalar dedikleri kısım var ve hepsi değilse de çoğu, bir veya birkaç yazarın eklemelerinden ibarettir. Bunların sonuncu kıtası ise şüphesiz Rustaveli’ye ait değildir.” Rustaveli’ye atimiş gibi metne eklenmiş sonuncu kıtayı Korneli Kekelidze detaylı şekilde ele almıştır. ‘დასასრულ, როდესაც ლაპარაკია თხზულების ორიგინალობის შესახებ, უმნიშვნელო არაა მოვიგონოთ ის ფსევდორუსთველური სტროფი, სადაც ნათქვამია: «ამირან დარეჯანის-ძე მოსეს უქია ხონელსა». საქმე ისაა, რომ ამ სტროფში ჩამოთვლილია მხოლოდ ორიგინალური თხზულებანი: «აბდულმესია», «დილარიანი», «ვეფხვისტყაოსანი». მაშასადამე, ამ სტროფის ავტორს, ვინც არ უნდა იყოს ის, «ამირანდარეჯანიანიც» ორიგინალურ ნაწარმოებად მიაჩნია, ის კი იმ შემთხვევაში საქართველოს ლიტერატურულ წრეებში განმტკიცებული რწმენისა და ტრადიციის გამომხატველია’ [33]. – “Son olarak eserin bu orijinal nüshasından bahsedilirken ‘‘Amiran’ı, Darecan’ın oğulcuğunu terennüm ediyordu, Mose Khomeli.’’ mısrasına yer vermek zorunlu değil. Mesele esasen şudur ki bu kıtada sadece Abdul-Mehdi, Dilariani ve Kaplan Postlu Şövalye gibi orijinal eserler sıralanmıştır. Bununla birlikte bu kıtanın yazarının kim olduğuna bakmaksızın Amrian-Darecaniani açısından bu, orijinal eserdir ve dolayısıyla Gürcü edebiyat çevrelerinde inanç ve geleneklerin pekişmesini ifade etmektedir.”
Girişte sadece 24 kıta Rustaveli’ye aittir. Bununla birlikte epilogda sadece birinci kıtanın Rustaveli’ye ait olduğunu tahmin edebiliriz. Böyle bir tahminde bulunmak için gerekçe ve nedenlere geleince, devamcıları Rustaveli’nin eserine bunca kıta eklemişlerse, bir kıtayı da kendisi ekleyebilirdi.
Öte yandan bu hususlara bakılırsa, Rustaveli’nin Meskhetyalı olduğu hakkında akademik çevrelerde kabul edilmiş iddia da ciddiyetten uzaktır. Rustaveli’nin Meskhetya’daki Rustavi kasabasında doğduğu ve Yunanistan’da okuduğuna ilişkin varsayımlar ancak 19.-20. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır. Bu rivayetler özellikle halk efsaneleri bazında yayılmış ve benimsenmiştir. Mose Canaşvili şöyle yazıyor: ხოლო ჯერჯერობით საკმაოა დავკმაყოფილდეთ იმ ცნობებით, რომელიც დაუცავს რუსთველის შესახებ ზეპირ გადმოცემას და ერის მეხსიერებას» [28]. – “Şimdiki aşamada Rustaveli hakkında sözlü anlatılarla ve halk hafızasında var olan bilgilerle yetinelim.’ Halk efsaneleri ve rivayetleri birçok araştırmacıyı hataya götürmüştür ve onlar, Rustaveli’nin biyografisinden bahsederken bunları esas almış, onun doğum yeri olarak yanlışlıkla Rustavi kasabasını göstermişlerdir. Sonradan bu yanlış biyografik bilgiler, K. Balmont, N. Zabolotski ve P. Petrenko ve diğerlerinin Rusça çevirilerinde de tekrarlanmıştır. K. Balmon’tun çevirisi: “Ben, kimsenin tanımadığı Rustavili Meskh, bitirdim eserimi.” [11]. P. Petrenko çevirisi: “Kimsenin tanımadığı ben Rustavili Meskh, sade bir destan yazdım.” [12]. Ş. Nutsubidze çevirisi: “Düşer mi ben Meskh Rustaveli’ye böyle şerri şarkıyla ölçmek?” [15]. N. Zabolotski çevirisi: “Ben, kimsenin bilmediği Rustavili Meskh iken eserimi bitirdim.” Gürcüce metinde ise anlatılan farklıdır ve Rustavi kasabasından hiç bahsedilmiyor: ვწერ ვინმე მესხი მელექსე მე რუსთველისად ამისა [20]. Bu kıtanın güvenilir çevirsi sadece Arçil Khalvaşi’nin çevirisinde görülebilir: “Rustaveli lakaplı bir Meskh şairim, yazıyorum.” [19]. Burada Şota’nın bir “Meskh” olduğunu, Rustaveli’nin ise lakap olduğunu görüyoruz ve şairin doğum yerine dair hiçbir emare yoktur. Rustaveli’nin doğum yeri belli değil ve belge niteliğinde hiçbir kaynakda buna dair bilgi yoktur. Mose Canaşvili de bu konudan bahsediyor: ‘რუსთაველის შესახებ ჩვენს მატიანეს არავითარი ცნობა არ შეუნახავს, ისიც კი არ ვიცით, თუ რუსთველი, ასრე წოდებული დაბის რუსთავის გამო, რომელ გვარს ეკუთვნოდა, ვინ იყო მისი მამა, დედა, მასწავლებელი, რომელ წელიწადს დაიბადა, რამდენი წლისა გარდაიცვალა» [28]. – ,”‘Bizim vakayinamede Rustaveli hakkında bilgi kalmamıştır. Onun Rustaveli lakabının gerçekten Rustavi kasabasıyla bağlantılı olup olmadığını bilmiyoruz. Onun kimin soyuna mensup olduğunu, anne, babası ve hocasının kimler olduğunu, hangi yılda doğduğunu ve kaç yaşında vefat ettiğini bilmiyoruz.”
Rustaveli lakabına bilimsel yönden yaklaşırsak, bu lakabın, Rostom [Rostahm], Piruz [Perviz], Bejan [Bijan], Zurab [Sohrāb], Pridon [Fereydūn], Nodar [Nadir], Manuçar [Manuçahr], Vakhtang [Vahrka-tanū], Nestan-Darecan [Nist andar jahān], Ketevan [Ketāyun], Luarsab [Lohrasp] gibi Gürcülerde yaygın olan Farsça birçok kişi adından biri olduğu açıktır. İran’da Rusta lakabı gayet yaygın olmuştur. Daha 9. yüzyılda İsfahan’da İbn-Rusta [Ahmad ibn Rustah Isfahani] adlı alim yaşamıştır. Ayrıca İran’ın Çahar-Mahali-Bakhtiyari yöresinde Rūstā yer adı var ve “köy” demektir. Kimi kaynaklarda şairin adı Rustveli diye geçtiği için Rust yer adını da araştırmak gerekir.
Batum Şota Rustaveli Üniversitesi profesörü Ramaz Khalvaşi’nin kaydettiği gibi, Rustaveli adını Katolikos I. Antoni resmîleştirmişti, Şota adına ise ilk defa, Rustaveli’nin çağdaşı I. Teymuraz’ın İoseb-Zilikhaniani (Yusuf ve Zeliha) ve Vard-Bulbuliani (Gül ve Bülbül) eserlerinda rastlanmaktadır.
Arçil Khalvaşi’nin Rusçaya çevirdiği Mamuka Tavakaraşvili nüshasındaki epilogda I. kıtanın son mısrasında Rustaveli lakaplı bir Meskh şairden bahsedilmektedir. 2. kıtada Kral David methedilmektedir. 3. kıtada ise Tamar methediliyor. Nihayet 6. kıtada Mose Khomeli’nin Darecan’ın oğu Amiran’ı, Şavteli’nin Abdul-Mehdi’yi, Sargis Tmogveli’nin Dilarget’i, Tariel’i ise Rustaveli’yi terennüm ettiği yazılıdır [19]. Mamuka Tavarakaşvili’nin eklediği epilogdaki 3. kıta, Tamar adı geçen biricik kıtadır, ancak burada kraliçe (Gürcüce “mepe” unvanı) geçmiyor. Halbuki Düzmece Rustaveli metinlerinin hepsinde “Tamar Mepe” yazımışlardır. Şu da var ki Tavakaraşvili sülalesinin temsilcilerinin birkaç kuşağı İmeretya Prensliği sarayında hizmet etmiştirler ve 3. Aleksandr’ın annesinin adı da Tamar’dı. Onun ilk eşi de Tamar olup Gürel Prensliğinin Gurieli sülalesindendi. Böylece Tavkaraşvili nüshasındaki Tamar, ya 3. Aleksandr’ın annesi ya da onun ilk eşidir. Ne var ki bu durumda kıta, manzumenin yaygınlaşması ve popüler olmasına yol açamazdı ve bundan dolayı kıtayı atmış ve yerine Düzmece Rusteveli’ye ait beş kıta uydurmuşlardı. David adının geçtiği iki dizeye gelince, önyargılı ve yandaş araştırmacıların bunu Kraliçe Tamar’ın ikinci eşi David Soslan ile nasıl ilişkilendirdiklerini anlamak mümkün değil. Çünkü Gürcüce metindeki David, “Kartli Kralı” unvanı taşımıyor: ქართველთა ღმრთისა დავითის, ვის მზე მსახურებს სარებლად, ესე ამბავი გავლექსე მე მათად საკამათებლად, ვინ არის აღმოსავლეთით დასავლეთს ზართა მარებლად, ორგულთა მათთა დამწველად, ერთგულთა გამახარებლად [20]. «დავითის ქმნანი ვითა ვთქვნე სიჩალხე-სიხაფეთანი! ესე ამბავნი უცხონი, უცხოთა ხელმწიფეთანი, პირველ ზნენი და საქმენი, ქებანი მათ მეფეთანი, ვპოვენ და ლექსად გარდავთქვენ, ამითა ვილაყფეთანი [20]. Kelimesi kelimesine çevirirsek, görüyoruz ki buradaki David, İsrail Oğullarından Davud olup onun yabancı olduğu, hikayenin de yabancı menşeli olduğu kaydedilmektedir. Yani bu kıtaları yazan Mamuka Tavakaraşvili, Müslüman kahramanlar Tariel ve Avtandil’e Hz. Davud’u, hüner ve asalet örneği olarak göstermiştir. Üstelik İran şiirinde Peygamber ve Padişah Hz. Davud sıkça yüceltilmiştir. Örneğin Genceli Nizami, Husrev ve Şirin manzumesinin girişinde Kral Davud’a atıfta bulunmuştur [4]. [Çeviri K. Lipskerov]. Eser, birkaç yüzyıl boyunca farklı yazarlar ve kopyacılar tarafından kopya edildiği için şimdiki haliye aslında 17. yy müelliflerinin kolektif emeğinin eserine dönüşmüş ve bunun sonucunda edebi örnek içeriği kazanmıştır. Yanlış tezler öne süren birçok araştırmacı işte bu örneğe dayanmaktadır. Gürcü tarih yazıcılığında düzmece Rustaveli kıtaları bizzat Rustaveli’nin yazdıklarıyla karıştırılmış ve sonuçta asılsız bilgi üretilmiştir.
Kilisenin İnkar Ettiği Kaplan Postlu Şövalye
1755’te Mtskheta ruhban yönetimi, Katolikos I. Antoni’ye karşı komplo düzenledi ve onu Katolik mezhebinden yana olmakla suçladı. Onun Katolikos unvanını feshettiler ve açıklama yapmasını da engellediler. 1756’da I. Antoni Rusya’ya gitti ve Rusya Ortodoks Sinodu önünde yargılandı. Dini kurul, onu hakiki Ortodoks olarak akladı, üstelik Vladimir ve Yaropolsk Piskoposluklarına Başpiskopos tayin etti (1757–1762). 1763’te I.Antoni’nin kuzeni II. İrakli, onu vatanına geri çağırdı. Bu sefer I. Antoni Mtskheta ruhban heyeti önünde yeniden yargılandı ve beraat ederek Kartli-Kakheti Katolikosu unvanını geri aldı. I. Antoni, İran Müslüman etkisini asgariye indirmek için ideolojik mücadele başlatmıştı ve dini, kültürel ve etnik gelenekleri korumak için İran etkisini bertaraf etmeye çalışıyordu. Kaplan Postlu Şövalye, soylular arasında öylesine yaygındı ki onu gelinlere çeyiz olarak veriyorlardı. Ruhban zümresi, bu eserin soyluları Ortodoksluktan uzaklaştırıp maneviyatlarını yozlaştırdığı kanısındaydı. Derken Nadir Şah’ın öldürülmesinden sonra İran’da merkezi devletin parçalanması ve Hanlıklara bölünmesi, bölgede İran baskısının azalması Ortodoks Kilisesinin işini kolaylaştırmaktaydı. Gürcü Ortodoks Kilisesi resmî yöneticileri bu manzumeyi boşuna hedef almamışlardı. Bu eserde Hıristiyan dini, kültürü, sanatı ve yaşam tarzıyla ilgili hiçbir öğe yoktu, tam tersine Hırsityan dünya görüşüne aykırı birçok nitelik içermekteydi, üstelik manzumenin dil dışında Gürcü halkıyla hiçbir bağlantısı yoktu. SSCB Bilimler Akademisi Asıl Üyesi Nikolay Marr, Kaplan Postlu Şövalye konusunda şöyle yazımıştı: ‘…Gürcistan hakkında, vatanın doğası hakkında, anayurt insanlarının toplum yaşamı ve maddi şartları hakkında tek kelime yoktur; onun anlattığı ülkeler ve insanlar, bahsettiği coğrafi ve etnik terimler hepsi yabancılara aittir’ [8, s. 14-15]. Önsöze ilk kıtayı ekleyen anonim yazar da manzumenin içeriğinin Hıristyan dünyasıyla hiçbir bağlantısı olmadığını belirtmiştir: [A9, A10, B1, B8, B10, C1, C3, C4, D1, D5 и H-1836]: პირველ თავი, დასაწყისი, ნათქვამია იგ სპარსულად, უხმობთ „ვეფხისტყაოსნობით“, არსსა შეიქს ხორც, არ სულად, საეროა, არ ახსენებს სამებასა ერთ-არსულად, და თუ უყურა მონაზონმან, შეიქნების გაპარსულად (1) [19] – “Birinci Bölüm, Farsça yazılmıştır ve üslubu farklıdır. Ona, Kaplan Postlu diyoruz ve onda her şey cismani manadadır. O, Teslis hakkında, dünyeviymiş gibi Tanrı olarak bahsetmiyor. Eğer rahip dinlerse, sonuçta saçı kazılacaktır.” [Çeviri A. Khalvaşi]
Piskopos Timote Gabaşvili, Kutsal Haç Manastırında bulunmuş ve orada Şota Rustaveli freskini görünce onu sert şekilde kınamıştı: ესე იყო მთქმელი ლექსთა ბოროტთა, რომელმან ასწავა ქართუჱლთა სიწმინდისა წილ ბოროტი ბილწება, და განჰრყუნა ქრისტიანობა. ხოლო უწინარეს ჩუჱნთა უმეცართა სამღუთოდ თარგმნეს ბოროტი ლექსი მისი [27]. – “O, Gürcüleri hak yolundan saptıran, onlara Tanrıya asi olmayı öğreten ve Hıristyanlığa küfreden abırsız şiirler anlatıyordu. Ancak bizim cahiller onun şer şiirlerini ilahi tarzda tercüme etmiştiler.”
Platon İoseliani İcmal kitabında I. Antoni’nin de Timote Gabaşvili gibi düşündüğünü yazmaktadır. I. Antoni bu Fars menşeli manzume konusunu kesin olarak kapatmaya karar vermişti. İoseliani şöyle yazıyordu: ‘ამა ჰაზრისავე იყო თჳთ კათოლიკოსი ანტონი პირუჱლი, რომელმანცა მრავალნი დაბეჭდილნი მეფის ვახტანგისა დროსა 1710 წელსა, ვეფხჳს ტყაოსანნი დაჰსწუნა და შთააყრევინა მტკუარში და აღუკრძალა კითხუა წიგნისა ამის ქართუჱლთა’ [27]. – “Bizzat I. Antoni de aynı görüşteydi ve manzumenin 1710’da Prens Vakhtang tarafından bastırılmış birçok nüshasını yaktırmış, Kura ırmağına atılmasını emretmiş ve Gürcülerin bu kitabı okumasını yasaklamıştı.”
Manzume, 23 Mayıs 1767’de Tiflis’te Sion Katedrali binası önünde halkın huzurunda yakılmıştır. Toplanan diğer nüshâlârı Avlabar köprüsü yakınında ateşe vermiş ve küllerini köprüden Kura’ya savurmuşlardı. Bu konuyu araştıran Zakariya Çiçinadze de bu olayı kaydetmiştir: ‘მაინც 1767 წ. ანტონ კათოლიკოზის ცენზორამ შეაგროვა ეს გამოცემა და თფილისში დასწვეს, ზოგი ტკვარში ჩაყარეს’ [26]. – “1767’da Antoni’nin sansürü, bu baskıyı toplatmış ve Tiflis’te ateşe vermişti, diğer kısmını Kür’e atmışlardı.” Bu kitabın Kür’e atıldığına Platon İoseliani, Prens XIII. Georgi’nin Yaşamı kitabında da dikkat çekmiştir. İoseliani, öncelikle I. Antoni’nin Rustaveli için son derece hasmane sözler sarfettiğini yazıyor: ‘…მოიხსენებდა არაკეთილად, რადგან ვერ სცნო ღირსება შოთასი, რადგანაცა დღესა ერთსა 80 დაბჭდილი წიგნი ვახტანგ მეფისავე დროსა, ჩააყრევინა მტკვარსა, ვითარცა წიგნი მავნებელი მკითხველთათვის და მომწამვლელი ქრისტიანეთა გონებისა და გრძნობისა’ [32]. – “…o, Şota’da bir meziyet bulunduğunu kabul etmiyordu, onun hakkında olumsuz konuşuyordu, nitekim Prens Vakhtang zamanında bastırılmış 80 kitabının, okurları kötü etkileyen, Hıristiyanların zihinlerini ve duygularını zehirleyen kitaplar olarak bugün Kür’e atılmasını buyurmuştu.” I. Antoni’ye göre, Rustaveli yabancı biriydi ve onun yeteneği harcanmıştı ve halka yararı yoktu. Platon İoseliani, İcmal eserinde ı. Antoni’nin şu sözlerine yer vermiştir: ‘თუ სამ სწადოდა, — ღმრთის-მეტყუელიცა მაღალ; უცხო საკჳრველ პიიტიკოს-მესტიხე; მაგრა ამაოდ დაჰშურა, საწუხ არს ესე [27]. – “Eğer istiyorduysa berkemal Tanrı sözü söylüyordu. Yabancı harika şeyler yazan şairdi. Çok acıdır ki şimdi tükenmiştir.,” [Çeviri F.G. Kurzweil]. Kitabı, 18. yy sonlarına kadar yakıyorlardı. Bu hususu, Yevgeni Bolkhovitiniov da kaydetmiştir: “Bu manzume [Kaplan Postlu Şövalye], Prens VI. Vakhtang zamanında matbaada basılmuştı, ancak kısa süre sonra imha edilmişti; öyle ki şimdi onun matbu nüshâlârına çok ender rastlanmaktadır.”
Eserin matbu nüshâlârının yakılmasının başlıca sorumlusu aslında VI. Vakhtang kendisiydi. O, manzumeyi bastırmaya başladığında kilise sansürü eserdeki İslam dini öğeleri nedeniyle buna engel olmuştu. Böyle olunca o, sansürü kandırma yolunu seçmişti ve yazıcılar, kopyacılar ve şairlerin ekledikleri ve Hıristyan tefsirleri içeren sahte kıtaları kanıt göstererek manzumeyi Tanrı inancıyla yazılmış Ortodoks içerikli eser olarak takdim etmişti. Ancak onun bu uydurma gerekçeleri ifşa edilmişti, çünkü eserde Hıristiyan dini, sanatı ve yaşamı hakkında hiçbir şey yoktu. Manzume Hıristiyan dünya görüşüne aykırıdır ve onunla son derece çelişmektedir. Dolayısıyla onu Hıristiyanlığa uygun eser olarak takdim etmek boşunaydı. Zakariya Çiçinadze, bu hususta şöyle yazıyor: ‘პირველი ქართული ცენზორი იყო სასულიერო პირთაგანი. ეს აეწინაღმდეგა თვით ვახტანგ მეფეს და 1711 წ. „ვეფხის ტყაოსნის“ გამოცემას არ უშვებდა. მათ შინაარსი არ ესმოდათ. მერე ვახ. მეფემ „ვეფხის ტყაოსნის” ახსნა სამღრთოდ ახსნა და მის გამო დართეს ნება ბეჭდვის. ეს ახსნა თვით იმ დროის გამოცემულს „ვეფხის ტყაოსნის” ბოლოშია მოთავსებული. ახსნა ყალბად არის’ [26]. – “Gürcü sansürünün ilk temsilcileri, kilise mensuplarıydı. Bu, bizzat Prens Vakhtang için de aksi bir durumdu. 1711’de onlar, Vepkhis tkaosani’yi kitap halinde basması için ona izin vermiyorlardı. Onlar bunun içeriğini anlamıyorlardı. Sonra Prens Vakhtang, Vepkhis tkaosani’yi tanrısal eser olarak yorumladı ve bunun sayesinde onlar eseri basmasına izin verdiler. Bu yorum, eserin söz konusu baskısında sonda yer almaktadır. Yorum sahte çıkmıştı.”
I. Antoni’yi kitabı yaktırdğı için suçlamak yerine neden böyle yaptığını arşatırmak gerekir. O, İran devletinin parçalanmış olduğu şartlarda İran etkisini ve İran’ı hatırlatan her şeyi tamamen ortadan kaldırmak istiyordu. Zaten Gürcüler arasında İran karşıtlığı gittikçe yoğunlaşmaktaydı, artık elit tabaka ve özellikle de Gürcü Kilisesi, Ortodoks Rusya İmparatorluğu’ndan destek arayışı içindeydi. Daha 1772’de Prens II. İrakli, İmparatoriçe II. Yekaterina’ya mektup göndermiş ve hangi şartlarda Rusya İmparatorluğu himayesi altına girmeyi kabul edeceğini belirtmişti. II. İrakli, bu hususta kuzeni I. Antoni ve oğlu Levan’a talimat vermişti. I. Antoni Petersburg’da yaptığı başarılı görüşmeler sonucunda 1783’te Georgiyevsk’te Antlaşma imzalanmıştı. Bu belge imzalandıktan hemen sonra I. Antoni, Rusya Ortodoks Kilisesi Mukaddes Sinod üyeliğine kabul edilmiş ve Tiflis ile Telavi’de Rus Slav tipi ruhban okulu açtırmıştı. Ardından yeni kültür ve edebiyat oluşmaya başlamış, 19. yy başlarında Kartli ve Kakhetya Rusya idaresi altına girince modernlşme ile birlikte yeni edebiyat şekillenmişti. Bu dönemde Vaja Pşavela, İlya Çavçavadze, Akaki Tsereteli, Yakov Gogebaşvili, Nikoloz Barataşvili, Galaktion Tabidze gibi büyük şair ve yazarlar ortaya çıkmıştır.
Konumuza dönersek Kaplan Postlu Şövalye etkisini sürdürüyordu ve çok okunan eserdi. İran edebiyat geleneği oldukça kuvvetliydi ve bu eser, toplum içinde kökleşmiş değere sahipti. Üstelik Gürcü edebiyatı tarihinde o döneme kadar millî temele dayalı hiçbir epik destan yoktu. Halbuki Ortadoğu’da ortaçağda gelişen sanat ve edebiyat, özellikle de Farsça divan edebiyatı, dünya edebiyatı seviyesinde eserler yazmış Firdevsi, Nizami, Hayyam, Sadi Şirazi, Cami vb şairlerin eserleri doğal olarak Gürcüleri de derinden etkilemişti. Ayrıca İran devletine bağlı olan Kafkasya’da İran kültür ve edebiyatının etkisi uzun süre kalıcı olmuştur.
Kaydedildiği gibi, o dönemde Gürcü soylular arasında Kaplan Postlu Şövalye oldukça popülerdi ve işte bu ortamda uydurma kıtalar eklenerek eserin güya Kraliçe Tamar döneminde yazıldığı hakkında rivayet ortaya atılmış ve ardından bu görüş, genel olarak kabul edilmişti. Şota Rustaveli’nin Tamar döneminde yaşadığı kanısında olan araştırmacılar ve bunu benimseyen ressamlar onun tutarlı ve makul portresini çizemiyorlar, çünkü bu imkansızdır. Örneğin Macar ressam Mihaly Zichy (1827–1906) 1881’de Tiflis ve Kutayis’i ziyaret etmiş, yerli halkın resimlerini yapmıştır. Burada kendisine verilen bilgiler ışığında Şota Rustaveli Kaplan Postlu Şövalye’yi Kraliçe Tamar’a Sunuyor tablosunu yapmıştır ve bu açıdan dikkate değerdir. Tabloda yer alan kişilerin üzerinde nedense 19. yy giysileri var ve XII.-XIII. yüzyılların geleneksel giyimlerini görmüyoruz.
XX. yüzyılda Gürcü araştırmacıların çoğu, tarihi gerçeği saklamış ve kitabın yakıldığından hiç bahsetmemişlerdir. VI. Vakhtang tarafından Kaplan Postlu Şövalye’nin ilk baskısı 1710’da, ikinci baskısı 1711’de gerçekleştrilmiştir, ancak tarihçiler bunları yok sayarak 1712’de yapılmış üçüncü baskıdan ilk baskıymış gibi bahsederler. Bunu saklayan Rustaveli uzmanı Viktor Nozadze (1893–1975) şöyle yazıyor ‘აქამდე ჩვენ გვესმოდა, რომ ვეფხისტყაოსანის დაბეჭდილი ცალები ანტონ კათოლიკოსმა დააწვევინა, თუ წყალში ჩააყრევინაო! თურმე ვტ.-ის მტკვარში ჩაყრის თუ დაწვის ამბავი ანტონ პირველის მიერ, არ ყოფილა დამტკიცებული’ [36]. – “Şimdiye kadar Katolikos I. Antoni’nin Kaplan Postlu Şövalye nüshâlârını ateşe verdiğini ve Kür’e atıldığını duyuyorduk. Fakat kitapların I. Antoni tarafından yaktırıldığı veya Kür’e atıldığı ispatlanmamıştır.’ V. Nozadze, bu hususu açıkça ve kasıtlı olarak tahrif etmiş, olayı keyfi şekilde anlatmıştır. O, Platon İoseliani ve Zakariya Çiçinadze’nin güvenilir bilgilerini bilinçli olarak görmezden gelmiştir. Halk, kitabın bizzat Katolikos I. Antoni’nin talimatıyla imha edildiğni öğrenirse, kilise ve din adamlarının propaganda ve amaçları ciddi şekilde zede alacaktır. Gürcü kilisesi, Rustaveli’ye atfedilen uydurma kıtalara istinaden manzumeyi ikinci “Gürcü İncil’i” olarak takdim etmekdedir. 33
Eserin Konstantin Balmont çevirisinde üç kez Mekke ve on üç kez Kuran’dan bahsedilmektedir. Bunlar manzumeye Müslüman dini ruhu ve havası katmaktaydı ve Sovyet komünist ideolojisine, resmî ateist propagandaya ters düşmekteydi. Sovyet döneminde yapılmış Rusça düz yazı çevirilerde eser tahrif edilerek Hıristiyanlıkla ilişkilendiriliyordu. Bu meseleyle bizzat ilgilenen Stalin, çevirileri kendisi kontrol altında tutuyor ve metinde düzeltmeler yapıyordu. Hatta kıtalardan birini bizzat kendisinin çevirdiği bilinmektedir, ancak bizzat hangi kıtayı çevirdiğini hâlâ bilmiyoruz. Şalva Nutsubidze çevirisinde Kuran kelimesi 3 kez geçmektedir, Mekke’den hiç bahsedilmemiştir. Panteleymon Petrenko tercümesinde Kuran beş kez, Mekke bir kez geçmektedir. Nikolay Zabolotski çevirisinde Kuran 6 kez, Mekke bir kez geçer. Bu çevirilerde Mekke ve Kuran kelimeleri çoğunlukla atılmış ve manzumeye Hıristiyan ruhu ve havası verilmeye çalışılmıştır.
İslami motiflerle yazılmış manzumeye açıkça ve bilinçli şekilde Ortodoks nitelik kazandırmak için her yolu deneyen Ş. Nutsubidze’nin çevirisi bu açıdan özellikle dikkat çekmektedir. Onun çevirdiği kıtalardan birinde Rustaveli, Hıristiyan inançlı biriymiş gibi vasiyet etmektedir [14]. Onun bu tercümesini eleştiren Akademi Asıl Üyesi Aleksandr Baramizde, şunu kaydetmişti: ‘Asıl metni, kelimesi kelimesine çeviriyi ve Akademi Asıl Üyesi Prof. Dr. Nutsubidze’nin tercümesini karşılaştırınca üçüncü dizenin içeriğinin anlamlandırılmasında çok önemli farkı kolaylıkla görebiliyoruz. Çevirmen asıl metinden açıkça kenara çıkarak bu şiir dizesine Hıristiyan ayinsel yorumu getirmektedir, oysa zamanında bu şiirin böyle keyfi olarak yorumlanmasının itibarsız olduğu vurgulanmıştı [14, s. 10]. Şalva Nutsubidze çevirisi, kalitesiz ve yanlıştır. Ona, hangi hizmetler için Akademi Asıl Üyesi unvanı verildiğini bilemiyoruz, ancak birçok araştırmacının esas aldığı bu tercümedeki açık uydurma ve tahriflerin bilimle alakası olamaz. İlginçtir ki Gürcüce metinlerde de aynısı söz konusudur ve her yeni baskıda önemli düzeltmeler ve değişiklikler yapılıyordu. Mekke ve Kuran kelimeleri her baskıda daha da azaltılıyordu. Farklı dönemlerde manzumeyi Rusçaya çeviren tercümanlar, Gürcüce farklı metinlere dayanıyorlardı. Ayrıca Rustaveli uzmanları, bugün de aynı şekilde manzumeyi Hırıstiyanlaştırmayı sürdürüyorlar. Ancak onlar şimdi artık sadece girişte yer alan ve Rustaveli’ye eklenen uydurma kıtalara istinat etmekle kalmayıp hem de eserdeki Arabistan komutanı [Müslüman] Avtandil’in duasını kanıt olarak gösteriyorlar. Buna göre, onun duasında derin ‘Ortodoks akaidi’ inancı ustaca yerleştirilmiştir.
Sonuç
Gürcü kaynaklarındaki tarihi belgelerde anlatılan bilgilere dayanarak şu sonuçlara varıyoruz: 1. Kaplan Postlu Şövalye, Vard-bulbuliani, ayrıca Teymuraz ve Rustaveli’nin Sohbeti manzumelerinin el yazıları, ayrıca İcmal kitabı, Şota Rustaveli’nin XVI. yy sonu ve XVII. yy başlarında yaşadığını ve yazdığını ortaya koymaktadır. 2. Kaplan Postlu Şövalye, aslı Farsça İslami gelenek ve tarzda yazılmış, Gürcüceye çevrilmiş eserdir. Kaplan Postlu Şövalye, Gürcü edebiyatının XVII. yy başlarına ait çeviri anıtları arasında yer almaktadır. 3. Rustaveli’nin Kraliçe Tamar döneminde yaşadığı ve yazdığına ilişkin iddialar asla ispatlanamaz ve Rustaveli’ye ait olduğu iddia edilen ekleme ve uydurma kıtalar bu konuda kanıt sayılamaz.
Gürcü araştırmacılar ve tarihçiler, XVII. yüzyılı ısrarla atlamaya çalışarak o sırada yazılmış bazı eserleri XVI. yüzyıla aitmiş gibi sunuyorlar. Örneğin, wikipedia.org Gürcü versiyonunda Rostomiani [Şahname] manzumesi hakkında makalede Hosro Turmanidze’nin Şahname tercümesini XVI. yy sonlarında yaptığı iddia edilmiştir: [„როსტომიანის“ ბოლო ნაწილის გამლექსავს ხოსრო თურმანიძეს (XVI საუკუნის მეორე მახევარი) ხელთჰქონდა არა ქართული პროზაული ტექსტი, არამედ სპარსული დედანი]. Ancak bu iddia, tarihi gerçeklere ve kaynaklara aykırıdır, çünkü Hosro Turmanidze girişte Kakhetya Prensi olarak I. Teymuraz’ı methediyor. Dolayısıyla çevrirnin bizzat I. Teymuraz’ın yaşadığı dönemde yapıldığı da teyit edilmiş oluyor. XVII. yy Gürcü çeviri edebiyatının ortaya çıktığı dönemdir. Gürcü halkının tarihinde hiçbir zaman XVII. yüzyılda yapıldığı kadar nazım eser çevrilmemeiştir.
Şota Rustaveli’nin Kraliçe Tamar’ın haznedarı olduğu hakkında mit, Gürcü toplumunda öylesine derin kök salmıştır ki bundan vazgeçip gerçekleri kabullenemiyorlar. Bu miti sürdürmek isteyen araştırmacılar ve tarihçiler, ayrıca kilise ise Tamar’la ilgili kıtaların, öteki yazarlar tarafından sonradan eklendiğini geniş kitleden saklamaya çalışmaktadırlar. Gürcistan kentlerinde, Taşken’te (Özbekistan), Sank-Petersburg’da, Roma’da XII.-XIII. yüzyıllarda yaşamış Gürcü şairi ve devlet adamı Şota Rustaveli’ye heykeller dikilmiştir. Kaplan Postlu Şövalye, dünyanın elliden çok diline çevrilmiştir. Eğer Gürcü araştırmacılar ve tarihçiler Rustaveli hakkında tarihi gerçeği itiraf ederek mitten vazgeçseler birçok sorun ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla Rustaveli uzmanları, edebiyatçılar, araştırmacılar, filologlar, metin bilimciler, tarihçiler ve diğer akademisyenler, ayrıca Gürcistan Rustaveli Cemiyeti yetkilileri ve onun yabancı üyeleri, açıkça absürt ve saçma olan ‘Rustaveli çağı’ mitini devam ettirmek zorunda kalıyorlar. Onlar, Rustaveli hakkında güvenilir bilgileri ‘asılsız’ olarak nitelendirmekte, uyduruk Rustaveli kıtalarını ve kendi önyargılı tahminlerini ise ‘tutarlı ve sağlam argümanlar’ olarak empoze etmektedirler. Böylece Rustaveli’nin yaşam ve faaliyetleri, bir halk rivayeti olarak sunulmaktadır. Gürcistan Bilimler Akademisi, ilgili çevreler ve aydınlar Şota Rustaveli hakkında düzmeceleri ve uyduruk bilgileri savunmaktan vazgeçmek zorundadırlar ve şair hakkında gerçek biyografik bilgiler açıklanmalıdır.
Kaynaklar
(Rus alfabesine göre sıralanmıştır)
- Отрывки. Арчил II. Спор Теймураза и Руставели [Электронный ресурс] / Пер. К. Липскерова. http://nplg.nukri.org/work/Drevne_gruzinskay_literatura/Archil/1.htm
- – URL: Болховитинов Е․А. Историческое изображение Грузии в политическом, церковном и учебном ея состоянии [Электронный ресурс] / Сочинено в Александро-Невской академии. Воспроизведено в оригинальной авторской орфографии издания 1802 г. [издательство: «С-Петербург, типография Шнора»] – URL: https://archive.org/details/libgen_00151452/page/n95
- URL: Гянджеви Н. Собрание сочинений в пяти томах. Т. 4. Семь красавиц [Электронный ресурс] / М.: Художественная литература. 1986. Пер. В. Державина – https://www.e-reading.club/chapter.php/1023361/278/Gyandzhevi_ _Pyat_poem.html
- Гянджеви Н. ‘Хосров и Ширин’ [Электронный ресурс] / М.: Гос. издат. худож. лит, 1955. Пер. Липскеров К. А.
- Даврижеци А. ‘Книга историй’ [Электронный ресурс] / М.: Наука, 1973. – URL: https://www.twirpx.com/file/1923767/
- Ламберти А. Описание Колхиды, называемой теперь Мингрелией. С картою 1654 года [Электронный ресурс] / Тифлис: Типография К.П. Козловского, 1913. Пер. с итал. К.Ф. Ган. – URL: http://dspace.nplg.gov.ge/handle/1234/259948
- Лэнг Д. Грузины. ‘Хранители святынь’ (Загадки древних цивилизаций) [Электронный ресурс] / М.: Центрполиграф, 2004. https://www.rulit.me/books/gruziny-hraniteli-svyatyn-read-226001-64.html
- – URL: Марр Н. Я. Вопросы «Вепхисткаосани» и «Висрамиан». Тбилиси, 1966. С. 261-281.
- Миллер В.Ф. Отголоски иранских сказаний на Кавказе [Электронный ресурс] / СПб; М.: Русская типо-литография, 1889. https://www.litres.ru/vsevolod-miller/otgoloski-iranskih-skazaniy-na-– URL: kavkaze/?gsaid=90981&_gs_ref=45ee6335242b9b7e9b31b0ac3b1dfa7d&_gs_cttl=30& utm_campaign=kokoc&utm_source=gdeslon&utm_content=cpa
- Памятники эпохи Руставели. М.: Изд-во АН СССР, 1938.
- Руставели Ш. ‘Витязь в тигровой шкуре’ [Электронный ресурс]. Пер. Бальмонт К. Д. – URL: http://az.lib.ru/b/balxmont_k_d/text_0490.shtml
12 Руставели Ш. ‘Витязь в тигровой шкуре’ [Электронный ресурс]. Пер. Петренко П. А. – URL: http://www.allgeo.org/index.php/ru/692-shota-rustaveli-vityaz v-tigrovoj-shkure-perevod-p-a-petrenko
- Руставели Ш. ‘Витязь в тигровой шкуре’ / Пер. Заболоцкий Н. А. [Электронный ресурс] http://georgianweb.com/language/rus/rustaveli/rustaveli.html – URL:
- Руставели Ш. ‘Витязь в тигровой шкуре’ / Пер. Нуцубидзе Ш. И, 1985.
- Руставели Ш. ‘Витязь в тигровой шкуре’ [Электронный ресурс]. Пер. Нуцубидзе И. Тбилиси: Сахелгами, 1957. – URL: http://mifolog.ru/books/item/f00/s00/z0000032/st000.shtml
- Теймураз II. ‘Вардбулбулиани’ [Роза и соловей] [Электронный ресурс]. Пер. Пеньковский Л. М. –
URL: http://nplg.nukri.org/work/Drevne_gruzinskay_literatura/Teimuraz%20I/1.htm
- Фирдоуси. ‘Шахнаме.’ Т. 2. От сказания о Ростеме и Сохрабе до сказания о Ростеме и Хакане Чина [Электронный ресурс] / Пер. Ц.Б. Бану-Лахути, комм. Старикова А.А.,отв. ред. Стариков А.А., ред. пер. Азер А. (М.: АН СССР, 1960. Серия «Литературные памятники») – URL: https://itexts.net/avtor-hakim-abulkasim firdousi/258469-firdousi-abulkasim-shahname-tom-2-hakim-firdousi/read/page-1.html http://dspace.nplg.gov.ge/handle/1234/259948
- Фирдоуси. ‘Шах-Наме’. М.: Художественная литература, 1972. — (Библиотека всемирной литературы. Серия первая. Т. 24). Пер. с фарси. Вступительная статья Гафурова Б. Подг. текста и прим. Османова Н.
- Халваши Р. «Витязь в тигровой шкуре» и его новый русский перевод // «Витязь в тигровой шкуре». Полная редакция. Критический текст оригинала и русский перевод А. Халваши. Тбилиси: «Картули цигни», 2015. – URL: https://www.academia.edu/27477300/VEFXISTYAOSANI_-_ISBN-it.pdf
- რუსთაველი შ. „ვეფხისტყაოსანი“ 1646 წ. H-599 „თავაქარაშვილისეული“ ნუსხა.
- ვეფხის ტყაოსანი [Электронный ресурс] – ვახტანგ მეექვსის სტამბაში დაბეჭდილი ილია ჭავჭავაძის პირადი ბიბლიოთეკის ეგზემპლარი. 1712. – URL: http://dspace.nplg.gov.ge/handle/1234/3059 URL:
- თეიმურაზ I. „იოსებ-ზილიხანიანი“ [Электронный ресурс] / ტფილისი 1927. – http://dspace.gela.org.ge/bitstream/123456789/6029/6/ioseb zilixanianis.pdf
- თეიმურაზ I. „ვარდბულბულიანი“ [Электронный ресурс] – URL: http://www.nplg.gov.ge/ebooks/authors/teimuraz_pirveli/poemebi/vardbulbuliani.pdf
- არჩილი. „გაბაასება თეიმურაზისა და რუსთველისა“ [Электронный ресурс] – URL:http://www.nplg.gov.ge/ebooks/authors/archili/poema/gabaaseba%20teimurazisa%20da %20rustvelisa.pdf
- ჭიჭინაძე ზ. ისტორია ქართულის სტამბისა და წიგნების ბეჭდვისა 1626-1900 [Электронный ресурс] / გამოცემა ზ. ჭიჭინაძისა ტფილისი სტამბა ექ. ივ. ხელაძისა. Тип. Ев. Ив. Хеладзе. 1900 – URL: http://dspace.gela.org.ge/bitstream/123456789/6400/3/istoria%20qartuli%20stambisa. pdf
- ჭიჭინაძე ზ. ისტორია ქართული სტამბისა და წიგნის ბეჭდვისა 1709 1909 მეფე ვახტანგ მეექვსე [Электронный ресурс] / თფილისი 1909. ელექტრომბეჭდავი ამხ. „შრომა“, რუსსკაია ქ., № 3. – URL: http://openlibrary.ge/bitstream/123456789/6401/3/kartuli%20stamba-1909.pdf
- მოხილუა წმინდათა და სხუათა აღმოსავლეთისა ადგილთა, ტიმოთესგან ქართლისა მთავარ-ეპისკოპოსისა [Электронный ресурс]: ტიმოთე [მთავარ-ეპისკოპოსი]: წმინდა ადგილები: 10 მარტს 1852 წელსა თფილისს. – URL: http://dspace.gela.org.ge/handle/123456789/6074 М.
- ჯანაშვილი მ. შოთა რუსთაველი (მე-XIII საუკუნე) [Электронный ресурс] / ტფილისი სტამბა მ. შარაძისა და ამხანაგობისა, ნიკოლ. ქუჩა, № 21. Типог. Шарадзе и К-о ник. Ул., № 2I. 1896. – URL: http://dspace.gela.org.ge/handle/123456789/5075
- ნათაძე ნ. შოთა რუსთაველი․ ვეფხისტყაოსანი – სასკოლო გამოცემა. 2017. გვ. 3.
- შაჰ-ნამე ანუ მეფეთა წიგნის ქართული ვერსიები ტომი I [Электронный ресурс] / თბილისი http://dspace.gela.org.ge/handle/123456789/6491 1916. – URL:
- შაჰ ნამე ქართული ვერსიები. ტომი II [Электронный ресурс] / ტფილისი: სახელმწიფო უნივერსიტეტის გამომცემლობა, 1934. – URL: http://dspace.nplg.gov.ge/handle/1234/268740?mode=full
- იოსელიანი პ. ცხოვრება მეფე გიორგი მეცამეტისა და საქართველოს რუსეთთან შეერთება [Электронный ресурс] / გამოცემის თარიღი: 1893. გამომცემელი: თბილისი: სტამბა ექვთიმე ხელაძისა ზაქარია ჭიჭინაძე. Filo Ariadne. 2019. № 3 მფლობელი: საქართველოს პარლამენტის ეროვნული ბიბლიოთეკა – URL: http://dspace.gela.org.ge/handle/123456789/6841
- Кекелидзе К. С. История древнегрузинской письменности. Т.2 [Электронный ресурс] / Изд-е. третье, перераб. и доп. Изд-во Тбилисского государственного университета им. Сталина. Тбилиси 1952. / ეკელიძე კ. ძველი ქართული მწერლობის ისტორია. ტ.2 / მესამე, გადამუშავებული და შევსებული გამოცემა. სტალინის სახელობის თბილისის სახელმწიფო უნივერსიტეტის გამომცემლობა / რედაქტორი: ალ. ბარამიძე. თბილისი 1952. – URL: http://dspace.gela.org.ge/handle/123456789/513
- ტატიშვილი ლ. ვეფხისტყაოსნის გადამწერნი [Электронный ресурс] / თბილისი: კოპენჰაგენი, 2000. გვ. 324. – URL: http://corpora.iliauni.edu.ge/sites/default/files/vefxistyaosnis%20gadamtserebi.pdf
- ომანიანი, ვეფხისტყაოსნის გაგრძელება, რომანი მე-17 საუკუნისა, გამოცემულია 1937 წ. ომანიანი, გამოსაცემად მოამზადა ლ. კეკელიძემ, თბ., 1958, 1979.
- “ვეფხისტყაოსნის ღმრთისმეტყველება” (1963, პარიზი), [Электронный ресурс] – URL: http://dspace.nplg.gov.ge/bitstream/1234/3469/1/VepkhstqaosannisGmrtismetyveleba. pdf Lipskerova
____
[1] Şarkiyatçı Tarihçi, Moskova. Filo Ariadne. 2019, Sayı 3. E posta: felixkurzweil@yahoo.com https://s.esrae.ru/filoariadne/pdf/2019/3/289.pdf

