Eflatun felsefesinin en büyük özelliği; İdealar Öğretisidir.  Bu öğreti bir ozan hayali, anlaşılmaz bir öğreti değil, duygu dünyasının akla dayanarak yapılan bir açıklamasıdır ve kendi içerisinde çok tutarlıdır.[1]

Eflatun’un bu öğretisi duyularımızla algılayabildiğimiz somut nesnelerin eleştirisinden yola çıkar.  Örneğin, “Güzel” bir varlığı ele alalım. Duyularımızla, burada görsel olarak algıladığımız bu varlık, her zaman güzel midir? Hayır! Bir süre güzel olarak nitelediğimiz varlık, zamanla güzelliğini yitiriyor. Bu durum tüm güzel varlıklar için geçerli. Hepsinde ortak olan ve değişmeyen bir şey var ki: güzelliğin kendisi.  Nedir bu kendinden güzel olan güzellik? İdea dediğimiz şey nedir peki? Soyut bir ilke.

Bizler güzelliğin kendisini görsel olarak algılayamıyoruz. Onun varlıklar üzerindeki yansımasını görebiliyoruz. Güzellik ideası, varlıklara katılıyor ve varlıklar bu ideadan aldıkları pay ölçüsünde güzel olabiliyorlar. Soyut bir kavram olan güzellik ideası ölümsüz, değişmez, silinmez zaman ve uzan ötesi bir ilke. Bu varlıklarda algılayabildiğimiz yansımaları ise ölümlü, değişen, silik bir görüntü. Bu durumda gerçek olan idea, bunun görüntüsü ise kopya olarak nitelendirilebilir.

Son çözümlemede, idealar “duyular dünyasındaki nesnelerin modeli, bu nesnelerin tanrının düşüncesindeki modeli oluyor.[2] Şimdi bu öğretinin açıklanmasında Eflatun’un betimlediği “Mağara örneği” ne bakalım: Varsayalım ki bir mağarada elleri ve ayakları zincire vurulmuş bir takım insanlar, arkaları mağara girişine dönük olarak durmaktadırlar. Dışarıdan ve arkalarından gelen ışık sayesinde de önlerindeki mağara duvarına aksedip kaybolan bir takım gölgeler görmektedirler. Bunlardan biri zincirini kırıp mağaradan çıkmış olsa, bu adam ilk olarak o zamana kadar hiç görmediği güneşin parlak ışığı karşısında gözleri kamaşacak ve bir müddet güneşi göremeyecektir. Fakat bir süre sonra gözleri yavaş yavaş ışığa alışacağından, gerçek durumu kavrayacak ve önceleri mağara içinde, sadece gölgelerini görebildiği şeyleri, bu kez, gerçek halleriyle ayırıp görebilecektir. Bu adam tekrar mağaraya girse ve orada eski konumlarında duranlara, mağara duvarında görünüp kaybolan şeylerin dışarıdaki güneş ışığının yansıttığı gölgelerden, hayallerden başka bir şey olmadıklarını, bunların gerçeklerinin, ancak, dışarıdaki güneş ışığı altında görüldüklerini söylese, mağaradaki arkadaşları onu delilikle suçlayacaklardır.[3]

Bu anlatımda Dünya bir mağaraya, mağara duvarındaki gölgeler de dünyadaki varlıklara benzetilmektedir. Mağara dışında görülen güzellikler de ruhun ancak idealara âleminde görebileceği güzellikler olmaktadır. Eflatun bu görüşü ile, İlkçağ Yunan felsefesinde yer alan iki zıt görüşünden hareketle bir senteze ulaşmaktadır: Parmenides’in, ancak düşünce ile kavranabilen, değişmeyen dünyası ile Heracleitos’ un duyularımız ile algılayabildiğimiz oluş ve değişmeler dünyası arasında bir bağlantı kurulmaktadır.

Bu durumda değişmeyen idealar âlemine karşılık, bir de dünyaya ait olan ve değişen objeler, eşya âlemi vardır. İde eşyada hazırdır ve eşya, daha önce belirttiğimiz gibi varlık nedenlerinin temeli olan idelerin gölgeleri ve kopyalarıdır. Eşya, düşünsel bir temele göre yaratılmakla İde’ye, İdeler de bilinebilmeleri için eşyaya muhtaçtır. (Age. 32) Bu görüşü biraz açmaya çalışacak olursak, “bir sanat eseri ancak sanatkârın düşünce ve yeteneği sonucu var olabiliyor; öte yandan sanatkârın düşünce ve yeteneği de ancak bu sanat eseri ile ortaya çıkabiliyor” diyebiliriz.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, İdealar âleminin hiyerarşik bir düzeni olup, bunun en üstünde “iyi” idesi bulunur. O, varlığın başlangıcı, bütün doğru, iyi ve güzel şeylerin kaynağı, en son gayedir. Eflatun’a göre İdealar dünyasını kavrayabilmek bir insan olma sorunudur.


[1] Paksüt, Fatma. Platon ve Platon Sonrası. Kültür ve Turizm Bak. Yy. Ankara. sh:494)

[2] Age. S. 449

[3] Sunar, Cavit. İslam Felsefesinin Yunan Kaynakları ve Kozalite Meselesi. A. Ü.İ İlahiyat Fak. Yy. CXII,1973 Sh:110)

 

Eflatun’un İdealar Öğretisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir