Ay Aydınlatır Geceyi

Ay adında yalnızca bedeni küçük olan bir çocuk…

Taşıdığı o güzel ve özgür ruhunda kendi kurallarının sınırları varmış. Bu kuralların en önemli özelliği Ay’ın düşüncülerini dizginleyemeyişleriydi. Ne olursa olsun kalbinden geçen şeyleri savunmaktan, ruhunun yapmak istediğini yapmaktan, kendi sınırlarını aşmaktan asla çekinmezdi. Kalbinde halledemediği bazı sorunları olsa da güneş batarken ve ay geceyi şenlendirirken tüm sorunlarını unutur, tatlı melodilerle veda ederdi güneşe.

Gün geçtikçe kendini bazı şeylere ait hissetmemeye başladı. Ailesine, bir şekilde hayatına aldığı arkadaşlarına, toplumun ona verdiği rollere, çocukluğundan beri istediği mesleğe bile… Toplum ona seçim yapmasını söylemiş ve seçeneklere karar vermişti ama onun hayali bu değildi. O, toplumun ona hazırladığı gelecekte değil, kendi hayallerindeki gelecekte yaşamak istiyordu. Şarkı söylemek için illa doğuştan gelen bir sese, özgürce dans edebilmek için illa doğuştan gelen bir yeteneğe sahip olmasına gerek yoktu. Hayal kurmasına zaman bırakmayan toplum, onu dans kursundan alıp hapishaneyi andıran etüt merkezine tıkamıştı ve onun gibi bastırılmış ruhlarla doldurmuştu sınıfları.

Beyni yıkanmış bir şekilde çıktığı etüt merkezinden kaykayı ile dönüyordu. Tam kapanmamış olan çantasından yere düşen günlüğü fark edemeyecek kadar dalgındı. Yoluna devam etmiş ve evine varmıştı. Yemek yemesine zaman kalmadan uyuyakalmıştı.

Sabahın erken saatlerinde çalan alarmı ile kalkmış, hazırlanmış, ailesine günaydın demiş fakat annesinin somurtkan suratıyla karşılaşmış ve kahvaltı etmekten vazgeçip ışık hızıyla evden çıkmıştı. Ailesi memnun olsun diye, veda ettiği özgürlüğü çok özlemişti. Bu düşünceleri bir kenara bırakmış ve kaykayına doğru adımlamıştı. Kaykayının tekerlekleri arasındaki kâğıtla göz göze gelmiş ve kâğıdı alıp okumuştu: “Sana özgürlüğünü geri vermeye geldim, ben gece.” yazıyordu. Korkusunun yanında ufak bir umut ışığı yanmıştı sanki. İçi kıpır kıpır olmuş gözleri ışıldıyordu. Kaykayına binmiş ve gözlerindeki büyük umut ile okula doğru yola çıkmıştı.

Okul zili çaldığında zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Aklı hala sabahki nottaydı. Yol ayrımına geldiğinde eve gitmek istemediğini fark etti ve sahile giden yola girdi. Kaykayını eline aldı, kulaklığını takarak sahilde yavaşça yürümeye başladı. Hafif ılık kumların üzerinde oturdu, dalgaların yavaş ve eşsiz hareketlerini, güneşin suyun üzerindeki yansımasını izleyerek  dalga ve kuş seslerini dinlemeye koyuldu.

Zaman çok çabuk geçmiş, güneş ona “Görüşürüz.” bile demeden gökyüzünü terk etmişti. Yavaşça ayağa kalkıp eve doğru yola çıkmıştı. Yolda ilerlerken daha önce fark etmediği bir pastaneyi gözüne kestirmiş ve o yöne doğru ilerlemeye başlamıştı. Pastaneye yaklaştığında  muazzam  bir kokuyla karşılaştı. Yemek vitrininin ardındaki kitap okuyan adama yönelerek ballı çöreği işaret etti. Adam yüzündeki kocaman gülümsemesi ile Ay’ın isteğini karşıladı. Ballı çöreklerini almış, koca gülüşlü adama teşekkür edip pastaneden ayrılmıştı. Hızlı adımlarla eve gelmiş, kendine güzel bir kahve yapmış, bahçedeki çimenlere oturmuştu. Ballı çörekleriyle birlikte poşetten bir kâğıt düştü. Çöreğinden kocaman bir ısırık alırken kâğıdı inceledi.

Kâğıt ilgisini çekmişti. Dans yarışmasının broşürü, ona yeni hayatının ilk adımı benim dercesine göz kırpıyordu.

Bu yarışmadan burs kazanırsa istediği dans okuluna gidip hayallerinin peşinden koşabilecek, belki de ileride kendini en özgür hissettiği mesleği yapabilecekti. Hayallerini gerçekleştirmek uğruna önündeki engelleri aşabileceğini fark etti. Hayallerini gerçekleştirebilmesi için illa evrenin onun yanında olmasına gerek yoktu. O, tüm bedeni ve özgür ruhuyla engelleri aşmaya, sınırlarını geçmeye hazırdı. Tüm cesaretini topladı ve önce kendine sonra gökyüzünde onu izleyen adaşına bir söz verdi. “Yapabilirim” dedi ona,  “Ve yapacağım… söz”. Gözlerini broşüre çevirdi. Yarışma tarihi iki hafta sonraydı. Cesaretini topladı ve koşar adımlarla odasına çıktı. Dans yarışmasının koreografisini izledi. Denemeye başladı. İlk denemesiydi ama hiçbir şekilde yapamıyordu. Umursamadı, çünkü zincirlerini kırmadan hayallerine ulaşamayacağını çok iyi biliyordu. Geç saatlere kadar dans hareketlerine çalıştı. Sonunda uykusu çok gelmiş ve uyuyakalmıştı.

Alarm sesiyle uyandı. Sabah olmuştu, mutfağa indi. Annesi çok telaşlı görünüyordu. Kısa süre içinde annesinin telaşlı hareketlerinin sebebinin iş yerindeki toplantı olduğunu öğrendi. Zaten annesi ona ne zaman vakit ayırmıştı ki. İçinde boğulduğu yalnızlığını bir kez daha derinden hissetti.

Annesi şirkete vardığında yeni bir proje için sunum yapmaya gelen ortaklarının, salonda olduğunu fark etti. Başlarda dalgın olsa da sunumları ilgisini çekmişti. Halil Cibran’dan güzel bir alıntı yaparak bitirmişlerdi sunumu.

 ”…

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler

Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.

Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.

Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.

Çünkü ruhları yarındadır.

Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.

… ”

Garip hissetmişti. İşinden zaman ayıramadığı kızını, kendi çizdiği hayatı yaşamaya zorlamış ve onu yalnızlaştırmıştı. Ufak bir pişmanlık yaşamıştı ama zamanı geri sarıp hatalarını telafi edemeyeceğine göre ileriye odaklanmalı, rolünün sorumluluklarını üstlenmeliydi. Toplantı sonrasında işyerinden izin alıp eve dönmüştü.

Kızının odasına geldiğinde içeriden gelen müzik sesini fark etmiş ve kapıyı tıklatıp bir cevap gelmesini beklemeden, merakla odaya girmişti. Kızını dans ederken görmeyi hiç beklemiyordu. Ay, hemen müziği durdurmuş ve annesine odaklanmıştı. Kendini en özgür hissettiği melodilerle dans ederken sanki utanılacak bir şey yapmış olmanın telaşını yaşıyordu. Annesi biraz konuşmak istediğini söyleyince Ay, daha da gerilmişti. Annesi bir anda şaşkınlıktan kurtulup huzurlu bir yüz ifadesine bürünmüştü.

 Annesinin peşinden bahçeye ilerleyen Ay, ne diyeceğini düşünüyordu. Anne, bahçeye varmış ve sandalyelerden birine oturmuştu. Ay da hemen yanındaki sandalyeye oturdu. Kızının gözlerine baktı ve konuşmaya başladı. “Dans kursuna gitmeye ne dersin?” diye sordu. Ay, içinden mutluluk çığlıkları atsa da annesine sorar gözlerle baktı. Annesi tekrar konuşmaya başladı. “İşlerimden dolayı sana zaman ayıramadım. Senin duygularını ve düşüncelerini yok saydım. Seni sana unutturmaya çalıştım. Bunların hepsi için özür dilerim. Benim bu anlamsız ve baskıcı davranışlarıma rağmen hayallerinden vazgeçmediğin için teşekkür ederim.” dedi ve gözlerinden birer damla yaş süzüldü. Ay, annesine kocaman sarıldı ve yıllar sonra dudaklarından birkaç kelime çıktı. “Seni seviyorum anne.” Annesinin ağlaması daha da şiddetlendi ve Ay, annesine daha sıkı sarıldı.

O gece daha fazla konuşmasalar da kalpleri birbirine bir söz verdi. Her daim birbirlerini destekleyeceklerine dair… Ay, o geceden sonra kendini daha güçlü hissediyordu. Annesi ise daha umutluydu artık. Geceyi soracak olursanız, gece, Ay’ın ruhuydu ve gece artık özgürdü.

Sena Nur YURTDAŞ

Sümerler Ortaokulu, 7/C

Defne – Hatay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir