Giriş
Dil, bir halkın kültürel mirasının saklanması, aktarılması ve iletişim kurulması için en önemli araçtır. Sözlü dil, sosyal, tarihî ve bölgesel faktörlerin etkisiyle sürekli değişirken dilin yazılı biçimi, sözcüklerin yazımında birliği sağlayan köklü kurallara ihtiyaç duyar. Bu işlevi orfografi (yazım kuralları) yerine getirir.
“Orfografi” terimi, Yunanca orthos (“doğru”) ve grapho (“yazıyorum”) sözcüklerinden türemiş olup “doğru yazı” anlamına gelmektedir. Bir terim olarak orfografi, yazılı dilin tek bir standardını sağlayan sözcük ve dil bilgisel biçimlerin yazım kurallarının bütünüdür.
Bir dilin yazım sisteminin geliştirilmesi, dil planlamasının en karmaşık görevlerinden biridir. Her dildeki orfografi kuralları zaman içinde kademeli olarak biçimlenmiş olup çağdaş toplumda devlet tarafından desteklenmekte ve düzenlenmektedir. İyi bir orfografi yalnızca dilin özelliklerini yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda anlaşılır, mantıklı, öğrenilmesi kolay ve zamana karşı olabildiğince dayanıklı olmalıdır.
1. Orfografi Üzerine
Dilbilimsel bağlamda orfografinin pek çok işlevi vardır. Temel işlevlerinden biri, her şeyden önce, “yazılı dilin birliğini sağlamak”tır. Diğerleri ise “edebî standartların korunmasına katkıda bulunmak”; “okuma ve yazma eğitimi sürecini kolaylaştırmak” ve “kültürel rol oynamak”tır.
Orfografi ilkelerinin sınıflandırılmasına konusuna gelince bu konuda görüş birliği sağlanmamakla birlikte çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bazı bilim insanları orfografinin fonetik, morfolojik ve tarihî olmak üzere üç temel ilkesini öne sürerken bazıları fonetik, morfematik, gramer odaklı, ayırt edici ve geleneksel olmak üzere beş; bazıları ise fonematik, fonetik, etimolojik, geleneksel-tarihî, morfolojik ve sembolik olmak üzere altı ilkeden söz etmektedirler (Girutskiy, 2003, s. 165). Herhangi bir dilin yazım sistemi genellikle tek bir ilkeye değil, birkaç ilkenin birleşimine dayansa da bu ilkelerden biri, kural olarak, baskın konumdadır.
Yeni bir edebî dilin yazımı oluşturulurken veya var olan yazım sistemi yeniden düzenlenirken birtakım genel gereksinimlere uyulması gerekir. Bunlar; a. bilimsel temellendirme; b. tutarlılık; c. sadelik; ç. kararlılık (istikrar); d. dilin fonetik sistemini yansıtma; e. biçimbilimsel yapının korunması; f. dil geleneğinin dikkate alınması; g. uluslararası uyumluluk; h. dijital kullanım kolaylığıdır.
2. Çağdaş Türkiye Türkçesinin Orfografisi Üzerine
Orfografi, yazılı iletişimin birliğini sağlayan edebî dilin en önemli bileşenidir. Türkçe için çağdaş yazım sistemi özel bir anlam taşır; çünkü 1928 Yazım Reformu, Türkiye Cumhuriyeti’nin dil modernleşmesinin en önemli aşamalarından biri olmuştur.
Reformdan önce Türkçe için, Türk fonetiğinin özelliklerini yansıtmakta yetersiz kalan Arap alfabesi kullanılıyordu. Ünlülerin çoğu yazıda gösterilmiyor, bu nedenle okuma ve yazmada büyük zorluklar yaşanıyordu. Latin alfabesine geçildikten sonra dilin ses yapısına olabildiğince yaklaştırılmış yeni bir yazım sistemi oluşturuldu. Çağdaş Türkçe orfografisi, harfler ve fonemler arasındaki neredeyse tam uygunluk sayesinde dünya dilleri arasında en tutarlı sistemlerden biri kabul edilir.
1 Kasım 1928 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” kabul edildi. Yeni alfabe, Latin alfabesinden uyarlanan 29 harften oluşuyor ve Türk dilinin fonetik özelliklerine özel olarak uyarlanmış bulunuyordu.
Yeni orfografinin oluşturulması birkaç hedefe dayanıyordu: a. halkın okuryazarlık düzeyini yükseltmek; b. okuma ve yazma öğretimini kolaylaştırmak; c. Arap yazısının belirsizliklerini ortadan kaldırmak; ç. tek bir edebî norm oluşturmak; d. devleti modernleştirmektir.
Yapılan bu reformun sonucunda, neredeyse yüz yıldır önemli bir değişiklik olmadan kullanılan basit ve mantıklı bir yazı sistemi ortaya çıktı.
Çağdaş Türkçe orfografisinin ana ilkesi fonematik (fonetik-fonemik) ilkedir. Bu ilke, ses ile yazı arasında mümkün olduğunca düzenli ve açık bir ilişki kurmayı amaçlar. Bu ilkenin özü, her foneme bir harfin karşılık gelmesi ve her harfin yalnızca tek bir sesi göstermesidir.
1928 yılında Latin esaslı Türk alfabesinin kabul edilmesiyle birlikte Türkçenin ses özelliklerini yazıda daha doğrudan karşılayan bir sistem oluşturulmuştur. Bu sistemde harflerin büyük ölçüde belirli fonemleri karşılaması, Türkçe kelimelerin okunuşlarının yazıdan hareketle büyük ölçüde tahmin edilebilmesi ve çeşitli ses olaylarının yazıya yansıtılması, fonemik ilkenin belirleyici konumunu göstermektedir. Çoğu durumda sözcük tam olarak telaffuz edildiği gibi yazılır. Bu nedenle Türkçe, okuma yazmayı öğrenmek için en elverişli dillerden biri sayılır.
Bununla birlikte Türkiye Türkçesi yazımı bütünüyle fonetik bir sistem değildir. Biçimbirimsel yapı, tarihsel kullanım, anlam ayırt etme ve yazım geleneği gibi unsurlar da bazı yazım kurallarının oluşmasında etkili olmaktadır. Çünkü fonetik yazım, konuşmadaki her türlü ses değişmesini ve söyleyiş ayrıntısını yazıya aktarmayı gerektirirken Türkçe yazımda esas olan, dilin fonemlerinin ve belirli biçimbirimsel yapıların standart biçimde gösterilmesidir. Örneğin: ağaç > ağacı, renk > rengi, kitap > kitabı, kanat > kanadı vb. Ancak Türkçe yazımın yalnızca tek bir ilkeye dayandığını söylemek doğru değildir. Örneğin, da/de bağlacının ayrı yazılması ile bulunma durumu ekinin -da/-de biçiminde bitişik yazılması buna örnektir. Bu iki biçimbirimin ses bakımından bir fark bulunmamasına rağmen yazımları farklıdır. Burada biçimbirimsel işlev devreye girmektedir. Keza hâlâ~hala, kâr~kar, âdet~adet gibi sözcüklerdeki yazım, anlam farklılığını göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Dolayısıyla Türkçe yazım sistemi, fonemik ilkenin temel ve belirleyici; biçimbirimsel, geleneksel ve ayırt edici ilkelerin ise tamamlayıcı olduğu karma bir sistem olarak değerlendirilebilir.
Türkçenin en önemli özelliklerinden bir diğeri ünlü uyumu kuralıdır. Neredeyse tüm çekim ve yapım ekleri, kökteki ünlüye bağlı olarak biçimlerini değiştirir. Örneğin: ev > evler, çocuk > çocuklar vb. Orfografi bu fonetik düzenliliği büyük ölçüde yansıtır.
Türkçede Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca ve İngilizceden geçmiş çok sayıda alıntı kelime bulunmaktadır. Bu sözcüklerin büyük çoğunluğu Türkçe fonetiğe uyarlanmıştır. Örneğin: telefon, televizyon, doktor, otomobil vb. Çağdaş orfografi, yabancı sözcükleri Türkçe fonetik normlarına göre aktarmaya çalışır. Ancak bazı uluslararası terimler özgün yazım özelliklerini korur.
Özel isimlerin yazımı özel bir yere sahiptir. Dünyanın pek çok dilinde görüldüğü gibi Türkçede de özel isimler her zaman büyük harfle başlar. Örneğin: Atatürk, Ankara, Türkiye, Ahmet vb. Türkçede özel isimlerden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrılır: Mustafa Kemal Atatürk’ün, Ankara’ya, Türkiye’de, Ahmet’in vb. Bu kural, Türkçe orfografinin karakteristik özelliklerinden biridir.
Türkçe orfografi, birleşik sözcüklerin yazımına ilişkin ayrıntılı kurallar içerir. Bazı birleşik sözcükler bitişik yazılır. Örneğin: başbakan, hanımeli, bilgisayar, kahvaltı vb. Diğerleri ise ayrı yazılır. Örneğin: iş birliği, arz etmek, fark etmek vb.
Günümüz Türkiye Türkçesinde pek çok durumda büyük harfler kullanılır. Büyük harfin kullanım alanları şöyledir: kişi adları, soyadları, coğrafi adlar, resmî kurum adları, ulusal bayram adları, tarihî olaylar vb. Örneğin: Cumhuriyet Bayramı, Türk Dil Kurumu, Bursa Uludağ Üniversitesi vb.
Çağdaş Türkçe orfografi, noktalama normlarını da içerir. Nokta, virgül, iki nokta, noktalı virgül, çizgi, tırnak işareti, parantez, üç nokta gibi noktalama işaretleri kullanılır. Noktalama kurallarının çoğu genel Avrupa normlarıyla örtüşür.
3. Türkçe Yazım Kurallarının Öğretilmesi
Çağdaş pedagojinin temel görevi, her yönüyle gelişmiş bir birey yetiştirmektir. Eğitim süresince öğrenci, zihinsel, fiziksel, sosyolojik, psikolojik vb. yönleriyle yetiştirilmeye gayret edilir. Zira öğrenci, eğitimine ana dilini doğru kullanmakla başlar. Türkçe dersinde öğrenciler doğru konuşmayı, doğru düşünmeyi ve düşüncelerini doğru bir şekilde yazıya aktarmayı öğrenir. Bu da dilin yazım kurallarının doğru biçimde kullanılmasına bağlıdır. Türkçe dersinde öğrenciler yalnızca tüm yazım kurallarını kavramakla kalmaz; aynı zamanda doğru ve tutarlı konuşmayı da öğrenir, sözlü ve yazılı olarak edebî dilin normlarına ve iletişimsel duruma uygun biçimde ifade etme beceri ve alışkanlıklarını geliştirir; başkasına ait bir metni anlama, onu yorumlama ve diyalog kurma yetisi kazanırlar.
Türkçe dersinde öğretmen, dilin yapısını ve metnin içeriğini anlamayı; hızlı okumayı ve kurallara uygun yazmayı; güzel ve mantıklı konuşmayı; başkalarının ifadelerini yeterli düzeyde anlamayı ve kendi cümleleriyle aktarmayı; kendi yazılarını edebî dilin normlarına uygun hâle getirerek düzenlemeyi gibi kazanımları kazandırmalıdır. Fakat okullardaki Türkçe derslerinde bu kazanımların yeterince aktarılamadığı görülmektedir. Bunun nedeni nedir? Öğretmenlerin bilgi yetersizliği mi? Ders programlarının veya ders kitaplarının içeriği mi? Yoksa çok sık değiştirilen ders programları ve ders kitapları mı?
Burada öğretmenin bilgi yetersizliğinin olduğunu açıklamak doğru değildir. Asıl sorun, çok sık program ve ders kitabı değişikliğinin eğitim sisteminde önemli bir istikrar problemi yaratmasıdır. Bir öğretmen, yeni bir programa, yeni terminolojiye, yeni kazanımlara ve yeni öğretim yaklaşımına uyum sağlamadan başka bir programa geçildiğinde uygulamanın niteliğinin yükselmesi beklenemez. Yani “program değişiyor > ders kitabı değişiyor > öğretmen yeni sisteme uyum sağlıyor > uygulama sonuçları yeterince değerlendirilmeden yeni program geliyor” şeklinde bir döngü, eğitim sisteminde kurumsal hafızanın oluşmasını engellemektedir.
Aynı durum Türkçe orfografisi için de söylenebilir. Türkçenin yazım kurallarında da zaman zaman değişiklikler yaşanmaktadır. Bu durum hem öğretmenler hem de öğrenciler için sorunlar yaratmaktadır. Bir dilin yazım kuralları mümkün olduğunca istikrarlı, sade ve kolay anlaşılır olmalıdır.
Türkçenin bir sistem olarak yazımı; kelimelerin ve kelime biçimlerinin yazılışı, bitişik ve ayrı yazılışı, büyük harflerin kullanımı, sayıların yazımı, eklerin yazımı, birleşik kelimelerin yazılışı, alıntı kelimelerin yazılışı, yabancı özel adların yazılışı gibi kurallardan oluşan bir sistemdir. Türkçenin bu sisteminde fazlasıyla detaylandırma bulunmaktadır. Bu detaylandırmalar öğrencilerde zaman zaman zihinsel kargaşa yaratmaktadır. Örneğin, “Büyük harflerin yazımı” kuralı ele alınabilir. Türkçede özel adlar büyük harfle başlar. Kişi adlarıyla soyadlarının, takma adlarının, hayvan adlarının, devlet adlarının, yer adlarının, kişi adlarından önce ve sonra gelen unvan, lakap, meslek, rütbe ve saygı sözlerinin büyük harfle yazılması doğaldır. Ancak millet, boy, oymak, dil, din ve mezhep, gezegen gibi adların küçük harfle yazılmasında bir sakınca yoktur. Kurum, kuruluş, kurul, merkez, bakanlık, üniversite, fakülte, bölüm, kanun, tüzük, yönetmelik vb. bildiren kelimelerin; kitap, dergi, gazete, sanat eserleri bildiren kelimelerin; millî ve dinî bayramları bildiren kelimelerin hepsinin büyük harfle yazılması da kargaşaya yol açmaktadır. Bu kalıpların sadece ilk kelimesinin büyük yazılması yeterli görünmektedir. Kitap, dergi, gazete ve sanat eserlerinin ilk harfinin büyük yazılması ve adların tırnak içinde verilmesi, pek çok tutarsızlığı da ortadan kaldırabilir. Bu yaklaşım, eserlerin başlığında edat ve bağlaçların küçük harfle yazılması kuralını da ortadan kaldırmış olacaktır. Nitekim günümüzde bilimsel makalelerde APA sistemine göre eser adlarında ilk kelime dışındaki kelimelerin hepsi küçük harfle yazılmaktadır.
Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adlarının büyük harfle başlatılması da çelişkilere yol açmaktadır. Madem ay ve gün adları büyük harfle yazılacak ve madem Türkçede özel adlara getirilen ekler kesme işaretiyle ayrılacak, neden “Lale festivali 25 Haziranda başlayacak.” cümlesindeki “25 Haziranda” kalıbı “25 Haziran’da” şeklinde yazılmamaktadır? Neden “1935 yılının Şubat-Ağustos aylarında…” cümlesinde şubat ve ağustos ayları büyük yazılır? Ay ve gün adlarının küçük harfle başlatılması bu kargaşayı ortadan kaldırabilir. İşlevsel açıdan bakıldığında büyük harf yeni bir bilgi eklemez. Okuyucu, büyük veya küçük harfle yazılmasından bağımsız olarak kelimeyi aynı şekilde anlar.
Kargaşanın bir diğeri, “birleşik kelimelerin yazılışı”nda görülmektedir. Bitişik yazılan kelimeler ve bunlara ilişkin istisnai durumlar ile ayrı yazılan kelimeler ve bunlara ilişkin istisnai durumlar az değildir.
Bir başka örnek, “kesme işaretinin kullanım yerleri”dir. Öğrencilerde, hatta öğretmenlerde de kesme işaretinin kullanım yerleri konusunda zaman zaman yanlışlıklar yaptıkları görülmektedir. Türk Dil Kurumu tarafından dönem dönem bazı değişiklikler yapılmaktadır. Örneğin, daha önceleri dil adlarına, ki onlar da özel ad olarak ele alınmaktadır, getirilen ekler ayrılıyordu; şimdiki kurallarda ayrılmıyor. Daha önceleri, özellikle dilekçe yazımında, kurumlara getirilen ekler ayrılırken günümüzde ayrılmamaktadır. Ayırmaya gerek var mıdır? Bazı özel ad olarak belirtilen sözcüklerin (ay, gün, dil, millet vb.) özel ad olmaktan çıkarılıp küçük harfle yazılması, kesme işaretinin kullanımı konusundaki kargaşayı önler.
Keza TDK’nin yazım kuralları bölümündeki şu ifade de sizce çelişkili değil mi? “Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır.” Madem özel adlara getirilen ekler kesme işaretiyle ayrılacak, neden sadece bu ekler ayrılır?
Şu soruyu da dile getirelim: Türkçede “Kulağa hangi ses gelirse o yazılır.” ilkesi söz konusuysa neden alıntı kelimelerde bu kural tam anlamıyla uygulanmamaktadır? Örneğin, konuşmada “sipiker” olarak telaffuz edilen sözcük, yazıda “spiker” şeklinde yazılır. Neden konuşma dilinde “kıral, pilan, pisikolog” gibi sözcükler, Türkçede söz başında çift ünsüzün kullanılmadığı kuralına aykırılık yaratmaktadır?
Bizce bu ve buna benzer kullanımlar, öğrencilerin ana dilini öğrenmesinde zorluklar yaratmakta ve öğrenciler yazım kurallarını tam anlamıyla öğrenememektedir. Keza bu durum yalnızca ana dili öğrenen öğrenciler için değil, aynı zamanda Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin de dil edinimini güçleştirmektedir.
Bu konuda büyük görev Türk Dil Kurumuna düşmektedir. Çünkü Türkiye Türkçesinin yazım normlarını belirleyen ana kurum Türk Dil Kurumudur. Bu bağlamda kurumun şu görevleri göz önünde bulundurması öngörülmektedir: yazım kurallarını en temel seviyeye ulaştırmak, sözcüklerin yazımında tutarlılık sağlamak, tartışmalı yazım kurallarını açıklığa kavuşturmak ve noktalama işaretlerinin kullanımını standartlaştırmak.
Sonuç
Çağdaş Türkiye Türkçesinin orfografisi, günümüz dilleri arasında en tutarlı ve bilimsel olarak temellendirilmiş yazı sistemlerinden birini temsil etmektedir. 1928 Dil Devrimi sonucunda biçimlenmiş olup ağırlıklı olarak “ses-harf” arasında olabildiğince birebir uygunluğun kurulduğu fonematik ilkeye dayanır. Bununla birlikte yazım sistemi, dilin morfolojik özelliklerini, ünlü uyumunu, özel isimlerin, birleşik sözcüklerin ve alıntı kelimelerin yazım kurallarını da dikkate alır.
Yazım normunun birliğinin korunmasında, resmî yazım kurallarını geliştiren ve düzenli olarak güncelleyen Türk Dil Kurumu önemli bir rol oynamaktadır. Mantıklılık, tutarlılık ve normatif istikrarın birleşimi sayesinde Türkçe orfografi, en etkili yazı sistemlerinden biri sayılmakta ve başarılı bir dil standartlaştırma örneği teşkil etmektedir. Ancak Türkçede “Bu kadar çok kural kullanmak gerekli mi?” sorusu da düşündürmeye sevk etmektedir. Elbette ki en basit sistem olmak zorunda değildir. Türkçede geçerli olan kurallar, mutlak anlamda “zorunlu” olarak adlandırılamaz. Bunlar, tarihsel gelişimin ve 1928 reformundan sonra alınan kararların bir sonucudur. Örneğin ayların, günlerin ve millet isimlerinin büyük harfle yazılması fonetik veya gramer yapısından kaynaklanmaz; uzlaşıya dayalı bir kuraldır ve her ek kural, yazan kişinin zihinsel yükünü artırır. Bu kuralların yeniden gözden geçirilmesinde fayda vardır.
Kaynakça:
Girutskiy, A. A. (2003). Vvedeniye v yazıkoznaniye. Minsk: Tetrasistems.
Türk Dil Kurumu. Yazım Kuralları. https://tdk.gov.tr/kategori/icerik/yazim-kurallari/
Uruzbekova, M. M (2019). Harakteristika i printsipı darginskoy orfografii, Mir Nauki, Kulturı i Obrazovaniya, S 4(77), 376-380.
Vasilyeva, N. M. (2013). Stanovleniye i razvitiye yakutskoy orfografii, Yakuts.

