Deyimler, bir milletin yüzyıllar boyunca edindiği tecrübe, gözlem ve değer yargılarının kısa, öz ve çoğu zaman mecazlı bir anlatımla dile getirdiği önemli söz varlığı unsurlarıdır. Toplumların düşünce dünyalarını, hayat biçimlerini ve hayatı nasıl algıladıklarını en sade fakat en etkili biçimde yansıtan deyimler, sözlü kültürün en canlı öğeleri arasında yer almaktadır. Nesilden nesle aktarılan bu güçlü ifadeler, bireyin toplumla kurduğu ilişkiyi anlamlandırmasında önemli bir rol üstlenmektedir.
Bir milletin sevinci, üzüntüsü, sabrı, çalışkanlığı ve günlük hayatı deyimlerde açıkça yansıtılmaktadır. Deyimler, yaşanmışlıkların dile yansıması olarak toplumun ortak duygu ve düşüncelerini mecazlı bir anlatımla ifade etmektedir. Günlük hayatta karşılaşılan durumları daha etkili ve çarpıcı bir biçimde anlatmaya imkân veren deyimler, dilin anlatım gücünü de arttırmaktadır.
Deyimlerin önemi, bireysel deneyimlerden beslenmekle birlikte zamanla toplumda ortak bir anlam dünyası oluşturmasından kaynaklanır. Uzun uzun anlatılabilecek bir durumu ya da duyguyu birkaç kelimeyle ifade edebilme imkânı sunan deyimler, anlatımı zenginleştirir ve dili de canlı tutar. Deyimler, toplumsal iletişimin güçlenmesinde, düşüncelerin etkili biçimde aktarılmasında ve kültürel değerlerin yaşatılmasında önemli bir işlev üstlenmektedir.
Bu bağlamda, deyimlerin bir milletin düşünce dünyasını ve hayat tecrübelerini yansıtma gücü, yerel folklor ürünlerinde daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Anadolu’nun farklı bölgelerinde olduğu gibi Posof yöresinde de deyimler; günlük hayatın ve toplumun tarihî birikiminin dile yansımış hâli olarak canlılığını korumaktadır. Posof, sahip olduğu köklü tarihi ve stratejik coğrafî konumu sayesinde sözlü kültür unsurları bakımından da güçlü ve zengin bir folklor yapısına sahiptir.
Posof folkloru içerisinde atasözleri ve deyimler, hem gündelik dildeki kullanım yoğunluğu hem de anlam derinliği bakımından dikkate değer bir zenginlik sunmaktadır.
2005-2017 yılları arasında Posof köylerinde yürüttüğümüz derleme çalışmaları sırasında, yöreye özgü atasözleri ve deyimler kayıt altına alınmıştır. Bu süreçte özellikle Sevgili Annem Ayten Gündoğdu’dan, uzun bir zaman dilimine yayılan aktarımlar yoluyla derlenen sözlü malzeme önemli bir yer tutmaktadır. Söz konusu çalışmalar sonucunda Posof yöresine ait yaklâşık 384 atasözü ve 226 deyim tespit edilmiştir. Bu sayısal veriler, Posof’un deyim ve atasözleri yönüyle de ne denli güçlü bir sözlü kültür birikimine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Derlenen deyimler arasında yer alan ve 1956 Posof Yeniköy doğumlu Huzeyfe Şanlı’dan 4 Haziran 2017 tarihinde kayda geçirilen “Türk gelmemiş” ya da “Türk girmemiş” deyimi, ifade gücü ve çağrışım alanı bakımından dikkat çekici örneklerden biridir. Bu deyim, Posofluların dil aracılığıyla mekân, düzen ve ihmalkârlık gibi kavramları nasıl anlamlandırdığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Aynı zamanda yöredeki tarih algısının dile yansımasını göstermesi açısından da üzerinde durulması gereken bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Söz konusu deyimin kullanım alanının yalnızca Posof ile sınırlı kalmadığı, 31 Temmuz 2020 tarihinde yapılan saha gözlemleri sırasında, Atabek Yurdu kültür coğrafyasının önemli yerleşimlerinden biri olan Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Hanlı (Hantuşet) köyünde de aynı anlam çerçevesi içerisinde kullanıldığı müşahede edilmiştir.
“Türk gelmemiş” ya da “Türk girmemiş” deyimi, Posof yöresinde genellikle bakımsız, düzensiz, ihmal edilmiş ya da uzun süre insan eli değmemiş mekânlar için kullanılmaktadır. Özellikle medenî hayatın gereklerinden uzak kalmış bir köy, bir ev ya da bir mekân görüldüğünde bu ifade, eleştirel fakat yerleşik bir anlatım biçimi olarak dile getirilmektedir. Deyimin kullanım bağlamı, yalnızca fiziksel mekânın durumuna değil, aynı zamanda hayat düzenine ve insanî ilişkilere dair bir değerlendirmeyi de içermektedir.
Bu deyimde dikkat çeken husus, “Türk” kelimesinin etnik ya da dar bir kimlik vurgusunun ötesinde, medeniyetle özdeşleşen bir anlam alanı içerisinde kullanılmasıdır. Posof yerel söyleminde “Türk”; düzen kuran, yaşadığı mekâna şekil veren, temizlik, intizam ve sosyal sorumluluk bilinci taşıyan insan tipini temsil etmektedir. Bu bağlamda “Türk gelmemiş” ifadesi, söz konusu mekânın henüz bu düzenleyici ve dönüştürücü etkiyle tanışmadığını ima etmektedir.
Deyim; Türklerin tarih boyunca kurdukları yerleşim düzenleri, şehir anlayış ve toplumsal organizasyon biçimleriyle ilişkilendirildiğinde, yerel halkın tarihî bilinçle kurduğu dilsel bağın da bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Türk kimliği burada, medeniyet inşa eden, yaşadığı coğrafyayı düzenleyen ve sosyal hayatı belirli kurallar çerçevesinde şekillendiren toplumsal bir özne olarak değer kazanmaktadır. Bu yönüyle deyim, bir mekân tasviri çizmesinin yanı sıra tarihî bir öz algının dile yansımasıdır.
“Türk gelmemiş” ya da “Türk girmemiş” deyimi; Posofluların dünyayı anlamlandırma biçiminde düzen-düzensizlik, medenî-gayri medenî ayrımını dil aracılığıyla nasıl kurduğunu göstermektedir. Uzun tarihî tecrübenin sonucu olarak şekillenen bu ifade, Türklerin medeniyet kurucu ve sürdürücü bir topluluk olduğu yönündeki değerlendirmenin sözlü kültürdeki izdüşümü niteliğindedir. Bu sebeple deyim; yerel bir sözlü dil unsuru olarak değil, kimlik, tarih ve medeniyet kavramlarının iç içe geçtiği güçlü bir dilsel gösterge olarak ele alınmalıdır.

