Orada bir ülke var uzakta. Gitmesek de kalmasak da o ülke ve orada yaşayan, hayatta kalmak için olağanüstü mücadele veren insanlar bizim soydaşlarımız, canımızdır.
Orası Türk uygarlığının, kültürünün ilk tohumlarının atıldığı yer Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerinin yaşadığı kadim coğrafyadır.
Yüzyıllar önce göç yoluyla kopup geldiğimiz ata topraklarımızda bugün olup biten bütün olumsuzluklar, asimilasyon, soykırım, işkence, baskı ve zulümlerin yankısı yüreklerimizde en ağır şekilde iz bırakmaya devam ediyor.
Aynı şekilde Ortadoğu’da Yemen’de, Filistin’de, Suriye’de devam eden insan zulmüne nasıl duyarlılık gösterip tepkilerimizi en yüksek perdeden haykırıyorsak; Uygur Türkeri’ne yapılan insanlık dışı eylemlere de ses olmak, tepki göstermek, gerekirse tüm varlığımızla siper olup, korumak zorundayız.
Aslında tarih sayfalarına bakıp, derinlemesine inceleme yaptığımızda görüyoruz ki, bugün yaşanan mezalimin ayak sesleri yüzyıllar öncesinden duyulmuş ve kendini fazlasıyla hissettirmiştir. Üstelik Bilge Kağan’ın Çin tehlikesine karşı verdiği öğütlere rağmen, bölgenin yönetiminde yetkin olan hükümdarların bu uyarıları ciddi bir bilinçle dikkate almadıkları, uyanık davranmadıkları aşikârdır. Bakın neler söylemiş Bilge Kağan:
“Oğuz Beğleri! Millet! Sözlerimi iyice işitin, sağlamca dinleyin!
Doğuda gündoğusuna, batıda günbatısına, kuzeyde gece ortasına kadar olan yerler içinde yaşayan milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti, bunca ülkeyi düzene soktum. Oralarda artık kötülük yoktur, kargaşalık yoktur. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde sıkıntı, bunalım olmayacaktır. Doğuda Şantung Ovası’na kadar ordu şevkettim, denize ulaşmamıza az kaldı. Güneyde Tokuz Ersine kadar ordu şevkettim, Tibet’e erişmemize az kaldı. Batıda İnci Irmağı’nı aşarak Demirkapı’ya kadar gittim. Kuzeyde Yir Bayırku’ların toprağına ordu şevkettim. Bunca yerlere Türk adım, Türk şanını ulaştırdım!
Ötüken ormanında yabancılar yok. İl tutulacak yer Ötüken ormanıdır. Bu yerde oturup Çin milleti ile aramı düzelttim. Altın, gümüş, pirinç, ipek… bunca şeyleri ölçüsüz veren Çin milletinin sözü tatlı kumaşı yumuşak, yani armağanı çekicidir. Çinliler bu tatlı dil ve çekici armağanlarla uzaktaki milletleri kandırarak kendilerine çekerler. Yakına çekip kondurduktan sonra da fitne bilgisini yayarlar. Uzaktaki kavimler Çinlilerin ne fesatçı olduklarını ancak o zaman anlar.”
Çinlilerin hedeflerine ulaşmak için uyguladığı politik sinsi planlar ve iyiniyetli görünen tavırların asıl hedefi zengin maden yatakları ve geniş coğrafyası olan Doğu Türkistan’ı tamamen hakimiyeti altına alıp; Türk soyunu yok etmektir. Tarih boyunca zaman zaman Rusya’nın da desteğini alarak yaptığı eylemler orada yaşayan Türk soydaşlarımızın özgür yaşam haklarını sürekli olarak zedelemiştir.
Soydaşlarımızı asimile etmek, Türk nüfusunu yok etmek için aileleri parçalayarak yetişkinleri işkence kamplarına göndermek, çocukları yuvalarından, geçmişinden kopararak bilinmeyen bölgelere yerleştirmek, yetişkinlerin ağır işlerde zorla çalıştırılması, okullarda Uygur dilinin konuşulması yasağı bize yansıyabilen haberlerin sadece birkaçı olsa da, o bölgede dışarıya yansımayan ağır bir mezalimin olduğundan eminiz.
Umit Ediz (fikirleri.com/Yazar) bir yazısında Çinlilerin asıl amacını nasıl özetlemiş görelim:
“Çin neden Doğu Türkistan’ı istiyor?
Çin’in 2049 yılına kadar bitirmeyi planladığı, ‘Antik ipek yolunu canlandırma projesi’ için Doğu Türkistan Avrupa’ya açılan kapı olarak görülüyor. Enerji olarak zengin olan bu bölge Çin için vazgeçilmez durumda. İnsan gücünü de hesaba katarsak, bu bölgenin ehemmiyetini anlamış oluruz. Ekonomik olarak ulaşılabilir olmak için ithalat ve ihracat kapılarını açmanın tek yolu Doğu Türkistan’dan geçiyor.”
Doğu Türkistan’ın ve dolayısıyla Uygur Türkeri’nin tam bağımsız ülke olarak yaşayabilmesi için, o topraklarda yaşayan yöneticiler, yazarlar, sanatçılar, milyonlarca insan aralıksız mücadele etmiştir. Yüzyıllardır bitmek bilmeyen bu zorlu yolculukta pek çok değerimiz zindanlarda, işkencelerde ve baskı altındayken hayatını kaybetmiştir.
O değerlerden biri de eğitimci, yazar, şair Turgun Almas’dır. Şairin yazdığı özgürlük, bağımsızlık ve kimlik temalı şiirleri Uygur halkının, özellikle gençlerin uyanışına, bilincine hitap etmesi nedeniyle yıllarca Çin baskısına maruz kaldı ve tutuklandı. 1943 yılında dönemin Çinli yöneticisi Sheng Shicai’nin baskıcı politikaları nedeniyle ‘ayrılıkçı faaliyet’ suçlamasıyla tutuklandı. Özellikle 1989 yılında yayımlanan “Uyghurlar” adlı kitabı, Çin tarafından “ayrılıkçı fikirler” içerdiği gerekçesiyle yasaklandı.
Bu eser, Doğu Türkistan’ın tarih boyunca Uygurların yurdu olduğunu savunduğu için büyük yankı uyandırdı ve Çin yönetimini rahatsız etti. Buna rağmen eserleri halk arasında gizlice okunmaya ve el yazması olarak çoğaltılmaya devam etti. (Bu önemli eser Selenge Yayınlarının sahibi merhum Ahsen Batur tarafından 2000’lı yılların başlarında Türkiye Türkçesiyle, “Turgun Almas Uygurlar” adıyla yayınlanmıştır.) Cesur kalem Almas’ın önemli eserlerinden biri de “Tenlerim Yaprak” adlı yapıtıdır. Hüzün, özgürlük ve ayrılık temalarını işler. Duygu yüklü bu şiir, daha sonra bestelenerek Uygur Halkı’nın bütün özlemlerinin avazı olarak dilden dile yayılmıştır.
Yeniden tüm dünyaya, insanlığa, “Ne Mutlu Türküm Diyenlere” tüm avazımızla seslenerek orada bir ülkenin, insanlığın, canlarımızın, tarihimizin, geçmişimizin varlığını hatırlatarak; dört elle sarılmamız gerektiğini hatırlatarak Turgun Almas’ın şiiriyle Uygur direnişini son avazımıza kadar hep birlikte haykıralım:
Tenlerim yaprak, titrep tohtadı,
Yüreğim dertlik, erkin sokmadı.
Çünki ey yârim seniñ haliñni
Kördüm figânda, bunça çağındı
Astalap basıp onbeşē kirdim,
Yene mu dehşet bastı felekni.
Düşmannı bilmey dostum dep yürüp
Bu zârlık unsur ezdi yürekni.
Uyān ey yârim râkipler yaman,
Eğer uyānmasan yığlap tur hemân.
Kadirlik yârim, söygüm, amrakım,
Men kettim emdi sen kalgin aman.
Son olarak Aliya İzzetbegoviç’in sözleriyle, başta kendi soydaşlarımız olmak üzere tüm dünya insanlarını en yüksek perdeden uyararak, Uygur Türkeri’nin acı feryatları duyulsun, Çin yönetimine “Yeter artık” denilsin istiyorum:
“Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacak.”

