MUHAMMED İKBAL’DE “BEN” KAVRAMI VE BENLİĞİN YALNIZLIĞI

Deniz Sütel

İnsan, Tanrı’nın seçip yarattığı en iyi varlıktır ki, “ben” sözcüğü ile tanımlanabilir.  Eksikliklerine rağmen insan, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir ve insan her tür riske rağmen emanet almıştır. İnsan benliğini mutlak olan yüce ben’ den almış olup dolayısı ile özgürlüğe en layık olandır.  Seçim yapan “ben” özgürdür.

Benlik, nefsi durumlarımızdan, zaman etkilerinden uzak, değişmez, sade, bölünmez bir “Ruhani Cevher”dir. İkbal’in felsefesi kendi içinde benlik felsefesidir. Benlik felsefesinde “ben”, merkezdedir, İkbal’de ise ”ben” her şeydir. Tanrı, Mutlak Ben, diğer her şey teker teker özgür ve aynı zamanda karşılıklı ilişki içinde olan benlerdir. İkbal’de benler alttan üste doğru gider ve en üstte Mutlak Ben’ e ulaşır ve Mutlak Ben’ e en yakın olan ben insandır.

Değişen şeyler, değişmeyen benliğe bağlıdır. Şuurlu tecrübemizin açıklanması ise bize değişmez benliğe ulaşma yolunu gösterir. Bu iç tecrübe ile benliğin iş başında olma halini kavrarız.  İrade kullandığımız her an bize gerilim olarak geri döner.  Karar verme aşamasında bizi yönlendiren enerji benliğimizdir. Gerçek kişiliğimiz ise, amaç ve isteklerimizdir. Benlik ve zaman bağı, tabiat ve zaman bağı gibi değildir. Gerçek zaman süreci benliğe bağlıdır.

İkbal, doğu ve batının edebiyat, kültür ve felsefesine vâkıftı. Yaşadığı çağda Müslümanların topyekûn meselelerini yakından bilen ve derinden hisseden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle kendi döneminde Müslümanlarda gördüğü şahsiyet zaafına karşı geliştirmiş olduğu hodî, şahsiyet, ego, benlik felsefesi onun fikri yapısının önemli bir bölümünü oluşturur. Çünkü İkbal, benliğin imhasından, şahsiyetin ilahi ummanda kaybolmasından bahseden bir geleneğin içinden çıkmıştır. Esrar-ı Hodî isimli ilk Farsça eserinde bu konuyu enine boyuna işlemiştir. Zebur-u Acem isimli eserinin ilk münacatında;

“Ya Rabbi göğsüme sen uyanık bir gönül ver,  Seher vakti ufuktan yükselen o ah gibi.  Kendi içinden gelen bir ah ver Ya Rab!”  diyerek benliğe dikkat çekmektedir.

Günümüz İslam tefekküründe önemli bir merhale olarak kabul edilen benlik felsefesi, İkbal’in felsefi düşüncesinde önemli bir yer tutar. Temelleri, Kuran ve klasik İslam kaynaklarının yanı sıra çağdaş felsefe ve bilime dayanmaktadır. İkbal, benliği, sezginin bize bildirdiği temel realite olarak kabul ederken her türlü faaliyetin merkezi olarak görmüştür Aynı zamanda benliği, Allah’a doğru yücelmede en önemli merhale olarak görmüş ve onun inşasına çok önem vermiştir. Bu kavramı Farsça eserlerinde hodi, İngilizce eserlerinde self veya ego kelimelerini kullanmıştır. Aslında bu kavram, İslam düşüncesinde filozoflar, “nefs”, “ene”, “can”, “hayat”, “kendi”, “şahıs”, “özbenlik”, “ruh” vb. gibi manalara gelen şekillerde kullanmışlardır.

Benlik; kişinin kendisi için edindiği şuurluluk, kendi beni üstündeki şuurlu bilgisi gibi tanımlarla açıklanmaktadır. Ancak, bu kavramın gurur, öfke ve enaniyet gibi manalarla bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır.

İkbal’in düşüncesinde iki yönlü benlik fikri vardır. Bunlardan biri ontolojik bir alanda felsefi bir mana yüklediği ve atomdan kâinata, varlık mertebelerinin tümünün bir Ben olduğunu savunduğu, insanın hür bir ben,  Allah’ın da bu mertebelerin üzerinde Mutlak Ben olduğunu savunduğu bir benlik. Diğeri daha çok metafiziksel alanda, “Nefsini bilen Rabbini bilir”  sözünden hareketle, evliyanın tasavvufi bir mana yüklediği benlik anlayışıdır. Bu iki kategoriden hareketle genel manada benlik, insandan ve insani tecrübeden yola çıkarak insanın kendi varlığını tanıması, kendine güvenmesi, kendi kendisine saygı duyması, kendi imkân ve kabiliyetlerini ortaya koyması kendi kendine yetmesi ve kendini geliştirmesi çabasına girmesidir.

İkbal’e göre insan, benlik şuuruna sahip bir varlıktır. İnsanî benliği oluşturan bu şuur halinin kendine has bazı özellikleri vardır. Bunlardan bir tanesi, zihin halleri veya şuur muhtevalarının birbirlerinden ayrı ve kopmuş olmamalarıdır. Bağımsız egolar olarak her birimiz düşünen, inanan, acı çeken ve gayeleri olan, alternatifleri değerlendiren bir varlığız. Başka bir deyişle, zihin veya ruh halleri içinde bulunan varlıklarız. “Ego tecrübesi” sürekli bir oluşum içinde olan ve halden hale geçen ve durup dinlenmek bilmeden değişen, sürekli bir oluşum içinde akıp giden bir tecrübedir. Ego veya benlik bizim zihin halleri diye adlandırdığımız olayların bir birliği olarak kendisini ortaya koyar. Zihin halleri veya şuur muhtevaları, birbirinden ayrı ve kopmuş vaziyette bulunmazlar. Onlardan biri ötekine nüfuz eder, biri ötekini açıklar. Zihin bütünlüğü, fizikî bütünlüklerden tamamen farklıdır. Sözgelişi, inançlarımdan biri ötekinin sağındadır veya solundadır diyemeyiz. Bedenimiz mekâna bağlıdır, fakat zihin halleri böyle bir bağımlılıktan uzaktır. İşte, benliğin göze çarpan ilk özelliği, söz konusu birlik ve bütünlüktür.

İkbal’e göre egolar sonlu olmalarına rağmen bağımsız bir merkeze sahiptirler. Egolar arasında sıkı bir ilişkiler örgüsü olsa da, hiçbir ego başka bir egonun tecrübesini yaşayamaz. Ancak, egolar arasındaki ilişkilerin kurulabilmesi için ferdiyet ve bağımsızlık fikrinin kabulü gereklidir. Ego birliğinin özelliklerini bu şekilde özetleyen İkbal, daha sonra egonun mahiyetini incelemeye koyulmaktadır. Bu konuya ilişkin olarak Gazali ve Kant’ın görüşlerini özetleyen İkbal, her iki düşünürün de açıklamalarını tatmin edici bulmadığını belirtmektedir. Çünkü bu mesele bir psikoloji meselesi olarak ele alınmalıdır. Ona göre, bizi egoya ulaştıracak tek yol, şuurlu tecrübemizin tahlilidir. Bu nedenle, modern psikolojiye eğilip benliğin niteliğine nasıl ışık tuttuğunu görmeliyiz diyen İkbal, William James’in görüşlerinden yola çıkarak bu meseleyi aydınlatmaya çalışmaktadır. W. James, şuur halini bir “Düşünce Irmağı’na benzetmektedir. Bu akışta toplayıcı çengeller vardır. Bu çengeller zihin hayatının akışında birbirine takılarak bir zincir oluştururlar. Bu noktada ego, şahsî hayatın hissedilmesi olup, dolayısıyla düşünce sisteminin bir kısmını meydana getirir. İkbal’in nazarında, W. James’in açıklamaları zekâ ve maharet işi olmasına rağmen şuur hayatımızı yeterli derecede açıklayıcı nitelikte değildir.

KAYNAKLAR:

İkbal, Esrar-ı Hodi, Çev: A.Nihat Tarlan, İst., 1958, s. 33.

Muhammed İKBAL’ in düşüncesinde benlik Felsefesi-Makale-Cevdet KILIÇ

M.İkbal’in İslahat Projesinde kader problemi-İ.KAPLAN-Makale A.Ü

Muhammed İkbal’in Felsefesi-2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir