Hayat nedir? Niye yaşarız? Neden çabalarız? Niçin severiz? Bu küçük Feyza’nın kompozisyonu yazmadan önce aklında dolaşan sorulardan bir kaçıydı. Öğretmenleri ödev vermişti ”Hayat ve sevgiyi” anlatın diye.

Feyza önce düşündü, ne yazabilirdi ki. Aslında bugüne kadar hiç düşünmemişti belki de böyle bir soruyu. Hayat nedir diye düşündü bir an, ya sevgi bugüne kadar soyut bir kavram olarak nitelendirdiği bu iki şeyi nasıl dökebilirdi kâğıda. Tam bir haftası vardı ve Feyza koymuştu kafasına, sınıfta mutlaka dereceye girecekti. Bunları düşünürken dikkatini çekti bahçedeki o yaşlı ama hala çiçeklere bürünen çağla ağacı. Üzerinde iki tane kuş vardı. Sanki birbirlerine bir şeyler mırıldarcasına karşılıklı cıvıltılar gönderiyorlardı. Feyza, işte dedi sevgidir bu. Kaydetti hemen bir kenara hissettiklerini. Şöyle yazmıştı o küçük kâğıda:

“Sevgi hayatı paylaşmaktır. Hayatta sevgi ile güzelleşir. Sevgi uzaklarda da değildir, bazen ağacın üzerinde birbirine yarım ezgilerle ötüşen kuşlardadır ve onlarda sevgi ile paylaşıyordur hayatı” dedi ve noktayı koydu,sonrada bu kâğıdı masasının üstüne bıraktı. Dışarıda olabilirdi aradığı şey. Çünkü harika bir gündü ve babasının söylediği söz geldi aklına “Hayat dışarıdadır. Sen gitmelisin hayata yoksa oturduğun yerde serilmez ayaklarına.” Bir kalem ve kâğıt alıp fırladı dışarıya. Gördüğü her şeyden farklı bir anlam çıkarmaya başladı. Aldığı notları gözden geçiriyordu. “Sevgi, yeri ve zamanı, varı yada yoğu olmayan, soyut gibi görünse de hayatımızdaki en somut şey olan, kelimelere sığmayan, bir yerlerden parayla alınmayan bir kavramdır. Sevgi bir kediyle köpeğin kavgasıdır. Bazen bir nefrete sığınmış ufak bir ışıktır.” diye yazıyordu notunun birinde. Diğerinde ise “hayat bir bütünlüktür. Aynı ağacın, köküyle, gövdesiyle, yapraklarıyla olan bütünlüğü gibidir. Acısıyla, tatlısıyla, sevgisiyle, nefretiyle bir tümdür hayat. Parçalayamazsınız asla onu.” diye yazıyordu ve daha o kadar not almıştı ki, bunları nasıl toparlayacağını düşünüyordu. Sonra başladı teker teker yazmaya. Çok mutluydu Feyza. Çünkü bu sefer çok emek vermiş ve onun karşılığını alacaktı. Notlarını birleştirdi, hislerini ortaya koydu ve sonunda bitirdi.

Tekrar tekrar okudu, gözden geçirdi. Hiç eksiği kalmasın istiyordu. İşte dersleri gelmişti. Feyza sabırsız bir halde öğretmen Feyza’yı hep sona atıyordu, sonunda Feyza dayanamadı ve atıldı. “Hocam izin verirseniz ben okuyabilir miyim?” diye. Öğretmen itiraz etmedi ve Feyza’ya okumasını söyledi. Feyza önce derin bir nefes aldı ve başladı okumaya.

“Hayat ve sevgi nedir? Bizce hayat doğup, büyüyüp, yaşadığımız ve öldüğümüz yer mi sadece. Sevgi bir insanın birbirine aşık olması mıydı. Hayır bence bunlardan ibaret değildi sevgi ve hayat.

Sevgi, bazen iki kuşun birbirine söyledikleri ezgilere saklanmış bir cıvıltı, bazen iki düşman gibi görünen varlıkların arasındaki tatlı çekişmedir. Sevgi, bir çocuğun düştüğü zaman anne diye ağlamasıdır.   Babası eve geldiğinde çocuğun boynuna sarılmasıdır. Sevgi hayatı tatlandıran, bizi bir şeylere teşvik eden, yaptığımız şeylerden zevk almamızı sağlayan araçtır. Sevgi, bahçedeki bir papatyayla üstüne konan arının birlikteliğidir. Bir gülle dikenidir. Bazen gözden inen bir damla gözyaşıdır. Küçük bebeğin çıkardığı anlamsız sözcüklerdir. Oyuncağıyla oynamak için herşeyi unutan küçük Eren’in duyduğu heyecandır sevgi. Minik Ayşe’nin babaannesinin kucağında masal dinlemesidir. Keloğlan ile Cankız’ın aşkıdır. Kavuşmak için yol gözleyen sevdalıların kalbini dolduran duygudur sevgi.  Sevgi iki yüreğin tek gövdede atmasıdır. Karşılıksızdır bazen sevgi acı verir ama yine de vazgeçilmez kendinden. Sevgi budur bence ailedir sevgi, sevgi sevmektir.

Hayat, yaşadığımız sevgilerin anlam kazandığı zaman dilimidir. Hayat acının, tatlının, iyinin, kötünün, zalimliğin, kardeşliğin, dostluğun buluşma noktasıdır. Hayat, yaşamaktır. Sevgiyle, dans eder hayat. Biz ne tür istersek öyle müzik çalar kulağımıza. Hüzünlenirsek o da duygulanır bizimle. Gülersek sevincimize ortak olup gülümser bize. Bazen sırtını dönse de sadece bir tebessüme bakar yüzünün gülmesi. Hayat; yaşamın sevdayla yoğrulmuş halidir bence.

Sevgi ve hayat, ikisi de birbirini tamamlıyor. Sevgisiz hayat, hayatsız da sevgi olmaz.İkisi bir canda dile gelen nefes gibidir. Hiç ummadığımız anda bir tebessümle dile gelir.” dedi ve kompozisyonunu bitirdi Feyza. Bir anda herkes alkışlamaya başladı Feyza’yı. Öğretmen çok beğendiğini söyleyerek bu dersin birincisini de oybirliğiyle seçmişlerdi. Feyza çok sevindi. Çünkü bunu gerçekten hak ettiğini düşünüyordu. Uğraşmıştı ve çabalamıştı ama sonunda başarmıştı. Hoca bir diğer kompozisyon konusunu vermişti sınıfa. “Başarı sizce nedir?”diye. Feyza bunu da yapabileceğini düşünüyordu. Hazırlanmaya başlamıştı bile. Başaracaktı! Buna adı gibi emindi…

SEDA AKBAŞ

Kafkas Ün. Eğitim Fak.

Sınıf Öğretmenliği Öğrencisi

Hayat ve Sevgi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir