Yıllar önce okuduğum Einstein’ın eğitim, din, siyaset hakkındaki veciz sözlerinin toplandığı kitapta eğitim hakkında söylediği, zihnime kazınan şu sözünü görmüştüm:
“İnsani ve ahlaki şeylerden yoksun bir eğitim alanların eğitilmiş bir köpekten farkı yoktur.” Ne tesadüftür ki; büyük beğeni ile okuduğum bu kitabın, bu sözünün görsel açıklamasını okuduktan birkaç gün sonra bir televizyon haberinde gördüm.
Seyrettiğim kendiliğinden yaşanan sahne sanki bu sözü canlandırmak için bilerek hazırlanmıştı.
Evet televizyonda haberleri seyrediyordum ve yeni bir haberin başlangıcı şu girişle verildi: Polis teşkilatımızın kuruluşunun yüz altmış bilmem kaçıncı yılı törenlerle kutlandı. Sonra haberin görseline geçilerek haber sunulmaya devam edildi.
Bir stadyumun içinde eğitilmiş polis köpeklerinin gösterileri için engeller, alanlar hazırlanmış bu alanda üzerlerinde polis yazan yelekler giydirilmiş K9 köpekleri eğitici polislerin eşliğinde öğrendikleri becerilerini sergiliyorlar. Stadyumun dış kısmında ise yüksek protokol için hassasiyetle düzenlenmiş bir kısım var. Protokol sahipleri kendilerine özel koltuklarda oturmuş, önlerinde büyük sehpalar ve sehpaların üzerinde onlara özel ikramlar var. İkramlar kuru pasta ve içecekler olarak görünüyor. Sıradan polisler ve halk ise gösteriyi stadyumun tribünlerinden izliyor.
Protokolün düzenini haberin sonunda görüyorsunuz. Çünkü haber polis köpeklerinin gösterisiyle başlıyor. Köpekler eğiticilerinin gözetiminde tüm hünerlerini gösteriyorlar. Engellerden atlıyorlar, halat köprülerden yürüyüp, boruların içinden geçiyorlar vb.
Böylesine göz dolduran, takdir edilen bir gösteri bitince, eğitmen polisler köpekleriyle birlikte, haklı bir gururla protokolün önünden geçiyorlardı.
Tam bu geçiş sahnesini seyrediyordum ki; bir K9 köpeğinin protokolün önünden geçerken sehpaya doğru yönelip ön ayaklarını sehpaya bastırarak kuru pastalardan bir tane aldığını gördüm. Eğiticisi bunun farkına varır varmaz köpeğin bağına ters yönde asılıp kendine çekti. Çekti ama olan olmuştu. Köpek ön ayaklarıyla protokol sehpasına çıkıp yiyeceklere ağzını bulaştırmıştı.
Bu sahnenin gözüme çarpmasıyla benim de habere bakışım, değerlendirmem ve algım alt-üst olmuştu. Anında bana birkaç gün önce okuduğum kitabın o sözünü anımsatmıştı.
Evet köpeğimiz üst düzeyde eğitimliydi. Kuşkusuz diğer köpeklerden çok akıllı ve farklıydı. Onun zekası, becerisi eğitilerek başka köpeklerden ayrılmıştı. Hatta onun bir mesleği vardı da denilebilir. Nasıl denilmesin? Üstündeki yelekte polis yazıyordu. Polis bir eğiticisi vardı. Onun yemeğini, barınmasını, sağlık bakımını İçişleri Bakanlığı sağlıyordu. Polislerle birlikte mesai yaparak toplumun güvenliği için hizmet edip katkı sağlıyordu.
Bunlar inkar edilemez gerçeklerdi. Evet bu gerçekler inkar edilemezdi fakat onun bir köpek olduğu da inkar edilemezdi. Zaten olay kahramanımız olan köpekte kendisinin köpek olduğunu inkar etmiyor; tam tersine insanların bunu unutmaması, kendisini bir insan gibi görüp yanılmamaları için her fırsatta hatırlatıyordu.
Sehpaya sıçrayıp tabaktaki pastayı kaparak adeta insanlara şöyle sesleniyordu: Ey! İnsanlar biraz önceki gösterimize aldanıp yanılmayın. Evet biz eğitimliyiz. Sizden daha iyi koku alır, daha iyi duyar ve sezeriz. Uyuşturucu yakalamakta, doğal felaketlerde vs. Size yardımcı olur, hizmet ederiz. Doğrusu tüm bunları bizim eğitimimizden geçen her köpek yapar. Ancak bizim bir köpek olduğumuzu hiçbir zaman unutmayın. Bizden beklentileriniz eğitimimizin ötesinde olmasın…

