Kara Lastikle Kanatlanan Umutlar

Sayı 87- Temmuz 2025

Gittiğim bir etkinlikte sergilenen çocukluğumda ayağımda özenle taşıdığım kara lastik ayakkabıları minyatür sempatik haliyle görünce gözümün önünde neler canlandı bir bilseniz. Yetmedi yıllar öncesinden zihnime kazınan kokusu da ansızın gelip yeniden burnumun ucuna konuverdi. Kokuyla birlikte çocukluğum, memleketim, ailem ansızın gelip oturdu tüm sıcak yüzleriyle göğsümün orta yerine.  Bazı nesneler ve kokuları böyle büyülüdür işte.

Rahmetli babamla Ardahan’daki küçücük dükkanımıza ışınlandım ansızın. Kapkara, gıcır gıcır ve ayna gibi parlardı o güzelim lastik ayakkabılar. Toptancıdan aldığımızda kocaman tahta sandık içinde gelirdi bize. Henüz açılmadan kokusu da sandıktan çıkar konardı burnuma. Hepsi özel bir kâğıda özenle sarılıp konulmuş olurdu. Sandıktan tek tek çıkarıp o ayna gibi parlayan, adeta gülümseyen yüzüne dokunup, kokusunu içime çekmek tarifsiz mutluluk verirdi. Hele vitrine dizerken apayrı heyecan duyardım. Çok geçmeden alıcıları sırayla gelirdi dükkâna. Bu sefer de birileri daha mutlu olacak diye sevinirken bir taraftan da veda hüznü çökerdi içime garip bir şekilde. Satın almak isteyen müşteri önce eline alıp evire çevire incelerdi. Ben de direkt ayağına bakardım alıcının. Eğer ayağındaki ayakkabının bir tarafında yırtılma yoksa kesin olarak bir yakını için baktığı sonucuna varırdım. Çünkü o dönemde ekonomik koşullar hemen herkesin kısıtlıydı. Bir de bütçesi iyi durumda olsa bile her ailenin vazgeçilmez prensibi şuydu: gerektiği kadar harcamaya evet,  lüzumsuz ise, giderler asla yapılmamalıydı. Ee… kolay mı çarıkla, yalınayakla yaşamış neslin o eşsiz hayat deneyimlerine kafa tutmak. Ya da itiraz etmek mümkün ötesi bir şeydi.

Birgün kocaman sandık içinde toptancıdan gelen lastik ayakkabıları özenle çıkarıp yerleştirdikten hemen sonra orta yaşlarda bir köylü amca geldi dükkanımıza.

 İçeri girer girmez lastik ayakkabıların sergilendiği yere yöneldi. Kâğıt ambalajından özenle ayırarak eline alıp incelemeye başladı. Uzaktan izlerken her zaman yaptığım gibi önce amcanın ayağına baktım. Ayakkabısı birkaç çizik olsa da sağlamdı. İlk fikrim başkasına aldığı yönündeydi. Köylü amcanın inceleme durumu biraz uzayınca yanına yaklaşıp, yardımcı olmak için sordum:

“Kaç numara olacaktı amca hemen bulayım hangisi lazımsa?”

Yüzüme derince düşünce içinde baktıktan sonra dudağını bükerek yanıtladı:

“Sarı kızım önce sen söyle kaç pangılot bu lastikler?”

Fiyatını söyler söylemez göğsünü belirgin bir şekilde şişirme pozisyonu alarak, beni de yukarıdan aşağıya doğru süzer tavır içinde konuştu:

“Bu lastiği iki kişi giyecek. Şimdi sen öyle bir para iste ki alan da memnun olsun satan da”

Doğrusu şaşırdım kaldım. Ne diyeceğimi bilmez hâlde bakışlarımı merakla babama yönelttim. Çok meşgul olsa bile her zaman bir kulağı bende olan babam pazarlık yapmaya çalışan müşterilerine daima anlayış ve şefkatle yaklaştırdı. Çok düşünmeden yanıtladı :

“İmkanın neyse yettiği kadar ver amca. Gerisini kazanırız elbet bir şekilde.”

Duyduğu bu yanıttan sonra rahatlamıştı sanki.  Derince nefes alarak konuştu:

“Benim en küçük oğlan Ezzurum’da böyük mekteplerden birisini kazandı da amcası şimdi bu lastiği hem ona alacam hem de kendime. Niye dersen bugün kaymakama çıkacam. Böyük mektebin zahmeti de böyük olur dediler. Dört sene boyunca evdeki külfetemi yetişeyim, oğlana mı şaşırdım kaldım. Gideceğim işte. Devlet böyüktür bizden. Son beşik bu oğlan. Öbürlerini okutmak için gücüm yetmedi. Bu çocukta çok heveslendi okumaya. Emekleri boşa gitmesin. Belki bize de faydası olur. Az buçuk belimizi doğrultsak yeter. Son umudum bu. İnşallah böyük adam olur da bizi de fukaralıktan kurtarır. Kaymakam efendiye bir bir anlatacam. İşte bu lastiği de ona sebep aldım. Hökümetin başındaki adama hürmet etmek lazım ki o da sana hürmet etsin, kıymet bilsin. ‘Devlet elini, merhametini uzatsın’ diyecem. Elimi boş çevirmezse kaymakam, bu lastikleri ayağımdan çıkarıp yalınayak koşarak dörtnala köye gidecem. İçimden öyle geçti. Yeter ki hökümet bu sabiye destek olsun. Daha ne isterim Allah’tan.”

Düş dünyasından uyanan çocuk gibi buğulu gözlerle yüzümüze bakan amcaya yanıt veremedim.

Babam yüreklendirerek konuştu.

“Benim de kardeşlerim büyük mekteplerde okudu. Onları görünce göğsüm kabardı her zaman. Senin çocuğunda kardeşim gibi olsun. Al git lastikleri amca. Yolun açık olsun. Para istemez hediye olarak kabul et.”

Elindeki lastik ayakkabıya bayram şekerine kavuşmuş çocuk gibi sarıldı amca. Heyecanla nefessiz konuştu:

“Kaymakam efendiye gideyim önce. Orada giyerim saygı için. Sonra kapıda çıkarıp oğlana götürür teslim ederim.”

Babamla birlikte yüreğimizden gözlerimize süzülen nemlerle dinlerken amcayı, kapıya doğru heyecanla yönelirken durdurduk.

“Ayak numarası kaçtı çocuğun? Yanlış numara olmasın.”

Göğsüne bastırdığı ayakkabılara bakarak, sanki elinden alacakmışız gibi biran önce çıkıp gitmeye çalışarak heyecanla konuştu

 “İdare ederiz bir şey olmaz. Benimki 42 onun 40 olması lazım” dedi tereddüt içinde…

Eliyle işaret ederek durmasını istedi babam.

Lastik ayakkabıların bulunduğu sandığa yönelerek kısa bir karıştırmadan sonra elindekileri köylü amcaya gülümseyerek uzattı:

“Bunlar 41 numara. İkinizin numarasının ortası. Eğer olmazsa kirletmeden getir,  değiştirelim” “Hadi uğurlar olsun “dediğimizde hızla kapıya yöneldi.

Dışarı çıkıp ana caddeye doğru yürüdüğünde görünmez kanatlı kuş gibi uçuyordu. Umuduna, düşlerine su serpilmesinin heyecanı içinde yarınları şimdiden kucaklamış gibi gökyüzüne karışmış gidiyordu.

Güne mutlulukla başlamanın iç huzurunu bize de bulaştırıp, kanatlanmış uçuyordu köylü amcam.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir