Ali Paşa Veyseloğlu’nun “Vatan ve Gurbet” Adlı Eseri Üzerine

Sayı 85- Ahıska Özel Sayısı (Ocak 2025)

Giriş

Dil, bir milletin kalbidir. Dilin pek çok tanımı olsa da genel olarak insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, bu doğrultuda kendine ait kuralları olan ve bu kurallar çerçevesinde çağın gerekliliklerine göre gelişen canlı bir varlıktır (Ergin, 2023). Keza Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da “Türkçe, benim ses bayrağım.” sözüyle belirttiği gibi, dil bir milletin varlığının sembolüdür.

Her millet yaşadığı coğrafyada özgürce dilini kullanıp, eserler verebilmek, bu eserler aracılığıyla duygularını, düşüncelerini, yaşadıklarını gelecek nesillere aktarmak ister. Bu süreçte dil de önemli bir araçtır. Ayrıca dil, milletin kendi içinde birlik ve beraberliğini sağlayan ortak bir değerdir.

Kültür, bir milletin tarihi boyunca toplumsal gelişme sürecinde ortak bir biçimde oluşturduğu maddi ve manevi değerlerin bütünüdür (TDK, 2024). Kültürün gelecek kuşaklara aktarılmasına kültürel miras denir. Her milletin kendine özgü bir kültürel mirası vardır. Milletleri birbirinden ayıran özelliklerden biri de budur. Milletler kültürlerini koruyup gelecek nesillerine aktarmak ister. Bunun için pek çok yol kullanırlar. Bu yollardan en temeli de dildir. Dil aracılığıyla edebî eserler verilerek kültürler gelecek nesillere aktarılır ve korunur.

Dünya üzerinde tarih boyunca birçok savaş yaşanmıştır. Bu savaşların çoğunun nedeni ise savaş başlatan devletlerin topraklarını genişletmek ve güç sahibi olmak istemeleridir. Bu doğrultuda da işgal ettikleri topraklarda yaşayan halkın baş kaldırmasını önlemek amacıyla asimile etmek, birçoğunun hedefi olmuştur. Hedeflerini gerçekleştirmek için attıkları ilk adım ise halkın kendi kültürünü unutturmaktır. Bunu halkın dilini, dinini, kültürel sembollerini kullanmalarını yasaklayarak, eğitim sistemini değiştirerek ve en zoru onları kendi vatanından sürgün ederek yapmışlardır. Amaçları millî birliklerini ve beraberliklerini bozup, kültürlerini unutturmaktır. Böylece halkın zamanla ortak kültürel miraslarını da kaybedip asimile olmalarına sebep olmaktır.

Ahıska Türklerine, yapılan durum da tam olarak budur hatta daha da fazlasıdır. Onlar yıllar içerisinde özellikle de 1829 Edirne Antlaşması ile ana vatandan ayrı düştükleri zamandan itibaren pek çok olumsuz olay yaşamışlardır ve yaşamaya devam etmektedirler (Aydıngün ve Aydıngün, 2014). Özellikle Rusların uygulamış olduğu politikalar Ahıska Türkleri için âdeta bir zulme dönüşmüş ve bu zulümler ardı sıra birbirini izlemiştir. Onlar kendi topraklarından ayrı düşürülmüş, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelere sürülmüştür.

Tüm bunlara rağmen Ahıska Türkleri yıllar boyunca yaşadıkları, gördükleri baskılara ve zulümlere karşı her zaman dik durmuşlar, asla yılmamışlardır. Onlar ümitlerini ve sabırlarını her zaman korumuş; ellerinden gelenin fazlasını ortaya koyarak çabalamaya devam etmişlerdir. Bu çaba dil, kültür, edebiyat alanlarına da yansımıştır. Ahıska Türkleri, dillerini, kültürlerini ve edebiyatlarını geliştirerek yaşatmaya çalışmışlardır. Bu durum, son derece önemli bir kültür, edebiyat ve sanat bölgesi oluşmasını sağlamıştır. Ahıska bölgesi dil, kültür, edebiyat, sanat açısından incelendiğinde son derece önemli bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ahıska Bölgesi Neresidir?

Ahıska bölgesi, Atabek Yurdu kültür bölgesinin başkentidir (Çınar, 2022). Bu bölge, günümüzde Gürcistan sınırları içerisinde yer almaktadır (Aliyeva Çınar, 2021; Poyraz ve Güler, 2018). Bugün bakıldığı zaman, Adıgön, Ahılkelek, Ahıska, Aspinza ve Bogdanovka ilçeleri ile Ahıska bölgesinin Türkiye’nin kuzeydoğusunda, Artvin ve Ardahan ile sınırı olan bir bölgede yer aldığı görülmektedir (Aliyeva Çınar, 2021; Çınar, 2022, Poyraz ve Güler, 2018).

Atabek Yurdu ve Ahıska Bölgesi (Çınar, 2015, s. 20) 

Dil, kültür, edebiyat, sanat açısından önemli bir bölge olan Ahıska bölgesinin tarihi oldukça eski dönemlere dayanmaktadır (Aliyeva Çınar, 2021). Bu bölge pek çok devlete ev sahipliği yapmıştır. Bu devletlerden bazıları Hunlar, Hazarlar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi Türk devletleridir (Çınar, 2022). 1578 Çıldır Savaşı ile Ahıska bölgesi, Safevilerden alınarak Osmanlı topraklarına katılmış; 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması’na kadar yaklaşık 250 yıl Osmanlı toprağı olarak kalmıştır (Çınar, 2022; Demiray, 2012).

Ahıska Türkleri için 1829 yılından itibaren yeni bir dönem başlamıştır. Çünkü bu tarihten itibaren Ahıska toprakları Rusların hâkimiyeti altına girmiştir. Rus hâkimiyetindeki dönemde bu topraklarda yaşayan Türk halkı pek çok acı ve ızdırap çekmiştir (Demiray, 2012). Özellikle Sovyetler Birliği döneminde bu baskılar, artarak devam etmiştir. Ahıska Türkleri, kendilerini özgürce ifade edememiş, rejimin baskısı altında yaşamaya çalışmışlardır. Bu dönemde Ahıskalı yazar ve şairler başta olmak üzere birçok sanatçı eser verememiş, vermeleri engellenmiştir. Tüm bu yaşananlar ile dil, kültür, edebiyat, sanat açısından önemli bir bölge olan Ahıska bölgesinin kültürel gelişimi de zarar görmüştür.

14 Kasım 1944 günü Sovyetler Birliği’nin almış olduğu sürgün kararı ile Ahıska Türkleri topraklarından çok uzaklara, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi ülkelere sürülmüştür (Aydıngün ve Aydıngün, 2014; Kurt, 2015 akt. Poyraz ve Güler, 2018). Sürgün ile Ahıska Türklerinin çektiği acılar doruk noktasına ulaşmıştır (Aliyeva, 2013). Ahıska Türklerinin başta 14 Kasım 1944 Ahıska Sürgünü olmak üzere yaşamış olduğu olay ve durumlar, Sovyetler Birliği’nin baskıcı tutumu Ahıska Türklerinin kültür ve edebiyatına da yansımıştır. Sürgün ile başlayan dönem, Ahıska Türklerinin kültürü ve edebiyatı için âdeta bir duraklama dönemi gibidir.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Ahıska Türkleri, toplumsal ve kültürel olarak biraz rahatlamışlardır. Baskıcı rejimden kurtulan Ahıska Türkleri, dil, kültür, edebiyat, sanat alanında duygularını, düşüncelerini, yaşadıklarını eserlerine daha açık bir şekilde yansıtabilmişlerdir (Aliyeva, 2013; Aydıngün ve Aydıngün, 2014).

Ahıska bölgesi edebî açıdan önemli yazar ve şairleri yetiştiren bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Ali Paşa Veyseloğlu, Cabir Halit, Mircevat Ahıskalı, Bekir Perişan, Zeynul Yektayı, Binali Arif, Binali Yusufoğlu, Sabircan Celil gibi yazar ve şairler, öne çıkan Ahıskalı edebî isimlerden bazılarıdır (Aliyeva, 2013).

Ali Paşa Veyseloğlu Kimdir?

Ahıska bölgesinin önemli yazar ve şairlerinden biri olan Ali Paşa Veyseloğlu 1924 yılında Ahıska’nın Aspinza ilçesinde dünyaya gelmiştir. 1940 yılında Pedagoji Kolejinden mezun olan Veyseloğlu, ilk ve ortaöğrenimini doğduğu yer olan Aspinza’da tamamlamıştır. Veyseloğlu, öğrenimini tamamladıktan sonra Oşora, Aheşen, Şaloset gibi köylerde öğretmenlik yapmıştır (Veyseloğlu, 1999; Veyseloğlu, 2008).

Veyseloğlu, 1942 yılında Rus ordusu tarafından askere alınmıştır. 1943 yılındaki Rus-Alman Savaşı’nda ağır yaralanmıştır. Sonrasında ise tedavi olmuş ve Aspinza’ya dönmüştür. Ali Paşa Veyseloğlu ve ailesi, 14 Kasım 1944 Ahıska Sürgünü’nde topraklarından ayrı düşürülmüştür. O ve ailesi Kazakistan’ın Almatı iline sürülmüştür (Veyseloğlu, 2008).

Ahıskalı halk şairi ve yazarı Veyseloğlu, şiir ve hikâyelerini 1950 yılında yazmaya başlamıştır. Veyseloğlu, eserlerinde gurbet, vatan sevgisi, özlem, hasret, sürgün, acı, ızdırap, dostluk, kardeşlik, Ahıska Türklerinin çektiği zulüm ve işkenceler gibi konuları, temaları, olayları işlemiştir. Şairin eserleri, Türkiye ve Kazakistan başta olmak üzere çeşitli ülkelerde dergi, gazete, kitap, televizyon ve radyolarda yayınlanmıştır. “Vatan ve Gurbet”, “Ahıska Türklerinin Dramı”, “Vatan”, “Turnalar”, “Abay” Veyseloğlu’nun başlıca eserlerindendir (Veyseloğlu, 1999; Veyseloğlu, 2008).

Veyseloğlu, Ahıska Türkleri adına 1991 yılında kurulan Kazakistan Ahıska Türkleri Derneği’nin kurucuları arasındadır. Faydalı çalışmalarından dolayı Kazakistan Cumhuriyeti tarafından kendisine ödül ve madalyalar verilmiştir (Veyseloğlu, 2008).

14 Kasım 1944 Ahıska Sürgünü’nü yaşayan Veyseloğlu, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen pes etmeyip halkının sesini duyurmaya çalışmış ve halkının yaşadıklarını eserlerinde işlemiştir. 2016 yılında vefat eden Veyseloğlu’nun bu çabası, Ahıska Türkleri başta olmak üzere tüm Türk dünyası açısından oldukça değerlidir (Aliyeva Çınar, 2016).

Ahıska Türklerinin önemli isimlerinin başında gelen Ali Paşa Veyseloğlu, özellikle “Vatan ve Gurbet” adlı eserinde halkının yaşadığı acı ve ızdırapları, vatan özlemini kaleminin gücüyle ölümsüzleştirmiştir.

Vatan ve Gurbet

Ali Paşa Veyseloğlu’nun, “Vatan ve Gurbet” adlı eserinde Ahıska Türklerinin başına gelen acı olaylar, maruz kaldıkları zulümler, haksızlıklar şiirsel ve edebî bir üslup ile dile getirilmiştir.

Eser; beş farklı baskısı için yazılmış “Ön söz”ler, Ali Paşa Veyseloğlu’nun “Otobiyografi”si, “Giriş”, “Ali Paşa Veyseloğlu’nun Hayatı”, “Sürgün Yılları”, “Stalin’in Ölümünden Sonraki Dönem”, “Şiirlerim”, “Kasideler-İlahiler”, “Türkiye Devlet Başkanlarına Müracaat”, “Âşık Sümmani ve Âşık Şenlik”, “Ahıska Türklerinin Sürgün Olayından Bir Parça”, “Ahıska Türkleri Arasında Yaygın Olan Atasözleri” ve kitabın en sonunda yer alan “İçindekiler” bölümlerinden oluşmaktadır.

“Vatan ve Gurbet” adlı eser, ilk baskısı için T.C. Almatı Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Hasan Kaplan, ikinci baskısı için Dr. Bahattin Ergezer, üçüncü baskı için Kazakistan Büyükelçisi Çınar Aldemir, dördüncü bakısı için Kazakistan Ahıska Türkleri dernek başkanı Ziyaettin İsmihanoğlu ve beşinci baskı için TİKA Almatı Program Koordinatörü Dr. Mehmet Yazgan tarafından yazılan ön sözler ile başlamaktadır. Ön sözlerde genel olarak Ahıska Türkleri, Ahıska Türklerinin yaşadığı olaylardan bahsedilmiş; eserin önemine değinilmiştir. “Ön söz”ler, Ali Paşa Veyseloğlu’na teşekkürler ve Ahıska Türklerine edilen dualar ile bitirilmiştir.

Ön sözlerden sonra gelen yazarın otobiyografisi bölümünde Ali Paşa Veyseloğlu’nun hayatından kısaca bahsedilmiştir. Bu bölümün başlığı her ne kadar otobiyografi olarak adlandırılsa da burada yazılanlar biyografi niteliğindedir.

“Otobiyografi” bölümden sonra gelen “Giriş” bölümünde, Ahıska Türklerinin kökeninden ve tarihinden, Aspinza kazasından (kasabasından), Ahıska bölgesinin coğrafyasından, sosyal yapısından ve yakın dönem tarihinden edebî bir dil ile bahsedilmiştir. Veyseloğlu, Aspinza’yı şöyle betimlemiştir:

“Doğu tarafı, dağlar, yaylalar, ormanlar, çayır, çimenlerle çevrili, güzel gülleri ve çiçekleri ile eşi bulunmaz bir kasabadır. Dağlardan akan çeşme suları, buz gibi soğuk ve turna gibi saftır. Batı tarafında ise Ardahan’dan dağlar arasından gelerek Aspinza kasabasının batı tarafından akıp giden Ardahan Çayı vardır.” (Veyseloğlu, 2008, s. 28).

“Giriş” bölümünde yapılan bu gibi canlı betimlemeler ile bölgenin doğal güzellikleri, Ahıska Türkleri ve Ahıska Türklerinin başından geçen olaylar okuyucuya anlatılmaktadır. Bu bölüm, bölge ve bölgenin insanı hakkında bilgi edinilmesi açısından önem taşımaktadır.

Bir diğer bölüm olan “Ali Paşa Veyseloğlu’nun Hayatı” bölümünde öncelikle yazarın ailesinden -annesi ile babasından ve iki kız kardeşi olduğundan- bahsedilmiştir. Çevresi tarafından sevilip sayılan Veyseloğlu, öğretmenlik mesleğini yaptığı zamanlarda Fikriye Hanım’a olan aşkını düz yazısının yanında şu şiir ile dile getirmiştir:

Dünya Güzeli

“Mevlâm seni beğeniben yaratmış
Sultan etmiş güzellerin üstüne.
Adın Fikriye yüzün aydan nurludur
Bir ay doğmuş bu ayların üstüne.

Ahu gözler âşıkları kandırır
Katlı kumaş pahasını andırır
Senin aşkın biz fakiri yandırır
Bâd-ı sabâ eser güller üstüne.

Seni alan muradalır dünyada
Gider gamı hurrem olur dünyada
Huzur bulur hem şâd kalır dünyada
Nurlar inmiş gazellerin üstüne.

Paşa der ki! Kara kaş hilâl gibi
Dilin şirin, şeker şerbet bal gibi
İnci dişler dehanında lâl gibi
Bülbül konmuş al güllerin üstüne”
  (Veyseloğlu, 2008, s. 32-33).

Bu mısralarda Veyseloğlu, gönlünde taht kuran Fikriye Hanım’ın güzelliğini doğal unsurlar ile ifade etmiş, ona olan sevdasını lirik bir anlatım şekliyle şiirine yansıtmıştır. Şiirde divan edebiyatının etkisi de görülür. Uyak düzeni, kullanılan bazı deyimler ve mazmunlar, buna örnek gösterilebilir. Ayrıca, “Dünya Güzeli” şiirinin yanında bu bölümde Ali Paşa Veyseloğlu’nun başından geçenler, iç dünyası, duyguları ve düşünceleri, düz yazılarının yanı sıra “Gider Olduk”, “Dünya”, “Emanet”, “Türkü”, “Ya İlahi”, “Bak” ve “Oldu” başlıklı şiirleriyle dizelere dökülmüştür.

“Sürgün Yılları” adlı bölümde, Ali Paşa Veyseloğlu’nun 1944 yılında başından geçenler ve Ahıska Türklerinin sürgün ile yaşadıkları acı gerçekliğiyle gözler önüne serilmiştir. Veyseloğlu, sürgünle yaşanan acı ve ızdırap dolu olayları, düz yazılarının yanında şiirleri aracılığı ile dile getirmiştir. Ali Paşa Veyseloğlu, sürgünden sonra Rus, Gürcü ve Ermenilerin Ahıska Türklerinin evlerini, mallarını yağmalamaları üzerine  “Benim Âh u Zârım” şiirini yazmıştır.

Bölümün devamında, Ahıska Türklerinin günlerce aç bırakıldığı sürgün yolculuğunda açlık ve sefalet dolu manzarasına dayanamayarak yaşadığı derin üzüntüsünü “Olur” ve “Gözüm Yol Çeker” başlıklı şiirleri ile kaleme almıştır. Ayrıca Veyseloğlu, bu bölümde sürgün döneminden sonra Ahıska Türklerine karşı cömertliklerini esirgemeyen Kazak Türklerine teşekkür mahiyetinde “Kazak Türklerine” başlıklı şiirini yazmıştır.

“Stalin’in Ölümünden Sonraki Dönem” başlıklı bölümünde, Stalin dönemi ve sonrası anlatılmıştır. Ahıska Türkleri, 1956 yılına kadar baskıcı rejimin verdiği karar doğrultusunda ayda bir iki defa Sovyetler Birliği yönetimine durumlarını bildirmek zorundaydılar. 1956 yılından sonra -Stalin’den sonraki dönem- Ahıska Türklerinin üzerindeki bu baskı bir nebze de olsa azalmıştır. Bu dönemde Ahıska Türklerinin birbirleriyle görüşmelerine izin verilmiş, fakat hiçbir Ahıska Türkünün Ahıska’ya dönmesine izin verilmemiştir. Ayrıca Veyseloğlu, bu bölümde kayınbiraderi İsmail Ağa’nın ölümünden sonra onu övmek amacıyla “İsmail Ağa” şiirini yazmıştır.

Bir diğer bölüm “Vatanı Ziyaret”tir. Bu bölümde Veyseloğlu’nun 1987 yılında burnunda tüten memleketi Aspinza’yı ziyaret ettiğinde yaşadığı anıları yazılmıştır. Veyseloğlu memleketine gittiğinde neredeyse hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görmüştür. Evlerinin, bağlarının, bahçelerinin Gürcülerin ellerine geçtiğini; mezarlıklarının bile artık yerinde olmadığını görmüştür. Çünkü Gürcüler, mezarlıkların üstünü traktör ile sürüp Ahıska Türklerinin köklü tarihine ait son kalıntıları da yok etmek istemiştir. Bu acı tablo karşısında içi burkulan Veyseloğlu “Oysaki biz bir tek Hristiyan’ın mezarına dokunmamış, zarar vermemiştik.” der.

Memleketinde yaşanan değişimler karşısında yüreğinde büyük bir acı hisseden Ali Paşa Veyseloğlu aşağıdaki şiirleri kaleme almıştır:

Güzel Aspinza

“Yıl dokuzyüz kırk dört, o günden beri
Senin halin nice oldu Aspinza.
O zaman çok zulüm oldu bizlere
Sararıp soldu güllerin Aspinza. 

Kim bilir nasıldır tarihin senin
Tarumar olmuştur şöhretin ünün
Bağında okumaz senin bülbülün
Viraneye döndü kaldı Aspinza. 

O susam sümbüllü bağların kaldı
Kodiyan gibi dağların kaldı
Yasemin güllerin sarardı soldu
Hazan mı gülünü çaldı Aspinza.

Paşa’yım Şahımdan imdat isterem
Hasretlendim seni görmek isterem
Hakkı hak edenden kömek isterem
İnşallah görürüz n’oldu Aspinza”
                       (Veyseloğlu, 2008, s. 68).

Vatan

“Dinleyin komşular vesm-i halimi
Yandırdı bizleri derdi vatanım.
Düşünce yâdıma bağı bahçesi
Yandırdı bizleri derdi vatanın. 

Ucadan ucaydı Kodyan dağı
Yemeğe mahsustu peyniri, yağı
Yâdıma düşen de sütü kaymağı
Yandırdı bizleri derdi vatanın.

Kışlar karşı yâdıma düştü
Bu yazık ciğerim gurbette pişti
Âlem bağ bahçeden sohbeti açtı
Yandırdı bizleri derdi vatanın.

Paşa çok düşünme yoktur ilâcı
Hastaya şifaydı meyve ağacı
Ölene dek çıkmaz bizden bu acı
Yandırdı bizleri derdi vatanın”
                 (Veyseloğlu, 2008, s. 76).

Bu bölümün devamında 1989 Fergana Olayları’na da değinilmiştir. Bu süreçte Rusların Özbekleri kışkırtmaları sonucunda Özbekler, Ahıska Türklerine karşı bir saldırıya geçmişleridir. Ahıska Türklerine ait evler, arabalar yağmalanmış, pek çok insan katledilmiştir. Veyseloğlu bu olaylarda Rusların Özbekleri kışkırttığını, kardeşi kardeşe düşman ettiğini belirtmiştir. Ayrıca o bir grup Özbek yüzünden tüm Özbeklerin suçlanmaması gerektiğini söyleyerek kardeşliğe vurgu yapmıştır. Veyseloğlu Özbeklerin bu tutumunun aksine Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Ahıska Türkleri için yaptıkları, onlara karşı olumlu tutum ve davranışları dolayısıyla teşekkürlerini sunmuştur.

“Şiirlerim” başlıklı bölümü, “Vatan ve Gurbet” adlı eserin en kapsamlı bölümüdür. Yaklaşık 90 sayfadan oluşan bu bölümü Veyseloğlu’nun farklı yıllarda yazmış olduğu 81 adet şiir oluşturmaktadır. Bu şiirlerde genel olarak “vatan”, “vatan özlemi”, “gurbet”, “zulüm”, “inanç”, “umutsuzluk”, “acı”, “ıstırap”, “yakarma”, “sürgün”, “Ahıska Türkleri”, “sitem” gibi temalar işlenmiştir. Bu bölümde yer alan şiirlerden birkaçı şu şekilde örnek verilebilir:

İçinde

“Gitti ömür, gün azaldı nâ-haktan
Yandı bağrım gurbet ilin içinde.
Ben Kafkas’ta güle güle gezerdim
Gamgin oldum sümbül gülün içinde.

Günden güne perişandır günümüz
Bîtab düştük sızlar hasta canımız
Kimi diyor harab olmuş kanımız
Yürek yanar, oddur külün içinde.

Paşa’nın kalbinde Türkiye eli
O zaman açılır menekşe, gülü
Ölenler kurtuldu, kalan yaralı
Gitti ömür gurbet elin içinde.”
                          (Veyseloğlu, 2008, s. 100).

  Lâyık

“Şükür olsun Yaratan’â çok şükür
Yaratmış bizleri İslâm’a layık.
Göndermiş Kur’an-ı Azimü’ş-şanı
Göstermiş izleri İslâm’a lâyık. 

Cihana sevgili habibi gelmiş
Birinci Sıddık yâr-i ğâr olmuş
Ömer ile Osman kadrini bilmiş
Bol vermiş sözleri İslâm’a lâyık.

Günahkâr Paşa’yım aman dileriz
Ahir nefesimde Kur’an dileriz
Kabirde yek cevap aman dileriz
Ağartsın yüzleri İslâm’a lâyık.”
                        (Veyseloğlu, 2008, s. 112)

            Oldu

“Kırk dördüncü yıl sonbahar güzü
Emr ile bir yere yığdılar bizi
Dediler Stalin sürüyor sizi
Bîçare bu canlar perişan oldu

Ağladılar analar saçını yoldu
Elimizden zornan malımız aldı
Stalin bizleri yollara saldı
Sahipsiz oğlanlar perişan oldu 

Babası savaşta şehit olanlar
Çok vardı babadan yetim kalanlar
İhtiyar analar koca babalar
Bütün bu insanlar perişan oldu

Kiminin babası bir yanda oldu
Kiminin annesi vagonda öldü
Yetimler soğuktan sığınıp kaldı
Baharlar, hazanlar perişan oldu

Vatan için canın feda kılanlar
Vatan için kurban gidip ölenler
Onlardan geriye yetim kalanlar
Yetişen civanlar perişan oldu.” 

Nâ-haktan bizler hain sayıldık
On yıllar komendant tutsağı olduk
Akraba kardeşten ayrılıp kaldık
O cennet mekânlar perişan oldu.”
           (Veyseloğlu, 2008, s. 98-99).

Bir diğer bölüm olan “Kasideler-İlahiler” adlı bölümünü Ali Paşa Veyseloğlu’nun yazmış olduğu 41 kaside ve ilahi oluşturmuştur. Veyseloğlu, birçok Ahıska Türkü gibi, yaşadığı acı olaylara rağmen inancına, dinine, diline sımsıkı tutunmuş ve bir an bile vazgeçmeyi düşünmemiştir. Bu bölümdeki şiirlerde Veyseloğlu “Hz. Peygamber’e ve Allah’a övgü”, “Allah’a şükür”, “Allah’a yalvarış”, “ahiret günü” gibi temaları işlemiştir. Bu bölümde yer alan kaside ve ilahilerden birkaçı şu şekilde örnek gösterilebilir:

         Çok Şükür

“Güzel Allah bizi insan halk etmiş
Şükür olsun birliğine, çok şükür
İslamlara doğru yolu göstermiş
Şükür olsun Allah’ıma, çok şükür! 

Resuldür Muhammed, dinimiz İslam
Rehberdir mümine Hazret-i Kur’an
Ne mutlu mü’mindür Kur’an’a uyan
Kuran’ı gönderen Rabbime şükür! 

İki cihanı serveridir Muhammed
İns’e Cin’ne eyleyecek şefaat
Mevlâmızdan bize olsun inayet
Bildirdiği doğru yere çok şükür! 

Din-i İslam biz Muhammed ümmeti
Cenab-ı Hak nasip etsin Cenneti
Yaradanın çok büyüktür rahmeti
Birliğine, varlığına çok şükür! 

Der ki Paşa, benim çoktur günahım
Sığınmışız, af eylesin Allahım!
Biz bendeyiz O’na malum günahım
Bağışlayan Allah’ıma çok şükür!”
                 (Veyseloğlu, 2008, s. 202).

    Hem Rahîmsin Hem de Rahmân

“Kadir Mevlâm Sırr-ı sübhan bizi yoktan var eyledin
İnanmışız birliğine senden başka yoktur Rahman.
Aff ü gufran bir tek sensin, sendendir her güzel Mevlâm
Binbir ismin sahibisin, hem Rahimsin hem de Rahman.

Arş u kürsü halk eyledin, yerler gökler hükmündedir
Yaratmışsın ins ü cinni, emir ferman hep sendedir
On sekiz bin âlemin hepsi senin emrindedir
Ben bir aciz kulunum, günahımı affet Rahman.

Der ki Paşa sığınmışım umud ile dergâhına
Bağışla bu bendenizi iki cihan sultanına
Cehennemden koru bizi, lâyık eyle Cennetine
Kudret kuvvet hep sendedir, hem gufransın hem de Rahman.”
                                            (Veyseloğlu, 2008, s. 179-180).

“Türkiye Devlet Başkanlarına Müracaat” adlı bölümünde Ali Paşa Veyseloğlu’nun 1987 yılında Türkiye Devlet Başkanlarına yazdığı yazı bulunmaktadır. Bu bölümde Veyseloğlu, Ahıska Türklerine yapılan zulümleri, yaşadığı zorlukları, uğradıkları haksızlıkları anlatmış; devlet başkanlarından onlara yardım eli uzatmalarını, sahip çıkmalarını istemiştir. Veyseloğlu, Ahıska Türklerinin tek isteğinin vatanlarına -Türkiye’ye- dönmek olduğunu belirtmiş ve dua ile bölümü sonlandırmıştır.

“Âşık Sümmani ve Âşık Şenlik” adlı bölümünde ise Âşık Sümmani ile Âşık Şenlik’in atışmaları yer alır. Sonraki bölüm ise Ahıska Türklerinin sürgün olayından bir parçadır. Bu bölüm kendi içinde üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde sürgün öncesinde Rusların ne yapmak istediğini anlamaya çalışan birkaç Ahıska Türkünün birbirleriyle olan konuşmalarına ve Âşık Abdullah’ın türküsüne yer verilmiştir. Veyseloğlu ilk bölümü, memleketinden sürüleceği zaman karşılaştığı manzaranın kalbine düşürdüğü ateş ile yazdığı “Aspinza’m” başlıklı şiiri ile bitirmiştir. İkinci bölümünde kara kışın ortasında tren vagonlarına insan muamelesi gösterilmeden sıkıştırılan ve ölüm yolcuğuna gönderilen Ahıska Türklerinin vahim durumu anlatılmıştır. Bu bölümde Ahıska Türklerinin kendi aralarında geçen diyaloglarına yer verilmiştir. Diyalogların yanında bir de Veyseloğlu’nun yüreğine dokunan Ali İslâm ve Nergis Hanım’ın -yeni evli çift- ayrı tren vagonlarında hastalıktan olan ölümü üzerine yazdığı bir şiir vardır. Üçüncü bölümde ise sürgün sonrasında Kazakistan’a sürülen Ahıska Türklerinin yaşadıkları anlatılmıştır. Kazakistan halkı başta asılsız dedikodulardan dolayı uzak dursa da ilerleyen zamanlarda onlar da Ahıska Türklerinden cömertliklerini esirgememiştir.  Fakat Ahıska Türklerinin çektikleri burada da son bulmamıştır. Üçüncü bölümün devamında zalim Sovyet yönetiminin Ahıska Türklerinin üzerinde kurduğu baskının –“Stalin’in Ölümünden Sonraki Dönem” başlıklı bölümünde de anlatıldığı gibi- sürdürülerek devam ettiği anlatılmıştır. Polis müdürleri, Ahıska Türklerinin yaşadığı köye gelerek onlara uymak zorunda olduğu baskıcı kuralları dayatmışlardır. Veyseloğlu’nun yazmış olduğu “Ahıska”, “En Âhirde” şiirleriyle Ahıska Türklerinin sürgün olayından bir parça bölümü sona ermiştir.

“Vatan ve Gurbet” adlı eserin son bölümü, Ahıska Türkleri arasında yaygın olan atasözleri bölümüdür. Veyseloğlu bu bölümde Ahıska Türkleri arasında yaygın olan 214 atasözünü listelemiştir. Bu atasözlerine birkaç örnek şu şekilde verilebilir:

  1. “Kötü hava iyi olur, kötü insan iyi olmaz.” (s. 249).
  2. “İnsan insanın hem rahmanı, hem şeytanıdır.” (s. 250).
  3. “Her kuş, kendi kanadı ile uçar.” (s. 251).
  4. İnsanlar umut ile yaşar.” (s. 251).
  5. “Zulümle abad olanın ahiri berbad olur.” (s. 252).
  6. “İyiliğe iyilik her adamın işi, kötülüğe iyilik er adamın işidir.” (s. 253).
  7. “İnsanın gözünü bir avuç toprak doyurur.” (s. 254).
  8. “Düşman melhem yerine tuz seper.” (s. 254).

“Vatan ve Gurbet” adlı eser, Ahıska Türkleri arasında yaygın olan atasözleri bölümünden sonra içindekiler ve Ali Paşa Veyseloğlu’nun fotoğrafları ile sona ermektedir. İçindekiler bölümünün kitabın başı yerine sonunda yer alması, eseri diğer kitaplardan ayıran bir yön olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç
“Vatan ve Gurbet” adlı eser, Ali Paşa Veyseloğlu’nun hayatını, 14 Kasım 1944 Ahıska Sürgünü’nü, Ahıska Türklerinin sürgün sonrasındaki acı ve ızdırap dolu hayatlarını konu edinmektedir. Ali Paşa Veyseloğlu, bu eserde düz yazı ve şiirleri aracılığıyla Ahıska Türklerinin çektiklerini anlatmaya çalışmıştır. Veyseloğlu, “Vatan ve Gurbet” adlı eseri başta olmak üzere Ahıska Türklerinin sesini tüm dünyaya duyurmak için pek çok eser kaleme almıştır. Veyseloğlu, tüm bu çabaları ile Ahıska Türkleri için âdeta bir manevi lider hâline gelmiştir.

 Veyseloğlu, “Vatan ve Gurbet” adlı eserinde 14 Kasım 1944 Ahıska Sürgünü çerçevesinde Ahıska Türklerinin yıllarca çektikleri acıları, duydukları vatan özlemini, her noktaya değinmeye çalışarak edebî bir dil ile yazıya dökmüştür. “Vatan ve Gurbet” adlı eser, Ali Paşa Veyseloğlu’nun 1999 yılında yayınlamış olduğu “Ahıska Türklerinin Dramı” adlı eser ile birbirini tamamlar niteliktedir.

Ali Paşa Veyseloğlu’nun “Vatan ve Gurbet” adlı eserinde yer alan son söz, eserin yazılma sebebini anlatır niteliktedir:

“Sürgün yıllarında çektiğimiz zulüm ve ızdırapların canlı şahidi olarak, Ben, gözümle gördüğüm doğruyu ve gerçeği yazdım.”

Aspinzalı Veysel oğlu Ali Paşa
(Veysel oğlu Aspinzalı Ali Paşa)
Belbulak köyü, Talgar-Almatı
Kazakistan

“Vatan ve Gurbet” adlı eser, 14 Kasım 1944 Ahıska Sürgünü çerçevesinde Ahıska Türklerinin yıllarca çektikleri acıların ve duydukları vatan özleminin tüm dünyaya anlatılması; gerçeklerin gözler önüne serilmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Ahıska Türklerinin yıllarca yaşamış olduğu zulüm ve baskılar, hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Kaynakça

Aliyeva Çınar, M. (2016). Ahıskalı bilgelerden Ali Paşa Veyseloğlu: Aspinza dramı. Eğitişim Dergisi, (50).

Aliyeva Çınar, M. (2021). Ahıska bölgesindeki Gürcülerin konuştuğu Türk ağzı. (2.Baskı). Astana Yayınları.

Aliyeva, M. (2013). Ahıska Türk edebiyatı. H. G. İ. Yakar ve F. Sağlam (Editörler), Uluslararası Türkçe ve Türk Edebiyatları Sempozyumu içinde (ss. 11-24), Kıbatek-Okan Üniversitesi Yayınları.

Aydıngün, A. ve Aydıngün, İ. (2014). Ahıska Türkleri: ulusötesi bir topluluk-ulusötesi aileler. Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları.

Çınar, İ. (2015). Atabek Yurdu: Jeokültürel yaklaşım. IQ Kültür Sanat Yayınları.

Çınar, İ. (2022). Etnopedagoji: Atabek Yurdu. (4. Baskı). Pegem Akademi Yayınları.

Demiray, E. (2012). Anavatanlarından sekiz ülkeye dağıtılmış bir halk: Ahıska Türkleri. Journal of Turkish Studies, 7(3), 877-885.

Ergin, M. (2023). Türk dil bilgisi. (4. Baskı). Boğaziçi Yayınları.

Poyraz, T. ve Güler, A. (2019) Ahıska kimliğinin göç sürecinde inşası: Amerika’ya göç eden Ahıska Türkleri Bilig, (91), 187-216. https://doi.org/10.12995/bilig.9108

TDK Türkçe Sözlük. (2024). https://sozluk.gov.tr/ adresinden 20.12.2024 tarihinde erişilmiştir.

Veyseloğlu, A. P. (1999). Ahıska Türklerinin dramı. Ocak Yayınları.

Veyseloğlu, A. P. (2008). Vatan ve gurbet. Euro Print Yayınları.

1 thought on “Ali Paşa Veyseloğlu’nun “Vatan ve Gurbet” Adlı Eseri Üzerine

  1. Güzel ,açıklayıcı bir yazı,okuduğumda adeta Türk Dil tarihinde kısa bir yolculuğa çıkmış oldum. Her açıdan örnek bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık,Saygılarımla Teşekkürler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir