Bizim Ömer

Sayı 85- Ahıska Özel Sayısı (Ocak 2025)

Sağlığında kıymeti yeterince bilinmemiş insanlardan biri de Ömer Faik Numanzade’dir. Bu yetmezmiş gibi bir de ihtiyar yaşlarında baskılara maruz kalmış, yaşamı da facia ile sonlanmıştır. Çok az ünlü bu yaşlarda hapse atılıyor.  Birçok ziyalı gibi Numanzade de 20. yüzyıl Sovyet zulmünü görmüş ve bu rejimin- kırmızı terörün kurbanlarından biri olmuştur. Ömer Faik Numanzade 24 Aralık 1872. yılda Tiflis guberniyasının Azgur kazasına bağlı Agara köyünde  dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini kasabadaki molla mektebinde almıştır. Sonra o yıllarda yeni açılan Rus okuluna gitmiş, bu okulda Rusça öğrenmiştir. Annesi oğlunun iyi eğitimli imam olmasını istiyordu. Ona göre onu bir akrabasıyla İstanbul’a, Fatih’te bulunan bir medreseye okumak için gönderiyorlar. Birkaç yıl okuduktan sonra Ömer bu medreseden ayrılıyor ve Daruşşafaka Mektebine geçiyor.  Burada devrin en ünlü simalarıyla tanışıyor. En çok etkilendiği isimlerden birisi Namık Kemal’dir. Burada eğitimini tamamlıyor, 1890. yılda Azerbaycan’a geliyor. Tiflis’te Mirze Celil ile tanışıyor. Onunla birlikte maarif alanında çok verimli işlere imza atıyor. Sonra Azerbaycan’da Şeki, Bakü ve Gence’de yaşıyor ve çalışıyor. Önce öğretmen sonra başka görevlerde bulunuyor. 1937. yılda Sovyet yönetimi tarafından kurşuna dizildiği söyleniyor. Stalin’in “Büyük temizlik” dediği terörün kurbanlarından biridir.

Ömer Faik ismini büyüklerimden duymuştum. Amcam ve annemin babası birkaç kere sohbetler esnasında onun ismini söylemiştiler.  Bizim Ömer ve Ömer Beg ismiyle söylediklerini hatırlıyorum. Ahıska Türkleri bey kelimesini “beg” olarak telaffuz ediyor. Fazla bilgi sahibi değildim. Perestroyka döneminde, üniversitede okuduğum yıllarda profesör Şamil Kurbanov  “Ömer Faik’in seçilmiş eserleri” kitabını yayımlamıştı. Edebiyat tarihi kitaplarında Azerbaycan ünlü edebiyatçılarının çoklarının   hayatının 1937. yılda sonlandığını okumuştum. Çok meraklı idi ki, birçok şair, yazıcı, bilim adamını vefat ettiği tarih 1937. yıldı.  Hüseyin Cavid, Mikayıl Müşfik. Salman Mümtaz, Cafer Cabbarlı onların içinde Ömer Faik Numanzade de vardı. İsim sayısını uzatmak olur, onlar o kadar çoktur ki… Başka bir bilgi yoktu. Neden ve nerede öldüklerini yazmıyordular. Kitaplarda kısaca 1937. yılda vefat etmişler diye yazıyordu. Perestroyka döneminde birçok gizli şey gün ışığına çıktı.

1906’da Ömer Faik kendi dergisini çıkarmak istiyor. Dergi için isim olarak herkes tarafından tanınan, her zaman sade dürüst insanlarında olan müzik halk aksakalı ve kahramanı Molla Nesrettin-Nesrettin Hoca’yı düşünmüştü. Dergi, sahtekâr din adamlarını, zalim zenginleri, yalancı memurları, tüm negatif olayları eleştiren iğneleyici bütün kesimler tarafından kolay anlaşılan resimli kısa öyküler içeren mizah dergisi olmalıydı. Ömer Bey hükümet tarafından tehlikeli ve istenmeyen birisi olduğu için, o zamanlar artık tanınan ve saygın bir yazar olan Celil Memmedkuluzade’yi baş yazar olarak dergiye davet etmişti.

Ö. F. Numanzade ölümünden 20 yıl sonra 1960. yıllarda aklanmıştı. Ama elyazmaları, derginin kimi numaraları, arşivi kayıp olmuştu. Onları elinde, evinde bulundurmak herkes için tehlikeliydi. Bunlar Y. Golovanova’nın Rusça yayımlanan “Nakü” dergisinde yazılıdır. Biz de öğrendik ki, Ömer Faik Numanzade ünlü “Molla Nasrettin” dergisinin yapımcısıymış. Derginin en büyük imtiyaz sahibi de Ömer Faik olduğunu öğrenmiş olduk.  Dergide satirik resimler, satirik öyküler ve satirik şiirler yayımlanıyordu. Onun yakın dostu Celil Memmedkuluzade böyle bir dergi çıkarmak gerektiğini söylemiş ve birlikte bu dergiyi çıkartmıştılar.

 Dergi çıkarmak kolay iş değildir.  Dergi çıkarmak için paranın bulunması ve organize işleri tamamen Ömer Faik’e bırakılmıştı.  Ömer Faik birkaç yıl dergiyi kendi parasıyla yayınlamıştı. Numanzade ayrıca dergide kendi yazılarını da yayımlıyordu. Dergi hükümetler tarafından birkaç kere yasaklanıyor. Dergide memurların rüşvetçiliği, vurdumduymazlığı, mollaların aç gözlüğü ve kurnazlığı, yöneticilerin basiretsizliği, zenginlerin paradan başka hiçbir şey düşünmedikleri eleştiriliyordu. Toplumun yaşadığı ve karşılaştığı bütün negatif haller dergide tenkit ediliyordu. Halka gözlerini açması, kendi haklarını araması, sahtekarlara inanmaması söyleniyordu.

Molla Nasrettin dergisinden önce Kafkasya’da Azerbaycan Türkçesi ile çıkan Hasan bey Zerdabi’nin yayımladığı “Ekinci”, bir de “İrşad” gazeteleri vardı. Demokratik matbuata büyük ihtiyaç duyuluyordu. Bir yazısında Ömer Bey “Tercüman” gazetesini ve matbaasını kutluyor ve şöyle yazıyordu: “Bir Tercüman 30 milyon insanın ihtiyacını göremez. Biz Rusya’da nüfusa göre ikinci milletiz. 30 milyon insana 5-10 değil, 100 matbaa, 2-3 değil, 15-20 gazete, dergi gerekmektedir.” Ömer Faik’in eserleriyle tanış olduktan sonra anlamıştım ki, o, zamanesinin en ünlü aydınlarından biri olmuştur. O devrin ünlü isimlerinden Abbas Sahhet, Aliekber Sabir, Abdulla Şaik, Cefer Cabbarlı,  Abdürahim Bey Hakverdiyev gibi kişilerle arkadaşlık etmiştir. Azerbaycan halkının maarifçileri arasında ilk sıralarda yerini almıştır. Onun eserlerini okuduğum zaman anlamıştım, Ömer Faik, Avrupa’daki rönesans, İngiliz ve Fransız uyanış hareketi yazarlarının ve düşünürlerin yazdıklarından haberdardır. Rus yazarlar ve düşünürler Nekrasov, Belinskiy, Gogol ve Maksim Gorki’nin kitaplarını okumuştur. Adı geçen aydın ve yazarların eserlerinden ilham almış, kendisi de bütün hayatını halkının eğitimine hasretmiştir. Sıradan insanların da eğitim hakkına sahip olmalarını, en çok da kız çocuklarının eğitim alması için çalışmıştır. İnsanların köle olmadığını ve her bir insanın insanca yaşama hakkına sahip olduğunu eserlerinde defalarca yazmıştır. Makalelerinde ve öykülerinde gericilere savaş açmıştır. Cahil insanlar ve mollalar kendisine “Gavur Ömer” ismini takmıştılar.  Bu adamlar insanların okuyup gözlerinin açılmasını ve kendi haklarını talep etmelerini istemiyordular. Onlar için kız çocuklarının okuması, gençlerin gözünün açılması, insanların gericilikten kurtulması para, itibar kaybı demekti. Azerbaycan’da çok insan Mirza Aliekber Sabir’in satirik şiirlerini okumuştur, ama Ömer Faik Numanzade’nin yaratıcılığını çok az insan biliyor.

Molla Nesreddin dergisinde yayınlanmış “Posthane” yazısını Azerbaycan Türkçesiyle aynen aktarıyorum. “İnsafen Müslümanları qınamaq olmaz, çünki poçt ile pul göndermek oldukça çetindir, gerek 3 şahı verib bir ‘perevod’ kağızı (forum) alasan, üstüne yazasan ki, bu pul gedecek Tiflise Molla Nesreddin idaresine, filankesin terefinden ve ad yazılacak. İnsafen çox çetindir, elelxusus ticaret aleminde bele işler heç el vermez: ticaret hara, poçtahane hara? Allah rahmet elesin o keslere ki, müselmanlara rusça oxumağı haram buyurublar. Qafqazda bir müslüman yoxdur ki, özbaşına poçtahane ile bir kese 5 manat pul göndere bilsin.” Ömer Faiq Nemanzade.

Maarifle ilgili başka bir yazısını yine Azerbaycan Türkçesiyle aktarıyorum: “Bununla beraber tarixi heqiqetlerden biri budur ki, nece minlerle selibçinin bir ovuc merifetli müselmana meğlub olmaları hristianların gözünü açmış, qovğa Avropa için maarifin başlanğıcını olmuş, gelecek saadetin müjdesi olmuştur. Bunun kimi her hansı millet olur olsun, mağlubiyetten sonra noqsanlarını görüb hamının gücünü maarife serf etmeleri hökümet ve nicat qanunu zeruretinden evvel gelmiştir.”

Birinci Dünya Savaşı ve Türkiye’de Cumhuriyet kurulduğu yıllarda Kars’tan Bakü’ye getirilen yüzlerle yetim çocukla ilgili yazısıdır: “Vay xeyriye cemiyeti vay. Vay milyonluq şeher, vay bedbext millet. Meğer quru adın varmış. Men ele bilirdim ki Bakı neinki 45-50 yetimi, belke de, 100-200 yetimi saxlamağa hazırdır. Halbuki Bakının merhemet qucağına sığınan bu 5-10 yetimi başından def edib onun bunun qapısına tullamaq isteyir. Aman yarebbi ne eşidirik, neler görürük. 4-5 milyonluq camaat 200-300 yetimi saxlamağa gücü yetmeye…Of doğrudan da biz ölmüşük, yalnız adımız qalmış.”

Necef Nicat “İşığımız Sönmeyecek” kitabında yazıyor: “Ahıska Muvakkatı Hökümeti lideri seçilen Ö. F. Neymanzade Osmanlı Ordusu Komutanlarına müracaat ediyor ve ordunun bu bölgeden çekilmemesini istiyor. Ömer bey 1918. yılın Aralık ayında İstanbul’a geliyor. O, Talat Paşa, Enver Paşa ve Halil Paşa ile görüşüyor. Onlara Osmanlı devletine katılmak istediklerini söylüyor. Tüm mücadelelere bakmayarak o gün Ahıska’nın Osmanlıya birleştirilmesi gerçekleşmiyor.” Kitabın ismi Naymanzade’nin “Işığımız sönmeyecek” isimli makalesinden alınmıştır.

Ömer Faik’in dil ve millet konusunda da birçok makalesi vardır.  “Ben kimim?” başlıklı makalesinde insanlarımızın din ve millet farkını bilmemesini eleştiriyor, “Hasan amcanın şikayeti” makalesinde halkın kendi dilinde konuşmasını, kitapların kendi dilinde yazılmasını istediğini yazıyor. Rusçanın gerekli olduğunu, ama ana dilinin yerine geçmeyeceğini, sözde aydınların Rusçanın tebliğini eleştiriyor. Ömer Bey’in hangi şartlarda halkın eğitim alması ve bilgi alması uğrunda mücadelesini anlamamız için 1911. yılda çıkan ilk kadın gazetesi “Işık” için mollaların verdiği bu fetva manidardır. “Kadının gazete okuması kıyamet alametidir. Her kimin evinde bu gazete olursa, kim bu gazeteyi okursa cehennem odunda yanacaktır.”

Bakın Ömer Faik’in 1906. yılda ‘İrşad’ gazetesi No: 282’de yazdığı bu cümleler onun ne kadar uzak gören olduğunu söylemeye yetiyor. Ömer Bey gazetede yazmıştı ki, eğer Zengezur’a, Karabağ’a zamanında yardım ede bilmezsek, o önemli bölgeler elimizden çıkacak. O bölgeleri kaybedersek, bilmeliyiz ki, bizleri onursuz olarak hatırlayacaklar, hem de bütün halkın hayatı tehlikelere maruz kalacaktır.

Ömer Bey “Mazlum en büyük zalimdir” makalesinde yazıyordu:  “Dün Şeki’den çok iyi bir arkadaşımdan mektup aldım. Bu mektup zaten perişan olan yüreğimi daha da beter perişan etti. Anladım ki, hükümet halka zülüm ediyor. Bunu biliyordum. Ama beni daha çok perişan eden halkın bu zulme ve hakaretlere karşı hiçbir eylemde bulunmadığıydı. Düşünüyorum ki, belki zulme sabreden zalimden daha çok suçludur.”

Ömer Bey “kızıl teröre” ve represiyalara maruz kalan yüzlerle aydından biridir. Ama bu konularda yazmak ve konuşmak Sovyet Devletinde yasaktı. Ömer Faik Neymanzade’nin 1937. yıldaki mahkeme dosyasında yazılan protokolde bu satırlar vardı. “Biz Ömer Faik’ten mahkemede sorulara bizim istediğimiz şekilde cevap vermesini talep ediyorduk. O aniden yerinden sıçradı ve masanın üstündeki bardağı kırıp damarlarını kesmek istedi. Bağırıyordu ki, “Sizin istediklerinize imza atmaktansa ölmeyi yeğlerim. Bardak kırıkları mahkeme dosyasındaki zarfın içinde kanıt olarak saklanmaktadır.”

Ömer Faik Neymanzade bütün hayatını halkına hasretmiştir. Azerbaycan’ın Latin alfabesine geçmesi için mücadele etmiş, arkadaşlarıyla çok çalışmış,  emek sarf etmiştir. Hem öğretmen ve hem de okul müdürü olduğu yıllarda okullar için yeni kitapların gereksinimini   makalelerinde öne çıkarmıştır. Böyle bir insanın tutuklanması, hapis yatması, hasta iken kurşuna dizilmesi büyük faciadır. Bu yıl Azerbaycan’da Neymanzade’nin 150 yıllık yubilesi   törenlerle kutlandı. Kitaplar yayımlandı, makaleler yazıldı. Gelecekte Türkiye’de onunla ilgili kapsamlı bir kitabın çıkacağına inanıyorum. Aydınlar bir iş gördükleri zaman ödül almak için yapmazlar.  Onlar gördükleri işleri halkın refahı için ve yüreklerinin sesini dinledikleri için karşılık beklemeden yapıyorlar. Ama yine de yukarıda yazdığım gibi halkı için çaba gösteren insanlara sağlıklarında değer vermek hem o insanlar için hem de toplum için çok önemlidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir