AHISKALI TÜRK GENCİNİN GÖZÜYLE…

Özlem Şükürova [1]

Merhaba! İnsanlarla ilk tanıştığımızda onlarla ilgili olan merak ettiğimiz ve sormak istediğimiz hususlardan biri “nereli?” oldukları olur. Bizim için bu normal bir davranıştır. Onun ait olduğu bölgeyi ve nereden geldiğini öğrendikten sonra bu insanı tanıyarak ondan ne beklenilebilir az çok tahmin edebiliriz.

 Hepimizin bildiği bir gerçek vardır: İnsan, tek başına bir hiçtir. Bizi biz yapan; dilimiz, dinimiz; yaşadığımız toplum onun kurallarıyla, dünyaya bakış açılarıyla, bazen de kendi gerçekleriyle. Etrafımızdaki insanlar sürekli değiştiği için ailemizin bize verdiği terbiyeyle ve bizim vardığımız sonuçlara dayanarak kişisel doğru ve yanlışları ayırt etmeye başlıyoruz, bize göre mantıklı ve mantıksız kararlar verebiliyoruz. Verdiğimiz kararlarımızın kişisel ve bize özgü olduğunu düşünüyoruz ama gelin görün ki bu sadece farklı etkenlerin, farklı zaman kesitinde bizim üzerimizde bıraktığı izden dolayı böyle kararı veriyoruz. Her şey bizim gözümüzde o kadar bağlı ve ilişkili ki bir biriyle, bunu dağınık yumakla kıyaslayabilirim. Yumağı sararken çok ince yerini fark etmezsek, bizi o ipten takip eden her hangi birisi bizim yolumuzu kaybedebilir. Umarım düşündüklerimi ve hissettiklerimi aşağıda istediğim şekilde aktarabilirim.

Konumuza geri dönersek toplumlardan ve onların bölgelerinden bahsetmiştik. Gerçekten o topraklarda yıllar boyunca kurulmuş bir düzen, hayat tarzı ve kültürü var. Hepimiz biliyoruz ki bu çok da önemsiz bir şey değil. Acaba benim hakkında ne düşünürsünüz.

Baştan alalım. Merhaba, ben 19 yaşındayım, ailemle Kazakistan’da yaşıyoruz ama Ahıska Türküyüm. Kazakistan nerede yine bilirsiniz ama Ahıska’yı hiç duymamış olabilirsiniz. Biraz karışık gelmiş olabilir, sorun değil alışığım. Keşke sizin fikirlerinizi duyabilseydim. Şimdi durum budur. Ben hem kendi milletimin ortamında, hem o devlette yaşayan başka insanlarla aynı toplumda, bir de Türkiye’de eğitimi devam ettirirken başka bir grup içerisinde bulunuyorum.  Yani durum şu şekil alıyor. Kazakistan’dayken ben sadece kendi ailemi ve kendi milletimi, yani Türklüğü temsil ediyordum. Burada da onu etmeye devam ediyorum ama şimdi buna yaşadığım ülke Kazakistan da eklendi. Sizce de bu büyük sorumluluk değil mi? İşte benim Türk milletimin de bunun farkına varmasını istiyorum. Şu an bizim ortak yaşadığımız bir yer yoktur ve bu yüzden herkes kendisini ayrı hissediyor. Sorun şu ki biz gittiğimiz yerde nasıl izlenim bırakırsak diğer kardeşlerimiz de ona göre yargılanacak. Bu yanlış, hiç kimse bunu desteklemiyor ama artık öyle bir hal aldı ki otomatik düzeyinde bunu yapıyoruz. Hiç duymadığımız kültürden birisi, bize göre, yanlış bir şekilde davranırsa size itici gelir ve ondan sonra o topluma ait olanlarla muhatap olmamaya gayret edersiniz. Benim de korktuğum şey son dediğim. Benim milletimin bunun farkına varmasına istiyorum. Türkiye’ye geldiğimde beni çok üzmüş bir durum vardı. Bazı insanların, yani Ahıskalı kardeşlerimin yüzünden, onların nerede nasıl davranmaları gerekiyor bilmedikleri için, o dediğim kötü izlenim bıraktılar. Sonuç genç nesil Ahıskalı olduğunu söylemeye artık utanmaya başladılar. Bana göre kabul olunmayacak bir durum çünkü şimdi utanan o insanlar çocuklarına bunu söylemeye ihtiyaç duymayacak. Böylece ne bizim tarihimizi araştıracak, araştırmayı bırakın ilgi duyup okuyacak, ne de bu güne kadar atalarımızın koruduğu bize özgü kültürümüzü yaşatacak birileri olmayacak. Ben yeni bir şey söylemiyorum. Aslında bu herkesin bildiği bir gerçektir.

Gerçeklerinden birisi de biz bir birimizi dinleyemiyoruz. Herkes kendini haklı olduğunu sürekli iddia ediyor. Birisi hata yaptığında doğruca kötülemeye başlıyoruz. Hiç kimse başını eğip diğerini dinlemek istemiyor. Hiç kimse gerçekten bir işin uğruna çaba sarf etmiyor ve en azından o işin uğruna bir çatı altında toplanmıyor. İçten de yapmak isteyenlere de izin verilmiyor. Üzülüyorum…

Bizi buğday gibi serptiler her yere ama artık filizlenmemiz gerek. Bizim geleceğimiz için atalarımız o kadar çok emek vermişken, boşa gitmemeli.

Farklı yerlerde yaşamamız başka milletlerden etkilenmemize yol açar. Tarihimize ve şu anki durumuma bakarak anlıyorum ki bizi biz yapan o sürekli etkilenmelerdir. Ahıska Türk’ü bana göre kimdir? Bunu tek kelimeyle anlatamazsın.

Dünyada hala sürgünde tek millet olmakla beraber bu günde bile Türklüğünü sürekli ispatlamak zorunda kalan bir Türk toplumudur. Rusçayı kendi ana dili gibi konuşup, kendi dilini unutmayan bir millettir.

Son olanlara bakarsak en basitinden Orta Asya mutfağını öyle bir benimsedik ki artık istesen de çıkaramazsın. Orta Asya’da bizim oradaki hayatımızı kolaylaştıran bir nokta daha var: Belki buna Sovyetlerin etkisi dersiniz, haklı da olursunuz. Din uzun bir süre yasak olmasına rağmen dinlerini koruyup, yaşattılar. Herkes kendi içinde, gösterişsiz, dinin insan olma kurallarını hayatta uyguladılar. Ayıp, herkes tarafından kötü anılmak en büyük ceza idi. Komşuya yardım etmek, ki bizim millete farklı milletlerden ve dinlerden komşuların çok yardımları dokundu. Bunların hepsi dinimizde de var.

Kafkasya desen onların kültürlerinden de ortak parçamız var. Lezginka gibi bir ateş dolu dans. Bu konuda kimse beni aksi olana inandıramaz. Kültürde Kafkasya yoksa ve o dansı benimsemezsen,  sen hiçbir zaman o dansı dans edemezsin, o müziği duyduğunda tüylerin diken diken olmaz. Ben eskiden o tarz hislere inanmazdım ama zamanla insan hissettiklerini aktarmayı öğrenince huzur buluyor. Çünkü duyguların nedenini bulup ona bir ad verebiliyor. Yukarda da tarif ettiğim hisler bilinçaltı olması lazım, benim için başka açıklaması yok. Demek ki bir zamanlar bizim dedelerimiz de o danstan güç alıyordular ki ben ona hiç tepki veremeden geçemiyorum. Aynı duyguları da ben Türk Marşları duyduğumda oluyor. Artık kana geçmiş denilen an bu olması lazım.

 Bizim millet hemen ayak uydurabildi yaşadığı her topluma. Kimseye de zararı vermiyordu. Yaşadıkları ülkede hakkıyla paralarını kazanıyordular işte bu yüzden hala aklım almıyor. Güzelim Ahıska’dan dedelerimizi, ninelerimizi, bizim atalarımızı ya oradan sürgün etmeye nasıl elleri vardı o vicdansızların. Sadece bizim halkın başına gelmiş bir şey değil ve herkes Vatan der başka bir şey demezdi ki. Her birimiz için bu dünyadaki en güzel yer memleketidir. Derler ki insanoğlu elinde olanı kaybettikten sonra daha çok değer vermeye başlıyor. Bizimkiler çok sevmelerine rağmen Vatanları Ahıska’ya hasret kaldılar.

Vatan nedir bilmezdim. İnsan nasıl vatana karşı o kadar kuvvetli duygular hisseder ki onun için şiirler yazar, şarkı söyler ve canını feda eder? Değişik olan ise Türkiye’ye ilk geldiğimde çok rahattım. Sanki bundan önce hep buraya gelip gidiyordum. Kendime yabancı uyruklu bile diyesim gelmiyordu. Nasıl bir duyguya benziyordu biliyor musunuz? Hani anneannenin babaannenin evine gelir gibi, çok rahat sanki kendi evin gibi. Sorunu da o gibi dediğim kelime oldu. Misafir olduğumu çok çabuk anladım. Bunun da iki sebebi vardı. Birincisi burada yaşayan insanlar direk yabancı kelimesini bana kullanmaya başladıklarında. İkincisi ise gelince vatan hasreti nedir öğrendim. Doğduğun büyüdüğün yerden uzak kalmak bayağı kötü bir duyguymuş. Toprağını, suyunu, havasını özledim. Hatta gurbette olunca düşmanını görsen sarılırsın o derece. Belki tuhaf gelebilir ama mutluyum böyle hisler yaşadığım için demek ki insanım.  Başıma gelmiş bir olayı anlatayım. İlk geldiğimde Türkçe’m bayağı zayıftı o yüzden bir sene içinde dili öğrenmen gerekiyordu. Türkçe öğrendiğimiz, ilk derslerimizdi. Herkes nereden geldiğini, milliyetini, ana dilini söylemeye başladı. Sıra bana geldi. Cevap veriyorum: ”Ben Kazakistan’dan geliyorum, Türküm, ana dilim Türkçe.” Demeye kalmadı hocam durdurdu “Hayır”, dedi  “sen “– ben Kazak Türküyüm de, ana dilim Kazakça de” dedi. Hiç beklemiyordum kendimden böyle bir tepkiyi hocaya itiraz ettim. “Hayır! Ben Kazakistan’dan geliyorum, Türküm, ana dilim Türkçe!” dedim. Size çok basit sıradan bir şeymiş gibi gelebilir ama o benim ilk defa milli duygularımın ortaya çıkmasıydı, niye böyle bir tepki verdiğimi anlamıyordum. Ama şimdi anlıyorum ki bugün susarsan sonra bağırıp çağırsan da hiç bir şey değişmez. Dedelerimiz hiç susmadı ki. Yaşlılarımız bir anlatırlar Ahıska’yı, dayanmak mümkün değil. Vatanın adı geçince gözleri dolar, onların gözleri doldukça kalbin sıkışır. Anlatırlar sadece titreyen sesle değil, gözlerin içinde okursun nasıl çocukken o bahçelerde yalın ayak koşardılar, oynardılar, huzur içinde uyur kalkardılar. Sonra da ekler Türk olduğum için vatanımdan oldum. Atalarımız için nasıl ki “Elhamdülillah Müslümanım” diyorsak, ”Elhamdülillah Türküm” derdiler. Bunun da cezasını çektiler, halen de bu çile bitmedi.  Düşünsenize bir millet var, sonra kaybolur, öldürülür, yeryüzünden silinir, yok olur gider. Tarih deriz, bir kere üzülür geçeriz, o kadar etkilemez. Şimdi ise bir millet düşünün, sürekli darbe yiyen, milli, kültürel, fiziği, psikolojik ve ben o toplumun bir parçasıyım. Nasıl söndüğünü, direndiğini, bazen özünü kaybettiğini görüyorsun ama hiçbir şey yapamıyorsun, öz eleştirini yapmaya başlıyorsun” ya ben ne işe yarıyorum” diye.  İnsanlar tarihini unuttukça tarih onlara hatırlatıyor. Ben istemiyorum. Ben tarihimi unutmuyorum. Ben onu herkese hatırlatmayı istiyorum, ben susmuyorum.  Ben haykıracağım “Ey Ahıska Türk’ü kendine gel, diren, neslini tarihini anlatarak yetiştir. Ahıska Türk’ü olduğu için gururlansın, ismimizi herkese duyursun. Kendine acıma, hatalarını gör, çöz ve devam et. Hiç kimse seni görmüyor, duymuyor, görüp duyan da susuyor. Bunun tek çaresi var. İsimin o kadar büyük olsun ki görmemezlikten gelemesinler. Sesin dünyanın her köşede çınlayacak ancak o zaman duyarlar ve ancak o zaman seni konuşurlar”.

Sevgiyle… Ahıskalı bir genç.


[1] Uludağ Üniversitesi, İİBF Öğrencisi.

Ahıskalı Türk Gencinin Gözüyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir