Şu aralar “keyif” almış başını uzaklaşmada. Kırgınlıklar, kopukluklar had safhada.  İnat yapar gibi her bir dellenme üst üste gelmede.  Dostlar ya da dost görünenler bir bir gitmede.  “Dostluklara değer veririm.” gibi beylik laflara sığınanlarsa içten içe yok olmada. Yaprak dökümü böyle bir şey olsa gerek…

Senaryo aynı, film aynı, başrolde Aylin. Esas kızın etrafındakiler değişmede. Dönem dönem yaşıyor aynı duyguları. Her seferinde “Şaşırmam bu kez” dese de olmuyor, beceremiyor. İçi feryat figan. “Alışırım” la avunuyor. Halbuki olağan şeyler bunlar, devir daim meselesi yalnızca. 

Aylin’de de kabahat var. Patavatsızlığı üzerinde. Dangıl dungul, hatır gönül olayını bitirdi. Aklına geleni söylüyor şu aralar. İçinden ne gelirse, nasıl isterse öyle. Fena da olmuyor ha…  Kendinde biriktirmiyor, aklındaki dilinde.  Sonuç korkunç, kayıplar öyle bir hal aldı ki, “Kırık Kalpler Sokağı” yakında mahalleye, semtlere, hatta belki de ilçelere dönüşmek üzere. Kim bilir belki de, “Kırık Kalpler Şehri” var olacak nihayetinde.

Üzgün. Kendine öylesine yeter hale gelmiş ki. Baktı, denedi. Kimsesizlik hallerinde becerebildiklerini gördü, yalnızlar rıhtımında kendisiyle bütünleştiğinin farkına vardı. Kendine yetebilmenin doyulmazlığını duyumsadı. Yalnızlığını sevdiğini anladı. Çevresinde abuk sabuk anlaşılmaz dostluklar olmasındansa böylesi daha iyi diye tesellilerde.  Fazlaca mı seviyor kendini ne? Bencillik mi ondaki anlamsız ifade? Sanmam! O kazık atmaz ki kimseciklere. Arkadaşlığı sağlamdır. Bir kere ağzı sıkıdır, ser verir sır vermez. Paylaşmayı bilir. Dert ortaklığını sever.  Dinlemeyi bilir en azından…  Dinler gibi görünmez, gerçek anlamda dinler. Zaman harcar, emek verir dostluklar için.  Değer verir. Pürüzlerin ardından kaçmaz, “Hadi canım sen de! Git olmasan da olur, hatta daha iyi olur.” demez. “Biz incitiyoruz birbirimizi, görüşmeyelim, seninle dost olmak istemiyorum” lara sığınmaz.

Anladı son günlerde: Uğraşan o, çabalayan hep o. Azıcık nazlansa kimse yok yanında. Çizgisi hiç bozulmamalı anlaşılan.  Her daim, her istenilen saatte ve mekânda hazır olabilmeli. O güçlü. Yok sızlanmaya hakkı. Gücü tükenemez. Yorulamaz, bıkamaz. Her işin üstesinden gelir, beceriklidir.  Kimin ihtiyacı varsa o orada olmalı ve sızlanmamalı. Sükûnet halinde ve hazır olda… Anladı kendisinden beklenenleri sonunda! Geç bile kaldı belki de algılamakta.

 Baktı ki, o iyiyse herkes iyi, o gülerse etrafta neşe doludizgin. Üzgünse, azıcık sızlanıyorsa yalnız kalır. Susmak bilmeyen telefon susar, mesajlar kesilir. Sessizlik alabildiğine uzanır yanı başında.  

Gerçek dostluk nedir? Dost nedir? Her zaman, iyi günde, zorda yanında olandır. Küçücük sarsıntıda kaçmayandır.  Paylaşandır. Rüzgâr ne kadar derinden savursa da karşı koyandır.  Bundan sonra böyleleri varsa onu bulur.  Gerisi boş.  Hava, cıva. “Lay lay lom” lara karnı tok.  Umurunda bile değil.  Son günler o kadar güzel bir elemeye sebep oldu ki anlatılır gibi değil. Anladı akla karayı, sildi tüketenleri. İnsan olduğunu, kızabileceğini, kırılabileceğini unutanları sildi.  Hem de tereddütsüz, apaçık, duraksamadan. Pişman olmayacağına inandırarak kendini.  Böylesi silmeler de güzelmiş demek ki…  Arada bir elekten geçirilmeli mi acaba dostlar, dostluklar?

Kadınsı Yansımalar – 8

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir