Ahıskalı Gazi Hüseyin Baba, Osmanlı İmparatorluğu’nun pek çok cephe ve savaşında yiğitçe savaşmış, kendini milletine adamış bir Türk askeridir. Doğduğu topraklar olan Ahıska, 1828 yılına kadar Osmanlı’nın güvenli kollarında, al bayrağın gölgesinde huzurla nefes almış; o vakur topraklarda cesur bir halk yetiştirmiştir. O yıllarda Ahıska, kadınıyla erkeğiyle düşmana karşı göğsünü siper eden kahramanlarıyla nam salmıştır. Öyle ki, Ahıska halkı için vatan sevgisi bir ahlâk; bağımsızlık ise alınlarından akan ter kadar mukaddes olmuştur. Kadınlar, vatanlarını düşmanın pençesinden korumak için birer anaç kurt gibi cesur, erkekler ise düşman karşısında birer çelik kalkan gibidir! Ahıska halkı, düşmana karşı boyun eğmemenin, özgürce yaşamak istemenin bedelini her savaştan, her istîlâdan sonra tekrar tekrar ödemiştir.
1828’de Osmanlı sınırlarından ayrılıp Rusya’nın yönetimi altına giren Ahıska, bir daha o huzuru bulamamıştır. Hüseyin Baba gibi Ahıska’nın kahraman evlatları, doğdukları toprakların al bayrak altında yeniden hür olması için nice cephede savaşarak, bir gün yine eskiden olduğu gibi o bayrağın gölgesinde nefes alma hayalini hep yüreklerinde taşımışlardır. Hüseyin Baba’nın cepheden cepheye koşmasının ardında, sadece vazifesine olan sadâkati değil, Ahıska’nın bir gün tekrar bağımsızlığına kavuşmasının emeli ve umudu da vardır. Ahıska, her bir ferdinin cesaretiyle efsaneleşmiş, ancak kaderin cilvesiyle al bayrağın gölgesinden ayrı düşmüş bir hüzün yurdu olarak hâfızalarda kalmıştır.
Ahıskalı Gazi Hüseyin Baba[1]

1810 yılında Ahıska’da doğan Hüseyin Baba, genç yaşta askerliğe ilgi duymuş ve Osmanlı’nın Rusya ile olan savaşında (1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı) gönüllü olarak şehir savunmasına katılmıştır. Bu yaşta gönüllü olması, onun savaşın zorluğuna rağmen cesaretini ve direncini göstermektedir. Ahıskalı Gazi, bu savaştan sonra Türk ordusundan ayrılmayı hiç düşünmemiş, gönüllü askerliğini Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı cephelerinde sürdürmüştür.
Hüseyin Baba’nın askerlik yılları, Osmanlı İmparatorluğu’nun zorlu savaş dönemlerine denk gelmiştir. Hüseyin Baba, 1846-1847 yıllarında İstanbul’daki Erkân-ı Harbiye Mektebi’nde baş muhafız olarak göreve başlamıştır. Ancak, kendi talebiyle izin alarak 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na (93 Harbi) katılmıştır. Her iki savaşın ardından yeniden Erkân-ı Harbiye Mektebi’ndeki görevine dönmüş ve vefatına dek orada hizmet etmeye devam etmiştir.
Ahıskalı Hüseyin Baba, 1828 Osmanlı-Rus Savaşı’nda genç yaşında tanık olduğu Ahıska’nın Osmanlı topraklarının dışına düşmesiyle, Ruslara karşı duyduğu öfkeyi hayatı boyunca içinde taşımıştır. Bu duygu, onu Kırım Savaşı’ndan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar cepheden cepheye sürüklemiştir. Hüseyin Baba’nın, cephelerde kahramanlık sergilerken temel mefkûresi, doğduğu toprakların intikamını almak ve milletinin mâruz bırakıldığı haksızlıklara karşı meydan okumak olduğu anlaşılmaktadır.
Aynı zamanda Hüseyin Baba’nın içinde güçlü bir şehitlik arzusu da vardır. İslâm inancında büyük bir makam olarak görülen şehitlik, Hüseyin Baba için ulaşılmak istenen bir hedef olmuştur. Bu kutsal gayeyle üç defa cepheye koşmuş, ancak her seferinde gazi olarak geri dönmüştür. Gazi Baba’nın yaşadığı bütün kahramanlıklar ve girdiği mücadeleler onun savaşlarda sergilediği cesaretinin ve ölümü dahi göze alışının bir ifadesidir. Her ne kadar şehitlik nasip olmamışsa da onun savaş meydanlarındaki fedakârlıkları, ardında bıraktığı en değerli miras olarak günümüze kadar ulaşmıştır.
Mektebi Harbiye’de Uzun Süren Hizmeti
Hüseyin Baba, İstanbul’un Pangaltı semtinde yer alan Erkân-ı Harbiye Mektebi’nin yaklaşık altmış yıl baş muhafızlığını yaparak önemli bir sembol hâline gelmiştir. 1846-1847 yıllarında başladığı bu görevde, Harbiye öğrencileri ve personeli için bir nevi “okulun bekçisi” ve “genç Harbiyelilerin babası” hâline gelmiştir. Hüseyin Baba, orada uzun yıllar görev yapmış, Harbiye camiasında sevilen ve kendisine saygı duyulan bir şahsiyet olmuştur.
Vefatı ve Mirası
Hayatı boyunca Osmanlı ordusunun farklı cephelerinde görev alan ve İstanbul’daki Erkân-ı Harbiye Mektebi’nde bir simge hâline gelen Ahıskalı Gazi Hüseyin Baba, 1911’de 101 yaşında iken hayata veda etmiştir. Onun nerede toprağa verildiği de bilinmemektedir.
Hüseyin Baba, vefatının ardından, halk arasında unutulmaz bir şahsiyet olarak anılmıştır. Hüseyin Baba’nın anısına yapılan çalışmalardan biri de karikatürist ve ressam Bülent Şener tarafından mürekkeple çizilen portresidir. Bu portre, onun hem Osmanlı askeriyesinin tarihi hem de Harbiye ruhunun bir temsili olarak değerlendirilebilir. Osmanlı tarihindeki vatansever askerlerin temsilcisi niteliğindeki Hüseyin Baba, ardında bıraktığı miras ve hâtıralarıyla Osmanlı askerî tarihinin unutulmaz kahramanlarından biri olarak tarihteki yerini korumaktadır.
_____
[1] Ahıskalı Gazi Hüseyin Baba hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Onun kısa hayat hikâyesi, Reşad Ekrem Koçu (1905-1975) tarafından daktilo edilerek İstanbul Ansiklopedisi’nin 12. cildinde kullanılmak üzere madde tasarısı olarak hazırlanmıştır. Ancak, Koçu’nun 24 cilt olarak planladığı bu ansiklopedinin yalnızca G harfine kadarki ilk 11 cildi (1944-1973) yayımlanabilmiş; ne yazık ki devamı basılamamıştır. Tasarı aşamasında kalmış bu gelecek ciltler için hazırlanan kapsamlı malzeme, 2018 yılında Kadir Has Üniversitesi tarafından devralınmış; SALT Araştırmalar Merkezi ile iş birliği içinde yürütülen Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi projesiyle dijital ortama aktarılmıştır. İşte bu geniş arşivin içinde, “Ahıskalı Gazi Hüseyin Baba” başlıklı madde taslağı da yer almakta olup, böylece unutulmaya yüz tutmuş bir Ahıskalı kahramanın hikâyesi de yeniden gün yüzüne çıkarılmıştır.

