Kerem ile Aslı Öyküsündeki Segre/Posof Ayrıntısı

Sayı 85- Ahıska Özel Sayısı (Ocak 2025)

Halk öyküleri geçmiş yüzyılların ürünüdür. Kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa anlatılageldiği için sürekli gelişmiş ve ideal kıvama ulaşmış yazınsal ürünlerdir. Üretilmesinde, geliştirilmesinde ve aktarılmasında çok sayıda halk ozanının katkısı olmuştur. Modernleşme öncesinde kitaplar ve okul yaygın değildi, yeni kuşakların eğitimi ve kültür aktarımı sözlü olarak yapılırdı. Sözlü kültür ise folklora dayalıydı. Folklor, eğitim ve kültür deposuydu ve insanlar oradan aldıkları malzemeyi diğer insanlara aktararak toplumsal kaliteyi yükseltirlerdi. Folklor deposunda halk öykülerinin yanı sıra masallar, atasözleri, deyimler, fıkralar ve oyunlar gibi araçlardan oluşan müfredat vardı. Bunlar eğlence ve oyalanma aracıydı ama en önemlisi eğitim aracı olmasıydı. Bu anlamda folklor etnopedagojik ve etnoandragojik bir ambardır.[1]

Etnopedagoji ve Etnoandragoji ambarının değerli malzemelerinin başında halk öyküleri gelir. Bunlar; Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Kirmanşah hatta Köroğlu ve yüzlerce benzeri anlatıdan oluşmaktadır. Bu öyküler halk tarafından üretilmiş ve aktarılmış, zamanla kime ait oldukları da unutulup anonimleşmiştir. Kerem ile Aslı da onlardan biridir.

Kerem ile Aslı öyküsü ana örgü ve iletisi değişmeden birçok yerde küçük farklılıklarla yüzlerce yıldır anlatılagelen bir aşk öyküsüdür. Aşkın peşinden koşmayı, azmi, sevdanın güzelliğini ve gücünü gençlere anlatmaktadır. Bunun yanı sıra dinleyenlere kültür ve coğrafya, estetik ve felsefe, bilgi ve değer yüklemektedir. Başlı başına önemli derslerden oluşan bir eğitim anıtıdır.

Kerem ile Aslı Öyküsünün Konusu
Kerem ile Aslı öyküsünün konusu, bir hükümdarın oğlu ve bu devletin mali işlerinden sorumlu olan Ermeni vezirin (aynı zamanda keşiş) kızının aşk öyküsüdür. Öyküde hükümdar ve keşiş, çocuklarını beşik kertmesi yapmışlardır. Ayrıca, çocuklar büyüyünce birbirine aşık da olmuşlar ancak keşiş vezir din farklılığını ileri sürerek kızını hükümdarın oğlu olan Kerem ile evlendirmek istemez. Keşiş, gizlice çoluk çocuğunu toplayıp uzaklaşır. Kerem de arkadaşı Sofu ile onların peşine düşer. Birçok yeri gezdikten sonra keşiş artık kaçacak yer bulamaz ve kızının evliliğine razı olur. Düğün yapılır ancak bir facia olur ve sevenler kavuşamaz.

Kerem ile Aslı halk öyküsü konusunda kapsamlı bir araştırma yapan Duymaz[2], öyküdeki tarihî ve coğrafi unsurlar, konu ve biçim özellikleri dikkate alındığında Kerem’in 15. yüzyıl başlarında yaşamış bir âşık olduğu ve hikâyenin 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılın başlarında ortaya çıktığı görüşündedir. Kerem ile Aslı öyküsünde anlatılanlara ve olayın geçtiği coğrafyaya bakarak bu öykünün Akkoyunlu İmparatorluğu döneminde,[3] 14-15. yüzyıllara ait olduğu düşünülebilir. Ziya Gökalp, 1922’de yazdığı bir yazıda Akkoyunluların Oğuz Türkçesinde konuştuğunu belirttikten sonra Dede Korkut kitabının yanı sıra Aşık Kerem, Şah İsmail, Aşık Garip ve benzeri halk kitaplarının da bu dille yazıldığını belirtmiştir.[4]


Akkoyunlu İmparatorluğu

Bu Araştırmanın Öyküsü
Öykü, ünlü bir öyküdür ve farklı bölgelerde farklı anlatımları (varyantları) vardır. Bulgaristan, Kırım, Anadolu, Azerbaycan, Horasan vb. Bunun yanı sıra yerel ayrıntılar da olabilmektedir. Nitekim Âşık Kerem’in arayışı Posof’ta efsaneyle süslenerek anlatılmaktadır. Bu anlatım öykünün farklı anlatımlarıyla da tutarlıdır. Öykünün Posof kısmı Kerem’in uğradığı iki köy adı belirtilerek geçilir. Öyküdeki köy adları eski addır ve değiştirilmiştir. Köylerin yeni adları vardır ve araştırmacılarca öyküdeki o köylerin Posof’ta olduğu pek bilinmez.

Öyküye göre Kerem, Aslı’yı aramaktadır. Keşiş ise kızını Kerem’e yar etmemek için kaçırmaktadır. Kerem de peşlerinde iz sürerek Aslı’ya ulaşmaya çalışmaktadır. Kerem, Aslı’nın Ahıska’da olduğunu duyarak Ahıska’ya gelir. Arar tarar bulamaz. Kimse keşişi ve Aslı’yı tanımamaktadır. Ahıska’da türküler söyler. Ahıskalılar Kerem’i Posof’a gönderir.

Posof’ta anlatıldığına göre Kerem önce Çaloba (Günlüce) köyüne gider. Orada Aslı’yı bulamayınca Ardahan’a gitmek ister. Ancak Ulgar dağındaki kar ve tipinin yolu kapatması üzerine Kır köyünden Posof’un Segre köyüne gelir. Çeşme başında birkaç güzel kız vardır. Kerem hangisine baksa Aslı’yı görür gibi olur ama Aslı olmadıklarını anlar… Üzgündür ancak kızlar da aşktan, âşıktan ve şiirden anlarlar. Âşık Kerem’le deyişir, dertleşirler. Kerem Posof’ta bir süre kalarak Posoflu âşıklarla da karşılaşmalar yapar. Sonra Ardahan’a doğru gider.

Posof’ta halk arasında Kerem’in Posof’un köylerinde bir süre kaldığı anlatılır. Giderken Ulgar dağı için dile getirdiği türkü de söylenir. Üstelik bu türküyü söylediği yer belirtilerek öykü adeta efsane biçiminde somutlaştırılır. Bu anlatımın ayrıntısını araştırırken yapılan çalışma bu yazıyı ortaya çıkarmıştır.

Araştırmanın Kaynakları
Bu araştırmada hem yazılı kaynaklardan belge incelemesi yöntemiyle veri derlenmiş hem de Posof’ta halen yaşayan ve folklor bilgisi birikimine sahip olduğu düşünülen dört kişiden toplanan verileri araştırma bulgularıyla karşılaştırarak sonuca ulaşılmıştır.

Kerem ile Aslı öyküsünün anlatıldığı iki yayın temele alınmıştır. Bunlardan biri Azerbaycan’dan, diğeri ise Türkiye’dendir. Azerbaycan’dan elde edilen kaynak kitabın anlatımı esas alınmış, onun Türkiye’de yayınlanan aktarımıyla da kontrol edilerek geçerlik ve güvenirlik ölçütü sağlanmaya çalışılmıştır. Kaynak kişilerle birbirinden farklı ortamlarda görüşülmüş anlatımlarının benzer biçimde olduğu, çelişkilerinin olmadığı görülmüştür. Bu da araştırmanın veri toplamada geçerlik ve güvenirliğini sağladığı biçiminde değerlendirilmiştir.

Araştırmanın Azerbaycan’dan elde edilen temel kaynağı Behlül Abdullayev’in Araz Dadaşzade editörlüğünde hazırladığı ve 1987’de Yazıçı Neşriyyat’tan yayınlanan “Azerbaycan Edebiyyatı İncileri” adlı kitapta yer alan “Aslı Kerem” öyküsüdür. Öykü, kitabın 422-568. sayfalarında yer almaktadır. Kitapta Dede Korkut Öyküleri, Kurbani, Şah İsmail, Köroğlu ve Âşık Garip anlatımları da vardır.

Abdullayev’in hazırladığı kitapta “Aslı Kerem” öyküsünün hangi kaynaktan alındığı da açıklanmaktadır[5]: Yazdığına göre Aslı Kerem öyküsü ilkin E. Tahirov’un âşıklardan derleyip 1939’da “Dastanlar” adıyla yayınlamıştır. Abdullayev’in kitabına aldığı metin ise M. H. Tahmasib, T. Ferzaliyev, İ. Abbasov, N. Sacidov tarafından düzenlenen ve “Azerbaycan Mahabbat Dastanları” adıyla 1979’da “Elm” yayınevinde yayınlanan kitaptan alınmıştır.

Bu araştırmanın diğer yazılı kaynağı da İsa Öztürk tarafından hazırlanan ve Türkiye İş Bankası Yayınları arasında yayınlanan “Kerem ile Aslı” adlı kitaptır. Öztürk kitabında[6] iki Kerem ile Aslı öyküsünü bir arada yayınlamıştır. Biri Anadolu anlatımı diğeri ise Azerbaycan anlatımıdır. Ancak bu anlatımların hangi kaynağa dayalı olduğunu belirtmemiştir. Bu araştırmada, Ali Duymaz (2001) tarafından yayınlanan “Kerem ile Aslı Hikâyesi Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma” adlı araştırmasından da geniş ölçüde yararlanılmıştır.

Posof’un Kır köyünden Mustafa Doğruel Kerem’in Kayası’nın yanında (Foto Mustafa Doğruel)

Kerem’in Kayası
Aşağıdaki Ulgar Dağı’na sesleniş şiirini Âşık Kerem şimdi “Kerem’in Kayası” olarak bilinen kayanın yanında söylemiştir. Bu kaya Posof’un Kır köyü ile Asmakonak köyleri arasında, Kır köyü arazisindedir. Bu köyde doğup büyüyen 60 yaşındaki Mustafa Doğruel aşağıdaki bilgileri vermiştir.

“Bizim köyden Ulgar’a çıkmak için ve hem arazi yolu hem de Çakırkoç köyünün yaylaya gitmek için kullandığı yolun, ki bu yola “top yolu” da derler, orda kayalar vardır. Bir tanesi çok büyük kayadır. O kayaya yaşlılarımız “Kerem’in taşı” derlerdi. Halen de orayı “Kerem’in taşı” olarak biliriz. Ben bu şiiri büyüklerimizden dinlerdim. Kerem Aslı’yı ararken Ardahan’a gitmesi gerekir. Yola çıkmış ama kar yağdığı için dağdaki yol kapanmış. Kerem bu taşa yaslanarak Ulgar dağına bu deyişi söylemiş derlerdi. Kısacası biz halen orayı Kerem’in Taşı olarak biliriz. Adını Âşık Kerem’den alır.”[7]

 Âşık Kerem’in Dolaştığı Yerler ve Sekri (Segre)
Kaynaklarda, Kerem’in İsfahan’dan başlayan iz sürmesi Anadolu ve Kafkasya’da devam eder.[8] Şiirleri ve rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla çok yer dolaşır. Duymaz’ın[9] “matbu varyant” olarak adlandırdığı kaynakta gezi güzergâhı şu şekildedir: İsfahan, Sultan Dağı, Zengi, Hoy, Gence, Şuşa, Revan, Acur, Çıldır, Ahıska, Sekri[10], Ardahan, Gürcistan, Göle, Kars, Oltu, Kağızman, Narman, Bayezit, Bayat, Van, Tiflis[11], Elcevaz[12] Dağı, Süphan Dağı, Ahlat, Nemrut Dağı, Muş, Çanlıkilise, Mezgir, Pasin Ovası, Murat Suyu, Uzunahmet Köyü, Otluk Kalesi, Hasankalesi, Çoban Köprüsü[13], Gümüşlü Künbet, Hanım Pınarı ve Erzurum.


Kerem’in Aslı’nın izini sürerek dolaştığı yerler (Batur, 2005).

Kerem ile Aslı anlatımının Güney Azerbaycan varyantında ise Kerem’in Aslı’nın izini sürerken şu yerlerden geçtiği anlaşılmaktadır[14]: İsfahan, Süphan Dağı, Zengi, Hoy, Gence, Erivan, Acuz, Çıldır, Aksaha[15], Şerki[16], Orhan[17], Gürcüstan, Halbe (?), Kars, Oltu, Narman, Akayit (?), Bayat[18], Orku (?), Van, Tiflis[19], Ahlat, Erciyas[20] Dağı, Süphan Dağı, Nemrut Dağı, Muş, Çanlıkilise, Mazgirt, Pasin, Uzunahmet, Otluk, Çoban Köprüsü, Hasankalesi, Gümüşlü Künbez, Hanım Pınarı, Laleli Dağı ve Erzurum. Duymaz[21], Kerem’in Bulgaristan varyantından da benzer bir yol izleyerek “… Çıldır, Ahıska, Şerkı, Orhan…” yoluyla gittiğini yazmıştır.

Kerem ile Aslı öyküsünün anlatılan varyantlarında Sekri/Segre adı geçer. Durmaz’ın araştırmasında Kerem Ahıska’dan Sekri’ye ve oradan da Ardahan’a gider.[22] Kerem ile Aslı öyküsünün Bulgaristan varyantında da Kerem’in Sekri’den geçtiği kaydedilmiştir.[23] Orhan Güzel’in yazdığı Kerem ile Aslı öyküsünde de Serki adı geçmektedir.[24] Şükrü Elçin’in araştırmasında da Sekri yer adı olarak bulunmakta ancak Elçin bu yerin neresi olduğunu saptayamamıştır.[25] Sekri, Kerem’in Ahıska-Ardahan civarında dolaşırken konakladığı yer olmalıdır. Duymaz[26], araştırmasında Serki adıyla birlikte Segre adını da kullanmakla birlikte diğer araştırmacılar gibi Sekri’nin neresi olduğu ya da olabileceğine ilişkin bilgi ya da tahmin bildirmemektedir. Yalnız bu konuda Zeyrek,[27] Posof etnografyasına ilişkin kitabında Kerem’in Posof’un Sagre köyüne geldiğini yazmıştır.

Bu yol güzergâhındaki yer adlarının çoğu halen halk ağzında kullanılmaktadır. Bazıları ağız farklılaşmasına uğramış ya da okurken eski alfabeden yanlış transkripsiyon yapılmış olabilir. Sekri veya Şerki olarak bildirilen yer onlardan biri olmalıdır. Sekri, Ahıska ile Ardahan arasında kalan, şimdi Posof ilçesine bağlı olan, yerli halkın eski adı Segre/Sagre olarak bildiği, yeni adı ise Çambeli olan köy olmalıdır. Zira etrafta Sekri adına benzeyen ya da onu çağrıştıran başka bir yerleşim yoktur. Şerki’nin de Sekri’nin yanlış söylenmiş, yazıya yanlış aktarılmış veya yanlış okunmuş hali olduğu düşünülebilir. Yine de yakın bölgede adı benzeyebilecek yer adları araştırılınca Ahıska’da Borcom ilçesine bağlı Sakire adlı bir köy vardır. Azad Dedeoğlu[28] da Ahıska’da Sarkine/Sarakine/Sakunet köyünün olduğunu bildirmiştir. Ancak Posof’ta doğrudan Segre köyü ve halk arasında “Kerem’in Kayası” bilgisi varken diğerlerini elemek gerekir. Serki’nin Azerbaycan’ın Şeki adlı yerleşim yeri olması da mümkün görünmüyor. Zira Şeki eskiden “Nuxa” diye biliniyordu. Kaldı ki Ahıska’dan Şeki’ye geçip oradan Ardahan’a ulaşması coğrafi olarak ne mantıklıdır ne de mümkündür. Yine Bitlis adının Tiflis diye yazılması da bir yanlış okuma olarak belirtilebilir. Osmanlı alfabesinin yarattığı kullanışsızlık sorunlarından biriyle karşı karşıyayız. Arap alfabesi ile yazıldığında Bitlis ile Tiflis birbirine benzetilebilmekte ve yanlış okunabilmektedir. Nitekim, öykünün doğal akışına göre Van ile Bitlis birbirine Tiflis’ten daha yakındır, Van’dan Bitlis’e gidilebilir. Üstelik, oradan da Ahlat’a gidilmektedir! Öyleyse, Bitlis’in yanlışlıkla Tiflis diye okunduğu kabul edilmelidir.

Kerem’in Sekri (Segre) ziyareti Posof’ta halk arasında anlatılagelmektedir. Bu araştırma amacıyla görüştüğüm ve adı bende saklı olan kaynaklarım “Kerem’in Ahıska’dan Günlüce (Çaborya) köyüne geldiğini, burada Aslı’yı bulamayınca Özbaşı (Gıniye) köyünden Kır köyüne gelip oradan da Ulgar Dağı üzerinden Ardahan’a gitmek ister. Ulgar’a giderken Kerem’in Kayası denilen yerde Ulgar’ın fırtınalı halini görünce bir türkü söyler ve konaklamak için bu kez Segre köyüne gider.” diye anlatmaktadır. Bu verilere topluca bakınca Serki’nin Segre olduğunu kabul etmek gerekir.


Kerem’in Posof’ta dolaştığı yerler[29]

Duymaz’ın[30] kaydettiğine göre Bulgaristan rivayetinde Kerem, Çıldır’dan Ahıska’ya gelir ve oradan da Sekri’ye (Segre’ye) geçer. Burada gördüğü bir düğünü Aslı’nın düğünü sanır ve çok endişelenir. Durumun öyle olmadığı anlaşılır. Segreliler Kerem’e dostça yaklaşır ve köylerinde kalıp yerleşmesini önerirler: “Ey Âşık, gel kal bizim elde, âşıklık eyle, ev-eşik sahibi ol. Bizim eller garipleri sevendir.” derler.[31] Kerem bunu kabul etmez ve Ardahan’a doğru yola çıkar. Bu anlatım ve yol güzergâhını Batur’un[32] çalışmasında da görmek mümkündür.

Çıldır’dan Ahıska’ya gelen Kerem, kahvede başına toplanan insanlara “… hey” redifli şiirini söyler. Segre’de ise bir köylünün düğününü Aslı’nın düğünü sanan Kerem “…kaşların gözlerin” ayaklı şiirini söyler. Aslı’nın gözlerini anlattığı şiir de Posof-Segre’de söylenmiştir.[33]

Kerem’in Segre’de söylediği ikinci şiir ise onun Sagre’ye yerleşme teklifi üzerine söylediği koşmadır. “… neyleyim” başlıklı şiir Kırım ve Bulgaristan varyantlarıyla aynı, Azerbaycan, Türkmen ve Horasan varyantlarında biraz farklılaşmış olarak bulunmaktadır. Ahıska’dan ayrılıp Çaloba’ya (Günlüce) gelince orada da Aslı’ya benzettiği bir kızla deyişir. Buradaki şiirde Kerem “… Aslı’ma benzer” redifli şiirini okurken, kız, “Senin Aslı’n ben değilim.” demektedir.[34]

Kerem Posof’ta
Âşık Kerem’in Segre / Posof ayrıntısı Azerbaycan varyantında daha ayrıntılı olarak işlenmiştir. Örneğin Kerem Ahıska’dan gelirken önce Çaloba’ya, sonra da Sekri/Segre’ye gitmektedir. Posof’taki halk anlatımı da bunu desteklemektedir.

Öykünün bundan sonraki kısmı Abdullayev’in aktarımı ve Posof halk anlatımındaki sıraya göre düzenlendi. Bu düzenleme Duymaz ve Öztürk’ün çalışmalarıyla kontrollü biçimde yapıldı. Posofluların Kerem öyküsü anlatımı kullanılmadı. Başka bir araştırmacı Posof’ta derleme yapabilir ve Posof varyantını kaydedebilir. Araştırmacılar bu konuya ilişkin bazı efsane ve folklorik ögeler de bulabilecektir. Örneğin Kerem’in atının ayak izi vb.


Kerem’in Çıldır, Ahıska, Posof ve Ulgar dağı üzerinden Ardahan’a yolculuğu

Sofu ile Kerem Çıldır’dan Ahıska’ya gelirken Kerem seher yelinden Aslı’yı sorar.[35] Duymaz[36], bu şiiri Çıldır’dan Ahıska’ya gelen Kerem’in kahvede başına toplananların isteği üzerine söylediğini yazmaktadır.

Eylenmez ki, yardan haber sorayım,
Esib esib giden badı saba, hey!..
Kırılsın baisin[37] kolu, kanadı,
Hiç kimse düşmesin yardan cüda,[38] hey!..

Yudum dobendimi, beyaz eyledim.
Sildim gönül pasın, ayaz eyledim,
Ben kanlı feleğe niyaz eyledim,
Felek bana verdi çoklu cefa, hey!..

Durmayıban akar çeşmimin yaşı,
Aktığı yerlerde eritir taşı,
Bele imiş kanlı feleğin işi,
Ne şah bilir ne han ne de geda, hey!..

Ben Kerem’im, hoyratlara tay oldum,
Bivefa yar sevdim, acep bay oldum?
Özüm üzdüm, gün çürüttüm, zay oldum,
Beni boşalttılar kaptan kaba, hey!..

Kerem ve lalası Sofu Ahıska’dan yollarına devam ederler. Duğur’un altından geçerek Çaloba köyüne ulaşırlar. Posof ve civarında Çaloba diye bir yerleşim yeri yoktur. Yalnız bu ada benzer bir söylenişi olan Çaborya adında bir köy vardır, o olabilir. Çaborya köyünün şimdiki adı Günlüce’dir. Google harita ölçümüne göre Segre-Çaborya (Çambeli-Günlüce) yaya olarak 13.5 km’dir ve yaklaşık üç saatte gidilebileceği bildirilmektedir.

Kerem Çaloba’da her çeşit ağaçla, gülle dolu lâlezar bir bağa girer. Bağın içinde birkaç kız çalıp söyleyip oynamaktadır. Kerem bu kızların içinde Aslı’ya benzer bir kız görür ve der:

-Sofu, dur bir katar söz diyem, bu kız benim han Aslı’ma benziyor.[39]

Kerem yüreği demirci körüğü gibi alışıp yana-yana kıza dedi:[40]

Gözeller çıkmışlar seyre,
Birisi Aslı’ma benzer,
Al geyinip sallanışı
Yörüşü Aslı’ma benzer.

Kerem böyle diyende hemen kız kulaç saçlarını sine sazı yapıp, Kerem’in bu sözünün karşılığında dedi:

Uzak elden gelen aşık,
Senin Aslı’n ben değilim,
Çoğun derde salan aşık,
Senin Aslı’n ben değilim.

Aldı Kerem:
Aşk badesini içtim,
Bulanık çaylardan geçtim,
Bir kız gördüm derde düştüm,
Duruşu Aslı’ma benzer. 

Aldı kız:
Sözünü kanmışım ezel,
Bağıma değmemiş gazel,
Hayıstan’a[41] gitti gözel,
Senin Aslı’n ben değilim. 

Aldı Kerem:
Bana müştak gurbet eller,
Göz yaşımı kimler siler?
Kerem ağlar rakip güler,
Gülüşü Aslı’ma benzer.

Aldı kız:
Senin aradığın Aslı,
Kara kaşlı, kara gözlü,
Benim adım Hanımnaz’dır,[42]

Senin Aslı’n ben değilim.

Söz tamam oldu, Kerem keşişten haber aldı, kız dedi:

-Senin aradığın keşiş bugün göçü ve külfetiyle[43] buradan göçtü, gündoğan tarafına gitti.

 Kerem bu sözü kızdan işitince sazı sinesine basıp, görelim Sofu’ya ne dedi:

Durma, gidek, Sofi lele,
Gene Aslı’m göç eylemiş.
Kan ağların bundan böyle
Gene Aslı’m göç eylemiş.

Aslı’m elinden keçübdü,
Almalı dağdan keçibdi,
Daşbulah’tan su içibdi,
Yene Aslı’m köç eyleyib.

Yardan mene yara deymiş,
Heç düzelmez bu müşkül iş,
Onunla böyle Kara Keşiş,
Gene Aslı’m köç eyleyib.

Sofi, gel öyle söyleme,
Bağrımın başın teyleme,
Gedirem, yoldan eyleme,
Yene Aslı’m köç eyleyib.

Garşımızda garlı dağlar,
Könül mehebbeti çağlar,
Aslı göçüb, Kerem ağlar,
Yene Aslı’m göç eyleyib.

Aslı’nın orada olmadığını öğrenince Ardahan yönünde gitmeye karar verirler. Özbaşı köyünden Kır köyüne ulaşır ve yol tarifi alırlar. Köylüler, Ulgar dağındaki kar ve tipiyi aşamayacaklarını söyleyip konak etmek isterler. Kerem’in acelesi vardır ve bu öneriyi kabul etmez. Yayla yoluyla Ulgar dağına yönelirler. Ulgar’ın göründüğü bir yere kadar çıkarlar. Bir kayaya duldalanarak bir süre dinlenir ve durumu değerlendirirler. Ulgar dağını tipi-boran yüzünden aşamayacaklarını ve yola devam edemeyeceklerini anlarlar. Kerem, kayaya yaslanarak Ulgar dağı için aşağıdaki türküyü söyler:[44] Bu kaya yörede halen “Kerem’in kayası” veya “Kerem’in taşı” olarak bilinir.

Yükseğinde yavru şahan beslenir,
Ulgar Dağı niçin kalkmaz dumanın?
Alçağında kumru bülbül seslenir,
Ulgar Dağı niçin kalkmaz dumanın?

Yükseğinde büyük, namlı karın var,
Alçağında lâle sümbül barın var,
Yardan mı ayrıldın, âh u zârın var
Ulgar Dağı niçin kalkmaz dumanın?

Gelen geçen seyran eder meşesin,
Beline kondurmuş beyin, paşasın
Kırk haramî bekler her bir köşesin
Ulgar Dağı niçin kalkmaz dumanın?

Gene çevrilmiştir o eğri beli,
Urumel, Acem’de söylenir yeli,
Kadı mısın, serdar mısın ya deli?
Ulgar Dağı niçin kalkmaz dumanın?

Her yanında niçe renkli taşın var.
Şahan yuva yapmış, öter kuşun var.
Kerem gibi ne belâlı başın var
Ulgar Dağı niçin kalkmaz dumanın?

Türkü bitince Kerem ve Sofu Kır köyüne dönmek yerine başka bir yöne giderler. Yolda, terk edilmiş viran bir yerleşim yeri ile karşılaşırlar.

Karanlık Meşe’deki Virane
Posof’ta Çambeli (Segre), Yeniköy ve Al köyleri civarında “Karanlık Meşe” adı verilen ormanlık bir alan bulunmaktadır. Meşe, Posof ağzında “orman” anlamına gelmektedir.[45] Karanlık Meşe’ye yakın bir yerde harabeler, köy ve kilise kalıntısı pegler[46] bulunmaktadır. Âşık Kerem ve yoldaşı Sofu yollarına devam ederken bu harabe yerleşim yeriyle karşılaşırlar. Kerem, durup dedi ki: “Sofu Lala[47], bir zamanlar bu şehirde adamlar devran sürmüş. Dur, sorayım bakalım, bu şehir niye viran haline gelmiş? İnsanlara ne olmuş?”

Kerem viraneye bakıp şöyle dedi:

Seyyah olup bu alemi gezerken,
Rast geldim bu viranın taşına,
Söyle viran, ne zamandan berisin?
Ne gelmişti ne gelecek başına?

Kerem’in sözlerinden etkilenen viran şehir dile gelir ve karşılıklı deyişme başlar:[48]

Aldı Virane (Harabe)
Hazreti Nuh’un zamanından beriyim,
Emr-hakla neler geldi başıma…
Başıma geleni söyleyim sana,
Gör ne zehir katıldı aşıma.

Aldı Kerem
Kim eşitse senin ah ile zarın?
Terk eyliyor elde olan varın.
Niçün harap oldu çarşı pazarın
Akıl ermez o Huda’nın işine.

Aldı Virane
360 çeşmelerim akardı.
Güzellerim seyrana çıkardı.
Hanımların lâlü gövher takardı
Bakmaz mısın Hanyeri’nde[49] taşıma.

Aldı Kerem
Dertli Kerem sana viran söyledi
Söyle yigitlerin felek neyledi
Kimler gelip seni viran eyledi?
Felek niye taşın saldı başına.

Aldı Virane
Çok yigitlerim vardı burada.
Kimi saz çalardı, gezip orada,
İndi viran olup kaldım arada,
Viranım, onları çektim döşüme.

Öykünün bazı varyantlarında bu viranenin Ayaş civarında olduğu bildirilir.[50] Ancak viranenin deyişinin ikinci kıtasında bir yer adı olarak “Han yeri” bildirilmektedir. Hanyeri, Posof’ta Segre köyü ile Yeniköy arasındaki ormanlık bölgenin adıdır. Hanyeri, Kerem ile Aslı öyküsünün varyantlarındaki şiirlerde aynı biçimde geçer.[51] Eskiden atlı veya yaya olarak Ahıska’dan Ardahan’a gidenler Hanyeri’nden geçen top yolundan[52] devam eder, Ulgar dağının eteğinden Damal’ın Seyitveren köyüne ulaşırdı. Hanyeri, yol tariflerinde kullanılan, önemli bir mıntıkadır.

Keremgil viraneden ayrılıp nice yol gittikten sonra gelip bir köye çıktılar.[53] Baktılar ki, burada toy var. Kerem’in rengi gül yaprağı gibi soldu.
Sofu sordu:
-Kerem, sana ne oldu?
Kerem dedi:
-Zalım keşiş Aslı’yı ere vermiş, bu toy da onun toyudur.
Sofu dedi:
-Gel peşimden, Allah kerimdir.
Sofu, Kerem’i toy meclisine götürdü. Meclis Kerem’i baş köşeye geçirdi. Yemek yedikten sonra dediler:
-Âşık, biraz çal-söyle, yüreğimiz açılsın.
Kerem sazını eline aldı, ayağa kalkıp çalmak isteyince gözü diğer odaya kaydı. Gördü ki bir gelin tahtta oturmuş, kızlar da ona zinet veriyor, onun Aslı olduğunu sandı.[54]

Dedi:
Çıkar tahta, divan eyler,
Aslı, kaşların, gözlerin,
Gözümden kan revan eyler,
Aslı, kaşların, gözlerin.

Şah kimi metleb bitirir,
Hükmün yerine yetirir
Dilsizi dile getirir,
Aslı, kaşların, gözlerin.

Firkatin beni yandırır,
Dağı, taşı dolandırır,
Kapı-kapı dilendirir,
Aslı, kaşların, gözlerin.

Havada şahine benzer,
Yerdeki laçına benzer,
Köyde gögerçine benzer,
Aslı, kaşların, gözlerin.

Kâh ağladır, kâh güldürür,
Kâh gözelliğin bildirir,
Ahir Kerem’i öldürür,
Aslı, kaşların, gözlerin.

Hepsi Kerem’i bu hoş avazına ihsan söyledi. Bir nefer Kerem’e dedi:
-Ey âşık, gel kal bizim elde, aşıklık eyle, ev-eşik sahibi ol. Bizim eller garipleri sevendir.
Kerem bunu duyunca dedi:
-Ağalar, kulak asın, bir katar da sözüm var, diyem.
Dediler:
-Buyur!
Kerem dedi: [55]

Tek birce yarımı bana verseler,
Bu fani dünyada malı neylerim?
Bir imdat olursa mevlamdan olsun,
Gayrının verdiği malı neylerim?

Yüce dağ başında tarlanlar süzer,
Göllerde yeşil baş sonalar yüzer,
Aslı’nın yanağın bir çift xal[56] bezer,
Gayrının verdiği xalı neylerim?

Kerem diyer: ben ne idim ne oldum,
Aslı’mın aşkından saraldım, soldum,
Çismim tük getirdi, Mecnun’a döndüm,
Aslı’sız ben çah-çalalı neylerim?

Kerem’in bu sözlerinden meclis ehli bir şey anlamadı. Sofu işi böyle görünce dedi:

-Kardaşlar, bu Ziyad Han’ın oğludur. Kendi vezirleri Kara Keşiş’in kızına aşık oldu. Kız da buna aşıktır. Keşiş kızını buna vermemek için alıp kaçtı. Bize dediler ki, keşiş buradadır. Biz de buraya geldik. Kerem ele bildi ki, toy onun sevgilisinin toyudur.

Toy babası dedi:

-Âşık, bu başka adamın toyudur. Senin aradığın keşiş dünegün buradan geçip gitti.

Kerem’le Sofu geceyi burada geçirip, seher vakti tezden kalkıp Ardahan’a doğru yola düştüler. Onlar gitmekte olsun, bu taraftan köyde bir katar turna görünür. Kerem sazını alır, görelim turnalara ne der: [57]

Turna, gidersiz nereye,
Benden yâre selam deyin!
Görsez eğer butam ağlar,
Dönüp yâre selam deyin!

Yolunuz gider Ağdaş’a,[58]
Karlı dağlar aşa aşa,
Hem goxuma hem gardaşa,
Hem diyara selam deyin!

Turna telin şana-şana,
Hem o yana hem bu yana,
Alın size bir nişana
Verim, yâre selam deyin!

Dad seyrağıbın elinden,
Aşık dağların belinden,
Dertli Kerem’in dilinden,
Turnam, yâre selam deyin!

Kerem sözünü tamam eyledi, yola davam ettiler. Bir müddet yol gidip, bir obaya eriştiler. Kerem obanın kenarında bir gözel kız gördü. Bu kız o kadar gözel idi ki, güneş gibi her tarafa ışık saçıyordu. Kız geçip gitti. Birkaç kişilik kalabalık Kerem’in etrafına toplandı. Kerem sazı sinesine basıp dedi:

Sizin elde ben bir gözel görmüşem,
Şölvesi düşmüş Gürcistan’ın eline.
Bülbül gibi şirin şirin qonuşur,
Bal dökülür dehanından diline.

Kadir mevlam verib xub camalını
Onun seven neyler dünya malını,
Qurşanıp kemerle ince belini
Boyu benzer yüce selvi dalına.

Kerem diyer: benim yarım incedir,
Dudakları yarı açmış goncadır,
Sümbül teli topuğundan yücedir,
Bir telin vermem dünya malına.

İncidir mirvarı, sedef dişleri,
Kudretten çekilmiş keman kaşları,
Dal gerdanda kulaç-kulaç saçları,
Sarmaşır, dolanır ince beline.

Ben Kerem’in, gece kılarım zarımı,
Hak canım almasın, çekim çoruni,
Yukarıdan haber aldım yarımı,
Dediler göçmüştür Bayan (?) eline.

Söz tamam oldu Sofu adamlardan keşişi haber aldı. Gençler keşişin Kars’a gittiğini haber verdiler. Kerem yola revan oldu, Kars’a taraf gitmenin hazırlığını yaptı. Öykünün devamında Kerem ve Lalası Sofu Kars’tan Narman ve Oltu’ya doğru yol aldı.

Sonuç Olarak
Kerem ile Aslı öyküsü Türk halk edebiyatının önemli yapıtlarından biridir. Eldeki nüshalar Akkoyunlu Devleti döneminde yazıya aktarıldığını düşündürmektedir. Öykü farklı yerlerde derlenmiş ve ayrı varyantlar halindedir. Bu varyantlar birbirinden çok uzak değil, genellikle küçük farklılıklar taşımaktadır.

Kerem ile Aslı öyküsünün varyantlarında Âşık Kerem’in Aslı’yı ararken geçtiği yerlerden biri Serki veya Sekri olarak kaydedilmiştir. Öykü üzerine yapılan yayınlarda burasının neresi olduğu genellikle belirtilmemiştir. Kerem, Çıldır’dan Ahıska’ya gelip oradan Ardahan’a doğru gitmektedir. Bu bölgede Serki ya da Sekri adını taşıyan bir yer bulunmamaktadır. Ancak Posof ilçesinde eski adı Segre, yeni adı Çambeli olan bir köy vardır. Büyük olasılıkla eski yazıdaki Segre doğru okunamamış olmalıdır. Duymaz (2001: 90), araştırmasında Serki/Sekri adını kullanmasına karşın Segre adına da yer vermiştir. Ancak burasının neresi olduğu ya da olabileceği hakkında yorum yapmamıştır. Zeyrek, Segre’nin Posof’ta olduğunu bildirmiştir.

Azerbaycan varyantında Kerem, Sekri’den önce Çaloba diye bir yere gitmektedir. Civarda bu ada yakın Çaborya (yeni adı Günlüce) adlı bir köy vardır. Gerek Segre gerekse Çaloba Kerem ile Aslı öyküsündeki bu yerin Posof’un köyleri olduğunu göstermektedir. Ayrıca Kerem’in karşılaştığı ve deyiştiği viranede geçen Hanyeri, Posof’a ait bir toponimdir. Sözlü kültürde Posof halkının anlatımı da bunları desteklemektedir. O halde Kerem ile Aslı öyküsünde şimdiye kadar belirsiz olarak kalan Sekri/Serki adlı yer Segre’dir ve Segre Posof’tadır. Öyküde Âşık Kerem’in yolu Posof’tan geçmiştir.

Kaynaklar

Abdullayev, Behlül. (1987). Azerbaycan Edebiyyatı İncileri. (Ed. Araz Dadaşzade) Bakı, Yazıçı Neşriyyat.

Âşık Kerem. (2011) Ulgar Dağı. Bizim Ahıska Dergisi, Sayı 19. Online: http://www.ahiska.org.tr/wp_pdf/sayi19/parcali/37_sayi19.pdf Erişim: 5.9.2024.

Batur, Suat. (Haz.) (2005). Kerem ile Aslı. İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.

Çınar, İkram. (2022). Halk Ozanları Bağlamında Etnoandragoji. Ankara: Pegem Akademi Yayınları.

Çınar, İkram. (2023). Etnopedagoji: Atabek Yurdu. 5. Baskı. Ankara: Pegem Akademi Yayınları.

Dedeoğlu, Azad. (2021). Ahıska Bölgesi ve Kıpçak Atabegler Tarihi: 11-16. Yüzyıllar.  İstanbul: Kitap Dünyası Yayınları.

Duymaz, Ali. (2001). Kerem ile Aslı Hikâyesi Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları.

Elçin, Şükrü. (2000). Kerem ile Aslı Hikâyesi: İnceleme Araştırma. Akçağ Yayınları.

Güzel, Orhan. (2004). Kerem ile Aslı. İstanbul: Papatya Yayınları.

Gökalp, Ziya. (1982). Makaleler VII. (Küçük Mecmuadaki Yazılar) (Haz. Çay, A.) Kültür Bakanlığı Yayınları.

Öztürk, İsa. (2023). Kerem ile Aslı. 15. Baskı. Türkiye İş Bankası Yayınları.

Zeyrek Yunus. (2004). Posof’un Çizgileri. Kendi yayını.

____Dipçe________

[1] Çınar, İkram. (2022). Halk Ozanları Bağlamında Etnoandragoji. Ankara: Pegem Akademi Yayınları; Çınar, İkram. (2023). Etnopedagoji: Atabek Yurdu. 5. Baskı. Ankara: Pegem Akademi Yayınları.
[2] Duymaz, Ali. (2001). Kerem ile Aslı Hikâyesi Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, s. 217.
[3] Türkiye’de ayrı bir Akkoyunlu dili ve edebiyatı, tarihi ve folkloru araştırma alanı kurulmamış olması ciddi bir eksikliktir. Böyle bir alan olursa, daha derinlikli araştırmalar yapılabilecektir.
[4] Gökalp, Ziya. (1982). Makaleler VII. (Küçük Mecmuadaki Yazılar), (Haz. Çay, A.) Kültür Bakanlığı Yayınları, s. 269.
[5] Abdullayev, Behlül. (1987). Azerbaycan Edebiyyatı İncileri. (Ed. Araz Dadaşzade) Bakı, Yazıçı Neşriyyat, s. 570.
[6] Öztürk, İsa. (2023). Kerem ile Aslı. 15. Baskı. Türkiye İş Bankası Yayınları.
[7] Kaynak kişi, arkadaşım olan Kır köyünden Mustafa Doğruel, 31 Temmuz 2023 günü ricamı kırmayarak kendi köyünde Kerem’in Taşı/Kayası olarak bilinen yere gidip o taşı fotoğraflamıştır. Taşın etrafını şöyle betimlemiştir: “Kerem’in Kayası olarak bilinen kaya, Top Yolu’nun sonunda “Büyükdüz” denilen mıntıkanın alt başlangıcındadır. Çakırkoç (Mere) köyünün yayla yolu da buradan geçer. Kaya yaklaşık 10 metre çapında ve 2 metre yüksekliğindedir. Eskiden burası açık alandı, şimdi kayanın etrafı meşe ağaçlarıyla kaplanmış ve Ulgar Dağı da artık bu ağaçlar yüzünden görünmüyor. Yine son yıllarda büyüyen bu ağaçlardan ötürü etrafın manzarasını da görüntüleyemedim.”
[8] Öztürk, 2023, agy.
[9] Duymaz, agy, s. 52. Duymaz’ın (agy, 37), verdiği bilgiye göre bu kaynak 1870 tarihli bir taşbaskıdır. Bir nüshası Millî Kütüphanede EHT 1948 A 4142 numarada kayıtlıdır.
[10] Posof’un şimdiki adı Çambeli olan Segre köyü olmalıdır.
[11] Osmanlı alfabesinin yarattığı kullanışsızlık sorunlarından biriyle karşı karşıyayız. Bitlis yanlışlıkla Tiflis diye okunmuş olmalıdır. Çünkü, öykünün doğal akışına göre Van’dan Bitlis’e oradan da Ahlat’a gidilmektedir. Arada Tiflis değil Bitlis vardır.
[12] Elcevaz, şimdiki Adilcevaz’dır. Adilcevaz Dağı kastedilmektedir. (Ozan Ahmet Poyrazoğlu’dan naklen)
[13] Erzurum’un Köprüköy ilçesindeki Çobandede Köprüsü olmalı.
[14] Duymaz, ayg, 52.
[15] Ahıska olmalı.
[16] Segre, Posof’un yeni adı Çambeli (Segre) Köyü olmalı.
[17] Ardahan (?) olmalı.
[18] Bayazıt (?)
[19] Bitlis olmalı.
[20] Ercişli halk ozanımız Ahmet Poyrazoğlu bir görüşmemizde bu adın muhtemelen yanlış okunduğunu söyledi. Poyrazoğlu, “Bu yerin Erdiş / Erciş Dağı olması gerekir. Eskiden Erdiş denilirdi. Zaten Van, Bitlis, Ahlat gibi yerlerde dolaşırken Kayseri’deki Erciyes Dağı’na gidip oradan Süphan ve Nemrut Dağı civarına gelmesi coğrafya bilgisine ters düşer. Belki de Erdiş Dağı eski yazıdan yanlış okunmuş ve Erciyes yakıştırılmıştır.” demiştir. Sayın Poyrazoğlu’na katkısı için teşekkürlerimi yazıyorum.
[21] Duymaz, ayg, s. 52
[22] Yazıda “Orhan” diye yazılsa da bu bölgede o adla bir yer olmadığından “Ardahan” diye anlamak gerektiği kanısı oluşuyor
[23] Duymaz, agy, s. 52.
[24] Güzel, Orhan. (2004). Kerem ile Aslı. İstanbul: Papatya Yayınları, s. 96.
[25] Elçin, Şükrü. (2000). Kerem ile Aslı Hikâyesi: İnceleme Araştırma. Akçağ Yayınları, s. 55.
[26] Duymaz, agy, s. 90.
[27] Zeyrek Yunus, (2004). Posof’un Çizgileri, s. 222.
[28] Dedeoğlu, Azad. (2021). Ahıska Bölgesi ve Kıpçak Atabegler Tarihi: 11-16. Yüzyıllar.  İstanbul: Kitap Dünyası Yayınları, s. 132.
[29] Harita çizimleri için kardeşim Fuat Çınar’a teşekkür ederim.
[30] Duymaz, agy, s. 90.
[31] Duymaz, agy, s. 111.
[32] Batur, Suat. (Haz.) (2005). Kerem ile Aslı. İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi, s. 129-140.
[33] Duymaz, agy, s. 90.
[34] Öztürk, agy, s. 106, 241; Abdullayev, agy.
[35] Abdullayev, agy, s. 504.
[36] Duymaz, agy, s. 90.
[37] Sebep olanın
[38] Uzak kalan
[39] Duymaz, “Aslı’ma benzer” redifli şiirin Çaloba’da bir bahçe içinde gördüğü kıza söylediğini tespit etmiştir. Bize göre Çaloba, Çaborya (Günlüce) olmalıdır.
[40] Abdullayev, agy; Öztürk, agy, s. 218.
[41] Hayastan, Ermeni dilinde “Ermenistan” anlamına gelir. Bu ifadenin yazının kaynağı olan Azerbaycan’da Sovyet zamanında eklenmiş olabileceği düşünülebilir. Zira Posof ve civarında Hayıstan veya benzeri bir yer bilinmez ve kullanılmaz. Sovyet zamanında 1918’de kurulan Ermenistan ise “Ermenistan” olarak adlandırılır ve Posof’tan uzaktır. Posof’tan doğrudan Ermenistan’a gidilmez, arada başka yerler vardır. Dolayısıyla bu ifade sonradan eklenmiş olmalıdır. Burada Hayıstan yerine başka bir yer adı olmalıdır.
[42] Abdullayev’in kitabında şiiri söyleyen kızın adını Hanımnaz olarak bildirilmektedir. Bu kıta, Öztürk’ün (2023: 42) kitabında şöyle geçer: “Benim adım Güllü Nazlı / Senin aradığın Aslı / Çifte hallı, bedir yüzlü / Senin Aslı’n ben değilim.” Posof’ta kız adı olarak Hanımnaz değil, Nazhanım yaygın biçimde kullanılır.
[43] Külfet: Aile kalabalığını, çoluk çocuğu kastediliyor.
[44] Âşık Kerem. Ulgar Dağı. Bizim Ahıska Dergisi, Sayı 19, s. 38. 2011. Online: http://www.ahiska.org.tr/wp_pdf/sayi19/parcali/37_sayi19.pdf Öztürk’ün (2023: 104 ve 253) ve Güzel’in (2004) kitaplarında bu türkünün Yıldız Dağı için söylendiği kaydedilmektedir.
[45] Posof ve Ahıska ağzında meşe “orman” anlamına gelirken, meşe ağacına da “palut” denilir.
[46] Peg veya peğ: Yaşar Çağbayır, Ötüken Türkçe Sözlük’te peg için Farsça olabileceği rivayetini ekleyip, “yıkıntı” karşılığını vermektedir.
[47] Lala, Osmanlı öncesi dönemde Atabek olarak bilinen kavramdır. Osmanlı zamanında Türkçe olan Atabek/Atabey kavramı bırakılıp Farsça Lala sözcüğü kullanılmaya başlamıştır. Devlet yöneticileri çocuklarını devlet işlerinde yetişmesi için bazı eyaletlere yönetici olarak gönderir, yanına da deneyimli ve güvenilir bir vasiyi Atabek ünvanıyla görevlendirirdi. Bu atabeklere Osmanlı döneminde “Lala” denilmeye başlandı. Kerem, Sofu’yu lalası olarak görüyor.
[48] Öztürk, agy, s. 217.
[49] Hanyeri, Posof’ta Segre köyü ile Yeniköy arasındaki ormanlık bölgenin adıdır.
[50] Duymaz, agy, s. 106; Öztürk, agy, s. 99.
[51] Abdulayev, agy,; Öztürk, agy, s. 100 ve 217.
[52] Top yolu, 1828 ve 1877-78 Osmanlı-Rusya savaşlarında askeri teçhizatı taşımak için açılan yoldur. Bölgede incelenmesi ve kayıt altına alınması gereken çok sayıda top yolu vardır.
[53] Bu köy Posof’un Segre köyüdür.
[54] Ali Duymaz (2001: 90), bu şiirin “Segre (Serkı veya Şeki) köyüne gelen Kerem, orada gördüğü düğünü Aslı’nın sanarak ağlamaya başlar ve “… kaşların gözlerin” ayaklı bir şiir söyler.” demektedir. Duymaz, bu şiirin Bulgaristan varyantında olduğu gibi, Türkmen, Horasan ve Azerbaycan varyantlarında da bulunduğunu ama farklı bir epizot içinde yer verildiğini yazmıştır.
[55] Bu şiiri Posof’un Segre köyünde söylemiştir. Duymaz’ın (2001: 90) incelemesinde bu şiir Güney Azerbaycan, Kırım ve Bulgaristan varyantlarında ortak, Azerbaycan varyantında da var ancak farklı bir epizotta bulunduğu kaydedilmektedir.
[56] Xal: Ben
[57] Duymaz (2001: 111), bu şiirin Segre’den ayrılırken söylediğini not etmiştir.
[58] Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, Ağdaş’ın, Türkiye-Gürcistan sınırındaki Aktaş köyü (Sınır Kapısı) olduğu bilgisini verdi. Korkmaz, Aktaş’ın şimdi Gürcistan tarafında kalan Karzak köyünün Türkçe adı olduğu bilgisini de ekledi. Teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir