Nâbî’nin Hayriyye’sinde Çocuğa Verilen Ahlâkî Öğütler

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.

Onlar yaşamın yaratıcı gücünün oğulları ve kızlarıdır.

Onlar sizden değil, sizin aracılığınızla doğmuşlar.

Sizlerle birliktedirler ama sizin değillerdir.

Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil.

Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.

Bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil.

Çünkü onlar, sizin düşlerinizde bile gidemeyeceğiniz

Geleceğin evinde otururlar.

Onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetemezsiniz.

Çünkü yaşam durmaz; geriye değil, ileriye akar.

Sizler birer yay, çocuklarınız da geleceğe fırlattığınız canlı oklardır…

Khalil Gibran

(Lübnanlı yazar, ozan)

Nâbî ve Hayatı

Asıl adı Yusuf olan Nâbî, 1642 yılında  Şanlıurfa‘da doğmuştur.  Yokluk ve sefalet içinde yaşayarak büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul‘a giderek Musahip Mustafa Paşa’nın maiyetine girmiştir. İstanbul’da eğitimine devam ederek, sıkı sıkıya şiire bağlanmıştır. Şair, sanatkâr ve insan olarak paşasının gözdesi olmuş ve onun divan kâtipliğini yapmaya başlamıştır. Musahip Paşa’nın tavsiyesi üzerine Fetihname-i Kamaniçe adlı eseri kaleme almıştır. Paşası vefat edince ise Halep‘e gitmiştir. İstanbul‘da geçirdiği dönemde birçok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep‘te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür. Eserlerinin çoğunu Halep’te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbî’yi yanına almıştır. Bu dönemlerde Nâbi Darphane EminliğiBaş mukabelecilik gibi görevlerde bulunmuştur. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbî’nin aynı zamanda çok güzel bir sese sahip olduğu, “Seyid Nuh” ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir. Nâbi, İstanbul‘da 1712 yılında vefat etmiştir. Ermiş bir Müslüman ve divan edebiyatımızın en usta toplumcu şairi sayılan Nâbî’nin ölümüne birçok kişi tarih düşürmüştür. “Nâbî be-huzur amed”;”Gitti Nâbî Efendi cennete dek” ve “Zeliha-yı cihandan çekdi damen Yusuf-ı Nâbî” sözleri bunlar arasında hatırlananlardır. (Pala, 2004; http://tr.wikipedia.org/wiki/Nâbî)

Edebi Şahsiyeti

Nâbî, klasik şark dillerini ve İslâm ilimlerini çok iyi bilen âlim ve fâzıl bir şâirdir. Fikri bir takim söz sanatlarıyla süslemeden, fikir olarak söylemek yolunu seçmiş ve bunda dikkate değer bir şahsiyet göstermiştir. Nâbî eğitime çok önem veren bir şairdir. Eserleri devrin pedagojik görüşlerini sunar. Türk edebiyatında hikmetli ve öğretici bir şiir üstadı olan Nâbî, kendisinden sonraki birçok şair ve edibe ideal olmuştur (Pala, 2004).

Nâbî’nin şiirde anlama çok değer verdiği görülmektedir. Nâbî’nin şiirlerinde “manâ” ile ilgili pek çok beyit bulunmaktadır. Nâbî’ye göre, şiirde “ince manâlar” kullanılmalıdır. Ona göre şiirdeki mânâlar, işitilmemiş, söylenmemiş, taze olmalıdır. Nâbî’nin “hikemî” şiir telâkkisine sahip olmasını, 17. yüzyılın sosyal ve siyâsî durumunu göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. Gerileme döneminin bütün özelliklerinin yaşandığı bu dönemde, tam altı padişahın saltanatını gören şair, Osmanlı düzeninin yavaş yavaş sarsıldığını bizzat müşahade etmiştir. Bu bakımdan Nâbî’nin şiir anlayışının şekillenmesinde, dönemin sosyal ve siyâsî şartlarının rolü büyüktür (Bilkan, 2007).

Nâbî’nin dili hakkında söylenebilecek en önemli husus, onun Türkçe’ye duyduğu hayranlıktır. Şairin bilhassa Halep’te ikâmet ettiği sırada yazdığı bazı şiirlerinde bu Türkçe hayranlığı ve hasreti açıkça ifade edilir. Şair, uzun sayılabilecek bir süre Halep’te ikâmet etttiği ve Arapça’yı çok iyi bildiği halde, Türkçeyi daima Arapça’dan üstün tutar. Şair, Teberdâr Muhammed Paşa’ya yazdığı kasidede Türkçe’yi Arapça ile mukayese ederken Türkçe’nin şiir dili olarak Arapça’dan daha zarif olduğunu belirtir (Pala, 2004).

Eserleri

17. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş şairlerin en ünlüsüdür. Ününü, edebiyatımızda ” Nâbî Ekolü” olarak da bilinen hikemi şiir akımının kurucusu ve en güçlü temsilcisi olmasından alır. Nâbî’nin edebi kişiliğini ortaya koyan ve ona ün kazandıran en önemli eserleri manzum eserleridir. Nâbî’nin altı tanesi manzum olma üzere toplam on eseri vardır. Bu eserlerden söz etmek gerekirse (Bilkan, 2007; Pala, 2004);

Divan: Divan Halep valisi Silahtar İbrahim Paşa’nın önerisiyle tertiplenmiştir. Yurt içinde ve yurtdışında Nâbî Divânı adıyla kayıtlı 124 divan nüshası tespit edilmiştir. Bunlardan 10 tanesi mecmu”a olup Nâbi Divânı adıyla kaydedilmiştir.

Divançe: Nâbî’nin Türkçe Divânı içerisinde bulunan Farsça Divânçesinde, 33 gazel, 20 tahmis, 2 tarih, 2 manzume olmak üzere toplam 57 şiir bulunmaktadır. Nâbî, Mevlânâ, Hafız, Molla Câmî, I.Sultan Selim, Feyzî-i Hindî, Şifâî, Urfî, Sâib, Kelîm, Nazîrî, Şevket, Meylî, Garibi ve Tâlib gibi pek çoğu İran şairi olan ünlü şairlerin şiirlerine tahmis yazmıştır. Eser, tarafımızdan neşre hazırlanmıştır.

Tercüme-i Hadis-i Erbain: Nâbî, İran şairi Molla Câmî’nin “Hadîs-i Erba’în”  adlı eserini manzum olarak tercüme etmiştir. Eserde toplam 42 kıt’a mevcuttur. Şair yaptığı tercümede oldukça serbest davranmış ve didaktik bir gaye gütmüştür.

HayrâbâdNâbî’nin ikinci mesnevisi budur. Nâbî bu eserini Halep’te yaşadığı sırada, 1117 (1705) yılında kaleme almıştır. Yer yer masal anlatımıyla devam eden bu eser, açık ve sade bir Türkçe ile söylenmiştir.

SurnâmeSurname, IV. Mehmed’in emriyle şehzadeleri Mustafa ve Ahmed’in sünnetleri münasebetiyle 1675 yılında yazılmıştır. Şair, bu eserde IV. Mehmed’in şehzadeleri için Edirne’de yapılan sünnet düğünü ile ilgili hazırlıkları, sadrazam ve vezirlerin getirdiği hediyeleri, on beş gün devam eden şenlikleri, mevlit ve sünnet törenini kendine has üslubuyla anlatmaktadır.

Fatihnâme-i Kamaniçe: “Târih-i Kamaniçe” adıyla 1284 (1867) yılında İstanbul’da basılan eser, 1082 (1671) yılında IV. Mehmed’in Lehistan’a yaptığı sefer sırasında yazılmıştır. Nâbî, 1672’de alınan kaleye IV. Mehmed ile beraber girmiş ve Musahip Mustafa Pâşâ’nın isteği üzerine bu gaza-nâmeyi yazmıştır.

Tuhfetü’l– Harameyn: Nâbî’nin, 1089(1678) yılında hacca gidişinden lam beş yıl sonra, 1094(1683) yılında yazdığı bu eseri, XVII. yüzyıl süslü nesrinin önemli örneklerindendir.

Zeyl-i Siyer-i Veysi: Nâbî, Veysî’nin “Mekkî” ve “Medenî” olmak üzere, iki cilt olarak kaleme almayı tasarladığı ve ömrü vefa etmediği için yarım bıraktığı bu eseri tamamlamak istemiş ve eserini bu maksatla yazmıştır. Şair bu eserinde süslü ve sanatlı bir dil kullanarak konuya gereken itinayı göstermiştir.

Münşeat: Nâbî’nin mektuplarını ihtiva eden bu eser, şairin vefatından sonra, Şehîd Alî Pâşâ’nın tezkirecisi olan Habeşî-zâde Abdurrahîm Çelebi tarafından Alî Pâşâ’nın emriyle bir araya toplanmıştır.

HayriyyeŞair Nâbî’nin aruz vezniyle yazdığı manzum bir öğüt kitabıdır. Bir divan edebiyatı şairi olan Yusuf Nâbî, daha çok bu eseriyle tanınır. Şair bu eserini oğlu Ebü’1-Hayr Mehmed Çelebi adına yazar ve muhatap da oğludur. Kitap kendi dönemi için olduğu kadar günümüz için de şaşmaz ve değişmez dersler, öğütler ve nasihatlerle doludur. Kitabın diğer önemli yönü de, devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatını yansıtmasıyla da tarihî bir vesika oluşudur.

Hayriyye; metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelmiştir. Hayriye’nin güzel ahlak bölümündeki beyitleri daha çok günümüze ışık tutacağı ve çocuklarımızın karakterine katkı sağlayacağı düşüncesiyle inceleme gereği duyulmuştur. İskender PALA’nın çevirisini yaptığı Hayriye adlı eserdeki ahlak beyitlerinden alıntı yapılarak, beyitlerinin altına açıklaması yazılmıştır.

Der-bayan- şeref-i hulk-i hasen

(Güzel ahlakın şerefi hakkındadır)

Ey ser-âmed güher-i bahr-i hayât

Nüsha-i müntehab-i hüsn-i sıfât

Ey hayat denizinin en birinci incisi; ey güzel vasıfların seçkin örneği (oğul)!

*              Ey hayatımın en değerli varlığı, en güzel vasıfların örneği, nitelikleriyle övülmeye layık olan oğlum!

Meskenet hasletin eyle a’dâd

Ol mülâyim-dil ü dervîş-nihâd

Yoksun olduğun iyi huyları bir say hele! Sonra da mülayim gönüllü ve derviş yaratılışlı ol!

*              Sende olması gereken iyi huyları söyle, kendini değerlendir ve alçakgönüllü olup varlığına şükret.

Ol ganî -tab’u tevâzü’pîşe

Sal gülistân-ı felâha rîşe

Huyca zengin, alışkanlıkça alçak gönüllü ol da böylece kurtuluş gülistanına kök sal!

*       Kendindeki eksiklikleri gidermeye çalış, güzel ahlaklı ol ki huzura erip gül bahçesinde kök sal.

Sana hilm ü edeb ü hüsn-i süluk

ider ahrârı zarurî memluk

Yumuşaklık, terbiye ve iyi yolda olmak, hür olanları bile zaruri olarak sana köle eder.

*              İyi ahlakınla, örnek yaşantınla diğer insanları etkileyerek onları kendine bağla.

Hüsn-i ahlâka degül erzânî

Çîn-i ebru girih-i pîşânî

Çatık kaş ve kırışık alın( suratını buruşturmak), iyi ahlaka hiç de uygun düşmez.

*              İçinin güzelliğini dışına yansıtıp, daima güler yüzlü olmalısın.

Virür âyîne-i kalbe işrâk

Vüs’at-i meşreb ü tîb-i ahlâk

Ahlakça iyi yaratılışlı ve meşrepçe geniş olmak, kalp aynasına parlaklık verir.

*              İyi ahlaklı olmak kadar karşındakini  “ne olursa olsun, kim olursa olsun” anlamaya çalışmak, iyi niyetli yaklaşmak senin zenginliğini artıracaktır.

Hande-ruluk eser-i rahmetdür

Türş-ruluk sebeb-i nefretdür

Güler yüzlülük rahmet alametidir. Suratı ekşitme ise nefrete sebep olur.

*              Güler yüzlü olma, bizim olduğu kadar çevremizdekilerin de yaşantısını güzelleştirir; asık suratlı olma ise insanların nefret duymasına sebep olarak yaşantımızı zorlaştırır. Tatlı dil ve güler yüzün açamayacağı kapı yoktur.

Huy-ı bed âdet-i bed meşreb-i bed

İder erbâbını merdud-ı ebed

Kötü huy, kötü alışkanlık ve kötü meşrep, sahibini, ebedi olarak istenmeyen kişi yapar.

*              İnsanlar iyilikleri ve güzel ahlakları ile öldükten sonra da anılır; kötü huylular ise hiçbir zaman toplum tarafından sevilmez.

Hazm olunmaz reviş ü etvârı

Her kimin k’ola tekebbür kârı

Her kimin ki işi büyüklenme olsa, gidişatı ve hareketleri başkaları tarafından hazmedilmez.

*              Ey oğul, “derviş yaratılışlı, mülayim gönüllü ol” dedim ya; kibirli olma ki kibirli insanların kendilerini üstün görmeleri çevresindeki insanların kendinden uzaklaşmasına sebep olur ve kibirli insan yaşamı boyunca yalnızlığa mahkûm olur.

Gurre olmak sıfat-ı şeytândur

Rânde-i bâr-geh-i Rahmân’dur

Gururlu olmak şeytanın sıfatıdır. Gururlu kişi tıpkı şeytan gibi Allah katından kovulur.

*              Gurur ve kibir şeytanı tanımlayan sıfatlardır. Gururlu kişi de şeytan gibidir, girdiği hiçbir toplumda kabul görmez.

İtme erbâb-ı tekebbürle sühen

Ol girîzân mütekebbirlerden

Büyüklenen kişilerle oturup konuşma. Bu tip kişilerden daima kaçın.

*              Tevazu göstermeyen, kendini üstün gören insanlardan daima kaçın, onlardan daima uzak dur.

Hem-nişîn olmak olursa nâ-çâr

Sen ana eyle tevâzu’izhâr

Eğer onlarla bir arada bulunmak kaçınılmaz olursa, artık çaresiz sen ona karşı tevazu göster.

*              Şayet kendini kibirli insanlardan uzak tutamayıp, aynı ortamda bulunman gerekirse; karşındaki insanın bu özelliğinin farkında olarak, uyanık ol ve bunun  geçici bir durum olduğunu düşünerek hoşgörülü davran, beladan uzak dur.

Ukalâ gerçi şekerler yidiler

Sana kibr idene kibr it didiler

Gerçi akıllı kişiler şeker gibi tatlı bir söz söyleyip “Sana karşı kibirli olana sen de kibirli ol,” dediler…

*              Toplumda kabul gören akıllı(!) diye nitelendirilen kişiler böyle bir kişi ile karşılaşıldığında “Sana karşı kibirli olana sen de kibirli ol.” der, ancak böyle davranmak kısa bir süre insanı rahatlatır, ya sonra…

Lîk gavgâya çıkar bir yanı

Sen tevâzu’la savuşdur anı

…Lakin yine de onun bir ucu kavga ve kötülüğe çıkar. Onun için sen yine de onu tevazu ile savuştur.

*        Evet Oğul, bilgelik kişinin içinde gizlidir, sezgilerin seni kavga ve kötülükten uzak tutmalı!

Tab’ı âdemde olur kibr ü gurur

Maraz-ı müzmin ü zahm-ı nâsur

Kibir ve gurur insanın yaratılışında mevcuttur. Bunlar müzmin bir hastalık ve nasır yarasıdır.

*      Kibir ve gurur insanın mayasında vardır; o yüzdendir ki şeytan ruhunu terbiye edemeyen insanları kandırmaktadır. “Ahlakça iyi yaratılışlı, meşrepçe geniş olmayan kişilerde” de kibir; müzmin bir hastalık, nasır yarası gibidir, bu duyguyu isteseler de içlerinden söküp atamazlar.

Düşen ol vâdîye iflâh olmaz

Maraz-ı nikbeti ıslâh olmaz

Bir vadiye düşen kişi iflah olmaz. Onun kötü hastalıkları düzeltilmez.

*              Kibirli kişi farkında değildir aslında çevresinden ziyade kendine zarar verdiğinin… Geri dönüşü olmayan bir yoldur onun yolu.

Olma mestâne-i câh u pâye

Karşu turma gazab-ı Mevlâ’ya

Sakın mertebe ve makam sarhoşu olma; Allah’tan gelen kötü şeylere de karşı durmaya çalışma.

*              “Devlet malına güven olmaz, mevkii şehrin kapısından çıkmaz.” O yüzden makam ve mevkiinin geçici olduğunu bil ve hüner öğren, kendini geliştir.

Haa oğul , bir de, bazı şeyler vardır ki yazılmıştır alnına, istesen de değiştiremezsin. İşte bu kaderdir! Kadere de boyun eğmen gerekir…

Kibriyâ vü azamet Hakk’a yarar

Kul olanda bu sıfatlar ne arar

Büyüklük ve ululuk, Allah’a aittir, kullarda bu sıfatlar bulunmamalı.

*        Kişi kibirli olmamalı,  kendini büyük görmemelidir; çünkü yaradandır büyüklük ve ululuk sahibi…

Bendelük tavrına olsun amelün

Hak âzârına dırâz itme elün

Yaptığın her şey kullara yakışır şekilde olsun. Allah’ı gücendirecek bir şeye sakın elini uzatma.

*              Her bir davranışın ve atacağın adım sana yakışır olmalı. Yaradanın emirlerine uy, kendini daima kontrol et, harama el uzatma ki kulluk vazifeni yerine getiresin.

Sende zâhir olıcak kibr ü gurur

Kasm ider zahrunı Allah-ı Gayur

Sende kibir ve gurur göründüğü zaman gayur olan Allah, senin boyunu ikiye büker.

*              Kibir ve gurur senin toplumdan dışlanmana sebep olduğu kadar Allah katında da hoş görülmez; çünkü büyüklük ve ululuk Allaha mahsustur. Kul olarak yoksun olduğumuz iyi huyların farkında olmazsak yaradanın zulmüne uğrarız. Her şeye kadir olan yüce Allah gururlu kişilerin sırtını öyle bir yere getirir ki gururlanacak halleri de kalmaz.

Tutalum çerha irişmiş câhun

Yine ednâ kulısun Allah’un

Tutalım ki merteben dokuzuncu kat göğe çıkmış olsun, sonuçta yine de Allah’ın alelade bir kulusun.

*              Kul olarak, kişi olarak her ne kadar üstün vasıflara sahip olsan, iyi bir mertebeye ulaşsan da nihayetinde Allah nezdinde bir kul olduğunu unutmamalısın.

Unf ile halkı kapandun sürme

Kimseye damen ü dest öpdürme

Sertlik ve kabalıkla halkı kapından kovma. Kimseye el ve eteğini öptürme.

*              Makam ve mevkii sahibi olduğunda o görevde oluş amacın “Halka hizmet, Hak’ka hizmet” olmalı; kendini insanlardan üstün görmemeli, kimsenin de senin karşında küçülmesine izin vermemelisin, gerçek bir lider olmalısın.

Ne kadar câhun olursa âlî

Dâmanün buseden olsun hâlî

Merteben ve yerin ne derece yüksek olursa olsun eteğini öpülmekten uzak tut.

*              Evet oğlum lider olmalısın, tebaana-emrinde çalışanlara, senden talepte bulunanlara- dik durmayı öğretmelisin. Kul olduğunu ve hiçbir makamın kalıcı olmadığını bil, insanların senin önünde eğilmesine asla izin verme!

Sana lâzım yire yüzün sürmek

Kula düşmez el etek öpdürmek

İnsan olarak sana düşen, yüzünü yere sürmendir. Hele el-etek öptürmek de asla kula düşmez.

*              Yüksek bir mertebeye erişmiş olsan da mütevazılığını kaybetme, kimsenin senin önünde eğilmesine, sana yalvarmasına izin verme. Çünkü sadece Allah için yüzsuyu dökülür. Sen tek ve kusursuz değilsin.

Kendüne ucbı tasavvur itme

Kâdir oldukca tasaddur itme

Kendin için ayıp olan bir şeyi aklından bile geçirme, elinde olduğu müddetçe sakın başa geçme.

*              Etik olmayan bir şeyi asla aklından bile geçirme! Fikrin zikrine etki edip seni yanlış yapmaya itebilir, düşüncelerin kendine olan saygını ve inancını kaybetmene sebep olabilir.

Bulunduğun konumu, elindeki imkânları kendi çıkarların doğrultusunda kullanma! Çünkü önemli olan senin hak etmeden iyi bir mevkiiye gelmen değil toplumun seni o göreve layık görmesidir.

Katı dâ’vâcısı çokdur sardun

Karkarum zâyi’iderler kadrün

Gerçekte devlet idareciliğinin davacısı çoktur, onun için o makamda senin kıymetini bilemezler diye korkarım.

*              İnsanlar, özünde makam ve mevkiinin cazibesine dayanamazlar. Bu sebeple devlet idareciliğinin de davacısı çok olur. İnsanlar, o makama seni hak ettiğin için getirirlerse görevin sırasında sana rahatsızlık vermeyecek, değerini bileceklerdir.

Kimseye satma sakın izz ü celâl

İtmesün kimse seni istiskâl

Sakın kimseye büyüklük ve kibir satma ki kimse de seni saymamazlık yapmasın.

*              Makam ve mevkiinden ötürü insanlar sana saygı gösterir lakin bu, “gerçek saygı” mıdır, makamını kaybettiğinde de seni sayarlar mı?

Sana tâ’zîm olunursa ne güzel

İtmeyen cahil ile itme cedel

Sana hürmet gösterilirse ne güzel; sana hürmet göstermeyen cahil ile de sakın takışma.

*              Çevrende sana saygı duyan kişiler olursa bunun kıymetini bil; çünkü bu en büyük mutluluktur. Seni hazmedemeyen, senin değerini anlamayan kişilerle de elbette ki karşılaşacaksın. Sakın ola onlara kendini kabul ettirmeye çalışıp münakaşa etme.

Sende âmâde ise şerm ü edeb

Olur elbetde mürââta sebeb

Utanma duygusu ve edep sende mevcut iken elbette bunlar senin saygınlığına sebeptir.

*              İnsan hayatının vazgeçilmezleri utanma duygusu ve edeptir. Çünkü edepsiz insan nerede duracağını bilmediği için örnek teşkil edemediği gibi seviyeli ilişkiler de kuramaz. Böyle bir insanın toplum tarafından saygı görmesi mümkün değildir.

Şermdür gâze-i nur-ı imân

Bî -hayâlık iki âlemde yamân

Utanma duygusu iman nurunun düzgünüdür(süsüdür). Utanmazlık ise dünya ve ahrette ne yaman şeydir.

*              Utanma duygusu olmayan insandan her şey beklenir. Böyle insanların yaşarken de öldükten sonra da hali haraptır. Oysa utanma duygusu olan insan, düzgün insandır ve böyle insanlar dünyada da ahirette de daima baş tacıdır.

Hüsn-i hulk ile gözet âdâbı

Gör hayâtunda olan şâdâbı

Yolu yordamı iyi huylulukla göz önünde bulundur da hayatının nasıl tazeleşiverdiğini gör.

*              İnsan önyargılardan arınır, hayatın kendisine sunduklarına olumlu bakarsa, hayat nehrinde bir kez daha yıkanır.

Edeb ârâyişidür insânun

Bî -edeb tâbi’idür şeytânun

Edep insanın süsüdür. Edepsiz ise şeytanın arkasından gidendir…

*              Güzel ahlaktır insanı güzelleştiren. Güzel ahlak; insan için ayırıcı özelliktir, kişiyi girdiği toplumda diğer insanlardan ayıran süstür. Nasıl ki şeytan her kötülüğün anası ise, edepsiz insandan da her türlü fenalık beklenir. Edepsiz insan, bu özelliklerinden dolayı toplumda endişe yaratır, ilişki kuramaz, saygı göremez.

Bî edeb olmag-ıla oldı hasud

Dergeh-i rahmet-i Hak’dan merdud

… Ki o şeytan edepsizliği yüzünden hasede düştü ve Allah’ın rahmet dergahından kovuldu…

*              Ahlaksız olan şeytan, nefsinin tutuşturduğu kıskançlık ateşi ile kavruldu. Edepsizliği öyle bir boyuttaydı ki, herkesi her şeyi affeden yüce Allah bile onu affetmeyip, huzurundan kovdu.

Haşre dek vâkıa-i ukbâda

Sâha-i mahkeme-i kübrâda

Re’f-i re’se bulamazsın kudret

Çeşm taklîbine yokdur fursat

…(Eğer sende o şeytan gibi edepsizleşirsen) kıyamete kadar ahirette ve büyük mahkemenin kurulduğu mahşer yerinde başını yükseltmeye güç bulamazsın. Gözünü çevirmeye fırsat ve kudretin olmaz.

*              Güzel ahlaklım, bizler ölümlüyüz; şu fani dünyada şeytanın izinden gitme, hasede düşme ki, Allahın huzuruna çıktığın da başın dik, yüzün ak, gönlün ahlak güneşinin nuruyla dolsun…

Yine dîvan-ı Huda hazırdur

Hak Teâla her işe hâzırdur

Kudretinde nazar-ı Mevlâ’nun

Farkı yok âhiret ü dünyânun

Naksdan pâk masundur Barî

Olmaz Allah’a tagayyür târî

Hâzır u nâzır iken Hazret-i Rab

Eyleme terk-i murâ’âr-ı edeb

Allah’ın yüce divanı hazırlanmıştır yine de… Ve Allah şüphesiz her işi (hakkıyla) görendir.

Allah Teala’nın nazarında- ki her şey onun kudretindedir-dünya ile ahiretin bir farkı yoktur.

Allah Teala noksanlıktan münezzeh ve uzaktır. Allah’ın bir benzeri ve eşi yoktur.

Hazreti Allah hazır ve nazır(her yerde daima mevcut ve her şeyi görücü) iken, sakın ona karşı edebini terk etme.

*              Hazreti Allah için aslında dünya ile ahiretin bir farkı yoktur. Yüce Allah şüphesiz ki her şeyi gören, bilen, hakkıyla değerlendiren kâinatın halikı ve yegâne Rabbidir. Dilediğini di­lediğine verir ve istediği zaman da almak kudretinin sahibidir. Yüce Allah biz kullarından da güzel ahlaklı olmamızı ister. Evet, aslında Allah’a karşı edep diye ayırmak istemiyorum. Bütün fiillerimizi, sadece onun için yapmalıyız zaten. Ve her fiilimizde huzur-u daimîde olduğumuzu bilip ona göre davranmalıyız oğlum.

Süfehâ ile müdârâ eyle

Enbiyâ kavlini icrâ eyle

Enbiyâ mesleğini eyle kabul

Oldı me’mur müdârâya Resul

Bî-müdârâ olamazsın râhat

Fahr-i alem didi “re’s-i hikmet

Peygamberler sözüne uyup “Aşağılık da olsa her kişinin yüzüne gül”.

Peygamberlik mesleğini kabul et ki Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmuştur.

Böyle yapmazsan zaten rahat edemezsin. Alemin övüncü olan Peygamber dedi ki:”Hikmetin başı yüze gülmedir”.

*              Güler yüz, gülleri açmış bir bahçe gibidir. Seyredenlere bir güzellik verirGüler yüzlülük ruhtaki inceliğin yüze yansımasıdır. Kendisi de güler yüzlü olan Peygamber efendimiz bizlerin de güler yüzlü olmasını buyurmuştur.  Karşımızdaki kişinin özelliklerine bakmaksızın güler yüzle yaklaşmamız gerektiğini belirtmiş ve gerçek bilgeliğin ancak güler yüzle kendini göstereceğini vurgulamıştır.

Bî-sebeb halk ile gavgâ itme

Terk-i bâru-yı müdârâ itme

Olmaga mihnet-i âlemden emîn

Hiç müdârâ gibi yok hısn-ı hâsîn

Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve aşağılıklara karşı yüze gülme siperini terk etme!

Dünya mihnetinden emin olmak için böyle kişilerin yüzüne gülmekten daha sağlam bir kale olamaz.

*            Yaşamak nefes almaktan ibaret değildir; yaşamın hakkını vermeli, onurlu yaşamalısın, karşılaştığın sorunları iyi niyetle çözmelisin, aklını kullanarak cahil- aşağılık- insanlarla muhatap olmamalı, belayı başından defetmek için “yüze gülme silahını” kullanmalısın.

Bâd-veş eyleme her bezme şitâb

Mihr-veş eyleme devr-i ebvâb

Hâneden çıkma ki oldur cennet

Kuşe-i hânede künc-i halvet

Rüzgar gibi her yere girip çıkma, güneş gibi de her kapıyı dolaşma.

Evinden dışarı çıkma ki evinin köşesindeki halvet(yalnız kalma) köşesi, senin için cennet sayılır.

*          İnsan, hayatında seçici olmalı, rüzgâr gibi rast gele savrulmamalıdır. Sıkıntılarına geçici çözüm bulacağını zannederek kendini evinden dışarı atmamalı, evindeki cennetin farkına varmalıdır.

Keşf-i râz eyleme bi-gânelere

Virme yol meclise dîvânelere

Herkesi mahrem-i esrâr itme

Sırını zîver-i bâzâr itme

Ehli olmayan kişilere sırrını açma. Adilere( layık olmayanlara)da meclise girmeleri için yol verme.

Herkesi sırlarına ortak edinme; sırrını pazarlarda satılan süs malı haline getirme(pazara düşürme).

*              Oğul demiştim ya seçici ol, seçici ol ki sevgini, alakanı hak etmeyen kişilerle oturup kalkma. Çünkü senin ayarında olmayanlar kendini bir şey zanneder, boy gösterir. Böylelerini senin yanında görenler de onları adam zannederler. O tür adamlardan uzak dur, sırrını açma, mahremine girdirme ki azametin kaybolmasın.

Kimsenün mehdine mehdine magrur olma

Kesr-i nefs eylemeden dur olma

Olur âlude-i çirk-âb-ı riyâ

Yüzüne karşu olan medh u senâ

Cürbden fark idemem ol süheni

Ki şifâhen ideler medh seni

Senden eylerse eger kat’ı ümid

Ugramaz dâirene olsa da id

Kimsenin seni methetmesiyle gururlanma; nefsini kırmaktan (körletmekten) da sakın geri kalma.

Yüzüne karşı yapılan övgü ve medih elbette riya (gösteriş) pisliğine bulaşmıştır.

Seni yüzüne karşı söz söyleyerek övüyorlarsa, o sözlerin uyuz hastalığından bir farkı yoktur.

Bu kişiler senden ümidi kestikleri andan itibaren-bayram bile olsa-artık kapını çalmaz, yanına uğramazlar.

*              Sevgili oğlum, senin gibi nitelikli bir insan elbette ki çevresinden övgüler alacaktır. Güzel ahlaklı bir insan olarak niteliklerinin fark edilmesi doğaldır; ancak bu methiyeler senin yüzüne de söyleniyorsa, bu tehlike işaretidir. Kendini bu övgülerin seline kaptırırsan seni övme basiretsizliğini gösterenlerden bir farkının kalmadığını, uyuza yakalandığını geç de olsa anlarsın. Sakın ola böyle kişilerle ahbaplık kurma, bil ki onlar menfaatleri bittiği anda sana sırt çevireceklerdir.

Varma gayrun evine bi-da’vet

Ola ammâ o da ehl-i hürmet

Vardugun meclis ola ehl-i reşâd

Olmaya encümen-i fısk u fesâd

Da’vete gerçi icâbet lâzım

Olmaya fıskı velî müstelzim

Öyle meclis olamaz sana mahal

Ki ide ırzına îcâb-ı halel

(Ey oğul!) Başkalarının evine davetsiz olarak gitme! Hatta her davet edildiğin yere değil, hürmet ehli olanların evine git.

Vardığın meclis doğru yolda insanlarla dolu olmalıdır, fesat ve kötülük kumkuması olmamalıdır..

Gerçi davete icabet etmek gerekir ama davet, kötülük ve dedikodudan da emin olmalıdır.

Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düşürür.

*           Ey oğul! Başkalarının evine çağırılmadan icabet etme; ancak her davet edildiğin yere de “nezaketen diyerek, baba öğüdü sayarak” gitme. Öyle yere git ki; gittiğin meclis dost meclisi olsun, saygınlığına saygınlık katsın. Nezaketen ya da zaman öldürmek için fesat insanlarla oyalanma, böyle insanlar senin namusuna, kişiliğine zarar verir, değerini azaltır.

Olsun ârâyiş-i dehenün bu makâl

İnkisâr alma yamân olur hâl

Terk-i âyîn-i cefâ vü sitem it

Bed-şiken dil-şiken olma kerem it

Hele n’eylersen it ey ruh-ı revân

Olma hâtır-şiken ü tîz-zebân

Kesr-i hâtır günehün ekberidür

Cümle-i masıyetün bed-teridür

Eyle hâtırları ta’mîre şitâb

Eyleme arş-ı ilâhî’yi harâb

Kâil olur mı Hudâvend-i Gayur

Ki harâb ola o beyt-i ma’mur

Ol gözüm nurı bu ma’nâyı habır

Olmaz aslâ bu güneh afv-pezîr

Bu söz dudaklarının bir süsü olsun: “Kimsenin ahını alma, halin yaman olur.”

Cefa ve sitem işini terk et. Aman ha! Kerem et de kötü bir iş olan kalp kincilik yapma.

Cancağızım! Hele ne yaparsan yap da, tek kalp kırıcı ve keskin dilli olma.

Hatır yıkmak günahların en büyüklerindendir, hatta bütün günahların en kötüsüdür.

Bunun yerine kalpleri kazanmaya, hatır yapmaya çalış da Allah’ın Arş’ını harap etme.

Hiç yüce Allah, mamur birer ev olan kalplerin harap olmalarına razı olur mu?

A gözümün nuru! Şundan da haberin olsun ki böyle bir günah; asla affedilmez.

*              Cancağızım yüce Allahın dergâhına çıkacağımız günü düşünerek salih bir kişi ol,

salih bir Müslüman’ın korkusu, bir başkasının kalbini kırmak, onu incitmektir. Çünkü kalb kırmak, Allah ü teâlânın lütfünü incitmektir. Neye uğrarsa uğrasın, sâlih kimse, aslâ kimseye kötü söylememeli ve lânet etmemelidir. Daha önce de söyledim ya güler yüzlü olmak, yapıcı olmak bizim insanlık vazifemizdir. Peygamber Efendimizin zikrettiği gibi “Kalp kırmak, Kabe’yi yıkmakla birdir.” Evet oğlum yaşamın boyunca kimsenin ahını almamaya, kalbini kırmamaya itina et ki rahman ve rahim olan yüce Allah böyle bir günahı asla affetmez.

 

“İnsanlık, çocuğa verebileceğinin en iyisini vermekle yükümlüdür.”

Çocuklarımızı aile saksısına yeni fidelenmiş nadide bir çiçek olarak görmeliyiz… Nasıl çiçekler, istedikleri ortam olmadığı zaman güzelliklerini ortaya koyamıyorlarsa, çocuklar da istedikleri ortamı bulamazlarsa vücut, düşünce ve duygu sağlığına kavuşamazlar.

Çocukların bedenlerine, sağlıklarına, giyimlerine verilen önem kadar okudukları eserlere de önem veren duyarlı insanlar, onları pek çok olumsuz yönlendirmeden de korumuş olurlar. Çocuklarımızın ahlak ve karakter gelişimlerine hakikatler doğrultusunda katkıda bulunmak gerekir.

Çocukların eğitimi, olgunlaşması, sosyalleşmesi ve diğer ruhî ihtiyaçlarını karşılaması gibi konularda en büyük yardımcı, edebiyattır. Bu bağlamda da edebiyat çocuk ilişkisine önem verilmelidir.

Bugün bizim gibi çocuklarımız da, zengin kültürlü bir toplumda yaşamaktalar. Dolayısıyla kendi inanç, ahlâk, gelenek ve kültür dokumuz çeşitli farklılıklar arz edebilmektedir. Çocuklarımıza kitap seçerken bu kültürel zenginliğimizin, inanç, ahlâk ve geleneklerimizin kazandırılmasına önem vermeliyiz. Seçtiğimiz kitapların; çocuklarımızın milli duygularını geliştirici, şekillendirecek masallar, şiirler, öyküler olmasına; kitaplarda verilen mesajların çocuklarımızda görmek istediğimiz kimlik ve kişilikle örtüşüp örtüşmediğine dikkat etmeliyiz.

Milli benliğinin farkında olan, yüreği bu toplumun değerlerini korumak için atan, kimliği ve kişiliği olabilen bireyler olmaya çabalayan, geçmişini ve değerlerini kişisel çıkarları için yadsımayan, doğruyu her zaman, her koşulda dile getiren, fikri olmadığında itibar görmeyen, yanlışı doğru gibi göstermeyen, önceliği  “etik” olan çocukların temelini atacağı bir toplumun oluşmasında kuşkusuz sanat ve sanatçının önemi büyüktür. Bu gerçeğin bilincinde olup sanatçı duyarlılığına sahip olan şairlerimizden biri de Nâbî’ dir.

18. yy da yaşamış olan Nâbî, Hayriyye adlı eserinde oğlu aracılığıyla bütün çocuklara  “İyi ahlakınla, örnek yaşantınla diğer insanları etkileyerek onları kendine bağla, hiçbir makam ve mevki ayrımı gözetme, nereden ve kimden gelirse gelsin kötülüklere hep karşı çık, utanma duygusuna sahip ol, düşkünlerin ve yoksulların elinden tut, edepli ve seçici ol, insanlara devamlı bir ümit ve yaşama şevki ver, hayatı güzelleştirmeyi hedef edin…” şeklinde seslenerek günün yaralanmış Osmanlı toplumu için bir ilâç olmuştur. Çünkü eser; yetersiz kişilerin imparatorluğun yönetiminde söz sahibi olduğu, toplum düzeninin bozulmaya yüz tuttuğu, bağımsızlığın tehdit edildiği ve en önemlisi de halkın bütün bu olumsuzluklardan rahatsızlık duymadığı bir dönemde yazılmıştır.

Şüphesiz ki Şair Nabi tarihin tekerrür etmemesi, yaşanılanlardan diğer insanlarında ders alması dileğiyle beyitleri kaleme almıştır. Hayriye’den alınan ve belki de insanı kelimenin tam anlamıyla insan yapan “ahlak beyitleri”  bu çerçevede gözden geçirildiğinde insan olma çabamızın artması dileğiyle…

Yararlanılan Kaynaklar

Bilkan, A. (2007). Nâbî Hayatı-Sanatı-Eserleri, Ankara: Akçağ Yayınları

Pala, İ. (2004). Hayriye. İstanbul: Kapı Yayınları

http://tr.wikipedia.org/wiki/Nâbî

Çocuk Edebiyatı ve Yayıncılığı

Giriş

Edebiyat; duygu, düşünce, hayal ve izlenimlerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve etkili bir biçimde anlatılması sanatıdır. Sözcüklerle yapılan bir güzel sanattır, dil sanatıdır. Çocuk edebiyatı ise çocukluk çağında bulunan kimselerin, olay, düşünce, duygu ve imgelerine yönelik usta yazarlar tarafından özellikle çocuklar için yazılmış olan ya da geleneğin oluşturduğu üstün sanat niteliği taşıyan sözlü ve yazılı ürünlere verilen genel addır.

Çocuk edebiyatı, kavram olarak 17. yüzyılda kullanılmaya ve bir çalışma alanı haline gelmeye başlamıştır. Çocukların kitap okumaları ve edebiyatla ilgilenmelerini sağlama amaçlıdır. Başlangıçta yetişkinler için yazılan eserler çocuklara da okutulurken, zamanla çocuklar için edebi ürünler üretilmiştir.

Sanayi devrimi sonrasında eğitimin giderek zorunlu ve kitlesel hale gelmesiyle birlikte çocuklara yönelik kitapların üretilmesi ve dağıtılmasını sağlamış ve böylece bir çocuk kitabı pazarının doğmasına ve ekonomik açıdan kârlı bir iş haline gelmesine sebep olmuştur. Hem bilimsel hem de ticarî bir alan olması çocuk edebiyatını hızla geliştirmiştir. Bu hız özellikle sanayi devrimini erken yapan modern toplumlarda çok belirgindir.

Ulusal farklılıklar

Ülkeler arasında tarihsel, kültürel ve ekonomik farklılıklar, çocuk edebiyatının gelişme düzeyleri ve içerikleri üzerinde de etkili olmuştur. Yazılı çocuk edebiyatının Batı Avrupa’da daha erken geliştiği görülür. Uzakdoğu ülkelerinin birçoğunda çocuk edebiyatının henüz tam anlamıyla sözlü evreyi aşamadığı söylenebilir. Hindistan gibi dil birliğini henüz sağlayamamış ama güçlü bir sözlü kültür geleneğine sahip ülkelerde yazılı çocuk edebiyatı oldukça zayıf durumdadır.

Ülkelerin az gelişmişliği de okuryazar oranlarının düşmesine ve sonuçta çocuk edebiyatının gelişememesine neden olmaktadır. Yerli gelenekten beslenen yaratıcı bir çocuk edebiyatının gelişmesinin engellerinden biri de yazılı kültüre geçemeden 1950 sonrasında televizyon ve sinema aracılığıyla yerleşen görüntülü kültürün hâkim olmasıdır.

Türkiye çocuk eğitimi açısından güçlü bir sözlü kültür geleneğine sahiptir. Ancak 1950 sonrası dönemde hem modernleşme hem de yeniden Batılılaşma süreci yoğunlaşmıştır. Bunun sonucunda kentlileşme, geniş ailenin parçalanması, dede-nine-torun bağlantısının kopması, değer yargılarının değişmesi, hızlı kültürel değişimler, birçok düşünsel akımın birden toplumu etkilemesi, bilim ve teknolojideki gelişmeler, sınıflar arası farkın büyümesi gibi nedenler geleneksel çocuk yetiştirme tarzını etkilemiş ve değiştirmiştir. Bundan geleneksel sözlü çocuk edebiyatı ürünleri de nasibini almıştır. Birçoğu unutulmaya başlamıştır.

Çağın değişmesi de geleneksel sözlü kültür ürünlerinden yararlanmayı engellemektedir. Bir ortaçağ tarım toplumu bireyini yetiştirmede kullanılan ürünler (hikâye, masal vb) artık yeni toplumun ihtiyaçlarını karşılayamamakta ya da aktarılan köylü değer ve davranışları kentli toplum için geçerli olmamaktadır. Değerler bir yana, masallardaki kavramlar bile yeni kuşak modern kentli çocuğun anlayamayacağı kavramlarla doludur. “Kalbur saman içinde” sözünün üniversite öğrencileri arasında bile eski kuşakları etkilediği kadar bir etkisi bulunmamaktadır. “Saman”ın ne olduğunu birçok genç bilmemektedir. Öte yandan, geçmişten geleceğe akan kültürel mirasın içinde geleceğe mutlaka taşınması gereken kültür kodları vardır. Bunların güncellenmesi ya da ayıklanması çocuk edebiyatı ilgilenenlerinin görevi olmalıdır. Bu güncelleme sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Zira eğitim sistem ve felsefelerinin bilişim toplumu ve küreselleşme ile gelen ciddi tartışmalarla meşguldür ve nelerin, nasıl güncelleneceği daima bir tartışma konusudur. Ancak bir uyarlama yapılması kaçınılmazdır.

Bu sorunlar ortadayken gözü kapalı Batılılaşma ve AB sürecinde Türk çocuk edebiyatı gelenekseli güncelleme ya da uyarlama yerine Batıyı aktarmaya dönüşmüş bulunmaktadır. Çeviri çocuk edebiyatı ürünlerinin yaygınlığı ve Batı tarzı çocuk yetiştirilmesi bunun somut örneğidir.

Çocuğa yönelik yayınları yeniden sınıflandırmak

Çocuklara yönelik çalışmalar başlangıçta kitap ve dergi içinde edebi ürünlerle sınırlı iken günümüzde gelişen teknolojik olanaklarla birçok alana yayılmış ve “çocuk edebiyatı” kavramının dışına çıkmıştır. İlk elde bunlar şöyle sınıflandırılabilir:

Çocuk Televizyonu; çizgi film, çocuk sineması, dizileri ve eğitici programlar gibi,

İnternet yayıncılığı; çocuklara yönelik etkileşimli internet sayfaları, yazılım ve animasyonlar gibi,

Bilgisayar ve internet oyunları.

Bunlar artık çocuk edebiyatı kavramı içine sığmamaktadır. Oysa konu çocuk gelişimi ve eğitiminin bir konusudur ve edebiyat dışı alanlar görmezlikten gelinemez. Daha geniş bir adlandırma ile yeni alanların kurulması ve çocuk edebiyatının da ayrı bir alan olarak varlığını sürdürmesi gereklidir.

Bütün bunlar eğitim bilimleri ile ilişkilendirilmelidir. Çocuklara yönelik her türlü yayının hazırlık ve sunuş sürecinde çocuk gelişimi ve eğitim bilimi uzmanlarının katkı, destek ve denetimi olmak zorundadır. Çocuklar, televizyonda program yapabilen ya da internet sayfası hazırlayabilen çocuk gelişimi ve eğitiminden bihaber kimselerin insafına terk edilmemelidir. Geleceğini planlayan hiçbir toplum çocuklarının nasıl “imal” edildiğine ilgisiz kalamaz.

Çocuk Edebiyatımızda İlk Önemli Kaynak: Nuhbetü’l Etfal

Ülkemizde çocuk edebiyatı ürünlerinin hedef kitleye görelik ilkesine bağlı olarak ilk örneklerinin Satı Bey’in yönlendirmeleriyle verildiği bilinmektedir. Bu da ilk ana mekteplerinin açıldığı 1910’lu yıllara rastlar. Satı Bey’in yönlendirmeleri sonucunda, Tevfik Fikret, İbrahim Alaettin (Gövsa), Ali Ulvi (Elöve) ilk çocuk şiiri örneklerini çocuğa görelik ilkesi doğrultusunda verirler. Bunların haricinde, eğitim tarihimizde ve çocuk edebiyatının tarihsel gelişiminde önemli bir eser vardır. Bu eser, hem ilkokuma ve yazma öğretimi hem de çocuk edebiyatı açısından çok önemli bir eserdir. Bu eser, Kayserili Doktor Rüşdü Bey’in yazdığı Nuhbetü’l Etfal[1] (1274/1858–59) adlı eserdir. Elimizde taş baskısı bulunan eser, ilkokuma ve yazma öğretimindeki ve çocuk edebiyatındaki işlevi ve önemi açısından değerlendirilecektir.

Eserin girişinde, öncelikle harflerin yazılış şekilleri hakkında bilgi verilir. Altıncı sayfada nesih ve talik hattıyla 35 harfin tablo hâlinde yazılışı vardır. Diğer sayfada divanî ve rik’a hattıyla sütun hâlinde harfler verilmiştir. Bu tabloların yanında açıklamalar yer almaktadır.

“Türkî lisanında herkesin bildiği veçhile altı türlü hat var ise de dördü ekseriya istimal olunur ki nesih ve talik ve divanî ve rik’a hatlarından ibarettir.

Pes muallim olan zat müptediye talim ve tarif esnasında derun risalede bulunan delikli kâğıdın delikleri arasından her bir harfi ayrı gösterdikte ders-i hamsedeki hutut-ı erba-ı müctemi’yi dahi tekraren okutup mezkûr delikle kâğıt ile bir kat dahi…”

Yazar risalenin sonunda çocuklara siyakat ve kûfî yazılarıyla yazılmış örnekler verildiğini söyler. Her bir hatla yazılan her alfabe bir ders olarak adlandırılmıştır. 5. derste (s. 8) bütün harflerin dört hatla ayrı ayrı yazılışı vardır. 9. sayfada harflerin sözcük başında, ortasında ve sözcük sonunda yazılışları bulunur. Bunlarla ilgili açıklamalar sütun içinde verilirken sütunların yanında tanınmış şairlerden bilinen beyitler vardır.

10. sayfada yer alan yedinci derste, birden dokuza, dokuzdan doksana, yüzden dokuz yüze, 1000’den 9000’e kadar rakamların yazılışları, üstün, esre ve ötre, ayrıca tenvin hakkında açıklayıcı bilgiler mevcuttur.

11. sayfada harflerin esreli, ötreli, üstünlü hâlleri bulunur. Bunların yanı sıra aynı sayfada eserde izlenen yöntemin ipuçları görülür:

“Elif dediğimiz asla hareke kabul etmeyip sakin olur. Elif suretinde yazılan hemzeler daima harekât-ı mütenevvi ile müteharriktir. Meselâ elif be üstün eb, elif cim esre ic, elif kaf ötre ök tabirleri hatta hemze be üstün eb, hemze cim esre ic, hemze kaf ötre ök tabirleri sevap olup be elif ba, cim elif ce, kaf elif ka dediğimizde (ba, ca, ka) lügatlerindeki elifler elifdir. (ab, ic, ök) lügatlerindeki elifler elif olmayıp müteharrik olduğu için hemze olduğu müntehi tarafından müptediye ifade ve beyan olunması mercudur.”

12. sayfada şu şekilde bir açıklama vardır:

“Hemze iki üstün hemze iki esre hemze iki ötre tabirleriyle okutup elifünüsün (enni), elifenese (inni), elifötrü (önnü) tabirleri dahi galattır. Ve iş bu dersin dahi kıraatini okutalar. Meselâ hemze iki üstün hemze iki esre hemze iki ötre hecelerinden sonradan ağzımızdan çıkan (en, in, ön) sesleri gibi hemze ba üstün (ab) hemze ba esre (ib) hemze ba ötre (öb) tabirleriyle okutup elifbaüssün (eb) elifinesin (yib) elifbeletün (rüb) tabirlerinde hakikatte olmayan ya harfleriyle lam harfini zammediyoruz. Hâlbuki çocuğun lisanı hemze ba üstün (ab) tabirlerindeki iki harfi hece ve bir ibareye dili dönmüyor da ya sonradan ilâve ettiğimiz ya ve lam harfleriyle ziyadeleştirdikte nasıl dili dönecek. Ve böyle hilaf zahir olan tabirlere bir defa alışılmış olduğundan cebren çocuklara dahi bin türlü zahmet ve müşkülatla tarif ve teklif oluna gelmiştir…”

Nuhbetü’l Etfal’de, önce sözcükler öğretilir sonra karşılıklı konuşma metinlerine yer verilir. Adı geçen eserde iki heceli sözcükten on bir heceli sözcüğe kadar sözcükler öğretilirken araya konuşma metinleri yerleştirilmiştir. Sözcüklerin metinlerle bir ilişkisi yoktur. 17. sayfada öğüt veren cümleler vardır. Bu cümleler çocuğa o dönem için sosyal yaşam ilkelerini sunmaktadır:

Tıfıl iken terbiye olmağa ceht eyle zira nihal taze iken doğrulur.”

“Bu civan hâlinde pirler gibi ol.”

“Cehalet her şekavetın anası gibidir.

Akıl ve sahip-kerem ve adil olanı herkes sever.

Zulm etmekten hazer eyle zira ten ölür amma can ölmez.

Derun-ı dilden Allah’a tevekkül edip ilmine mağrur olma.

Ne mutlu ol âdeme ki hikmet ve marifet tahsil etmiş ola.

İlim ve hüner tahsili altın ve gümüş tahsilinden bin kat âlâdır.

Eğer kâmil olmak ise maksadun okumağa murâgıb ol” (s. 17).

İş bu kelimeler dahi üç harekeli olup ve bundan sonra hurufatı tadat etmeyip yalnız hecelerini tadat ederek 11 harekeli kelimat ve terkibata kadar ibla’ kılacaktır.

“Ağlamak, aksamak, eğlence, aldatmak, emektar, mürettep, müşerref…”

Kısm-ı sani dört harekeli kelimeler: “Alıştırmak, perverdigar, letafetlü, mütehakim, mücadele, muhasebe, müsamere, muamele…”

Bu sayfada ayrıca soru cevap bölümü vardır. Soru-cevap bölümleri çocuğun günlük yaşamda, karşılıklı konuşma esnasında dikkat etmesi gereken nezaket kurallarının ipuçlarını verir:

“Sual: Efendi oğlum pederiniz dolaphanede mi?

Cevap: Evet efendim. Bendehanenizde dülger olduğu için bir tarafa ayrılamıyor.

S: Dün akşam ağa biraderinizi hasta diye işittim şimdi nasıldır?

C: Şükürler olsun. Bugün sabahtan beri iyicedir efendim.

S: Pek güzel Allah şifahalar ihsan eylesin. Yine okumağa devam ediyor musunuz?

C: Evet efendim.

S: Şimdi hangi mektepte okuyorsunuz?

C: İki sene kadar mekteb-i rüştiyeye devam eyledim. Şimdi darü’l-maarif nam mektepte tahsil etmekteyim.

S: Maşallah, aferin oğlum lakin yalan söyleyip de beni aldatmıyorsun.

C: Hâşâ kulunuz yalan söylemeye alışık değilim. Ve bahusus…

Bu konuşma devam ederken 19. sayfada, “kısm-ı salis beş harekeli elifba”lar yer alır. “İkramlandırmak, ihsanlarından, temizlenmişler, gitmelerinden, leblebicilik…” Sonra altı harekeli sözcükler öğretilir: “imtihanlarından, hayırlanmışlardan, kıvırcıklanması, mülâhazaları…” Daha sonra da yedi, sekiz, dokuz, on, on bir harekeli sözcüklerden birer örnek vardır: “karındaşlarımızı, nigaristanlarından, pertevlendirmelerinden, aşılanmamışlarını, temaşalandırmalarınızı, ağaçlıklandırmamaklarınızı” Bu tür çok heceli sözcüklere yer vermek, bugünkü yazım kuralları açısından gereksizdir, fakat çocuğun eski yazıda sözcüklere getirilen ekleri kavraması açısından çağı için makul sayılabilir.

Dokuzuncu sayfada “sual ve cevap” şeklinde karşılıklı konuşma metni yer almaktadır.

“Adab-ı tekellüm ve tabirat-ı hasene”

S. Efendi hazretleri nereden teşrif ediyorsunuz?

C: Birader bendeniz de şimdi hak-payı tasdi’e devlethaneye geldik.

Zatı âlilerinizi bu mahalde haber verdiler.

S: Estağfurullah evladımsınız. Saat üçe kadar bendehanede sizleri bekledim. Teşrif buyurmadınız.”

Soru cevap şeklinde anlatım devam eder.

Çocuklar için seçilmiş, çocukların anlayabileceği metinlerin yer aldığı Nuhbetü’l Etfal’de “Mide ile Azaların Hikâyesi”, “Kabak ile Köylünün Hikâyesi”, “Deryaya Giden Balığın Hikâyesi”, “İnce Kamış ile Ulu Ağacın Hikâyesi” gibi metinler çocukların ilgisini çekecek niteliktedir. Bu eserde “Kabak ile Bir Köylünün Hikâyesi” şu şekildedir:

“Bir gün köylü tarlada kabağın kendi büyük olup sapı ince ve zebun olduğunu görünce taaccüp eder. Bu ince ve zebun sap arasında kabağın öyle münasebeti yoktur diye bu fikir ile gezerken gözü pelit ağacına rast gelip bu ağaç büyük ise küçük ben olsam. Ol büyük kabağı bu ağaca asardım diye bu fikir ile gezerken uykusu gelip ağaç-ı mezkûrun gölgesinde uyur. Bu esnada bir pelit düşüp burunu sıyırır. Köylü uyanıp kanını görünce şaşar. Der ki: küçük pelit bu kadar kan çıkardı. Ya kabak kadar büyük olsa idi hâlim nice olurdu. Diye cürümünü ikrar edip istiğfar eder. Bu ona misaldir ki Allah tealânın hikmetine karışmak lâyık değildir. Zira her işin hikmetini kendi bilir.” (1858: 21, 22)

Elifba kitaplarının sonlarındaki seçilmiş metinler içinde şiire yer veren üç eser vardır. Bunlardan Nuhbetü’l Etfal’de ve 1856 tarihli Elifba’da yer alan şiirler çocuklar için ağır Divan Edebiyatı ürünü beyitlerdir.

Nuhbetü’l Etfal’in 24. ve 25. sayfalarında beyitler bulunur. Bunlar ilkokuma ve yazma öğrenen çocuğun anlayacağı türden değildir. Bu beyitler, Nabi, Çelebizade Asım, Sünbülzade Vehbi, Vasıf, (La Edri) Rüşdi, Sultan Murat, Atayi gibi şairlere aittir. Toplam 11 sayfada dört farklı hatla yazılmış beyitler bulunmaktadır.

Özellikle Nuhbetü’l Etfal gibi bazı eserlerde, okuma metinlerinin yanı sıra, rakamlara da yer verilmiştir. Nuhbetü’l Etfal’de 10. sayfada yer alan yedinci derste, birden dokuza, dokuzdan doksana, yüzden dokuz yüze, 1000’den 9000’e kadar rakamların yazılışları mevcuttur (Bakınız: Ek-1). Bu kadar çok rakamın öğretilmeye çalışılması boşuna zaman alacaktır. Bu yaş seviyesindeki çocuk için birden ona kadar rakamların okunuşlarını ve yazılışlarını vermek yeterlidir.

Taş baskı eserlerde, sayfaların görünümü sade değildir. Satırların ve sözcüklerin arasındaki boşluklarda bir düzen yoktur. Bu eserler içindeNuhbetü’l Etfal’in sayfalarını çok güzel çizilmiş resimler süslemektedir. Bu resimler sayfa kenar süsleridir. Genellikle çiçek ve yer yer meyve resimleri yer alır. (1858: 6,7)

Yukarıda genel hatlarıyla tanıttığımız Nuhbetü’l Etfal, eğitim tarihimizde -adı konmamış olsa da- hem çocuk edebiyatı hem de ilkokuma ve yazma öğretimi açısından döneminin her iki alanda da açığını kapatacak türde bir eserdir. Eserin bu özelliklerinin farkında olan devrin yöneticileri tarafından Kayserili Doktor Rüşdü Bey taltif ve takdir edilmiştir.

EK-1

Çocuk Kitaplarında Bulunması Gereken Bazı Özellikler

Herkesin olduğu gibi çocukların da başta edebiyat olmak üzere sanat tüketme hakları vardır. Çocukların ön öğrenme eksikliği nedeniyle yetişkinlerden farklı olarak, onlara yönelik özel bir edebiyatla bu ihtiyaç karşılanmaktadır. Böylece çocuk edebiyatı ortaya çıkmaktadır.

Çocuk edebiyatı geçmişte sözlü kültür döneminde ninni ve tekerlemelerden başlar, masal, efsane, destan, kıssa, atasözü ve deyimlerle sürer giderdi. Sanayi toplumu döneminde yazılı kültüre geçmeyle birlikte yazılı edebi ürünlerin çocuklarca da tüketilmesinin yolu açıldı ancak yetişkinler için üretilen çeşitli edebi ürünlerin birçoğunu çocuklar kolaylıkla kullanamadılar. Çocuklar için ayrıca yazmak gerekti. Böylece çocuk edebiyatı doğmuş oldu. Günümüzde yetişkinler için yazılan bazı edebi eserleri çocuklar da okumakla birlikte konu oldukça uzmanlaşmış bulunmaktadır. Çocukların yaşlarına, cinsiyetlerine, ilgi ve ihtiyaçlarına hatta doğrudan ilgili çocuğa yönelik olmak üzere edebi ürünler sunulabilmektedir.

Günümüzde çocuk edebiyatı, edebiyatın ötesine geçmiştir. Çocuk edebiyatının ötesinde “çocuk yayıncılığı” olarak adlandırmak belki daha doğru olacaktır. Çocuğa yönelik yayınlar çok çeşitli araçlarla onlara sunulmaktadır. Bunlar başta çeşitli türlerde çocuk edebiyatı ürünleri (masal, hikâye, bilmece, roman, çizgi roman vb), çocuk dergileri, televizyon yayınları (çocuk programları, çizgi filmler vb) ve internetteki çocuk sayfaları ile bilgisayar oyunları biçiminde kendini göstermektedir.

Çocuk yayınlarında içerik, biçim, dil ve anlatım bakımdan belirli ilke ve kuralların bulunması gerekir. Bu ilke ve kurallara uygun olarak üretilen ürünler çocukların onları doğru kullanmalarına ve yararlı bilgi ve beceriler kazanmalarına sebep olur. Aşağıda çocuk yayınlarında dikkate alınması gereken bazı özellikler “çocuk kitapları dikkate alınarak” sunulmuştur.

Biçimsel Özellikler

Biçimsel özellikler, genel olarak kitabın hacmi (kalınlığı), baskısı, ciltlenmesi, sayfa düzeni, harfler, yazım ve noktalama işaretleri, resimlendirme gibi konulardır. Elbette bunlar çocukluğun yaş/sınıf özellikleri dikkate alındığında değişebilmektir.

Kitabın biçim olarak tasarımı çok önemlidir. Çocuk, kitabı vitrinde gördüğünde beğenmeli ve satın almaya istek duymalıdır. Kitabın klasik kitap biçiminde olması gerekmez; oyuncaklara ya da çeşitli canlı, cansız varlıklara benzetilerek albeni yaratılabilir. Kitabın biçimsel özelliklerinde şunlar aranmalıdır:

1- Kapak resimleri canlı, çekici ve kitabın içeriğiyle uyumlu olmalıdır. Kapak sağlam, kalın ve kaliteli bir karton olmalıdır. Kapakta kitap adı, konuyu özetleyici ya da tanıtıcı resim, yazar, ressam ve basımevi adının bulunması, kitabı oluşturanlara bir saygı gereği bulunmalıdır. Ayrıca, hangi yaş grubu ya da sınıf için önerildiği de belirtilmelidir.

2- Kitap dayanıklı ve mat bir kâğıda basılmalıdır. Renkleri soldurmamalı, mürekkebi dağıtmamalıdır.

3- Kitap hacimli olmamalıdır.

4- Harfler gözü yormayacak büyüklükte ve baskısı temiz olmalıdır. Metindeki harflerin boyu birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar için önerilen yapıtlarda “14 punto” dört ve beşinci sınıflarda ise “12 punto”dan küçük olmamalıdır. Sayfalar tek sütun olmalıdır. Tümcedeki sözcük sayıları I. devrede (1-3 sınıf) 6, II. devrede (4-5. sınıf) en çok 10 olmalıdır.

5- Okul öncesine yönelik kitaplar bez ya da kalın kartona da basılabilir.

6- Yazım, noktalama, söz dizimi bakımından yanlışsız olmalıdır.

7- Kitap ve dergiler sağlam ve iç açıcı bir cilde sahip olmalıdır.

8- Satır araları uygun aralıkta olmalıdır (1,5 aralıklı).

9- Çocuğun gelişim basamakları göz önünde bulundurulmalıdır.

10- Metindeki yazılar zemin rengine zıt renkte yazılmalıdır.

11- Metin yazıları el yazısı biçimde de olabilir. Bu durum çocukların el yazısını daha kolay öğrenebilmesini sağlayabilir (özellikle 1. snıf için).

12- Ciltleme tutkalla değil, sağlam olması için telle yapılmalıdır.

13- Adı kısa ve ilgi çekici olmalı.

14- Özürlüler için yazılan kitapların ilgili özür grubunun özellik ve özürleri dikkate alınarak yazılmalıdır. Örneğin, görme özürlüler için Braille abecesine uygun ve seslendirilmiş kitaplar gibi.

15- Okul öncesi çocukları için hazırlanan kitaplarda her sayfanın ¾’ü resim, ¼’ü yazıya ayrılabilir.

Dil Yönünden

1- Dil ve anlatım yalın ve kavramlar açık olmalıdır.

2- Anlatımlarda çocukların anlayış güçlerine, yaş ve yaşam düzeylerine uygun kavramlar kullanılmalıdır.

3- İlk sınıflarda uzun tümce ve paragraflardan kaçınılmalıdır.

4- Anlatımda yakından uzağa, somuttan soyuta ilkesi göz önünde bulundurulmalıdır.

5- Türk Dil Kurumu (AKDTYK) yazım kuralları ve noktalama işaretlerine uygun olmalıdır.

6- Ağdalı olmayan bir dil tercih edilmelidir. Tek özne ve tek yüklem bulunan tümceler kullanılmalıdır.

7- Soyut sözcüklerden çok çocuğa tarif edilebilecek somut sözcükler tercih edilmeli.

8- Cansız eylemlerden çok, canlı eylemler tercih edilmeli. Örnek “ördek vak vak dedi” gibi.

9- Eski ve çocukların anlamayacağı sözcükler kullanılmamalıdır.

10- Dilimize karşılığı bulunan yabancı sözcükler kullanılmamalıdır.

11- Yöresel ağız ve argo sözcükler kullanılmamalıdır.

Resimlerle İlgili Özellikler

Çocuk kitaplarındaki resimler birçok işlevi birden karşılar. Çocuğun estetik beğenisini geliştirmenin yanı sıra okurken sıkıcı olabilecek tasvirlerin  resimle anlatılması çocuğun yorum gücünü geliştirir, olayların hızla gelişmesini sağlar ve sonuçta okuma alışkanlığı kazandırmaya hizmet eder.

1- Resimler kolay yorumlanmalı, kahramanlar ya da figürler hareket halinde olmalıdır.

2- Sanat değeri taşımalıdır.

3- Resim ve şekiller ilgili metinle aynı yüzde ya da resimle yazı aynı sayfada yer almalıdır.

4- Resim ya da şeklin metindeki düşünce ve olayların yorumunu yapabilir olması gerekir.

5- Resimlerle metin üst üste gelmemeli, biri diğerini kapatmamalıdır.

6- İlgi uyandırması, sanat eğitiminde katkıda bulunması ve çekici olması bakımdan resimlerin renkli olmasında yarar vardır. Abartılı ya da karikatürize resimler de olabilir.

a– İçerikle İlgili Olması Gerekenler

1-  Konular ilgi çekici biçimde sunulmalı, eğlendirici ve düşündürücü olmalıdır.

2-  Konuların işlenişi bilimsel değerlere uygun olmalıdır.

3-  Atatürk ilke ve devrimleri özenle göz önünde tutulmalıdır. Bunları açıklayıcı, sevdirici ve benimsetici olmalıdır.

4-  Denemeci, yenilikçi, yaratıcı, eleştirici, demokratik, özgür düşünceli insanlar model olarak sunulmalıdır.

5-  Verimli çalışma alışkanlığı ve üretken bir kişilik edinme yolunda çocuğa katkıda bulunmalıdır.

6-  Erdemli, uygar, insan ilişkilerinde nazik, demokrasi sevgisi olan, değişim ve gelişmeye açık bir kişilik oluşturulmasına çalışılmalıdır.

7-  Demokrasi eğitimine, barışçılığa, bağımsız düşünceye üretken ve verimli çalışmaya yatkın, sağlıklı bir kişilik oluşturmaya özen gösterilmelidir.

8-  Çalışmanın erdemi vurgulanmalı, emek ve alın terine yönelik olumlu tutum kazandırmalıdır.

9-  Yurt, ulus sevgisi ve ulusal değerler işlenmeli ve çocukların ulusu ve ülkesiyle gurur duymaları sağlanmalıdır. Bu yapılırken evrensel değerler göz ardı edilmemeli, başka ulus ve ülkeler de aşağılanmamalıdır.

10- Yaşamayı sevdiren, yaşama bağlılığı artıran, dünyanın güzelliğini yansıtan, doğaya hâkim olmak yerine onunla işbirliği yapıcı ve doğayı koruyucu bir yaklaşımla konular işlenmelidir.

11-  Çocuklara okuma zevk ve alışkanlığı kazandırıcı olmalıdır.

12-  Mizah duygusuna yer verilmelidir.

13- Yeni kahramanlar yaratılabileceği gibi, kültürel genlerimizin yüklü olduğu eski kahramanlardan da yararlanılmalıdır (Dede Korkut hikâyelerindeki kahramanlar, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Karacaoğlan, Yunus Emre, İbni Sina, Hacı Bektaş, Keloğlan gibi).

14-  Çocuğun kahramanla özdeşim yaptığı göz önünde tutularak; acıma, iyilik, korku, dehşet, kin, kahramanlık, özveri gibi kahramanlarla, insanüstü, gerçek ötesi kavramlarını iyi ve yerinde kullanan, abartmayan, sağlıklı bir duyarlık geliştiren özellikler taşımalıdır.

15-  Çocuğa kavratılmak istenen ana düşünceyi bir ders, bir ibret biçiminde vermeyip, bunu sezinletmelidir. Sonuca okuyucu ulaşmalıdır.

16-  Çocuğun güven, sevgi, iyilik, güzellik, cesaret, hoşgörü, sorumluluk, gerçeklilik gibi duygularının gelişmesine yardımcı olmalıdır.

17-  Çocuğa toplumun bir bireyi olduğu, ondan soyutlanmayacağı bilincini vermeli, kendine ve topluma yabancılaşmasına neden olmamalıdır. Bunu yaparken, çocuğun “sürüleşmesine” de meydan vermemelidir. Birey ve toplum arasında denge kurmalıdır.

18-  Çocukların hayvanlara olan sevgi ve merakı göz önünde bulundurularak bunlardan kahraman olarak yararlanılmalıdır. Bu doğa sevgisini de geliştirecektir.

19-  Konular ciddi/somut olarak işlenebileceği gibi komik, mizah yüklü, gerçekçi ya da gerçeküstüne de yönelebilir.

20-  Konular hareketli bir biçimde işlenmeli, olay hızla gelişmelidir. Uzun betimlemeler ve ruh çözümlemeleri sıkıcı olacağından kaçınılmalıdır.

21-  Çocukların ufkunu geliştirmesi açısından diğer toplumların yaşayışlarını konu edinen olaylar da işlenebilir.

22-  İnsanı olduğu gibi yansıtmalı (zayıf ve güçlü yönleriyle, çelişkileriyle).

23-  Çocukların yaşadıkları/yaşayabilecekleri sorunlar bilinerek, diğer çocukların sorunlarını nasıl çözdüklerini işlenmesi (örneğin, bir arkadaş grubuna girebilmeyi başarma, kardeş kıskançlığı), onların sorunlarını doğru biçimde çözmelerinde rehberlik yapabilir.

24-   Çocuğun estetik duygusunu etkilediği bilinerek çocuk yapıtlarında estetik duyarlılık önemsemelidir.

25-   Başkalarının kişisel ve kutsal değerlerine katılmasa bile, saygılı olmayı öğretmelidir.

26-   Değer aktarımında, yazara göre “iyi, doğru, yararlı” değil, ulusal ve evrensel değerler ölçü alınmalıdır.

27-   Çocuğa kendisini tanıtmalıdır.

28-   Ana düşüncesi belirsiz ve değişik yorumlara açık yapıtlar, çocuklarda ikilem ve yanlış anlamalara neden olacağından ana düşüncesinin açık ve net olması sağlanmalıdır.

29-   Az sayıda kahraman olmalıdır.

30-   Zaman kronolojik sıra izlemelidir. Geçmiş ya da geleceğe gidiş gelişler okuyucuyu şaşırtabilir.

31-   İnsanlar çocukken etkilenerek okudukları kitapları unutmazlar. Kitap yazanlar da bunu unutmamalıdır.

b. İçerikle İlgili Olmaması Gerekenler

1-  Eğitimin temel ilkeleri özellikle “eğitim birliği” ilkesi önemle dikkate alınmalıdır. Ayrı dünyaların insanı yetiştirilmeye çalışılmamalıdır.

2-  İnsanları yasalara uymamaya yöneltmemelidir. Yayınlar, anayasaya, yasalara, millî eğitimin amaç ve ilkelerine ters düşmemelidir. Bu zaten suç olur.

3-  Çocuk yayınlarında kör inanç, önyargı ve koşullandırıcı anlatımdan uzak durmalıdır.

4-  Eşitlik bir değer olarak verilmenin ötesinde, eşitsizlikçilik yerilmelidir. Herkesin dil, kavim, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin yasalar karşısında eşit olduğu; hiçbir kişiye, kuruluşa, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanınmayacağı önemle göz önüne alınmalıdır.

5-   Duygu sömürüsü yapılmamalı (üvey ana, öksüz çocuk, yoksulluk…).

6-   Geleceğe de yönelmeli (bilimkurgu), teknoloji ve değişimi yadırgamamalı. Değişme yargılanmamalı (köyden kente gelince değişme gibi)

7-   İdeolojik yönlendirme ve önyargılardan uzak durulmalıdır. Ensesi kalın, şiş göbekli sömürücü patronlar; sıska, çatık kaşlı, sinirli işçiler, grevler, ırkımızın ve dinimizin öteki ırk ve dinlerden üstünlüğü; Arap giysisi giymiş, kelle uçuran Müslümanlar, eli coplu çatık kaşlı polisler, aşağılanan toplum kesimleri (örneğin köylüler, dilenciler, çingeneler); sevmediği bir ulusun bayrağını yakan sinirli göstericiler, gibi.

8-   Olayın kahramanı ya da olumlu değerler yenilmemeli, kaybetmemelidir. Bu onların olumsuz duygular yaşamalarına, güvensizlik duymalarına neden olur. Çocukların yenilgiyi kabul etmekte zorluk çektikleri de unutulmamalıdır (Hiçbir geleneksel masalda olumsuz ve kötünün kazanmaması ilginçtir).

9-   Mutsuz aileler konu edinilmemelidir. Abartmadan, mutlu ailelerin konu edinilmesi ise özellikle mutsuz ailede yaşayan çocuklarda “mutlu aile” kavramı oluşturacağından yararlı olabilir.

10- Cinsiyet duygularını tahrik edici, yanlış bilgi verici (bizi leylekler getirdi), kolay yaşama (başkalarının sırtından, piyangodan para kazanma), hayalperestlik, cinayet ve intihar eğilimlerini besleyen ifadelerle, bireysel ve toplumsal şiddet anlatımlarından kaçınılmalıdır.

11- Alınyazısı, yazgı, bağnazlık gibi insanın boynunu büktüren, mücadele gücünü köstekleyen inanışlara yer verilmemelidir.

12- Başka ülke halklarını aşağılayan, küçümsemeyen, düşmanca anlatımlar kullanılmamalıdır. Millî duygu ve değerler başkalarını aşağılamadan kazandırılmalıdır.

13- Kadınlara ataerkil bakış açısını yansıtan anlatımlara yer verilmemelidir.

14- Cinsel içerikli küfür ve sözlere yer verilmemelidir.

15- Bedensel ve zihinsel özürlüleri küçümsemeyen anlatımlara, lakaplara yer verilmemelidir (kör, topal, kambur, gerzek, aptal…).

16- Hayvan adları küfür olarak kullanılmamalı ve hayvanlar aşağılanmamalıdır (eşek, domuz, yılan, köpek…).

Çocuk Kitabı Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

1. Yukarıdaki özellikleri taşımalıdır.

2. İçerik, biçim, dil ve anlatım yönünden çocuk gelişim özelliklerine ve yaş grubuna uygun olmalıdır.

3. Pahalı olmamalıdır.

4. Kitap alırken çocuğun fikri sorulmalıdır. Onun istediği kitaplar alınmalı, okutulmalı, okumaya zorlama değil, teşvik olmalıdır.

5- Çocuk edebiyatı alanında uzmanlaşmış yayınevleri ve tanınmış çocuk yazarlarının eserleri öncelikle tavsiye edilmelidir.

6. “Bir kitap ancak çocuklar ondan zevk alıyorlarsa iyi bir kitaptır”, kuralı unutulmamalıdır.

Yaşlara Göre Okuma Eğitimleri

0–6 yaş

Ninniler

Resimli kitaplar

Çekici kartlar

Tekerlemeler

Bilmeceler, atasözleri, fıkralar

Destanlar, efsane

Masal

Okulöncesi Dönem

Öykü

Şiir

Plak, kaset

Video, televizyon

Bilgisayar

Çocuk kitaplığı

Çocuk kulübü-tiyatrosu

Bu yaştaki çocukların eğilimlerinde cinsiyetler arasında fark yoktur.

7–9 yaş

Kahramanları çocuk olan öyküler Kahramanları hayvan olan öyküler Tatil ve doğa öyküleri efsaneler-destanlar-fıkralar

Masal Dönemi

Okulöncesi dönemin devamı olan bu dönem çocuklarında cinsiyet farkı belirginleşmemiştir. Ancak kızlarda bu dönem bir yıl daha uzun sürebilir. Bu dönem çocukları en çok (%75) masaldan hoşlanırlar. Bu dönem çocuklarının kitapları resimli olmalıdır.

Serüven Dönemi

10–12 yaş KIZ

Ev/okul yaşamı

Yararlı bilgiler

Şiir-tiyatro eğitimi

Duygusal kitaplar

Kadın-Erkek yaşamını anlatan yazılar.

10-12 yaş ERKEK

Serüven kitapları

Gezi kitapları

Öyküleştirilmiş tarih ve kahramanlık konulu kitaplar

Öyküleştirilmiş fen, doğa konulu kitaplar

Kız / Erkek

Mizah

Biyografi

Polisiye

Yabancı ülkeler

Bu yaş grubu çocuklarında gerçeğe yönelme başlamıştır. Cinsiyetler arasında fark vardır.

Soyut Konulara Eğilim Dönemi

12-14 yaş

Kız

Sevgi, bağlılık, özveri konularını işleyen roman, şiir, tiyatro yapıtları Sanat değeri olan kitap ve dergiler

Erkek

 Soyut, duygusal, düşünsel öykü, roman,     şiir, tiyatro yapıtları Gazeteler, güncel konular, spor yazıları

Cinsiyet farkının özellikle belirginleştiği bu dönemde çocuklarda sanata eğilim başlar.

0–7 yaşa yönelik kitaplar: Resimli kitaplardır. Okulöncesi için hazırlanan kitaplar 5 sayfayı geçmemelidir. Çocuk kitaplarındaki resimleri kolayca görebilmeli resimler canlı olmalıdır. Nesneler aslına uygun olarak renklendirilmelidir.

2–3 Yaş: Konu içermeyen, eşya-insan-hayvan kitaplarıdır. Bu tür kitaplar ABC kitapları olarak da nitelendirilmektedir. Kitapta tanıtılan nesnenin resmi, altta ise nesnenin tanıtımı için iki ya da üç cümlelik yazı yer almalıdır. Bu tür kitapların özeliği obje ve kavram tanıtmasıdır.

4–5 Yaş: Gerçekçi öykülerden oluşmaktadır. Evin odasında bulunan eşyaların tanıtımı, günlük yaşamada kullanılan eşyaların tanıtımını kapsamaktadır. Mekân gerçektir, yazı iri puntolu olmalıdır. Konu basit, resim de öyküyü anlatmalıdır. Bu yaştaki çocuklar kendilerine resimli öykü kitaplarını okunmasını ister.

6–7 Yaş: Metin uzun olmamalıdır. Konular ciddi ya da gülünç olabilir. Kitapta ana düşünce olmalıdır. Konunun bir iletisi olmalıdır. Karakterler makine, yaşanmış olaylar, eşyalar olabilir. Çocuklar doğa, hayvan ve diğer çocukları da içine alan kısa ve bol resimli öykülerden zevk duyarlar. Bu dönem çocuğun okumaya olan ilgisini kamçılamak üzere en uygun evredir.

8 Yaş: Konular doğa, insan yaşamı olabilir. Seyahat, serüven coğrafya, ilk çağlara ait öyküler, okuma konusunda en belirgin ilgi anlarını oluşturur. Giderek öykülerdeki mizahtan hoşlanma başlar. Resimli serüven ve kahramanlık dergilerine olan ilgi hala görülmektedir. Çizgi roman okuma 8 yaşında başlamaktadır.

9–10 Yaş: Alışkanlıklar gelişmiştir. Cinsiyet farklılığı belirginleşmiştir. Bu nedenle öyküde yeni sözcükler olmalı, giriş-gelişme-sonuç kısmına önem verilmelidir. Bu yaştaki çocuklar izcilik, serüven ve dehşet veren olaylara, güldürülere, araç ve icatlara, ünlü kişileri yaşamına ilgi duyma başlar.

11–12 Yaş: Cinsiyet etkeni belirginleştiğinden erkekler bilim ve buluşlara, kızlar ise okul ve aile yaşamını içeren konuların yanında aşk öykülerine ilgi duyarlar. Çocuk kitaplarının ilk sınıfında bol resimli ve az yazılı olması, daha sonra yazıların çoğalması, yaşına uygun bir okuma yeteneği kazanması açısından önemlidir.

Harry Potter Melek mi Şeytan mı?

Son dönemlerin en çok okunan kitapları arasında yer alan Harry Potter kitapları, çok büyük bir kesim tarafından oldukça yoğun eleştirilere hedef oluyor. Eleştirenlerin büyük çoğunluğu Müslüman ve Hristiyan dindar kesime mensup kişi ya da gruplar. Bunlar, bu kitapların çocukları ve gençleri Satanizm’e sürüklediğini ve bu kitaplar yolu ile büyü ve sihrin hoş gösterildiğini ileri sürüyor. Hatta bazıları  daha ileri giderek kitabın yazarı J.K.Rowling’in “kitabın fikri aklıma trende  geldi” sözünü, şeytan’ın esini olarak değerlendiriyor. Bu kitabın eleştirisine yer veren bir çok internet sitesi ve kitap var. Bu eleştirilerin ne kadar haklı olduğuysa tartışılır.

Serinin ilk kitabı Harry Potter ve Felsefe Taşı 352 sf, 2. kitap Harry Potter ve Sırlar Odası ? sayfa, 3. kitap Harry Potter ve Azkaban Tutsağı 509 sf, 4. kitap Harry Potter ve Ateş kadehi 859 sf, serinin 5. ve son kitabı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı ise 1114 sayfa. Bu kitapların hepsi de, sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir tarafında en çok satılan kitaplar arasında yer alıyor ve 9 yaş üstü çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip.

Peki Harry Potter kitaplarının bu kadar çok satılmasını ve okunmasını sağlayan şey ne?

Büyü mü?!

Sihir mi?!

Şeytan mı?!

Okuma oranının oldukça düşük olduğu ülkelerden biri de bizim ülkemiz. Bu koşullar altında Harry Potter kitapların ulaştığı yüksek satılma oranlarının sebebi ne?

Bu sorunun cevabını verebilmek için önce bir kitaptan beklentimizin ne olduğunu belirlememiz gerek. Harry Potter kitapları yazın olarak Fantastik kitap türüne dahil ediliyor. Fantastik tür hakkında kaynaklar; gerçek dünyayla birlikte onun ötesinde doğa yasalarından farklı ikinci bir dünyanın varlığını kabul eden romanlardır, bu eserlerde olağan ve olağan dışı bir aradadır, doğa üstü varlıklar ve olaylar açıklamasına gerek görülmeden ve sorgulamadan kabul edilir, bilgisini veriyor.

Kaynakların açıklamasına dikkat ettiğimizde bu türün özelliği olarak, doğa üstü olayların sorgulanmadan kabulünden bahsettiğini görüyoruz yani bu kitabın eleştirilere hedef olan yanlarından, büyüden, sihirden ve benzerinden.

Kitabın yer aldığı çerçeve çok açık, o halde fantastik türde yer alan bir kitaba sen neden sihirden bahsediyorsun demek ne kadar mantıklı? Bu bağlamda çok ünlü bir İngiliz dil bilimci ve edebiyatçısı olan Tolkien, Yüzüklerin Efendisi’ni yazarken hata mı etti? Yüzüklerin Efendisinin kahramanlarının çoğu doğa üstü (ne kadar ilginç kitabın türünün özelliği bu) diye 1954 den beri dünyanın en çok okunan kitapları arasında yer alan bu üçlemeyi çöpe mi atmalıyız? Örnekleri çoğaltalım; Binbir Gece masalları çöpe, Keloğlan masalları çöpe, Grimm masalları çöpe, La Fontein hikayeleri çöpe, bu kitapların hepsi olmayan varlıklara yer veriyor, içlerinde devler, cinler, sihirbazlar var, hayvanlar konuşuyor, çocukları kötü fikirlere yöneltebilir diyebilir miyiz? Bu çok saçma olur değil mi? Hele de bu örneklerin masal ya da fabl türüne dahil olduğunu düşünürsek ve bu yazın türlerinin özelliğinin bu olduğunu biliyorsak.

O halde fantastik türde yazılmış bir kitap, türünün özelliğini taşıdığı için neden bu kadar eleştiriliyor? Bu file neden kuyruğun kısa, tavşana neden kulağın uzun demeye benzemiyor mu?

Peki bu kitabın bu kadar geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasının arkasında yatan sebep ne? Okuma oranının oldukça düşük olduğu bir ülkede 9 yaşında bir çocuğa bin sayfalık bir kitabı okutturan ne? Bilim kurgu, mistisizm, sihir, çocuk yazınında oldukça sık kullanılıyor. Hayal gücüne yer vermeyen, kahramanlarının kendilerinden beklenenin üstünde işler başarmadığı bir çocuk kitabı düşünülebilir mi? Bilim çocuk, Miço, Donalt Amca gibi dergilerin mektup arkadaşı arıyorum sayfalarında, kendi özelliklerinden bahsederken “HARRY POTTER’I ÇOK SEVİYORUM” yazan çocuklara gönderdiğim mektuplarla bunun sebebini sorduğumda cevap yazmaya zahmet edenlerin söylediği de genelde buydu. Harry Potter kitaplarının en güzel yanı da bu iki öğeye bol bol yer vermesi.

Kitabın kahramanı Harry’nin özel olan tek yönü iyi bir kalbe sahip olması. Kitabın kötü kahramanı Lord Voldemortdan onu kurtaran şeyde bu. Harry okulun en iyi öğrencisi değil, sihirleri diğer öğrencilerden daha iyi yapmıyor, o üstün yetenekli bir çocuk değil, diğer çocuklardan bir farkı yok! Kitabın bu kadar çok okunmasının sebebi de sanırım bu. Günümüzde çocukların gerek okulda, gerekse evde başkalarından üstün olması bekleniyor. Sınavda başarısı başkasını elemesine bağlı, sporda başarısı başkasını yenmesine bağlı, derste başarısı arkadaşından iyi olmasına bağlı. Çocuklar bireysel becerilerine göre değil diğerlerinden üstün olan özelliklerine bağlı olarak değerlendiriliyor. Hayat onları bir yarışın içine sokuyor. Kitapta Harry’nin üstün bir yeteneğinin olmamasına rağmen yüreğinin gücüyle kazandığı başarıda, çocuklar kendilerini buluyor.

Bizim ülkemizde kahramanda kendini bulma bir çok yazına başarı katıyor. Mistisizm de bizim kültürümüzün bir parçası.  İçinde cinlerin, peri kızlarının yer almadığı masalımız yok, destanlarımız  kurttan türeyen bir ırkı anlatıyor. Hal böyleyken Türeyiş destanını okuyan, dinleyen çocuk, ben kurdum diye dağa çıkmıyorsa, Keloğlan, masallarında dev öldürdü diye kimse dev avcılığına çıkmıyorsa, peri kızı peşinde dolaşan bir güruh yoksa, Harry Potter kitaplarını okuyan birininde büyücü, sihirbaz ya da satanist olacağını söylemek anlamsız olmuyor mu?