ABD Eğitim Sistemine İlişkin İzlenimler

Amerikan Eğitim sistemini 1996-1999 yılları arasında Cincinnati Üniversitesinde ikinci doktoramı yaparken yakından tanıma fırsatım olmuştu. O yıllarda eğitimde ciddi sorunlar yaşadıklarını gözlemlemiştim. Özellikle şehir merkezindeki (urban schools) okullarda ciddi sorunlar vardı. Daha sonra 2011 yılında tekrar Wisconsin Üniversitesine iki aylık bir çalışma için gelmiştim. O zaman eğitimde biraz daha bir iyileşme görmüştüm. 2014-2015 yıllı içinde online eğitimi çalışmak için Boston’da Northwesthern Üniversitesine ziyaretçi öğretim üyesi olarak geldim. Burada çocukları ilkokul ve ortaokula giden bir veli olarak sistemi yakından gözlemleme şansım oldu. Ayrıca, yaygın eğitimin ve informal eğitimin işleyişini anlamak için kendim yaygın eğitim kurslarına katılıyorum. Çocuklarımla mümkün olduğu kadar müzelere gidiyoruz ve etkinliklere katılıyoruz. Ayrıca, Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin halka açık etkinliklerine katılma şansım oluyor. Bu etkinliklerde özellikle eğitim fakültesi ve okullar arasındaki işleyişi yakından gözlemleme fırsatı yakalayabiliyorum. Boston, sadece Amerika’nın değil dünyada metre kare başına innovasyon yaratacak potansiyel kişiye sahip olma açısından birinci sırada yer alan bir şehir. Dolayısıyla, buradaki eğitim sisteminin de diğer eyaletlere göre daha başarılı olduğu söylenebilir. Beni ilgilendiren, özellikle yakından takip ettiğim konular uzmanlık alanlarım olan eğitim yönetimi ve eğitim programları. Eğitim programlarının çağın gereksinimlerine uygun ve bilimsel olduğunu söylemek zorundayım. Diğer bir gözlemim de, her tür okuryazarlığı öğrencilere içselleştirecek etkinliklerinin nitelik olarak doyurucu ve nicelik olarak yaygın olması. Özellikle yazma program ve uygulamalarını gördükten sonra bizim neden okuryazar olamadığımızı maalesef öğrenmiş bulunmaktayım.  Bu yazıda da sizinle deneyimlerimi paylaşmaya çalıştım. Keyifle okumanızı diliyorum.

Sistem ve Yönetim

Amerika’daki Eğitim Sistemi merkezi olmayıp, eyaletlerce yürütülmektedir. Hatta aynı eyalet içinde farklı okul bölgelerinde farklı uygulamalar görmek mümkündür. Ancak, sistem merkezi olmamasına rağmen programlarda ve kurumlarda amaçlar ve erişilebilirlik açısından paralellik gözlenmektedir. Bu paralelliğin sebebi de 2007 yılından beri 48 eyalette uygulanan eğitimde ortak standartların olmasıdır  (www.corestandard.com). Bu standartlara ulaşılıp ulaşılmadığı okullarda yapılan standart sınavlarla belirleniyor. Okullar bu standartları yakalamak için bizdeki test tekniklerine dönmüş durumdalar. Burada bir grup ABD’deki programlardaki standartlaşmayı savunurken bir grup da buna karşı çıkmaktadır. Standartlaşmayı savunanlar, hesap verebilirlik ve ABD’li öğrencilerin uluslararası ve ulusal düzeyde düşük puanlar aldığını, bunun büyük Amerika’ya yakışmadığını, bunun da ancak standart bir eğitimle verebileceklerini düşünüyorlar. Buna karşı çıkan grup ise, ABD’nin şu an içinde olduğu eğitim çıkmazının aslında bir şans olduğunu, verilen eğitimin yetenek temelli bir eğitim olduğunu, yeteneklerin özgürce sınav baskısı olmadan açığa çıktığını, onun için hem ekonomide hem de bilimde birinci sırada olduklarını söylemektedirler. Eğer standart eğitime geçilirse bu özelliklerini yani birey temelli ve yetenek temelli eğitimi kaybedeceklerini vurgulamaktadırlar.

ABD Eğitim Sistemi federal düzeyde ABD Eğitim Bakanlığı  (U.S. Department of Education) tarafından yürütülmektedir (http://www.ed.gov).  Eyalet düzeyinde eyalet yöneticisi validir ve bazı eyaletlerde vali eğitim işlerinden sorumlu bakan atayabiliyor. Her eyalette mutlaka Eğitim Kurulu  (State Board of Education) var. Eğitim ile ilgili kararlar büyük oranda bu kurul tarafından alınıyor. Her il ve ilçede de bu kurullar bulunuyor. Bu kurullar bütçeden yatırıma, programdan öğretimin değerlendirilmesine kadar her konuda karar alabiliyorlar. Bazı eyaletlerde (örneğin California) de eğitim bakanlığının başında superintendent- il milli eğitim müdürü gibi düşünebiliriz bulunuyor. Eyalet düzeyindeki bu yapılanmanın aynısı illerde ve ilçelerde de görülüyor.  Yani, her okul bölgesinin başında bir superintendent bulunuyor. O ilde veya ilçedeki üst eğitim yöneticisi bu superintendentlardır. Okulları okul müdürü yönetmektedir. Ancak parasal işleri okul aile birliği yürütmektedir. Okuldaki birçok para toplamaya dayalı faaliyetleri de gönüllü velilerle birlikte okul aile birliği tarafından yürütülmektedir.

Eğitim basamağında yıllar eğitim bölgelerine göre değişmekle birlikte genellikle ilkokul 5 yıl, ortaokul 3 yıl ve lise 4 yıldır.

Eğitimin Finansmanı

ABD’de eğitim bütçesini federal bütçe ve yerel bütçe oluşturuyor. ABD Eğitim Bakanlığı eyaletlerdeki öğrenci sayısını dikkate alarak eyaletlere para aktarımında bulunuyor. Eyaletlerde de yerel vergiler o mahalle ya da muhite dönüyor. Örneğin Federal bütçeden her öğrenciye ayrılan para 2000 dolar olsun. X eyaletinin de bunun üzerine 1000 dolar eklediğini düşünelim.  Buna ek olarak, o eyaletteki mahallelerden elde edilen vergiler doğrudan o mahallelerdeki kamu kurumlarına dönüyor. Aynı ilçede bütçeler farklı olabiliyor. İlçenin gelişmiş kesiminde bir öğrenciye harcanan para 10 bin dolar olurken gelişmemiş kesimde bu 3000 dolar veya eyalet hiç kaynak ayırmamışsa 2000 dolarda da kalabiliyor. Eğitimde uçurumu yaratan da okulun hangi bölgede olduğu ile ilgili oluyor. Parası çok olan, iyi bağış yapılan ve çok vergi toplanan yerlerde, eğitime çok para harcanırken; bağış ve vergisi az olan yerlerde eğitime para harcanması da federal hükümetin gönderdiği ile sınırlı kalmaktadır.  Böylece,  girdinin kalitesi doğrudan çıktıyı etkiliyor. Okuduğum bir makalede devlet okulunda okuyan bir öğrenciye harcanan paranın 2000 dolar ile 22000 dolar arasında değiştiği, başkan çocuklarına yıllık 250 bin dolar harcandığını yazıyordu.

Formal Eğitim

ABD’de formal eğitim devlet ve özel okullar tarafından gerçekleştiriliyor. Özel okullar sistemdeki okulların %24’ünü  (öğrenci sayısı olarak %10’unu) oluşturuyor ve bu sayının son istatistiklere göre azaldığı görülmektedir. ABD’de formal eğitim örgün ve yaygın eğitim şeklinde yürütülüyor.  Örgün eğitim, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite şeklinde olmaktadır. Yaygın eğitim, halk eğitim kurumları  (Community Education) tarafından yürütülüyor. Halk eğitimleri üç dönem şeklinde yürütülüyor. Güz, bahar ve yaz aylarında çok çeşitli programlarla gerçekleştiriliyor. İstisnalar hariç eğitimler akşam 18:00-21:00 saatleri arasında çoğunlukla liselerde gerçekleştiriliyor.

İnformal Eğitim

ABD’de informal eğitim de formal eğitimi tamamlayıcı ve koordineli olarak yapılmaktadır.  Örneğin okullar erken kapanıyorsa Kızlar ve Erkekler Kulübü o gün programına erken başlayabiliyor. İnformal eğitim sunan ya da informal olarak yararlanılan temel kurumlar şunlardır.

Erkekler ve Kızlar Kulübü (Boys and Girls Club), sadece çocuklar değil yetişkinlere yönelik de eğitsel, sportif ve sosyal faaliyetler yapmaktadırlar. Çocuklar vasıtasıyla bazen velilere de ücretsiz birçok program sunmaktadırlar.

Genç Hristiyan Erkekler Kulübü (YMCA) sportif ve sosyal etkinlikler sunuyor.

Serbest Zaman Etkinlikleri Bölümü  (Recreation Department) o ilçede veya eyalette yaşayan insanlara sportif ve sosyal etkinlikler sunmaktadır. Özellikle öğrencilerin büyük çoğunluğu bu bölümün hazırladığı yıllık sportif faaliyetlere kulüp düzeyinde katılıyorlar. Okulun paydos olmasından hemen yarım saat sonra öğrencileri bu kulüplerde görmek çok mümkün. Genellikle saat 15:00-18:00 saatleri arasında öğrenciler spor alanlarında spor yapmaktadırlar.

Hayvanat bahçeleri, müzeler, özellikle bilim, sanat ve çocuk müzeleri, çocuk hastaneleri ve parklar çocuklara yönelik çok sayıda öğrenme etkinlikleri sunmaktadırlar.

Hayvanat bahçelerinde okullardan gelen öğrencilere bilgi sunmak üzere sınıflar oluşturulmuştur. Ziyaretlerinin akabinde burada kavramsal boyutta eğitim de verilmektedir. Ayrıca, her hayvan ve bitki ile ilgili bilgiden sonra dokunmatik veya elle çevirerek yapabilecek sınavlar konulmuş. Yine, çocuklara hayvan sevgisi ve duyarlılığını kazandırmak için hayvanlarla ilgili etkinlikler yaptırılmaktadır. Ailelerin büyük çoğunluğu yıllık giriş bileti alıp çocuklarını sık sık hayvanat bahçesine götürmektedirler.

Bilim müzelerinde her konuyla ilgili hemen hemen hem görsel hem de işitsel bilgiler sunulmaktadır. Ayrıca, çocukların orada yapacakları etkinlikler bulunmaktadır.  Çocuk müzeleri normal sosyal yaşamı minyatürleştirerek çocuklara etkileşim ortamı hazırlayarak öğrenme fırsatı sunmaktadır.  Sanat müzeleri de çocuklara ücretsiz ve çocuklar için özel seanslar düzenleyerek etkinlikler yaptırmaktadır.

Çocuk hastaneleri de çocuk hastaları bilinçlendirmek ve eğitimden koparmamak için aslında hem formal hem de informal eğitimler sunmaktadırlar. Uzun süre hastanede kalmak zorunda olan hasta çocuklar için formal eğitim programı hastane okullarında devam etmektedir. İnformal olarak koridorlar, duvarlar, asansörler bile onların dikkatini çekecek ve anlayacakları şekilde bilgi ve kavramlarla donatılmıştır.

Parklarda öğrencilerin hem eğlenme ve hem de öğrenme yerleri olarak tasarlanmıştır. Parklarda özelikle yaş grupları ayrılmıştır. Farklı yaş grupları için farklı farkındalık etkinlikleri sergilenmektedir. Çoğunluğu etkileşime dayalı etkinliklerdir. Çocuklar fiziksel olarak güçlenmenin yanında sosyalleşme, liderlik becerileri, etkileşim, grup çalışmalarını buradan edinebilmektedir.

Halk kütüphaneleri hemen hemen her ilçede var ve kitap, CD, online kitap ve dergi verme işlerinin dışında çocuk ve yetişkinlere yönelik sosyal etkinlikleri ya düzenliyorlar ya da bu etkinlikleri destekliyorlar. Verdikleri indirim kuponları ile öğrencileri ve yetişkinleri müzelere gitmeye teşvik ediyorlar. Ayrıca o eyaletteki kütüphaneler arasında işbirliği olduğu için bulunduğunuz yerdeki kütüphaneye başka bir yerdeki kitabı getirtmeniz çok kolay oluyor.

Buradaki eğitim ortamlarına bakıldığında eğitim programının anlamını keşfediyorsunuz. Eğitim programını okul ve okul dışındaki planlı faaliyetler olarak tanımlıyoruz. Burada okul ve okul dışındaki etkinliklerin iyi planlandığı söylenebilir.

İnformal eğitimin formal eğitimin başarısına ciddi oranda katkısı olduğunu düşünüyorum. Araştırmacılarda aldığımız formal eğitimin öğrenmemizde %20 gibi bir etkisinin olduğunu söylüyor. Ancak bu % 20 bizim informal ortamlarda öğrendiklerimizi anlamlandırmada çok önemlidir. O anlamda formal eğitim önemlidir. Gözlemlerime göre infomal eğitim ortamında alınan bilgiler formal eğitim ortamında kavramlaştırılıyor ve çocuğun kafasında bir anlam kazanıyor. Buradaki formal eğitim,  dolaylı yoldan öğretim, bireyselleştirilmiş ve çok da zorlamayan bir eğitim.  Herkes kendi yetenekleri doğrultusunda ilerleyebilir.  İnformal ortamlar aile ile başlayıp doğal ve yapılandırılmış çevrelerle devam etmektedir. Çocukların etrafındaki yetişkinlerin kavramlaştırma yetenekleri çocukların gördükleri şeyleri kavramlaştırmada oldukça etkili. Burada aileler müzeler ve hayvanat bahçelerine yıllık abonelik alıp yıl içerisinde çocuklarını defalarca bu mekânlara götürebilmektedir.  Ailelerin kendilerinde kavramlaştırma becerisi olmasa dahi bu ortamlarda verilen eğitimlerle çocuklar informal ortamlardan birçok bilgiyi doğru kavramlarla öğreniyorlar. Okula gittiklerinde okulda bu bilgiler anlamlandırılıyor ve kavramlaştırılıyor.  Dolayısıyla, çocuk edindiği bilgileri zihninde anlamlandırıyor ve kolayca uygulamaya dökebiliyor.

Alternatif Eğitim Akımları

ABD’de kamu eğitimine farklı kesimlerce eleştiriler getirilmekte ve yeni akımlar ve anlayışlar uygulanmaya konmaktadır. Bunlardan bir kısmı üniversitelerin laboratuvar okullarıdır. Bu okullarda farklı yaklaşımlar farklı adlarla test ediliyor. Bunun dışında da farklı gruplar benimsedikleri görüşe göre farklı yaklaşımlarla eğitim kurumları açıp işletiyorlar veya doğrudan kendileri evde çocuklarına eğitim verebiliyorlar. Yaygın olan alternatif eğitim kurumları, Montessori Okulları, Charter Okulları, Ev Okulları, Valdrof okulları, Magnet Okullardır.  Ancak, bu okullara da ciddi eleştiriler var. En büyük eleştiri eğitimin devletin görev olduğu ve taşeronlaştırılmaması gerektiğidir. İkinci eleştiri de ABD’de gibi çok kültürlü ve çok dilli bir yapıda bu kurumların öğrencileri gerçeklerden uzak eğitmesidir.

Eğitim Denetimi

Federal düzeyde eğitimin denetimi bakana bağlı Denetim Ofisi  (Office of Inspector General) tarafından yürütülmektedir. Temel amaçları vatandaştan toplanan vergilerin eyaletlerce paranın yasal, etkili ve verimli kullanılıp kullanılmadığını denetlemektir. Eyalet ve okul bölgelerindeki denetim de eyaletlere ve okul bölgelerine göre farklılaşmaktadır. Örneğin Ohio’da okul bölgelerinde kolaylaştırıcılar denilen (Facilitator) bir grup var. Bunların farklı alanda doktora dereceleri var.  Okul müdürleri okullarında bir sorun yaşadıklarında bu uzmanları hemen arayıp yardım istiyorlar. Uzmanlar okula gelip okul müdürünün sorunu çözmelerine yardımcı oluyor. Okuldaki denetim okul müdürünün görevidir. Okul müdürü, sınıflara giderek gözlem yapar ve dönüt verir. Ancak son yapılan bir araştırmada bir müdürün ABD genelinde ortalama gözleme ayırdığı sürenin 6 dakika olduğu bulunmuştur. Ancak bunun ilkokul ve ortaokula ve liseye göre değişeceğini düşünüyorum. Benim yaptığım gözlemlerde ilkokullarda müdürler daha çok sınıftalar ve öğretimsel liderlik rollerini daha fazla gerçekleştiriyorlar.  Ortaokul ve liselerde sürdürücü liderlik rolleri daha çok gözlenmektedir.

Dersler ve Ders Kitapları

Ders kitapları okullar tarafından sağlanıyor. Öğrenciler yılsonunda kitaplarını teslim ediyorlar. ABD’de özel okullarda sadece din dersleri var. Devlet okullarında Din ve Ahlak Bilgisi dersi yoktur. Özellikle kitaplarda gerçek ve kanıta dayalı bilgiler çok acık ve sade bir dille anlatılmış. Öğrencilere bilim okur-yazarlığını içselleştirmek için çok fazla uygulama örnekleri var. Son yıllardaki projelere bakıldığında doğayı ve evreni keşfe yönelik çok fazla okullarda projeler olduğunu görüyoruz. Örneğin, Boston’da 5. Sınıf öğrencileri bilim kampına götürüyorlar. Öğrenci projeleri bilimdeki sınıflama, bilimsel araştırma yapma, gezegenlerde yaşama şeklinde yürütülüyor.

ABD’de Eğitimin Olumlu ve Olumsuz Yönleri

Olumlu Yönleri

* Eğitime verilen değer ve alınan eğitimin piyasada karşılığını bulması. Aileler, politikacılar, toplum ve eğitim kurumları eğitimi önemsiyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe kazanç ve yaşam standartları da ona paralel olarak değişiyor. Onun için aileler çocuklarını üniversiteye göndermek için para biriktiriyorlar.

* Eğitimde bireysel farklıkları zenginlik olarak görme ve bu bireysel farklılıklara yönelik eğitim verme.

* Etkinlik tabanlı ve yetenek tabanlı eğitim. Her yetenek alanının önemsenmesi ve olumlu olarak algılanması.

* Okulda verilen bilgilerin gerçeklere ve kanıtlanmış bilgilere dayandırılması. Bu bilgilerin her yaş grubuna yönelik basitleştirilerek verilmesi. Güneş sistemi okul öncesi çocuklar için farklı, ilkokul için farlı, orta okul için farklı, lise için farklı kelime sayısı ve etkinlikleri ile verilmektedir. Dolayısıyla programları spiral olarak yürütüyorlar.

* Öğrenciye saygı ve sevgi. Özellikle son yıllarda okullar farklı değerlerle ön plana çıkıyorlar. Bunlardan sevgi ve saygı ile yaklaşma (caring others) ön plana çıkmış durumda.

* Yabancı öğrencilere İngilizceyi öğretme çaba ve azimleri. Sadece Boston’da ilkokul, ortaokul ve liselerde 600.000 yabancı öğrenci var. Bunlar doğrudan sınıflara alınıyor. Her öğrencinin seviyesi belirleniyor ve okuldaki derslerle birlikte dil desteği sürdürülüyor. Bunun için yüzbinlerce İngilizce öğretmeni istihdam ediyorlar.

* Ödev politikaları çok etkili.  Velilerle ve öğrenci ile sene başında anlaşma imzalanıyor. Ödevler çok yakından takip ediliyor. Ödev gitmediğinde hemen eve gerekçesini yazmanız için sarı kağıt gönderiyorlar. Hastalık nedeni ile yapılmayan ödevler ve sınavlar için fırsat tanınıyor. Ödevlerin yapılmasında yönlendirme ve bilgilendirmeleri çok iyi yapıyorlar.

* Okuldaki olanakları ve fiziksel koşulları göreceli olarak daha iyi.

* Öğrencilere özgüven yerleştiriyorlar. Çocuğun en ufak çabasını bile inanılmaz derecede ödüllendiriyorlar. Dolayısıyla her çocuk bir şeyler yapabileceğin ilişkin inanç geliştiriyor.

* Üniversite ile okul işbirliği oldukça yaygın. Üniversiteler eğitim ile ilgili projelerini okullarda öğretmenlerle işbirliği halinde gerçekleştiriyorlar. Öğretmenler okulda hem uygulayıcı hem de üniversitenin okuldaki koordinatörleri oluyorlar. Bu öğretmenler aynı zamanda üniversitede lisansüstü öğrencileri. Dolayısıyla hem bilimsel süreçlerden haberdarlar, hem de uygulayıcılar. Herhangi bir programın uygulamada işleyip işlemediği uygulamacılar tarafından görülüyor ve işlemeyen kısımları üniversiteyle işbirliği halinde geliştirilebiliyor. Bu öğretmenler ileriki yıllarda da üniversiteye geçebiliyorlar. Özellikle eğitim fakültelerinde alan deneyimi olmayan hoca çok nadirdir.

Olumsuz Yönleri

* Bulunduğunuz yerin posta kodu sizin nasıl bir eğitim alacağınızı belirliyor. İyi bir muhitte iseniz iyi bir eğitim alacağınız büyük oranda bellidir. Bazı insanların bu nitelikli eğitimi alma şansları neredeyse hiç yoktur. Dolayısı ile fırsat ve olanak eşitliği sorunu var.

* Teninizin rengi, dininiz, etnik kökeniniz, ırkınız hala insanların sizinle etkileşime girip girmemesinde etkili olabiliyor. Yasalar her türlü ayrımcılığı önemeye çalışsa da insanların tavırları çok çabuk değişmiyor.

* Okul öncesi eğitim zorunlu değil ve pahalı. Ancak valiler vasıtasıyla okulöncesi eğitimde yaygınlaştırma çabaları var.

* Eğitimde standartlaşmaya ve teste dayalı bir eğitime gitme çabası var.

* Üniversite eğitiminin çok pahalı olması ve iyi üniversiteler dışındaki yükseköğretim kurumlarının çok sıradan eğitim sunmaları.

Sonuç

Her ülkenin eğitim sisteminde farklı başarılar ve sorunlar var. Amerikan Eğitim Sisteminde de sorunlar var. Bu sorunların bazıları Türk Eğitim Sistemindeki sorunlara benziyor. Ancak, aradaki fark sorunları çözmedeki yaklaşımlardır. Buradaki çözümlerin daha yaratıcı, kalıcı ve soruna odaklı olduğu söylenebilir.  Diğer bir konu da Amerika iyileri dünya havuzundan seçiyor.  Kendi sisteminde iyi olmasa da hiç eğitimine para yatırmadan beyin göçüyle sistemini yürütebiliyor. Son olarak, çocukların informal olarak çevreden ve yetişkinlerden öğrendiklerini kavramlaştıracakları okullara, okulda öğrendikleri kavramları anlamlandıracakları nitelikli çevreye ve yetişkinlere ihtiyaçları var. Bunlardan birisinin eksik olması eğitimin nitelikli olarak ilerlemesini engelliyor.

Kaynaklar

Common Core State Standards Initiatives.  www.corestandard.com.

U.S. Department Of Education. http://www.ed.gov

Howard Gardner’ın Üçlemesi: Gerçek, Güzel, İyi

2014-2015 eğitim-öğretim döneminde Northeastern Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak bulunmamdan dolayı Boston’da bulunan üniversitelerin etkinliklerine katılarak kişisel ve mesleki gelişmeme katkıda bulunmaya çalışıyorum. Bu üniversitelerden Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi haftada en az bir kez halka açık etkinlik yapıyor. Bende ilgi duyduğum bu etkinliklere katılıyorum. Bunlardan birisi de Howard Gardner’ın  “Gerçek, Güzel ve İyilik” kitabı üzerine verdiği seminerdi.  Gardner Çoklu Zekâ Kuramından dolayı Türkiye’de eğitimciler tarafından bilinen bir akademisyen. Dolayısı ile onun seminerinin okuyucuların ilgisini çekebileceğini düşündüm. İyi okumalar…

Howard Gardner Gerçek, Güzel, İyi: Yeniden Kavramlaştırma Kitabını Ocak ayında her bir kavramı haftada bir gün olmak üzere üç haftada sundu.  Bu yazıda ağırlıklı olarak bu sunulardaki bilgiler yer almıştır.

Öncelikle Harvard Üniversitesi’ndeki bir gelenekten bahsetmek istiyorum. Buradaki hocalar yazdıkları kitapları genellikle topluma hizmet kapsamında üniversitede bir etkinlik ile halka sunuyorlar. Bu kapsamda da Gardner’ın seminerleri de son kitabı “Truth, Beauty, and Goodness: Reframe” ile ilgiliydi.  Sunular, kavramların tanımlarıyla başladı. Sonra, bu kavramları tehdit eden unsurlar anlatıldı. Bu kavramlar ve eğitim ilişkisi açıklandı ve soru-cevapla seminerler son buldu.

Gardner önce bu konuyu nasıl çalıştığını anlattı. İki yıl önce eşini okuduğu liseye götürmüş ve orada bir seminer vermiş. Eşi orada ona duvardaki yazının ne olduğunu sormuş.  Duvarda “verum, pulchrum, bomum” yazıyormuş. Önce eşine bunun Latince “gerçek, güzel ve iyilik” olduğunu açıklamış ve “bunun üzerine yazmam gerekir” diye düşünmeye başlamış. Sonra okuduğu iki kitaptan da etkilenerek bu kavramları açıklayan kitabını yazmış. Aşağıda, bu kavramlarla ilgili sunu notlarımı ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

  Gerçek

Howard Gardner gerçeği, ifadelerdeki ve önermelerdeki kesinlik (Truth is about accuracy of statement, prepositions.) veya açıklık olarak tanımladı. Gardner gerçeği tehdit eden akımlar ve yaklaşımlar olduğundan bahsetti. Bu yaklaşımları felsefi, antropolojik ve teknolojik olarak açıkladı.

Felsefi tehdit olarak, relativizm ve postmodernizmi gösterdi. Burada gerçek nedir? Kimin gerçeği? Neye göre gerçek sorularının referans noktasını kaydırdığını ve gerçek algısını tehdit ettiğini söyledi.

Gardner, Antropolojik çalışmalarda da her kültürde gerçeğin ve güzelin değiştiğini, bunlara saygı duyulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca toplumda özellikle basın yoluyla geleneksel olarak oluşturulan bir gerçek algısı oluşturulmaya çalışıldığını, belli nesillerin böyle büyüdüğünü, ancak son yıllarda özellikle bu haberlerle dalga geçilerek, insanların medyanın oluşturmak istediği algı ile ilgili eleştirilerde bulunarak gerçeğe farklı bir boyut getirdiklerini söyledi.

Diğer gerçekle ilgili tehdit unsurunun teknolojik gelişmeler olduğunu, özellikle sosyal ağlarla ve ikinci hayat (Second Life) gibi çok kullanıcılı bilgisayar programlarıyla gerçeğin ne olduğunu anlamanın gittikçe güçleştiğini açıkladı.

 Eğitsel Boyutu

Howard Gardner gerçek, güzel ve iyilik kavramıyla alakası olmayanların zaten eğitimci olmamaları gerektiğini vurguladı. Eğitimcilerin işinin bu kavramlarla ilgili olduğunu anlattı.

 Gerçek ve Okul

Gardner konuşmasında okulda gerçeğin farklı disiplinlerle ve derslerle verilmeye çalışıldığını, bu derslerin her birinde gerçeği aramanın farklı yöntemlerle gerçekleştiğini belirtti. Öğretmenlerin bu farklı yöntemlerle ilgili öğrencilerine gerçeği sorgulamalarını öğretmelerini gerektiğini söyledi.

İşyerlerinde Gerçek

Gardner her meslek erbabının farklı yöntemlerle yetiştirildiğini, dolayısı ile bu meslek erbaplarının yetiştirildikleri yöntemlere göre de işlerini icra ettiklerini söyledi.   Gardner meslek erbaplarının gerçeklerinin de yetiştirildikleri yöntemlerle ilgili olduğunu ve her meslekteki gerçeğin kendi yöntemiyle bulunması gerektiğini vurguladı.

Gerçek ile ilgili konuşulanları özetlersek, gerçek açık veya örtük ifade ve önermelerdir. Gerçek felsefi, antropolojik ve teknolojik faktörlerle tehdit edilmektedir. Biz, oluşturulmuş olan gerçek ve yöntemlerin ötesine geçmeliyiz.

İzleyicilerden gelen gerçekle ilgili sorular üzerine Gardner şunları söyledi.

Amerika’da polislerin öldürdüğü kişilerle ilgili jürilerin aldığı karara karşılık Amerika’daki tepkilere ilişkin görüşleri soruldu. (Jüri Ferguson davasında polisi suçsuz bulmuştu) Gardner “oradaki kararın nasıl alındığına bakmak gerekir” dedi. Ayrıca ”oydaşlık (uzlaşma) ile gerçeği karıştırmamak gerektiğini” söyledi. “Bir konu üzerine oybirliği sağlanabilir ama o konunun gerçekle ilişkisi olmayabilir” dedi.

Diğer soru, ABD’deki eğitim siteminde test ve standartlaşmanın arttığı tespitinin dile getirilmesi ve buna ilişkin görüşünü sormaya yönelikti. Gardner’ın cevabı ilginç oldu. Finlandiya’nın bugünkü başarısının ABD’de eğitim üzerine yapılan araştırmaların sonuçları olduğunu söyledi. “Onlar sistemlerini bizim yaptığımız araştırma sonuçlarına göre düzenlemiş ve başarılı olmuşlardır” dedi. Ancak kendi araştırma sonuçlarının kendi eğitim sistemleri üzerine uygulanmadığını, ABD’de son yıllardaki akımın daha çok politik ve ekonomik olduğunu vurguladı. Bunu açıklarken 1800’lü yılların sonuna doğru eğitimde felsefenin etkin olduğunu, 1950’li yıllardan sonra eğitimde özellikle davranışçı yaklaşımın önce hakim olduğunu, sonra bunu bilişselciliğin izlediğini, ancak 1990’lı yıllardan sonra eğitim sisteminde politika ve ekonominin daha baskın olduğunu, sistemin bugünkü halini buna bağlamak gerektiğini söyledi. Sistemin standartlaşmasını ve test tekniğine geçilmesini dünyada böyle bir akımın olduğuna bağladı. Özellikle Çin gibi ülkelerin bu yöntemin yaygın olarak kullandığını ve kendilerinin de uluslararası arenada kendilerini göstermek için böyle bir yola başvurulduğunu düşündüğünü söyledi.

Güzel

Gardner, “güzel’i insanların doğa ve sanat ile ilgili deneyimleri olarak tanımladı (Beauty is about experiences- primarily of nature and art).

Güzelliği tehdit eden akımları Gardner şöyle sıraladı:

1. Standard (Geleneksel, zaman içinde oluşur)

2. Postmodern eleştiri tehdidi

3. Teknolojik tehdit- yazılım ve donanımlar

Eğitimle ilgili üç boyut

1. Eğitilmemiş zihin

2. Geleneksel formal okul

3. Yaşam boyu öğrenme

 Güzelliği tehdit eden akımlar

1. Geleneksel Bakış Açısı

Güzelin ne olduğuna nasıl karar vereceğiz? Gardner tarih ve kültürün güzellik algısında belirleyici olduğunu söyledi. Gardner’a göre bizim güzel dediğimiz şey geçmişte oluşturulan ve anlam yüklenen şeylerdir. Yüklenen anlamlarda yaşantılarla ilgilidir. Gardner bazı resimler gösterdi ki bunların katılımcıların neredeyse tamamı tarafından güzel kabul edeceği resimlerdendi. Bunlardan sonra bir de karlı bir dağ resmini gösterdi. Bununla ilgili algının değişebileceğini söyledi. Bunu belirtirken Orhan Pamuk’tan da bir alıntı yaptı. Burada birisi özellikle orada yaşamayan, dışarıdan gelen için o dağların çok güzel görünebileceğini ancak orada yaşayanlar için bir engel olarak görülebileceğinden bahsetti. Güzelliğin de daha çok içeridekilerden ziyade dışarıdakiler tarafından görüldüğünü söyledi ve koşulların güzelliğin algılanmasını engelleyebileceğini anlattı. Gardner Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramında olduğu gibi, estetik ihtiyaçların ancak yaşam için gerekli olan ihtiyaçlar karşılandıktan sonra açığa çıkabildiğini vurguladı.  

2. Görecelilik, Postmodernizm ve Kültürel Çalışmalar

Gardner konuşmasında özellikle postmodern bakış açısıyla bakıldığında anlatılan hikâyenin kimin hikâyesi olduğunun sorgulandığını söyledi. “Kim güzelin ve doğrunun ne olduğuna karar veriyor? Güzellik geçmişin yaratıcılığından ziyade geçmişte neyin takdir edildiğidir.” Gardner, postmodernistlerin bu bakıştan kurtulmamız gerektiğini söylediklerine işaret ederek: “Geçmişte bu bakış açısını belli egemenler belirlemiştir. Bu sizin bakış açınız değil, kabul etmeyin” bakış açısına sahip olduklarını ve her şeyi eleştirdiklerini vurguladı. Böylece güzeli belirlerken kullanabilecek bir referans noktasını engellediklerini anlattı.  Gardner’a göre güzeli belirlerken belli dayanak noktalarının olması gerekir.

Gardner kültürel çalışmalara göre de doğrunun ve güzelin değişebileceğine ilişkin yargıların olduğunu, Antropolojik çalışmaların güzelin kültürden kültüre değiştiğini söylediğini, bunun da ortak bir güzellik anlayışının oluşumunu engellediğini vurguladı.

3. Teknoloji Alanındaki Gelişmeler

Gardner teknolojik gelişmelerle özellikle yazılım ve donanımlarla sanal ortamda sanat eserlerinin kesilip yapıştırıldığını, değiştirildiğini veya dalga geçildiğini vurgulayarak bu yaklaşımın veya eylemlerin sanatla ilgili otoriter görüşlerin aşağıladığından bahsetti. Gardner bu yaklaşımla “her şey olabilir görüşünün” yaygınlaştırılmaya çalışıldığını söyledi.

Peki tercihler nasıl değişebiliyor?

Gardner tercihlerin değişebildiğini söyledi.Gardner’a göre belli dönemlerde güzel olarak algıladığınız güzel daha sonra size güzel olarak gelmeyebilir ya da tam tersi güzel olarak algılamadığınız bir kitap, bir müzik eseri veya bir resmi daha sonra öyle algılamayabilirsiniz. Bazen de bir eser ilk üretildiğinde değeri anlaşılamayabilir. Daha sonra o esere daha fazla değer verilebilir.

Gardner’a göre “Güzellik bakanın gözündedir”sözü de çok doğru değil. Bunun “her şey gider”  algısını doğurduğunu söyledi. Gardner’a göre değerlendirme belli bir temele oturmalıdır.  Özellikle sanal dünyada otoritenin aşağılandığını ve her şey olur algısının yaratılmaya çalışıldığını söyledi.  Oysaki sanat diye bir disiplinin var olduğunu, bunun eğitiminin olduğunu söyledi. Belli ölçütler olmazsa, o zaman sanatla ilgi bir disiplinin ve eğitimin olmaması gerektiğini vurguladı. Gardner’a göre elbette sanat alanında farklı bakış açıları var ve onlarda kendi içlerinde birbirlerini eleştirerek gelişiyorlar.

Gardner, günümüzde artistik güzelliğin üç belirtisinin olduğunu bunların;

1. İlginç olması

2. Hatırlanır olması

3. Tekrar görme isteği doğurması ve sizde bir tat bırakması, olduğunu söyledi.

Gardner eğitimci olarak kendimize sormamız gereken sorunun, “öğrencilere neyi, nasıl öğretmeliyiz?” sorusu olması gerektiğini söyledi.  Dersleri veya konuları ilginç kılmak, ilginç bulduğumuz kitap, şiir, resimlerle desteklemek ve öğrencilerde bir tat bırakmak gerektiğini ifade etti.

Eğitimcilerin Çözümleri

1.Eğitilmemiş zihnin ötesi: Gardner okulöncesi çocuklara resimler yaptırmış ve onları ünlü insanların resimlerinin yanına koyarak, bizlerden hangi resmin meşhur hangisi okul öncesi çocuğun resmi olduğunu belirtmemizi istedi. Özellikle soyut resimlerde ayırt etmek çok zordu.

2-Geleneksel eğitim: Gardner geleneksel eğitimde çocuklara okulda sanat dersi ile yetkinlikler kazandırılmaya çalışıldığını, öğrencilerin yeteneklerinin ve ilgilerinin baskı olmadan geliştirilmesini söyledi.  Bireyselleştirilmiş portfolyolarda insanların kişisel beğeni değişimleri, beğenideki benzerlikler ve farklılıklar görülebileceğini anlattı. Ancak zaman içinde beğenilerin farklılaşabileceğin de vurguladı.

Gardner’a göre “gerçek yakınsak, güzellik deneyimi ise uzunsaktır”. Görsel sanatlarda özellikle soyut sanatları anlamakta güçlük çekebileceğimizi, buradaki yaklaşımın “anlamayabiliriz ancak saygı duymak gerekir” bakış açısı olması gerektiğini anlattı.  Kendisinin de soyut resimleri ve heykelleri ilk başta anlamadığını ancak daha sonra anlamaya çalıştığını söyledi. Tabi ki bu arada sanatçı olan eşinin katkısını da vurguladı.

3-Yaşaboyu öğrenme boyutunda güzellik anlayışı:  Gardner’a göre güzellik anlayışımıza yönelik görsel sanat, resim, müzik, roman ile ilgili kişisel portfolyoların oluşturulması ve bunların paylaşılması gerekir.  Gardner yaşadığınız tatlardan başkalarını da haberdar etmek gerektiğini, sanatın özellikle yaratma boyutunda olamayabileceğimizi ancak sanatı takdir edebilmemiz gerektiğini ifade etti.

Gardner’a gerçek ile güzellik arasındaki ilişkinin ne olduğu sorulduğunda bu kavramların birbirlerini dışlamadıklarını, birinin olmasının diğerini dışlamayacağını söyledi. 

İyilik

Gardner iyiliği (erdem veya fazilette denilebilir), insanlar arasındaki ilişkiler ve insanların birbirleriyle nasıl bağlantı ve ilişki halinde olmaları olarak tanımladı (Goodness is about how human beings are related to each other, relations among human being).

Gardner’a göre iyiliği tehdit eden akımlar;

1. Standard (Geleneksel, zaman içinde oluşur)

2. Postmodern eleştiri tehdidi

3. Teknolojik tehdit- yazılım ve donanımlar

Eğitimle ilgili üç boyut

1. Eğitilmemiş zihin

2. Geleneksel formal okul

3. Yaşam boyu öğrenme

Gardner’a göre iyiliğin sınırı;

1. İnsanların birbiriyle doğrudan ilişki içinde oldukları komşuluk ilişkileri

2. İnsanların rolleri gereğince birbirleri ile iş veya vatandaşlık gereği olan ilişkileri

Gardner’a Göre İyiliği Tehdit Eden Akımlar

1. Geleneksel Bakış: Gardner geleneksel ilişkide nüfus oranının az olduğunu ve ilişkilerin mahalle ilişkisi olduğunu söyledi. Buradaki insan sayısının yaklaşık olarak 150 kişi olduğunu, insanlar birbirlerini bildiğini ve ilişkilerin yakın olduğunu vurguladı. Gardner Hammurabi kanunları ve On Emir’den örnekler verdi. Emirlerin basit olduğunu ve herkes tarafından anlaşıldığını söyledi.

2. Postmodernizm, antropoloji ve görecelilik:  Gardner, iyinin ne olduğuna kim karar veriyor? Gücü kim elinde tutuyor ve adaletin ölçüsü nedir? Sorularının yanı sıra, ben kim oluyorum da karar veriyorum veya yargılıyorum?  Soru ve görüşlerinin postmodernizmin soruları ve bakış açısı olduğunu söyledi. Gardner burada farklı ahlaki gelişim kuramlarından bahsetti. Gardner Haidt ve Josephs’in Ahlakın Temelleri Kuramı ve Kohlberg’in Ahlak Gelişimi Kuramından bahsetti. Ancak Gardner bunlara karşın yazılan ve bizim bakış açımız değiştiren kitaplar olan Richard Shweder’ın Göreceli Kültür Kuramı,  Zihin Üzerine Metinler, Benlik ve Duygulardan bahsetti. Ayrıca Allan Wolfe’un Moral Özgürlük kitabından bahsetti.

3. Teknolojik tehditler:  Gardner ikinci hayat, oyunlar, sosyal ağlar, Facebook, Twitter, Yik-Yak gibi programlarla iyiliğin tehdit altında olduğunu aşağıdaki boyutlarıyla açıkladı.

1. Kimlik: Kimliklerin anonim olması ve insanların aldatılması,

2. Gizlilik

3. Sahiplenme ve otorite

4. Güvenirlik ve inanırlık

5. Katıldığın topluluğu bilmeme

Gardner’a göre bu konuşmanın en önemli yanı:

1. Mahalle ahlakı:  Mahallende iyi şeyler yap

2. Rollerin ahlakı: Çalışan ve vatandaşların işgal ettikleri rollerde sorumlu davranması

Eğitsel Bakış Açısı

Eğitilmemiş zihin. Gardner iyi bir mahalleli olmak gerektiğini söyledi. Çocukların mahallede oyun oynayarak büyüdüğünü, sokakta oyunlarla adil olmayı öğrendiklerini söyledi. Burada Kolberg ve Piaget’nin ahlaki gelişim kuramlarından bahsetti. Gardner çocukların öncelikli olarak yakın çevreleri tarafından şekillendirildiğini onun için mahalledeki insan olarak doğru şeyler yapmak gerektiğini ifade etti.

Gardner insan ilişkilerinde iyi olmanın üç boyutunun; 1) İyi insan (Mahalle ahlakı), 2) İyi vatandaş (Bilinçli oy kullanan), 3)  İyi çalışan (Sorumlu meslek sahibi) olduğunu söyledi.

Gardner, iyi çalışan ile ilgili kendi çalışmalarından örnekler (Three E’s: Excellence, Ethics, Engagements)  verdi. Öğretmenin çocukları önemseyen, alanında iyi olan ve ahlaki davranan kişi olması gerektiğini söyledi.

İyi insan iyi çalışan ve iyi vatandaşın 3E’ye sahip olması gerektiğini belirti ve bunların birbiriyle uyumlu olduğunda her şeyin iyi olabileceğini vurguladı.

Gardner, formal ve informal eğitimin amacının, mahalle ahlakına sahip iyi insan, teknik olarak mükemmel, kişisel olarak diğerlerini önemseyen ve ahlaki olarak sorumlu iyi çalışan ve iyi vatandaş yetiştirmek olduğunu söyledi.

Gardner’a göre eğitimde etik ikilemlerde bulunduğumuzda başvuracağımız kişi ve belgeler;

1. Etik ilkeler kılavuzları

2. Ne yapılması gerektiği konusunda sürekli tartışma

3. En son kişilere getireceği yararın tartışılması

Garder’a göre iyi iş yapmak için yapılabilecekler;

1. Dikey destek. Rol modeli ve mentörlük gibi dikey destek.

2. Yatay destek (akran desteği)

3. Düzenli güçlendirici destekler

4. Sağlıklı örgüt kültürü. İnsanların ilk işe girdiklerinde sahip olduğu değerler. Meslektaşlarının dönütleri ve onların yetişmelerindeki katkıları.

Gardner sosyal ağlarda ve sosyal yaşamda iyi olan şeyleri oyumuzla gündemde tutabileceğimizi, insanlığa katkı yapan, buluş yapan insanları bilmek ve onlardan öğrenmemizi, yaşam boyu öğrenen olmamızı, onun için sürekli tartışmamız gerektiğini ifade etti. Onsekizinci yüzyıldaki aydınlanmaya Fransız Devriminin sebep olduğunu 21. yüzyılda bir aydınlanma olabileceğini ve aşağıdaki alanların bu aydınlanmaya esin kaynağı olabileceğini söyledi.

1. Matematik

2. Tıp kaynaklı araştırmalar

3. Hava kontrolü

4. Genova Konvensiyonu,

5. Küresel sanatsal ve sportif faaliyetler

Seminere İlişkin Kişisel Gözlemim

Benim Gradner ile ilgili kişisel gözlemim, Gardner’ın oldukça mütevazı bir bilim insanı olması. Bu yönünü çok etkileyici buldum.  Gardner’ın sunusunda kullandığı kaynaklar ve verdiği örnekler onun her alandan okuma yaptığını göstermektedir. Bu okumaların ve bilginin onu beslediğini ve derinlik kattığını gördüm. Bu noktada kendime baktım ve eksiklerimi gördüm. Gardner sunu yaparken referans aldıkları kişilerin onun etrafındaki veya yakinen bildiği kişiler veya eserler olduğunu; iyi bir bilimsel ve entelektüel çevrenin insana derinlik kattığını ve beslediğini gördüm. Diğer bir konu da, buradaki akademisyenlerin her kavrama farklı bir bakışı ve kendi özgünlüğünün katma ihtiyacı içinde olmalarıdır. Bu da herhangi bir konuyu kolayca kavramlaştırmalarını sağlıyor. Son olarak, Gardner sunu yaparken büyük oranda referans gösterdiklerini takdir etti. Kendisinden önce veya kendisi ile birlikte bilime, sanata veya felsefeye katkı yapanlara kısaca insanlığa katkı yapanlara saygı duyması ve bunu ifade etmesi, kendisinin de erdemli bir insan olduğunun göstergesidir.  


[1] Prof. Dr., Başkent Üniversitesi.

Boston’da Eğitim, Sanat ve Kültürün Getirileri

Bir süredir ABD, Boston’daydım. Buradan ayrılmadan önce Boston’daki eğitim, sanat ve kültürün ekonomik getirilerini sizinle paylaşmak istedim. Keyifli okumalar diliyorum.

Boston, birçoğumuzun düşündüğünün aksine dünyadaki finans merkezlerine danışmanlıkta ilk sırada yer alan bir şehir. Boston’daki ikinci önemli ekonomik etkinlik yükseköğretim düzeyinde Harvard, M.I.T. gibi üniversitelerin dünyadan çektiği öğrenciler ve yapılan araştırmalardır. Nitelikli eğitim ve araştırmalar, özellikle piyasaya hitap eden araştırmalar, piyasa yönelimli beceri eğitimler önemli bir yüksek öğretim modeli olarak gelişmektedir. Üçüncü önemli ekonomik etkinlik dünyanın dört bir yanından şifa bulmak için araştırma hastanelerine gelen hastalardır. Boston’da bu hizmetler dünya ölçeğinde sunularak büyük ekonomik gelirler elde edilmektedir.  Boston m² başına inovasyon potansiyeline sahip insanı olan iller arasında dünyada birinci sırada yer almaktadır. Bu potansiyelle her zaman yeni bir ürün, düşünce, sistem ve servis üretme kapasitesine sahiptir. Bunların yanı sıra şehrin kendi iç dinamiklerinde sanatsal ve kültürel faaliyetlerden özellikle müzelerden önemli boyutlarda gelir elde edilmektedir.

Boston Senfoni Orkestrası ve Balesi’nin biletlerinin pahalı olmasına rağmen yok satıyor. Boston Güzel Sanatlar Müzesi başta olmak üzere diğer müzeler sürekli alıcısı olan yerler. İnsanların büyük çoğunluğunun bu müzelere yıllık üyelikleri var. Yıllık üyelikleri olmayanlara kütüphaneler bağışlar yoluyla insanlara indirimli erişim şansı sunuyor. Bu yolla erişmeyenlere de ücretsiz giriş saatleri veya günleri koyarak erişimi sağlıyorlar. Ücretsiz erişim imkânı olduğu günlerde inanılmaz derecede kuyruklar oluşuyor ve o günlerde müze diğer zamanlara göre daha çok kazanıyor. İnsanlara bilet vermek için önce bağış yapıp yapmayacağı veya yıllık üyelik alıp almayacağı soruluyor. Birçok insan bağış yolunu seçiyor. İlk kazançları buradan oluyor. İkinci kazançları bu kalabalık grup içeride yemek yiyor, kahve içiyor ve alışveriş yapıyor. Üçüncü kazanç, müzenin büyüsüne kapılıp daha sonraki sergilere gelmek için çıkışta üyelik alıyor.

Eyalete ait müzeler olduğu gibi, üniversitelere ve şahsa ait müzelerde bulunmaktadır. Bu müzeler eğitim açısından oldukça somut, hem işitsel, hem de görsel bilgi sunan mekânlar halinde tasarlanmasından dolayı da informal öğrenmelerin meydana geldiği önemli mekânlardır. Bu müzelerin eğitsel boyutu. Diğer boyutu ise müzelerin tasarımı insanların bir günü rahatlıkla geçireceği ve tüm fizyolojik, eğitsel, sosyal ve estetik ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlar olarak tasarlanmasıdır. Ailece, arkadaşlarınızla veya bireysel olarak müzeye gidip, sergileri gezebilirsiniz, yemeğinizi yiyip, kahvenizi içip, arkadaşlarınızla sosyalleşebilir, müzede sergilenelerin repredüksiyonunu alıp evinize dönebilirsiniz.

Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nden bahsetmek istiyorum. Amerika tarihinin uzun olmamasına rağmen, Boston Güzel Sanatlar Müzesi dünyanın tarihsel belgelerini görebileceğiniz bir mekân haline getirilmiş. Dünyanın her tarafından eserler bulunmaktadır. Özellikle Harvard Üniversitesi’nin Arkeoloji Bölümünün 1800 ve 1900’lü yılların başında özellikle Ortadoğu’da yaptığı kazılarla ortaya çıkardığı eserleri Boston’a taşımışlar. Müze kıtalar ve önemli uygarlıklara göre temalandırılmış. Ben özellikle Mısır Uygarlığı ile ilgili kısmı gezdikten sonra hala Mısır’da bir şey kalmış mıdır diye düşündüm. Aslında müzede sadece gelişmekte olan ülkeler değil şuan gelişmiş olduğunu düşündüğümüz Avrupa’dan da çok fazla eser var. Dolayısıyla Boston Güzel Sanatlar Müzesini gezdikten sonra dünyada kısa bir tur atmış gibi oluyorsunuz ve müze ancak bir günde görülebilecek niteliktedir.

Bu müze gezmelerinden sonra doğal olarak bu kadar medeniyetin beşiği olan Türkiye’de neden hala bu seviyede bir müzecilik anlayışı ve müzeye çekme konusunda sorun yaşıyoruz diye sormak gerekiyor. Elbette birçok cevap olabilir. Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ile açıklanabilir ve temel fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılayıp o seviyeye gelemedik denilebilir. Ancak diğer motivasyon kuramların kullanmak ve estetik ihtiyaçları açığa çıkarıcı arz yaratmak, toplumda bu bilinci oluşturmak gerekir. Kısa dönemde bireysel ihtiyaç boyutunda yaratılacak arz, sonra ekonomik boyutta ciddi kazanımlara da yol açacaktır.

Kültürün ve sanatın önemli bir değer olarak toplumda yer alması için öncelikle ilkokullarda sanat eğitimi çocuğun keyif alacağı mekânlarda yaptığı etkinliklerle başlıyor ve bunları sergilemelerine fırsatlar tanınarak öğrencilerde özgüven, paylaşma, farklı eserlere farklı bakış açısı, özgünlük ve yaratıcılılık geliştiriliyor. Burada görüştüğüm bir okul müdürü; kendisinin şehirdeki korolarda görev aldığını, kişisel boyutta kendisinin bundan zevk aldığını, mesleki boyutta da bunu özellikle okul-toplum ilişkisini geliştirmede, bir araca dönüştürdüğünü söyledi. Özellikle okulunda uygulanan STEM (Science, Technology, Engineering, Matematik) programını STEAM’e (Sceinec, Technology, Engineering, Art, Mathematics) çevirmek istediğini, kendisi bu tür etkinliklere katılarak model olup aileleri ve toplumu bu programları destelemeleri konusunda ikna ettiğini söyledi. Boston devlet okullarında da STEAM programını uygulama gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Toplumda estetik ihtiyacı iki şekilde karşılanıyor: Birinci yol, halk eğitimde sanatla ilgili kurslar ve bu kurslarda süreklilik sağlanıyor. Dolayısı ile bütün yetişkinlere erişebiliyor. İkinci yol, medya özellikle yerel gazete ve televizyonlarda sanat konusunda arz yaratıyor.  Etkinlikler ve sanatçılar tanıtılıyor ve etkinliğin sonuna kadar tanıtım ve bilgilendirme yer alıyor. Benim kişisel gözlemim; sanat konusunda paylaşılan değerler oluşturmak için sürekli bir arz yaratma çabası mevcut. Daha sonra bunu bireysel ve toplumsal ihtiyaca çevirip, bu ihtiyacı karşılayacak sürdürülebilir sistemler geliştiriyorlar. Bu sistemler çoğunlukla bireyin her türlü ihtiyacını karşılayacak tasarımlar olup, ekonomik getirisi de o oranda yüksektir. 

Boston örneği bana eğitim, sanat ve kültürün uzun vadede her zaman kazandırdığını ve yatırımlarda bu alanların önceliğinin olması gerektiğini düşündürtmektedir. Nitelikli eğitim yaratıcı, estetik duygusu gelişmiş, yaptığı işin farkında olan ve işine katma değer katabilecek insanlar yetiştirmektedir. Bu insanların birçoğu da toplumdaki diğer insanlara lokomotif olacak sistemler, düşünceler ve ürünler geliştirebilecektir. Türk Eğitim Sisteminin bir an önce hak ettiği yerde olması dileği ile…