Okuma Alışkanlığını Neden Terk Ediyoruz?

Okuma alışkanlığının kazandırılması için ilkokuldan başlamak üzere bazı yöntemler uygulanmaktadır. Ders programı kapsamında, öğrenciler okumaya özendirilmektedir. Okudukları kitapların özetini çıkarmak için ödevler verilmektedir. Sınıflarda kitaplıklar oluşturulmaktadır. Bu tür uygulamalar yeterli olmasa da, çocukların daha çok okumalarını ve kitaplara ilgi duymalarını büyük ölçüde gerçekleştirmektedir.

Bu tür sevindirici olgulara karşın, kitap okuma alışkanlığı neden yaşam boyu sürdürülmüyor? İlkokulda, ortaokulda kitaplara gösterilen ilgi, liselerde bu konuda kazandırılan bilinç neden amaçlarına ulaşmıyor. Evlerinin % 90’nında kitap bulunmayan, okuma özürlü bir toplum haline gelişimizi de tartışmamız gerekiyor. Okuma alışkanlığıyla ilgili eğitim, belli bir dönemi kapsayacaksa, sonradan tamamen terk edilecekse neden kalıcı yöntemler bulamıyoruz? Okumaya halkımızın ilgisini artıracak çözümlere neden yönelmiyoruz?

Okumanın gelişmek olduğu, kişinin gözerimini açtığı, yaşamsal deneyimler sağladığı, algılama yetisini geliştirdiği çokça dillendirilmiştir. Çocukların ruhsal gelişimlerini hızlandırmak, özgüvenlerini artırmak, sevgiyi, barışı önemseterek sosyal aktiviteleri yaşamlarına sokmak her dönem amaçlanmıştır. Çocuklara eleştiri yeteneği kazandırmak, yaratıcı olmalarını sağlamak, kitap sevgisini aşılayarak yaşama hazırlamak değişmez ilkedir.

Bu klişeleşmiş söylemlerle de, uygulanan ilkelerle amaçlanan kalıcı sonuçlar elde edilememiştir. Çocukların bilinç ve algılama düzeyine uygun kitaplar yazan, onların düşleme güçlerini harekete geçiren yazarlarımız vardır. Çocukların, gençlerin kendini tanıma, yaşama hazırlanma ve araştırma yapma konularında yol gösterici kitaplardan da yoksun değiliz.

Buna karşın, okul sıralarında kazandırılmak istenen okuma alışkanlığı zamanla neden terk edilmektedir? Her yaş gurubuna uygun kitaplar bulunduğu halde, okuma istemi neden köreliyor? Kitaplar, yaşamdan nasıl çıkartılıyor? Bu konular da, ele alınması, çözüm bulunması gereken bir eğitim sorunudur.

Okumanın yetersiz olduğu bir ortamda, kitapları “yararlı” ya da “zararlı” diye adlandırmanın da fazla bir önemi yoktur. Çocuğun iç dünyasıyla bağdaşmayan, ruhsal çöküntülerine neden olan, gençlerimizin iyi eğilimlerine uymayan kitaplar zararlıdır. Çocukların düşünce gücünü artıran, çevreyi iyi algılamasını sağlayan, becerilerinin gün ışığına çıkmasını etkileyen, sevgiyi barışı içeren kitaplar ise yararlıdır. Çocuğun kendi çabasıyla, iyiyi kötüden ayırması, başarının yol ve yöntemlerini bulması, zararlı kitap okumasından çok daha önemlidir.

Bizim çocukluğumuzda yaygın olan resimli romanlar, gençleri bir ölçüde okumaya yöneltmişti. Ancak bu kitaplar, vurdulu kırdılı serüvenleri içeriyordu. Bu serüvenler ülke gerçeklerine uymadığı gibi çocukların, gençlerin kişilik kazanmalarına da katkı yapmıyordu. Çekiciliği, okuyana deneyimler kazandırmaktan değil sürükleyiciliğinden kaynaklanıyordu. Bu kitapların azalması, çocuk kitaplarındaki yeni serilerin yaygınlaşması, okumayı sürdürmek için iyi bir ortam sağlamıştır.

Bu ortam ileri yaştakiler içinde söz konusudur. Yerli yazarlarımız uygar ülkelerdeki gibi öyküler, romanlar üretiyorlar. Dünyada önemsenen, seri başı olan kitaplar dilimize çevriliyor. Yazınımızın her dalında okunacak, gerektiğinde başvurulacak sayısız kitaplar var. Kültürümüzün odak noktalarından olan yayınevlerimiz, ticari kaygılarla bazı kitapları pahalı piyasaya sürse de, bu az okumamıza gerekçe olamaz. Bu ülkede, her gün bir kitap alabilecek, dergilere abone olacak, ekonomik konumu elverişli yüz binlerce kişi var. Oysa, kitap satışları ortalama iki bin, üç bin dolayında gerçekleşiyor. Demek ki, ekonomik durumu iyi olanların çoğunluğu, kitap alacak durumda olmalarına karşın okumuyor.

Nüfusumuzun % 3’nün ya da % 5’inin evi kitap doluymuş, kitap dostları sahaflardan çıkmıyormuş, bazı kişilerin elinden dergi düşmüyormuş, bunlar nicelikte değil nitelikte etkin olabilir. Bu konuda da çoğunluk ölçü alınmalıdır.

Bir ülkenin gelişmişliği, yolları, limanları, demiryolları, yüksek binalarıyla saptanamaz. Tek ölçü kültürel düzeydir. Kültürün kaynağı da insandır. İnsanı geliştiren de kitaptır. Kitaplardan yararlanmanın yolu da çok okumaktır. Sözü uzatmadan, okuyan ülkelerin kalkındıkları halde, okumayan toplumların sorunlarını çözemediklerini vurgulamakla yetinelim. Okumamanın sonu, buluş yapan, teknolojiyi geliştiren ülkelerin, bunları kullanmak zorunda kalan ülkeleri yönlendirip yönetmeye kadar uzanmaktadır.

Gazete, dergi çıkaranlar, TV yayını yapanlar, kültürel hizmetlerden sorumlu kuruluşlar, ozanlar ve yazarlar, bu konuda çözüm aramaya ne dersiniz?

Okumuycam İşte!

Öğretmenim, annem, babam sürekli “Oku” diyor. Ben de bunun üzerine okumam gerektiğini düşünüyorum ama hem zevkli değil, hem eğlenceli değil, sınavda ve ÖSS’de (Ölürsem Sebebi Sensin) de çıkmıyor ki okuyayım. Ama gelen geçen herkes “Kitap oku.” diyor. Tamam okuyayım ama okumak yerine eğlenceli bir film seyredebilirim, facebook’a girip birilerine hayran olabilirim yani zamanımı daha eğlenceli geçirebilirim. Zamanımı eğlenceli geçirmek varken neden okuyayım ki! Okumuş olmak için okumak aptalca bir şey. Peki, ben aptal mıyım?

Ama herkes tutturmuş “İllâ ki oku!” diyor. Hiç kitap okuyan birini seyrettiniz mi? Düşünsenize, ben kitap okurken, okumayan birisi bana baksa, “ne yapıyor bu” diye… Dakikalarca bir kitaba bakıyor ve ara sıra sayfa çeviriyorum! Ne kadar aptalca görünüyorumdur kim bilir? Ama gene de babam “oku” diyor.

Akşam eve gelirken kitap getiriyor, “Oğlum bu kitabı oku, güzel bir kitap.” Nesi güzelmiş? Sanki güzel görmedik! Kim bilir nesi güzelmiş, neyse kitabı alıyorum, bakıyorum. Eeee, bana ne, ilgimi çeken bir şey yok ki. Onu okuyunca ne olacak? Ama okumadığım zaman daha eğlenceli bir şeyler yapabilirdim. Ne olabilir, arkadaşlarla gezmek olabilir, oyun oynamak olabilir. Daha zevkli şeyler varken neden kitap okumak? Anladım, benim zamanımı eğlenceli değil, sıkıcı biçimde geçirmemi istiyorlar. Okumanın yapılacak eğlenceli bir işten daha eğlenceli olması lazım. Yoksa okumak için okumak aptallıktan başka bir şey değil. Kusura bakmayın, kendime aptallığı yakıştırmıyorum. Öyle ise? O yüzden okumuyorum. Yoksa ben okumaya karşı birisi değilim. Zevk alan varsa okusun, bana ne… Ama daha zevkli şeyler varken neden okusunlar ki…

Televizyonu açıyorum bilgin insanlar “Okuyun, okumak iyidir.” diyorlar. Karşı görüş de ileri süremiyorsun ayıp olmasın diye. Herkes “Okuyun!” diyor ama ben okumuyorum çünkü eğlenceli bir şey değil. Ya da birisi bana okumanın zevkli bir şey olduğunu kanıtlasın, okuyunca neler kazanacağımı, bundan nasıl etkileneceğimi, bana nasıl bir birikim katacağını biri bana anlatsın. Okuyunca yeni dünyalar keşfedecekmişim. Tecrübe birikimime yeni birikimler katacakmışım. Ee, bunun kanıtlanması lazım ki okuyayım. Yoksa okumak için okumak kadar lüzumsuz bir şey olabilir mi?

Okumamı istiyorlarsa birisi benim ilgimi çekecek bir kitap versin ya da konu bulsun. Yoksa saatlerce kağıda bak bak bak, oku oku oku gözlerin yorulsun, oturmaktan bacakların uyuşsun. O arada arkadaşların gitsin kızlarla gezsin, oyun oynasın, onlarınki can da benim ki patlıcan mı? Ben neden onları yapmayayım da kâğıda bakayım? Ama yine de birileri tutturmuş “İllâ ki oku!” diyor.

Rahatsız edici şeyler de var. Bana “Oku!” diyenlerin kendileri okumuyor. Ben öğretmenlerimin çok da kitap okuduklarını düşünmüyorum. Polat Alemdar abinin de okuduğunu göremiyoruz tabi. Beşiktaş Çarşı Grubu büyük ihtimal okuyordur ama oradaki futbolcuların okuduğunu da hiç sanmıyorum. Okumuş gibi görünmüyorlar.

Kimsenin kitap okumadığı memleketteki kitap satışlarından da belli. 70 milyon nüfuslu bu ülke yılda kaç kitap yazılıyor, kaç tane satılıyor  ve kaç kitap okunuyor? Kimse okumuyor ama herkes “okuyun” diyor. Yapmadığınıza göre faydasına inanmıyorsunuz. Yapmadığınız bir şeyi başkasına neden yaptırıyorsunuz? Herkes birilerinden okumanın iyi olduğunu duymuş, bana anlatıyorlar. Okumak iyi olsaydı siz okurdunuz. Ben niye okuyayım ki?

Haydi ben de düzene uyayım; ben de diyorum ki “Okuyun, okuyun, okumak iyidir. Okuyun hadi… ”

Okuyalım arkadaşlar, okuyalım.