Bahadır Metan Enveroğlu Kimdir? 1934 yılında Gürcistan Cumhuriyeti’nin Ahıska Bölgesi’nde doğdu. 1944’de Stalin yönetimin emriyle Ahıska Türkleri’nin yaşadığı sürgün olayında zorunlu olarak Kazakistan’a sürüldü. 1958 yılında İnşaat Fakültesini bitirdi. 1958-84 yıları arası Özbekistan’in Çinaz ve Akkorgan rayonlarında yaşadı. 1970-80 yılları arasında Ahıska Milletvekilliği yaptı. 1984 yılından sonra yeniden anayurdu olan Gürcistan’a dönen Enveroğlu, 1997 yılına kadar Gürcistan’ın Haşur Reyonunda ikamet etti. Sarp sınır kapısının açılmasıyla sık sık Türkiye’ye gelip giden Enveroğlu, 1997 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. Şimdi ise baba vatani Ahıska’nın hasretiyle yanıp tutuşuyor.

Turgut Özal, Orta Asya ve Kazakistan gezisi sırasında Ahıska Türkleri ile görüşerek, Ahıska Türkleri’nin vatanlarına dönmeleri için yardımcı olmak için söz vermiş ve 150 aileyi Türkiye’ye getirmişti. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. Şimdi Ahıska Müslümanları, Türkiye Hükümeti’nden kendilerine sahip çıkmalarını ve Ahıska Müslümanlarının kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmalarını istiyorlar. Yoksa Ahıska Türkleri, yiyecek içecek fakiri değiller, çalışıyorlar ve hayatlarını sürdürüyorlar. Ama söylediğim gibi Ahıska Türkleri fakirdir ama vatan fakiridir. Vatanlarına kavuşmayı, vatanlarında bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar.


Ahıska Gürcistan’ın güneybatısında Türkiye’nin kuzey doğusunda, Ardahan ilimize sınır teşkil eden dağlık bir bölgedir. Bu bölge, kuzeyde Borjom, güneyde Çıldır düzlüğüne, doğuda Borçaliye batıda Acar topraklarına dayanır. Ahıska, Adıgön, Aspinza, Ahılkelek, ve Boğdanovko gibi önemli yerleşim birimleri ile, 200’den fazla köyün merkezidir. Ahıska şehrinin yüzölçümü 6260 km2 büyüklüğündedir. Bu topraklar tarıma ve hayvancılığa çok elverişlidir. Bu bölge Gürcistan’da, “Meskhet Cavaheti” olarak anılmaktadır. Orada yaşamış Türklere “Meskhet Türkleri” veya Ahıska Türkleri denilir.


Ahıskalılar, 1826-1829 Osmanlı-Rus savaşına kadar diğer Türk boyları gibi Osmanlı hakimiyeti altında yaşamış, bu savaşı Rusların kazanmasıyla da zorunlu olarak Rus hakimiyeti altına girmişlerdir.

”Ahıska bir gül îdi gitti.

Bir ehli dil idi gitti.

Söyleyin Sultan Mahmut’a

İstanbul’un kilidi gitti.


Ancak 1826 Osmanlı-Rus Savaşı ile her ne kadar Ahıskalılar Rusların hakimiyetine girmişseler de, Çarlık devrinden 1917 Bolşevik İhtilaline kadar Ahıskalılar yaşamlarını dil ve dinlerinde zorlama olmadan sürdürdüler. Camilerimizde ezanlar susmamıştı.


1917 Bolşevik ihtilali ile, “Ahıska Türklerinin” dil ve din özgürlükleri yasaklandı. Minarelerden ezan sesleri susturuldu. Camilerin ve Medreselerin çoğu yıkıldı. Geriye kalanların ise minareleri yıkılıp depo veya ambar olarak kullanıldı. Din adamlarını, ilim sahibi Müslüman Ahıskalıları asıp kestiler. Kalanları da ömür boyu Sibirya kamplarına sürgün ettiler.

Ahıska Vatan toprağıdır. İnsan her şeyden vazgeçer ama Vatan toprağından asla ve asla vazgeçemez.

Aşağıdaki fotoğraflar 1901 ve 1912 yıllarında Ahıska’nın Oşora ve Azgur kasabasında çekilmiştir.

Yıl 1901 Oşora Köyü Muhtarı (Glava-Başkan) Resimde sağda ayakta duran Muhtar (Rus Glava) İdumalali İskender ağa. Yanında Muhtar Yardımcısı Oşoralı Müştak Efendi. Oturanlar, sağda yazıcı Tofık Efendi. Elinde kamçı olan Polis komiseri Stepan Efendi.

Yıl 1912 Azgur kasabasında İlahiyat öğrencileri. Resimde İlahiyattan İsmail Hoca’nm babası Ali Hoca. Yanında Rus yabancı dil öğretmeni Hoca ile öğretmen arasında Abdullah Amcam (1898-1992) Kız öğrenciler arasında sağdan dördüncü sıradaki Bilor Hanım Muhrangil.

Kolhoz, Sovhoz (özel mülkiyetsiz kolektif ve Sovyet tüzüğü) sistemini gönüllü ad verip itirazlara bakmadan mecburileştirdiler. Özel mülkiyeti yasakladılar. Devlet tarafından mülk sahiplerinin mülklerine el konuldu, müsadere edildi.“Kulak, burjuy” diyerek ”Halk düşmanı, millet düşmanı, vatan hainleri” diye adlandırarak suçladılar ve cezalandırdılar.Mülkiyet elden gitti, hayatın tadı tuzu kalmadı” diyerek bir kısım Ahıskalılar Türkiye’ye göç ettiler. Ahıska Türklerinin başka bölgelere göç etmelerini önlemek İçin Bolşevikler 1930’lu yıllarda Türkiye sınırını sıkı bir kontrol altına aldılar. Bundan sonra Türkiye’ye gidenler Türkiye’de, Gürcistan’a gidenler de Gürcistan’da kaldılar.


1937 yılında ise bütün Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi Gürcistan’da da daha fazlasıyla aydın insanları toplayarak tutukladılar. Bunları adaletten uzak bir şekilde sorgusuz sualsiz kurşuna dizdiler. Bir kısmımda Sibirya kamplarına ve yer alt madenlerine tutsak olarak çalışmaya mahkum ettiler. ”Bu zulme maruz kalan insanların büyük çoğunluğu da Ahıska Türkleri idi. Bu haksız ve keyfi uygulanan baskı, ve zulümden benim ailemde nasibim aldı. Çeşitli işkencelere maruz bırakılan insanlar arasında rahmetli babamda bulunuyordu. Bu işkence ve zulümler neticesinde Bolşevikler katlettikleri Ahıska Türklerini, Ahıska kalesi içinde toplu mezarlığa gömüldüler. Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun.Bu toplu mezarlığa Ahıska Kalesi içinde bulunan tarihi eserlerimiz şahitlik etmektedir. Bunlardan içinde yıllarca ilim tahsil edilen ve çok sayıda Ahıskalı alim yetiştiren Ahmediye Camisi ve Medresesi bulunmaktadır. Günümüzde ise, Sahipsiz ve ilgisiz durumdaki bu tarihi mekanlar viraneye dönmüş bir halde bulunmaktadır.

Bu Resimlerde Bolşevik Zulmünden Geriye Kalanlar


Hacı Ahmet Paşa tarafından 1749’da Ahıska Kalesi içinde inşa edilen Ahmediye Camisi (sol başta) ve medresesi (ortada). Bu tarihi eserler halen sahipsiz ve virane bir halde bulunuyor. 1937 yılında Bolşeviklerin zulümleri sonucu on binlerce Ahıska Türk’ü bu cami ve medreseye doldurulup işkenceler ile şehit edildiler. İşte bunlardan biriside benim babamdı. Daha sonra ise yapılan mahkemelerde suçsuz oldukları tespit edilip beraat ettiler. Ancak on binlerce insan çoktan asılmışlardı.

Yukarıdaki resim 1937 yılında çekildi. Bu resimde rahmetli Annem Hediye Hanım, rahmetli babam Enver Bey ile henüz üç yaşında bulunan bendeniz Bahadır.

1930-1940 yıllan arasında değişik zulümlere maruz kalan Müslüman Ahıska Türkleri Rus-Alman savaşı sırasında da büyük kayıplar verdiler. 1944 Kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan soğuk bir kış gecesi Kızıl Ordu tarafından yataklarından kaldırılan Ahıska Türkleri, hayvanların taşındığı tren vagonlarına doldurularak uzun sürecek bir yolculuğa çıkarıldılar. “Meçhul yolculuk” adını verdikleri bu hadise Ana vatandan sürgün edilişin başlangıcıydı.


Tarih bin dokuz yüz kırk dört senede,
Trenler düzüldü demir yollarda.
Nice canlarım kaldı gözü elinde.
Köylere selamet kal diyen ağlasın.

Yurdumuzdan çıktık kuş fosilleri,
Gurbette geçirdik yıl asırları.
Kırgın olup kesti çok nesilleri.
Her familyadan tek tek kalan ağlasın.

Mahrum olduk bahçelerden bağından,
Çıktı ferman aktı kanım tenimden.
Halkın feryadından ahuzarından,
Gökler şimşek çaktı, bulut ağladı.

Bizler için çok büyük zulümler etti.
Halkımızın içinde hastalık bitti.
Milletin yarısı cennete gitti.
Yollarda ölenin, kalanı ağlasın.

Bugün 300 bini aşkın nüfusuyla, Orta Asya, Kazakistan, Azerbaycan, Ukrayna, Rusya ve son olarak da Amerika’nın çeşitli bölgelerinde paramparça olmuş dağınık ve perişan bir halde yasayan Ahıskalılar, kendi vatanlarına ve bayraklarına kavuşabilecekleri günü özlemle ve hasretle bekliyorlar.


Ortak değer yargılarına sahip olmamız sebebiyle Türkiye’den destek bekleyen Ahıskalılar. Vatanlarına kavuşabilmenin sadece Türk Devletinin siyasi ağırlığını göstermesiyle mümkün olabileceğine inanıyor ve ağabey olarak gördükleri Anadolu insanına bu ümitle bakıyorlar.

1930-40 yılları arasında değişik zulümlere maruz kalan müslüman Ahıska Türkleri Rus-Alman savaşında da büyük kayıplar verdiler.


Ruslar; Almanlar köyünüzü bombalayacak diye kandırdığı Ahıskalıları Köylerinden çıkarıp trenlere doldurup sürgün ettiler.


1944 yılında savaşın Rusların lehine dönmeye başlamasıyla, Ruslar Kasım ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece 200 civarında Ahıska köyünü basarak herkesi evlerinden dışarı çıkarıp köy meydanlarında topladılar. Rus komutanlar köylüleri”Almanlar gelip buraları bombalayacaklar. Köyde kalırsanız boşu boşuna ölürsünüz. Biz sizleri daha güvenli yerlere götüreceğiz. Orada her türlü ihtiyacınız devletimiz tarafından karşılanacak. Savaş bittikten sonra da yuvalarınıza dönüp normal hayatınızı sürdüreceksiniz” diyerek kandırdılar. Bütün Ahıska köylerini bir kaç saat içerisinde boşalttılar. Bizim köyümüzde de aynı şeyleri yaşadık. Panik içindeki insanlarımızı apar topar köyümüzün ağalık bahçesi denilen mevkiinde topladılar. Burada alabilecekleri zaruri bazı eşyalarla birlikte tüm köylüleri bir süre araba gelecek diye meydanda beklettiler. Ben on yaşlarındaydım. Herşeyi bu gün gibi çok iyi hatırlıyorum. Daha sonra çok büyük olan Amerikan studabekir arabalarıyla tren istasyonuna götürüldük. Köylerden toplanan Ahıskalılar burada birikmişti. İnsanlarımız hayvan taşınan vagonlara sıkıştırılarak dolduruldu. Bir gecede yapılan bu operasyonla binlerce Ahıskalı ardarda trenlere doldurulup meçhul bir yolculuğa çıkarıldılar.


Yolculuğa çıkmadan önce Ruslar bize her istasyonda yemek ve ekmek verilerek ihtiyaçlarımızın karşılanacağım söylediler. Yaklaşık 4-5 saatte bir istasyonda durduk. Ancak mevsimin kış olması nedeniyle her yer karlı buzluydu. Bize verilen yemek ve ekmekler donmuş haldeydi. Ekmekler baltalarla parçalanıp dağıtılıyordu. Yemek kazanlarının üzerinde de oluşan buz tabakası kırıldıktan sonra kepçeyle soğuk yemek veriliyordu. Vagonların içi de buz gibi soğuktu. Her yer soğuk, yediğimiz içtiğimiz de soğuk. Bu zulmü ben daha çocuk yaşta gördüm ve bizzat yaşadım.

Bu meçhul yolculuk sırasında çok kayıplar verdik. Çünkü yola çıkanların çoğu yaşlı, çocuk ve hastalar ile savaştan dönen yaralı ve sakatlar idi. Hatta her durduğumuz istasyonda Rus askerleri vagonları tek tek kontrol ederek hasta ve ölü var mı diye soruyorlar, ölüleri alıp götürüyorlardı. Bu durum üzerine büyüklerimiz aralarında anlaşarak ölü ve yaralıları çarşaflar altında gizlemeye başladılar. Sonra ilk durulan istasyonda gizlice gömüyorlardı. Kazma kürek olmadığı için elleriyle mezar kazılıyordu. Bazen bu iş uzun süründe yollarda kalanlar oluyordu. Treni kaçıran bu kimselerden bazıları kendi imkanları ile meşakkatli bir yolculuktan sonra ailelerine ulaşabilirken bazıları da yolculuk sırasında soğuktan donarak ölüyordu.

Gittikçe daha da güçlenen şartlarda devam eden tren yolculuğu 25-30 gün kadar sürdü. Bu sırada açlık ve soğuk nedeniyle meydana gelen hastalıklardan çok sayıda kayıplar verildi. Bu tren yolculuğunu yaşamış birisi olarak olanların hepsini anlatmaya benim lügatim yeterli gelmiyor. Ne zaman bu yolculuğu anlatmaya başlasam o günkü eziyetler ve zulümler gözümün önünde canlanıyor ve aynı heyecanı ve üzüntüyü tekrar yaşıyorum.

Yaşardık Kafkasta çok güzel yerde,
Avcılık ederdik Kekliğe Kurda,
Üç kardaşımla dört bacım nerde,
Ana-Babadan ayrı düşen ağlasın.

Gurbet elde kaldık çok yıldan beri.
Herkese Bağdattır kendinin yeri,
Rabbim rızkımızı çevirsin geri,
Babamın vatanı diyarı ağlasın.

İkinci Dünya savaşında Almanlara esir düşenlerin aileleri de Sibirya kamplarına bir ömür sürgüne mahkum edilip yollandılar. Almanlara esir düşenleri Naziler çeşitli işkencelerle insanlık dışı uygulamalarla hayatlarına son verdiler. Hayatta kalıp Rusya’ya geri verilen esirler ise sınır kapılarını geçer geçmez kurşuna dizildiler. Binlerce Ahıskalıyı savaş nedeniyle kayıp verdik. Bir de Rusların zulmünü eklerseniz devamlı eziyetli ve kayıplarla geçen bir yaşantımız oldu.

Halen 300 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Ahıska Türklerinin büyük çoğunluğu Orta Asya, Kazakistan ve Azerbaycan’da yaşıyor. Özbekistan’da yaşanan 1989 Fergana faciasından sonra ise Rusya ve Ukrayna’nın 28 ayrı bölgesine dağıtılan insanlarımız, paramparça ve perişan bir halde yaşamaktadırlar. Bu da yetmezmiş gibi Amerika’nın çeşitli bölgelerine göçler başladı. Amerikan Hükümeti daha da çapkın mı davrandı Rusya’da ki zor durumda bulunan ve ikinci Fergana soykırımı tehlikesi içinde yaşayan Ahıskalılara. Bunun nedeni nerede acaba?..

Günü günden artar acı,
Gurbet elde kardaş bacı,
Ayrılığın yok ilacı,

Yazdım ağlıya ağlıya.

Rahmetli Turgut Özal, Orta Asya gezisi sırasında Ahıska Türkleri ile görüşerek, Ahıska Türklerinin vatanlarına dönmeleri için yardımcı olmak için söz vermişti ve 150 aileyi-Türkiye’ye getirmişti. Ancak bu karar yeterince uygulanmadı. Şimdi Ahıska Müslümanları, Türkiye Hükümeti’nden kendilerine sahip çıkmalarını ve Ahıska Müslümanlarının kendi öz vatanlarına dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunmalarını istiyorlar. Yoksa Ahıska Türkleri, yiyecek içecek fakiri değiller. Çalışıyorlar ve hayatlarını sürdürüyorlar. Ama söylediğim gibi Ahıska Türkleri fakirdir ama vatan fakiridir. Vatanlarına kavuşmayı, vatanlarında bir bayrak altında yaşamayı özlüyorlar.

Amerika’ya göç konusunda;


Ahıska Türkleri Cemiyeti Rusya’nın Krasnodar Başkanı” Krasnodar’da yaşayan bizler istemeyerek mecburen Amerika’ya göç ediyoruz. Biz başta Moskova’daki Türkiye Büyükelçiliği olmak üzere tüm yabancı büyükelçilere durumumuzu bildirir bir rapor sunduk. Verdiğimiz raporlarda, 15 seneden bu yana Krasnodar Valiliği’nin Ahıskalılara sadece Türk ve Müslüman oldukları için yaptığı zulümleri açıkladık. Bir kaç ay sonra Amerika Büyükelçiliği’nden olumlu cevap geldi. Uluslararası İnsan Haklan Temsilcileri gelerek bir kaç gün Ahıskalıların evlerini dolaşıp bilgi topladılar. Daha sonrada Amerika Göçmen bürosu tarafından göç formları dağıtıldı. ” Bu formda ki şartları kabul ederseniz sizleri Amerika’ya göçmen olarak kabil ederiz.” dediler. Bunlar çok zor şartlardı. Ama mecbur olduğumuz için bu zor şartları kabul edip istemeyerek ABD’ye gitmeye karar verdik. Evet neticede dilimizi ve dinimizi kaybedebiliriz. Ama bunun sebebi biz değiliz. Bize sahip çıkmayan, el uzatmayan, bizi tek başımıza bırakanlar bunun sebebidir. Biz vatanımızı seviyoruz. O toprak için bile olsa canımızı feda edebiliriz. Lütfen bize sahip çıkın. Vatanımızda yaşama yollarını bize açın. Çok acı ama bu bir gerçektir.”

Bu yurda diyarlar pazar,
Halkım diyar diyar gezer.
Biz ki olduk candan bezer.

Gördüm ağlıya ağlıya..

Uluslararası arenada; Bakın ben Ahıska Türklerine, yanı Türk ve Müslüman olan topluma sahip çıktım diyerek dünyanın gözüne mi girmek istiyor Amerikalı cenaplar. Ahıskalılar isteseler idi onlar, bu vatansız milleti öz vatanlarına dönmeleri için gerçekten yardımcı olabilirlerdi. Amerika bir şey istedi mi hangi devlet karşı çıkar ki..


Her şeyde bir hayır vardır derler ya.. Belki de Amerika’ya göç eden Ahıskalılar birlik içinde hareket ederek orada bir lobi oluşturup cefakar Ahıskalıların vatan sorunlarını çözmede etkili olacaklardır İnşallah diye ümit ediyorum.

Vatanım Kerbelam Mekkem Medinem,
Her zaman kalbimde ziyaretin var,
Ana vatanımız toprağı taşı.
Zerresi benim için sanki altındır.

Vatan için mihribandır yüreğim,
Dilimin ezberi gözümün nuru.
Vatan için kızıl kandır yüreğim,
Gel ye Berzar kesme gümenin senin.

Ben vatanıma kıblem kabem demişem,
Atasına ben merdane yanmışım.
Bu hasret bana Yaradandandır.
Bu iş Yaradandandır değil insandan.

Bilirim gece ve tez siz gideceksiniz,
İnşallah görecek vatanım seni.

Ahıskalılann esasen tek bir arzusu vardır o da vatan sahibi olmak, bayrak sahibi olmak, bir bayrak altında kendi vatanında yaşamaktır,


Stalin’in ölümünden sonra Moskova 1956 yılında bir karar alarak “her bir azınlık kavim insan haklarına sahiptir. Haksız olarak sürgüne gönderilenler vatanlarına geri dönebilirler”, diye açıklamıştı. Bunun üzerine 1944 yılında vatanlarından sürgün edilen Balkarlar, Karaçaylar, İnguşlar, Çeçenler, Gagauzlar, Kalmıklar, Kırım Türkleri ve diğerleri toplam 3 milyonu aşkın insan kendi vatanlarına döndüler. Ama maalesef Ahıskalılar halen vatanlarına dönemiyorlar.

Bayrakları bayrak yapan,

Üstündeki kandır,
Toprak eğer uğrunda,
Ölen varsa VATAN’dır. (Mithat Cemal Kuntay)

Bu vatansızlığın nedeni nerede?


Biz vatanın neresindeyiz. Ayrılık ölümden beter demişler ya, hani zor durumda kalan Ahıska Türklerini devlet kanalıyla masrafsız getireceğiz diyen TBMM’nin kararı var ya, işte bu kararın uygulanmasını yıllardır bekliyoruz. Türkiye sınır kapılarının açılmasıyla çeşitli yollarla buraya gelen Ahıskahların çoğu zor durumda.


Allah’u Teala Türkiye’yi başımızdan eksik etmesin. Her felakette soydaşlarımız diyerek dünyanın her yerindeki Türklere sahip çıkmaktadır. Bizlere de ulaşmış, dertlerimize derman olmuştur. Ancak biz Türk hükümetinin daha çok şeyler yapabileceği inancını taşıyoruz. Biraz daha gayret sarf etsek, sabır etsek, vatan kapıları da açılır. Bir gün biz Ahıskalıların da yüzü gülecektir İnşallah.

 

Vatan Ve Bayrak Hasreti İle Yaşıyoruz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir