İktidarın yüzünü ağartan modern bölünmüş oto yollar, bu oto yollar üzerinde seyreden güvenlik sistemleri geliştirilmiş modern araçların polis tarafından tuzaklanan hız radarlarına yakalanması, polis ve sade vatandaş arasında gittikçe yoğunlaşan antipati bunalımı!..

Saygıdeğer dostlar, öncelikle hepinizin etrafını kuşatan stres ve bunalım kaynaklarından uzak kalmanızı, stresin bulaşıcı ve bunaltıcı etkilerinden daha güvende olmanızı diliyorum. Her ne kadar stresten uzak kalma şansımız olmasa da, onun olumsuz tesirlerinden daha az etkilenmek için stres yönetme yeterliğine sahip olabiliriz. Bireylerin bu yeterliği ayrı ayrı ve doğal olarak kazanması kolay olmayıp,  zaman açısından da oldukça masraflıdır. Bu yeterliğin elde edilmesi sürecinin bedeli ise hayatta kalmak veya yok olmak arasında bir yerlerdedir. Böylesi stres toplumlarının bireyleri yığılan stres kümelerini taşıracak son damlaya kadar dayansalar da, kümeyi taşıran son damla karşısında zıvanadan çıkabilirler ve o ana kadar kendilerini disipline eden, yönetip yönlendiren ve özgüven kaynaklarını oluşturan kazanımlarını yok sayarak akla ve hayale gelmeyecek tepkiler verebilirler.  O zaman ulaşılan toplumsal yapıyı “cinnet toplumu” diye tanımlamak gerekir. Böyle bir toplum yapısı İbni Haldun’un ne “Bedevi” toplum yapısına ve ne de “Hadari” toplum yapısına benzemez. Olsa olsa “Teolojik” toplum yapısından da altlarda bir yerlerde yeniden tanımlanabilecek bir toplum yapısına denk düşebilir. Çünkü böyle bir yapıda bireysel ve toplumsal menfaatler çok tesirli stres bombalarıyla kolayca imha edilebilmektedir. Mashlow’ un “Hiyerarşik İhtiyaçlar Konisi”, Herzberg’ in “Çift Faktör Teorisi” ve diğer; “Tatmin/tatminsizlik”, “Açıklık”, “Adalet ve Eşitlik” gibi motivasyon teorilerinin esas olarak duygusal ve diğer boyutlarda insan ihtiyaç, talep ve beklentilerinin karşılanması temelinde yoğunlaştıkları anlaşılmaktadır. Vatandaşın siyasi iradeden en temel beklentilerinden birisi de modern bölünmüş oto yollarla asrımızın en etkin sermayelerinden olan zaman faktörünü tasarruf ederek bireysel ve toplumsal yarara dönüştürmektir. Bunun gerçekleşmesi önündeki engeller, geri kalmış toplum özelliklerindendir.

Medeni ve gelişmiş toplumlarda sürdürülen yönetim ve organizasyon faaliyetlerindeki aklı ve mantığı devre dışı bırakmayan uygulamaların nasıl yapıldığı açıktır ve örnek alınabilir. Anlaşılıyor ki, bizler gibi toplumlarda, yönetim ve organizasyon açısından “Hijyen Faktörler” denilen bu beklentilerin iş verimi, iş doyumu ve üretim açısından önemi yeni yeni anlaşılmaktadır. İster korku kaynaklı stres ister stres kaynaklı korku olsun, her ikisi de insan sistemini meydana getiren tüm alt ve üst yapılar arasındaki iletişim ve dengeyi alt üst etmekte ve özdenetim mekanizmalarını bozmaktadır. Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu araştırmada toplumun (%80)yüzde sekseninde   psikolojik sorunlarının olduğu gibi bir sonuca ulaşılmış olması da bizim düşüncelerimizi desteklemektedir. Artık aşağı yukarı her stres toplumundan psikolojik vaka olarak her tuttuğunuzu götürebilirsiniz! Çok az bir ihtimalle yanılırsınız!..

Günümüzün en sık duyulan terör faaliyeti şeklinin karayolları boyunca gerçekleştirilen mayınlı tuzak faaliyetleri olduğu neredeyse saat saat yaşanmaktadır. Buradaki hedeflerden birisinin devlet tarafından varılmak istenen nihai hedeflere ulaşılmasını en azından geciktirmektir. Mayınların doğal olarak kara yollarının en korumasız ve geçme alternatifi olmayan bölümlerine yerleştirildiği bilinmektedir. Elbette ki bu çok demode ve ilkel bir suikast stratejisidir. Ancak karşı tedbirleri vardır ve alındığı takdirde karşılaşılan insan kayıplarının önüne geçilebilir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu ve benzeri teknolojileri vardır. Terör bölgelerinde ve yol güzergâhları boyunca bu tür tuzaklar yaşanırken, daha iç bölgelerdeki kara yol güzergâhlarında da seyreden ve elinde bulunan teknolojik imkân ve fırsatlarla zamanı tasarruf edip daha fazla mal ve hizmet üretmeye çalışan sade vatandaşlar da maalesef bir hız radar paniği ve korkusu yaşamaktadır. Modern ve bölünmüş bir karayolunda, çok gelişmiş güvenlik sistemleri olan modern araçlarla seyrederken, aslında çok normal olan bir hızla radara yakalanma olasılığı oldukça yüksektir. Sürücüyü her an için korku ve paniğe sürükleyen bu halin cezalandırılan ve aslında normal olan, 90, 100, 120, 125 km’lik hızdan daha tehlikeli olduğu maalesef dikkate alınmamaktadır. Radar, yolun en kör noktalarına yerleştirilerek adeta kurulmuş bir tuzağa vatandaşların düşmesi beklenmektedir. Bu ne o modern yollara ve ne de güvenlik sistemleri onlarca kat gelişmiş olan araçlara yakışmamaktadır. Hele bu işin vatandaş nezdinde yeni yeni karakollu olmaktan beyazkollu olmaya başlayan Türk Polisine yaptırılması ise ayrıca tartışılması gereken vahim bir durumdur. Vatandaşla polis karayollarında radar tuzak ve kıskacıyla yüz yüze gelmemelidir. Eğer bu iş ille de yapılacaksa, buna uygun yeni bir birim kurularak sadece bu iş için görevlendirilmelidir. Polis asla bu iş için yollara dikilmemelidir.

Düşünebiliyor musunuz, böyle bir karayolunda 2011 model ful Fiat Doblo ile seyrederken, inanın 94 km. hızla radara yakalandım ve 150 TL ceza aldım. Yaptığım hızın herhangi bir kaza nedeni olamayacağını çok iyi biliyorum. Polis bile ceza yazarken bu işin doğru olmadığını bildiğini ama elinden bir şeyin gelmediğini tutum ve tavırlarıyla ifade etmektedir. Aldığım cezadan daha çok beni rahatsız edenin orada bu işi yapanın Türk Polisinin olmasıydı. Polisimizin böyle bir görevle görevlendirilmesine kesinlikle son verilmelidir. Meclisteki milletvekilleri bu çok incitici toplumsal sorunla ilgilenmelidirler. Geçmişte vekillerden bazılarının başına böyle bir olay geldiğinde nasıl medyalık tepkiler verdikleri unutulmamalıdır. Emin olunuz bu olay vatandaş açısında ve polis adına çok olumsuz bir algı yaratmaktadır.

Bu parayı ödeme gücü olmayan bir çalışanın nasıl ödeyeceği düşünülmemektedir. Bu yüzden strese giren sürücünün çok rahat bir şekilde trafik kazasına sebebiyet verip verme olasılığı çok yüksektir. Bence o ölümlü trafik kazalarının bağımsız etkileyenleri arasında bu durumunda düşünülmesi gerekecektir. Hatta açılacak tazminat davalarına bile konu olabilir. Eğer zamanım olursa bu konuyu araştıracağım. Bu uygulamanın trafik kazalarını önlemek gibi bir amacı gerçekleştirmesinden bahsedilemez. Sonra trafik kazalarının asıl nedeninin sadece hız olduğu da söylenemez. Asıl nedenin hatalı sollamalar olduğu halde, sollarken hızın artırılabileceği belirtilmektedir! Bu nasıl bir mantıktır?!. Fiat Doblo’nun iç düzenlemesinin kamyonetle uzaktan yakından alakası olmadığı halde, neden böyle bir düzenleme yapılmıştır?!. Eğer böyleyse neden araca 170-200 km. hız yapabilme performansı konulmuştur?!. O yollar neden daha modern ve çok şeritli olarak yeniden inşa edilmektedir?!. İnsanlar radar tuzağına düşsün diye mi?!. Trafik kazalarının önlenmesi şöyle dursun, daha fazla kaza yapılsın diye mi?!.

Tüm yetkilileri ve özellikle siyasi otoriteyi alınması gereken tedbirlerin geciktirilmeden alınması noktasında daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Derin saygı ve sevgilerimle.

  •  
Trafik Cezasının Mantığı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir