Kadın olmak büyük bir denge işidir aslında. Dengenin bir an bozulması akla hayale gelmeyecek sonuçları çıkarıverir karşımıza bir saniye bile beklemeden. Herkes kadından bir şeyler bekler: Terbiyeli, söz dinleyen bir kız çocuğu, eve geldiğinde yemek yapan, evi düzenleyen ve daima anlayışlı olması beklenen bir eş, çocuğu için tek sorumluluk onunmuş gibi bütün ayrıntıları düşünmek zorunda olan mükemmel bir anne, düzenli, işe saatinde gelip saatinde giden bir çalışan hele bir de üst konumundaysa kadından amir mi olur yaftası yiyen bir patron. Ama çoğu, kadının gerçekten ne istediğini sorma zahmetine girmez bile.

Kadın her şeyi yapmaya çalışır o kocaman yüreğinde herkes için bir pay ayırır da koca dünya kadını bir yere sığdıramaz. Sürekli kalıplar içinde yok etmeye çalışır onun canlılığını. Neşesi bütün dünyayı bahara çevirmeye yetecekten karanlıklar içinde gömülür açmadan koparılan kurutulmuş çiçek mezarlığında. Kadın çocuk olur, kadın büyür, kadın anne olur, kadın eş olur, kadın yürekli bir savaşçı olur, kadın yüreği ürkek kuş olur… Şiirler yazılır kadına, şarkılar söylenir, kitaplarda anlatılır sayfalarca, her satır arasında gizli bir dünya açılır. Ve her kahraman kadının o büyüsünde mutlaka yolunu kaybeder. Kimi yar olur, yolunu şaşırır kimi evlat olur annesinin sonsuz şefkatinde, huzurunda var olur.

Kadın onca güzel şeyi var eder de bunlar çok çabuk unutulur. Masa da gurur yapılıp ödetilmeyen iki üç lira, fatura kesileceği zaman hayatı boyunca daima kadına ödetilir. Kadın sokağa çıkar ne işi var olur. Kadını kocası döver: kocasıdır o durduk yere dövmez olur. Kadın taciz edilir: onu yargılayan aciz vicdanlar yüzünden sesini bile çıkaramaz. Korkudan boğazına düğümlenen her ilmek biraz daha yok eder onun pembe dünyasını. Her suskunluğunda biraz daha çirkinleşir güzel olan, içinde yaşattığı ne varsa. Bütün gücüyle ayakta durduğu yer sallanır, sonra ayakları yere de güvenemez basmaya, titrer, düşer, kaybolur gider sessizce. Tıpkı sessiz sedasız gitmek zorunda kalan yüzlercesi gibi. Ne adı önemlidir ne yaşı ne de ona dokunan kirli elin hangi karanlık ruha sahip olduğu. Önemli olan şu ki: İşte bir kadın daha varlığı bu kadar değerliyken yokluğa mahkûm edilmiştir. Önemli olan kadının omuzlarını çökelten yükü yetmezmiş gibi bir de susması reva görüldüğüdür.

 Anneler gününde ya da kadınlar gününde değil, kadının her saniye var olduğunu unutmadan hareket etmekti önemli olan. Kadının karşında acizlik yazmıyordu, sözlüklerde sadece güvenebileceği bir omuz aradı, unuttular. Tomris tek başına hükmedebilir miydi acizse?,  Kara Fatma, Nene Hatun... asla acizlik değildi. Acizlik; kadın diye adına da töre denilerek çocuk gelinleri fikri alınmadan eşya gibi başlık parası karşılığında vermekti. Acizlik; sırf gece sokağa çıktı diye kadının başına bir şey geldiğinde ona namussuz damgasını yapıştırmaktı. Acizlik; tecavüze uğrayan bir kadın haberi çıktığında “üstünde ne vardı” sorusunu soracak kadar küçülmekti. Acizlik; insanlığı unutup erkeğe her hakkı verirken kadına her şeyi ayıplamak, yasaklamaktı.

 “Kadın” tüm acizliklere, adaletsiz vicdanlardaki haksız yargılamalarda çıkan geçersiz bütün kararlara inat yaralı ama yine de var olacaktı.

“Kadın” yeniden yaralarını sarıp özgürce hayata, bütün varlığıyla kanat çırpacaktı.

“Kadın” onu görmezden gelip yok sayan bütün gözlere rağmen tüm gerçekliğiyle vardı.” Kadın” “olarak”,”kadınca”, “kadın gibi” duruşuyla!

Özgecan ve kadın olmanın yükünü taşıyan bütün yüreklere…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile