Siz Bu Konuda Ne Düşünüyorsunuz?

Kenan Evren zamanından beri “Sağcılık-solculuk bitti, ideolojiler bitti. Kavga ve çekişmelerden kurtulduk artık!” diyen tuhaf bir söylem var. “Türkiye ideolojik saflaşmadan ve çatışmalardan neler çekti, neler…” diye güya kanıt da sunuyorlar! Bazılarına bu görüş yeni ve ilginç bir tespitmiş gibi görünüyor, konuşmaya değer buluyorlar.

 Türkiye, ideolojik cepheleşmeden ve sağ-sol saflaşmasından mı çekti, terörden mi? Bence terörden. Sağ ve sol taraflar, fikir yarışından koparılıp, terörleştirildi. Yanlış hatta haince olan buydu. Bu teröre içeriden ve dışarıdan körük üfleyenler gösterilmeden, medeni fikir müzakeresini suçlayanları ciddiye almamayı öneriyorum. Çünkü onlar aslında demokrasinin iptalini istemektedirler.

İdeolojiler bitmez ama bu söylem kendi ideolojik planını saklamak için havaya sis üfleme olabilir. İdeolojilerin bitişi sevinilmesi gereken bir gelişme değildir çünkü ideoloji elimize ölçü verir. Bu ölçüyle hallerimizi ölçer ve değerlendiririz. Ölçü yoksa değerlendirme imkansızlaşır ya da belirsizleşir. Bir maddenin ağırlığını kilogram ile ölçer, o ölçüye göre ağırdır ya da falancadan yüngüldür, deriz. “Uzundur” dememiz bir ölçüyle ölçtükten sonra, bir uzunlukla karşılaştırdıktan sonra yaptığımız değerleme, değer biçmedir.

İdeolojisizlik demek toplumsal hayatta ölçüsüzlük, ayarsızlık, ilkesizlik, kuralsızlık, sistematiksizlik ve kaos demektir. Bu ise akıl yitimine, keyfiliğe ve çöküşe yol açar!

İdeoloji bağlamında yanlış olan durum ideoloji değil, uygar biçimde fikir yarıştıramayıp, ideoloji üzerinden kavga yapmaktır. Tekrar soralım: Sağ-solun bitmesi ya da ideolojinin olmaması doğru mudur? Bana kalırsa demokrasinin sağ-sol çekişmesi üzerinden bölünerek kurulması en makul yoldur. Ülke gelirinin vatandaşlar arasında adilce paylaşılması bölünmeyi ve masa başına karşılıklı oturmayı gerektirdiğinden, bölünme kaçınılmazdır. Etnik, din-mezhep ya da yapay katakulliler üzerinden bu bölünmenin yapılması çok kötü sonuçlara yol açacağından, sağ-sol saflaşmasını ileride mumla arayacağımız anlamına geliyor.

Neden böyle oldu sorusunun çok boyutlu yanıtları var. Bu yazıda birkaçı dile getirilecektir.

Osmanlıcı, Batıcı, Türkçü akımların Osmanlı Devleti’ni kurtarma çabaları büyük çekişmelere yol açmıştır. Bu çatışmada modernist devlet ve ona kumanda eden İttihat ve Terakki Partisi son anda hayli toparlayıcı olsa da emperyalist saldırıyı ve yıkımı önleyememiştir. Ceditçi-Kadimci çekişmesi 19. yüzyılın sonunda Ceditçilerin kazanmasıyla ateşini yitirmiş, 20. yüzyılın başında Yusuf Akçura’nun “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesi ise Kadimciliğin ve Batıcılığın ruhuna Fatiha olmuştur. Akçura’nın doğumunu ilan ettiği, daha doğrusu malumu ilam ettiği ise Türkçülük idi. Türkçü kalpaklılar kendileriyle birlikte hareket eden toplumları da uygarlık projelerine inandırıp yanlarına alarak bir ulus-devlet olarak Türkiye’yi kurdu. Proje, Cumhuriyetin başından itibaren yürürlüğe konuldu, hayli yol aldı, başarılı olduğunu da gösterdi. Hedef “kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak” idi. Bunun anlamı ise süper devlet olmayı hedeflemiş olmaktı.

Cumhuriyet kendi projesini uygularken birkaç önemli kırılma yaşadı. Bu kırılmalar “proje”yi hayli sarstı ve hedefinden uzaklaştırdı. En önemli kırılma 12 Eylül 1980 darbesinde oldu. Darbeden sonra sarsıntılarla sarsılmış da olsa ilerleyen “proje”yi devreden çıkarıp yeni bir projeyi yürürlüğe kondu. Bu projenin adı “Türk-İslam Sentezi” olarak ifade edildi. Yaklaşık 40 yıldır uygulanan bu toplum mühendisliği projesinin geldiği noktayı yaşamaktayız. Bunu tartışmıyorum. Zira bu konuyu değerlendiren ve çıkarım yapan özellikle sol veya Kemalist literatürde çok sayıda kitap ve makale bulmak mümkündür. Sağ literatür ise bunun savunularıyla doludur. Yani bu konuda lehte ve aleyhte bilgi birikimine sahibiz. Bu arada bu proje ile demokrasinin sol kanadı büyük yara aldı hatta silindi ve devreden çıktı. Bundan sağ da zarar gördü. Sağ da, solsuzluktan yıkıldı. Bazı şeylerin varlığını karşıtı sağlar!

Ancak Türk İslam Sentezi projesi de kendi içinde de bir kırılma yaşadı veya başka bir aşamaya geçti. İlköğretim okullarında öğrencilerin okuduğu “Andımız” ve devlet kurumlarından “TC” ibaresinin kaldırılması, sentezdeki “Türk” olanın aleyhine gelişmeye, “İslam” olanın ise dindarlıktan ziyade Ortadoğu kültürünün kontrolüne girme doğrultusunda ilerlemeye başladı. Türk’ü yeniden mankurtlaştırmak bile denilebilir. Bu gelişmeler yüzünden Türk İslam Sentezi projesinin en önemli savunucusu olan bazı dernekler bu cepheden ayrıldıkları gibi, projenin sahibi parti de ikiye bölündü. Sentezcilerin “Türk” kanadı, gelinen noktanın kendi hedeflediği nokta olmadığını, hatta gidişatın Türkiye aleyhine olan meçhul bir hedefe doğru ilerlemekte olduğunu söylemektedirler. Türk milliyetçiliğinden Ortadoğu ümmetçiliğine doğru Türksüzleştirme yönünde bir gidişattan ötürü kaygı gözleniyor. Bunu artık birkaç kişi kalmış olan Türk solu ile ülkücü hareketin önemli aydınlarının serzenişlerinden anlamak mümkündür.

12 Eylül 1980’in 40. yılında erişilen nokta tartışılmalıdır. Gelinen noktanın felsefi dayanağı tartışmaya açılmamıştır. Eski söylemlerin dışında elle tutulur felsefi bir değerlendirme ve değerlendirme ölçüsü yoktur.

Sol-demokratik aydınlar 12 Eylül ideolojisinin nereye varacağını analiz edip durumun varacağı noktayı topluma ve sağ-demokratlara işin başında, 80’li yıllarda anlatmışlardı. Artık sol yok! Sağ-demokrat aydınlar ise gelinen noktada ciddi kaygılar taşıyor, ancak “Birisi bir şey yapsın!” demekten ileriye gidemiyorlar. Godot’yu bekler gibi deli-solcu bekliyorlar. Gelmeyecekler, imha edildiler! Söz, sağ demokratlardadır. Her şeye “yes” diyen liberaller umut vermemektedir. Umut da sağ demokratlarda. Hala kaldılarsa? Bu vebalde epeyce payları var zaten.

-Orda milletin bekasını düşünen biri var mııııııı?

Sol’suzluğun Sonu Aklın Sonunu Getiriyor

Kaçınılmazla karşı karşıyayız.

Olanlar, olacak olanlardı ki oldular.

Ülkemiz ve halkımızın boğazlanması için bir adım daha atıldı.

Yerel Seçim adlı oyun süreci yasalara uygun işliyor.

Yasalar,

Doğa ve toplum yasaları.

Asla şaşmaz, asla mucizelere yer ve olanak vermez.

Belki geciktirilir ama önlenemez doğa ve toplum yasaları.

Ve hep ileri doğru işler.

Ve hep iyiye doğru işler.

Ve hep doğruya doğru işler.

İşte bütün çaba, bu işleyişi biraz daha geciktirmek.

Doğa ve toplum yasaları boşluk affetmez.

Boşluk varsa o boşluğu başka bir şeyle doldurur.

Son 25 yıllık süreç gösterdi ki bir boşluk var.

Toplumsal bir boşluk.

Toplumlar doğanın parçasıdır.

Bireyler  toplumun.

Toplumlar ve bireyler doğa ve toplum yasalarına göre davranırlar.

Toplumların iyi, doğru ve ileriye işleyişinin yasaları.

Bu işleyişin temel gücü olan düşünceden yoksun bırakılan toplumlarda

Bu işleyiş geciktirilir, saptırılır.

Türkiye’de toplumsal ilerleyiş geciktirilmektedir.

Her geciktirilme doğal olarak ileri yerine geriye

İyi yerine kötüye, doğru yerine yanlışa sapmaktadır.

Toplumlarda, toplumsal ilerleyişin temel taşıyıcı gücü emekçi ve aydın halktır.

Çünkü, bir ülkede temel yaratıcı, üretici, dönüştürücü gücü bunlardır.

Geriye kalanlar tüketenler, sömürenler, soyanlardır.

Sülüklerdir, çakallardır, sineklerdir.

Toplumsal ilerlememin temel gücü olan emekçi halk ve aydının

Doğruya yönelmesini sağlayacak olan düşünce sol olarak adlandırılan düşüncedir.

Kaynağını, toplumsal gerçeklikten alır. Bilimi, dolayısıyla doğruyu, iyiyi temsil eder.

Bu, bilim, doğru ve iyinin gelişmesinin olmazsa olmaz koşuludur.

İşte bu nedenle, ilk önce Kemalizmin sol yanı törpülendi.

Halkçılık, devrimcilik bu nedenle yıpratıldı.

Özelleştirme, gericileştirme bunların karşıtıdır.

Devletçilik, Kemalizmin sol yanının, emperyalizme ve sömürücü sermayeye karşı halkı koruma programının adıdır.

Devletçilik bu nedenle sürekli zayıflatıldı.

Türkiye’deki Kemalist, sosyalist, sosyal demokrat sol bu nedenle her darbede biraz daha halktan koparıldı.

Suçlandı, susturuldu, öldürüldü. Kitapları yasaklandı. Dergileri durduruldu.

Atatürk’ün kurduğu ülkede, Atatürkçü Düşünce Dernekleri kurulmak zorunda bırakıldı.

Dilde, tarihte, sanatta, kültürde yeniyi, iyiyi, güzeli, doğruyu yaratan her boydan sol

İşbirlikçi hain sermaye ve  onun uzantıları parti, örgüt ve kişilerin saldırısına uğradı.

ABD’nin Cia’sı ile işbirliği içinde kendi ülkesinin soluna saldırıldı, durmadan.

Sol, bir boşluk bıraktı. Yerini kendisinin doldurmasına olanak tanınmadı.

CHP, SHP gibi sağcılaşmış, ABD solcusu partiler türetildi ya da sol gösterilerek, sol gizlendi.

Solun yerini, Türkiye tarihinin en aptal, en cahil, en yeteneksiz, en geri kişileri ve kuruluşları doldurdu.

Cüneyt Ülseverler, birandlar, altanlar, hürriyet, milliyet, sabah, yenişafak, zaman vb gibi gazeteler birer İdeolog, birer dışişleri uzmanı, birer uluslar arası ilişkiler çözümleyicisi, birer bilimci gibi bu boşluğu doldurdular. Tarihin en niteliksiz insanları yönetici oldular.

Türkiye gibi bir ülkenin ekonomik, sosyal, politik, kültürel kaynaklarını kuruttular.

Her alanda üretim durdu. Halk temel besininden yoksun kaldı ve hastalandı.

Bir sağa yattı, bir sola yattı, bir geriye yattı. Şaşkındı.

İşte bu programlı, sürekli ve amansız Solsuz bırakma süreci

Yeni bir aşamaya girdi. Toplumsal yasalar işlemektedir.

Televizyonlarda uzman diye boşluk doldurucular birer gölge, birer papağan gibi yer almaktadır.

Halk, ülke düşmanı, bilim, sanat, kültür, emek düşmanları bu nedenle üremektedir.

Günceli birde böyle bir gözle değerlendirelim. Aklın sonu ile…

Böyle sürer mi? Toplum yasalarına göre asla.

Yasalar işleyecek!