Öğrencilerde Saldırganlık Ve Atılganlık Davranışları

GİRİŞ

Okul, çocukların ve gençlerin yetişkinler dünyasına hazırlanabilmeleri için oluşturulmuş özel bir çevredir. Genel olarak toplumda, çoğunluğun doğru bulmadığı, onaylamadığı ve arzu etmediği çeşitli davranışlar ortaya çıkabilir. Örneğin bazı kişiler yalan söylüyor, küfür ediyor, başkalarına karşı düşmanca davranıyor, şiddet uyguluyor, alkol ve uyuşturucu kullanıyor, vb. olabilirler (Öğülmüş, 2006: 16). Bazı okulların işlevini kaybetmiş olması, öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verememesi ya da hedefe götürmede tek başına yetersiz kalması, okullarda istenmeyen davranışların görülmesine neden olabilmektedir (Efilti, 2006).

Okulun en önde gelen misyonu ve görevi, öğrencilerin kendilerini güvende hissedebilecekleri, kendilerini gerçekleştirebilecekleri ve hayata hazırlanabilecekleri bir yer olmalıdır. Bir başka ifade ile okullar, öğrencilere fiziksel bir güvendelik ve bilişsel öğrenme ve hazırlanma süreci sağlamakla yükümlüdür.

Son yıllarda okullarda yaşanan şiddet, okulları, eğitimcileri ve toplumu öğrencilerdeki bu “saldırganlığı” (agression) araştırmaya itmiştir. Çünkü okullarda her türlü “kural dışı” diye atfedilen durumun içinde “saldırganlık” vardır. Bu makalede öğrencilerde saldırganlık ve atılganlık davranışları betimsel olarak irdelenecektir.

Saldırganlık

Saldırganlık sözcüğü, etimolojik anlamda Latince “ad” (doğru) ve “gradi” (adım) sözcüklerinden oluşmuştur. İngilizcede “agression” olarak da ifade edilen bu sözcük, “ileriye doğru hareket etmek” anlamına gelmektedir (Fromm, 1973; Akt.: Ankay, 2002). Peki, ifade edilen bu “saldırganlık” kavramı nasıl tanımlanmaktadır?

Worchel, Cooper ve Goethals’a (1991) göre saldırganlık, eylemin bizzat kendisi vurgulanarak ya da eylemde bulunan kişinin niyeti vurgulanarak tanımlanabilir. Eylemin kendisi vurgulandığında, saldırganlık; başka kişilere zararlı bir uyarıcı veren herhangi bir davranış olarak tanımlanmaktadır. Eylemde bulunan kişinin niyetinin vurgulanması durumunda ise saldırganlık; hedefi yaralamak niyeti ile girişilen herhangi bir davranış olarak tanımlanmaktadır (Akt.: Öğülmüş, 1995).

İnsanlar hayatları boyunca birbirleri ile iletişim halindedir bulunmak zorundadırlar. Bu ihtiyaç toplumun her alanında görülmektedir. Ailede, sosyal ilişkilerde, iş yerinde, okullarda insanlar sürekli olarak iletişim halindedirler. Bu iletişimler sırasında her insanın kendini ifade etme şekilleri ve birbirlerine verdikleri tepkiler farklılıklar göstermektedir. İnsanların kendilerini ifade ederken saldırganlığı da bir tepki çeşidi olarak kullandıklarını görmekteyiz. İnsan ilişkilerinde saldırgan davranışlar da topluma yansımaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da toplumsal sorunları demokratik yollarla değil, kavga ve çatışmalarla çözülmeye çalışıldığı gözlenmektedir (Demirhan, 2002).

Yale Üniversitesinde bir grup psikolog, saldırganlığı “engelleme ku­ra­mı”yla açıklamışlardır. Bireyin istediği bir şeyi yapmasına mani olunması şek­linde basit bir biçimde tanımlanabilecek olan engellenme, bireyin dış çev­re­sinden gelebileceği gibi, iç dünyasında yaşadığı çatışmalar sonucu da mey­da­na gelebilir. Bu durumda ise insanda kaygı, korku, kızgınlık, öfke gibi duy­gular aktif hale gelmekte ve saldırganlık oluşmaktadır. Engellenmenin do­zu veya amacı gerçekleştirme isteğinin gücü, saldırganlık eğiliminin gü­cü­nü de belirlerken, sonuçta karşılaşılacak olan cezanın büyüklüğü, doğrudan sal­dırganlığı azaltmaktadır (Dollard ve diğerleri, 1988: 247).

Saldırganlığa ilişkin en önemli belirleyici, “kişinin niyeti”dir. Eğer kişi bir aşka kişiyi incitmeye çalışıyorsa, genellikle bizler o kişiyi “saldırgan” biri olarak görürüz; eğer, zarar vermeye veya incitmeye çalışmıyorsa, saldırgan davranışta bulunmuyordur. Bu sebeple, saldırganlık, başkalarını incitmeyi amaçlayan (niyet), her türlü davranış ya da eylemi içerisine almaktadır. Çünkü yalnızca gözlenebilir davranışa bakılarak saldırganlığın varlığına ya da yokluğuna karar verilemez. Çoğu kez bireyin niyetinin ne olduğunu bilmek zordur ve bu yüzden de saldırgan olup-olmadığı hakkında bir yargıya varamayız. Ancak, bu sınırlılığı kabul etmek zorundayız; çünkü saldırganlığın sağlıklı bir biçimde tanımlamasını yapmak ancak “niyetten” de söz edilerek tanımlandığında mümkün olabilmektedir (Freedman ve diğerleri, 1989). Bir başka ve kapsayıcı bir tanımlama ile saldırganlık; başkalarına fiziksel veya psikolojik zarar verme niyeti taşıyan tüm davranışları içerir. Niyet saldırganlığın temel öğesidir. Saldırganlık, başkalarına zarar vermeye yönelik bir davranış olduğu gibi aynı zamanda saldırganca davranma güdüsü olarak da kabul edilmektedir. Yapılan çalışmalar saldırganlığın engellenme ile yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak engellenme duygusu her zaman saldırganlığa neden olmamaktadır. Bireyler engellenmeye karşı farklı tepkiler gösterirler. Bazıları yardım ve destek ararken bazıları da engellenmenin kaynağından uzaklaşmayı tercih ederler. Sadece, saldırganlığı engelleme, istenmeyen bir durumla baş etme yolu olarak öğrenmiş kişilerde saldırganlığa yol açmaktadır. Yani saldırganlık çok farklı uyarıcılara gösterilen öğrenilmiş bir davranış olmaktadır (http://psikolog.org.tr/articles_detail.asp?cat=2&id=8).

Ancak, genel anlamda saldırganlık sözcüğü, olumsuz bir davranış olarak algılanmasına rağmen, temel anlamda bir yere veya kimseye yaklaşmak, bir şeye başlamak, fakat aynı zamanda saldırmak üzere atılmak anlamlarına gelmektedir. Fakat günümüzde saldırganlık, canlı ya da cansız herhangi bir objeye zarar verici, yaralayıcı, hatta öldürücü, zedeleyici davranışlar olarak tanımlanmaktadır (Kesen, Deniz ve Durmuşoğlu, 2007).

Saldırganlık bazen “şiddet” ve “düşmanlık” ile de karıştırılmaktadır.  Saldırganlık, bazen eşanlamlı kullanılsa da, şiddet ve düşmanlıktan farklıdır. Şiddet terimi, daha ziyade fiziksel saldırganlıkla sınırlı olarak kullanılmaktadır. Saldırganlık, şiddet içermeyen yollardan da (jestler, mimikler, eleştiriler, ironi, fantazmlar, vb.) kendini gösterebilir: Düşmanlık ise saldırganlığın daha ziyade tutumsal yanına tekabül etmektedir (http://www.psikolojisayfam.com/psikolojik-sorunlar/saldirganlik.html).

Saldırganlığın Sebepleri

Öfkesini uygun şekilde yönlendiremeyen bireylerin de kendini önemsiz hissetmesi, saldırganlığı ortaya çıkarabilir. Öfkenin uygun yerlere kanalize edilememesi, bireylerde “saldırgan” etkinlikler sonucunu doğurmaktadır. Öfke, belki de insanın ilk var olduğu günden beri olan, doğal bir süreçtir; anca, kontrol edilemeyen bir öfkenin ise sonu şiddete varan bir saldırganlığa varan tepkiye dönüşebileceği de iyi bilinmelidir. Bunun yanında, Atkinson ve diğerlerinin (1996) aktardığına göre, stresli bir ortam ya da stres dolu bir hayat düzeni de, öfkeye yol açmakta; sözü edilen bu öfke ise kendine “saldırgan” faaliyetler çerçevesinde vücut bulmaktadır.

Bauman’a (1997) göre ergenlik döneminde öfke yaşantısı incelendiğinde, ergen kendi kaderini tayin edebilmek ve denetim altına alabilmek için bir takım mücadeleler içerisine girmektedir. Bu sebeple de ergenlikte öfke ve saldırganlık en yoğun biçimde, aile içinde yaşanmaktadır. Diğer taraftan, Kesen, Deniz ve Durmuşoğlu’na (2007) göre de, gelişimsel zorluklar ergenin öfke ve saldırganlık duygularını yaşamasına sebep olabilmektedir. Bu dönemde, ayrıca, sosyal destekten yoksun olma da ergeni “saldırgan” yapabilmektedir.

Bireyi saldırganlığa iten bir diğer etken ise “çevre”dir. Bireylerin içerisinde bulundukları çevre, onların duygusal ve davranışsal gelişimine etki etmekte, özellikle de sosyo-ekonomik çevre, çocuğun davranış sorunu olan saldırganlık eğilimleri göstermelerine sebep olabilmektedir. Saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerini içeren örneklerin ekonomik, eğitim ve kültür düzeyleri düşük olan toplum kesimlerinde bulunan erkekler arasında daha çok bulunduğu birçok araştırma ile ortaya konulmuştur. Bunun sebebi eğitimsiz ve yoksul kesimin olumsuz örneklerden daha kolay etkilenip, saldırganlığı benimsemesidir (Köknel, 1996). Bu bağlamda, Stein’e (1997) göre, fiziksel, sosyo-kültürel ya da ekonomik açılardan yetersiz ya da yardıma muhtaç olan ailelerin çocuklarının kendilerini ispatlayabilmek ve kanıtlayabilmek için başvurduğu en önemli başvuru kaynağı yine saldırganlık olmaktadır.

Cüceloğlu’na (1991) göre saldırganlığı tetikleyen etkenlerden bir diğeri ise “hayal kırıklığı”, bir başka değişle “engelleme”dir. Saldırgan davranış, engelleme duygusuna yapılan tipik bir davranış ya da tepkidir. Saldırgan davranışlardan bazıları engelleme duygusunu ortaya çıkaran durumun ortadan kalkmasına yardımcı olurken, bazıları ise durumu daha da kötüye götürmektedir. Çocuğun çevresinde gördüğü davranışları taklit etmesi, sosyal öğrenmenin de temelinde yatmaktadır (Efilti, 2003: 189). Bu sebeple, çocuk, içerisinde bulunduğu gelişim dönemi (yaş, fiziksel gelişim, psikolojik gelişim, vb.), sosyal ortam (okul, aile, kurs, arkadaş ortamları, vb.), kitle ve iletişim araçları (TV, İnternet, bilgisayar oyunları, müzik tarzları[i], vb.), sosyo-ekonomik koşullar ve çevrenin etkisi ile saldırganlık eğilimi kazanmaktadır. Ayrıca, Bolat-Karataş’ın (2002), Avcı’nın (2006), Tuzgöl’ün (1998), Devrim-Masalcı’nın (2001), Hatunoğlu’nun (1994) ve Uluğtekin’in (1976) yapmış oldukları araştırmalarda saldırganlığı etkileyen etmenlerden en önemlilerinden birisinin “aile” olduğu anlaşılmıştır.

Atılganlık

İngilizce, “assertiveness” kavramının karşılığı olarak kullanılan “atılganlık” kavramı ilgili literatürde, kişiler arası ilişkilerin ve etkileşimin sağlıklı olabilmesine olanak tanıyan, başkalarının haklarına saygılı olmayı ve bireyin duygu, düşün ve inançlarını doğrudan, doğrudan, içtenlikle ve açıklıkla anlatımı içeren bir davranış biçimi olarak tanımlanmaktadır (Jakubowski ve Lange, 1978). Diğer taraftan atılganlık, başkalarını küçük görmeden, onların haklarını yadsımadan, bireyin kendi haklarını koruyabilme, duygu ve düşüncelerini anlatabilme yolu olarak geliştirilen bir çeşit kişiler arası ilişkiler biçimi olarak tanımlanabilir. Başkalarına bilgi sorma, kendini tanıtma gibi ilişkileri başlatıcı davranışları ve başkalarının davranışlarına tepki vermeyi içeren bir yanı mevcuttur. Atılganlık, bir beceridir; birinin sahip olduğu ya da yoksun olduğu bir özellik asla değildir (Bal, 2006: 33). Diğer taraftan, Albertini ve Emmons’a (2002) göre atılganlık, insan ilişkilerinde eşitliği gözeterek, gereksiz endişelerden arınmış bir şekilde kendi çıkarlarımız doğrultusunda hareket edebilmemizi, kendimizi rahatça savunabilmemizi, duygularımızı dürüstçe ve rahatça ifade edebilmemizi ve başkalarının haklarının haklarını çiğnemeden, kendi haklarımızı kabullenebilmemizi mümkün kılan bir davranış biçimidir. Atılganlığın asıl hedefi iletişim kurmak ve karşılık vermektir. Bu saygı görme ya da saygı duyma olarak da yorumlanabilmektedir (Lange ve Jakubowski, 1976: 8).

Atılgan davranış, bireye göre değil, soruna yönelik olduğu için birinin diğerine üstünlüğü ilke sonuçlanmamaktadır. Atılganlık, bireyin benliğini, haklarını koruması halidir. Hem kişinin kendi bütünlüğünün, hem de diğer kişilerin bütünlüğünün sürdürülmesidir (Bal, 2003). Birçok insan “atılganlık” ile “saldırganlığı” birbirine karıştırmaktadır. Atılganlık ile saldırganlık arasında en önemli farkı ise şu şekilde ifade edebiliriz: saldırgan kişi başkalarının haklarını ihlal ederken, atılgan kişi ise bunu yapmaz (Voltan, 1980: 12).

Atılganlık, evrensel bir özellik olmayıp, kişiye ve duruma göre değişkenlik göstermektedir. Bireysel ve kültürel farklılıklar önemli bir rol oynamaktadır. Özgüven ve özdenetim kazanmak için değerli bir araç olmakla birlikte, her şeyin çözümü de değildir pekâlâ. Atılgan kişiler, az kelime ile ne istediklerini kesin ve anlaşılır bir biçimde belirtirler. Olumlu ve olumsuz duygularını dürüst ve uygun bir şekilde ifade ederler. Kendilerini ve başkaları hakkında genellikle iyi şeyler düşünürler. “Ben” dilini kullanırlar. Etkili, sağlıklı ve uyumlu etkileşime girebilirler. İletişimlerinde duyarlı ve hoşgörülüdürler. Başardıkları işi konuşmaktan, gerekli yerlerde kendilerini övmekten de asla kaçınmamaktadırlar (Phelps ve Austin, 1997; Akt.: Bal, 2006).

Görüş’ün (1999), Gordon’dan (1970) aktardığına göre, her birey için iletişim kurarken çevik ve dik bir duruş sağlayabilmeyi, özgüveni gösteren el ve vücut hareketlerini içeren açık bir konuşma tarzı ile kendini ifade edebilmeyi, iletişim kurduğu insanı başka meşguliyetleri bırakıp, aktif olarak dinleyebilmeyi, düşüncelerini ifade edebilmeyi, “hayır!” demeyi becerebilmeyi içeren bir davranış profilidir.

Burada “atılgan” davranışı örneklemek ve “atılganlık” ile “saldırganlık” arasındaki farklı çizgiyi ortaya koyabilmek için şu örneği sunmak yerinde olacaktır: diyelim ki, bir kuyrukta sıra bekliyorsunuz. Önünüze izinsiz olarak birisi geçtiği zaman, eğer kızdığınız halde sesinizi çıkarmazsanız, “çekingen” davranmış olursunuz; eğer, bu kişi ile kavga ederseniz “saldırgan” davranmış olursunuz. Eğer, bu kişiye kuyruğun sonuna geçmesi gerektiğini uygun bir dille söylerseniz “atılgan” davranmış olursunuz (Dökmen, 1995: 25). Atılgan davranışın karmaşık ve pek çok bileşeni olmakla birlikte, bu bileşenler “atılgan olmayan davranışlar” göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkacağı ifade edilebilir (Tan, 2006: 33-34).

Öğrencilerimizin içerisinde bulundukları psiko-sosyal durum, okula ve okulun ilgili birim ve ilgililerine olumlu ya da olumsuz olarak yansıyabilmektedir. Ancak, son zamanlarda okullarımızda gelen istenmedik öğrenci davranış ve faaliyetleri ve okulda öğrencilerin saldırgan eğilimleri, okulu toplumun nezdinde “olumsuz” bir odağa kilitlemiştir. Bu bakımdan, okullarımızdaki öğrencilerin saldırganlık eğilimleri her geçen gün artarken, birçok yetkilinin çaresiz kalması, eğitimcileri öğrencilerdeki “saldırganlık eğilimi”nin sebepleri, referans noktaları, vb. konular yönünde araştırmalara sevk etmiştir. Okullarımızda öğrencilerin saldırganlık eğilimlerinin betimlenerek, bu yolda gelişimsel yönde tedbirler almak, okullarımızın 21. yüzyılda daha sorunsuz bir hale getirilmesi yönünde önemli bir rol oynayacaktır.

SONUÇ VE TARTIŞMA

Öğrencilerin “saldırgan” davranışlarının altında yatan sebepler arasında sosyo-ekonomik koşullar, ailelerin eğitim düzeyi, medya, ailedeki kardeş sayısı, internet ve bilgisayar teknolojileri, vb. hususlar aktarılabilir. Elbette ki, sayılan bu sebepler başka bir araştırmanın konusu olabilir; ancak, burada bizim ortaya koymak istediğimiz asıl unsur öğrencilerin gerek okulda, gerekse de toplumsal hayatta gösterdikleri “saldırganca” davranışlardır. Ayrıca, ülkemizde pek çok öğrencinin bencilce ve paylaşımcılığın olmadığı ve demokratik değerlerden yoksun ailelerle yaşıyor (Tuzgöl, 1998) olması da, onlarda önce “edilgen saldırganlığı” tetikliyor, bu ise zamanla ve uzun vadede “etken”, yani “yıkıcı” saldırganlığa dönüşüyor olabilir. Bunu yanında, özellikle medyadaki ve bilgisayar ve internet teknolojisindeki yıkıcı, bozucu, kırıcı, yıldırıcı, vb. içerikli oyun ve televizyon programları (film, belgesel, dizi, çizgi film, vb.) öğrencilerde “örtük” (gizli) saldırganlığı tetiklemekte, bu zaman içerisinde kendisini “etkin/yıkıcı saldırganlık”, zaman zaman da “edilgen saldırganlık” olarak göstermektedir. Parlakyıldız-Karakuş’un (2005) ve Gültekin’in (2005) yapmış oldukları araştırmalar da, bu görüşü doğrular niteliktedir. Çok küçük yaşlarda bile öğrencilerin birçoğu, saldırganca davranabilmektedir. Kaldı ki, “ergenlik süreci” içerisinde olarak nitelendirilebilecek olan 11 – 14 yaş dilimi aralığındaki öğrenciler, küçükken izledikleri çizgi filmlerde geçen “şiddet” ve “saldırgan” (Parlakyıldız-Karakuş, 2005) davranışları ve ergen çağlarında izledikleri “şiddet” ve “saldırganca” davranışları içeren film ve dizileri izlediklerinde (Gültekin, 2005), bu, kendini “atak” diye nitelendirdiğimiz “yıkıcı saldırganlık” olarak ortaya çıkarmaktadır. Günümüz dünyasında şiddet ve saldırganlığı büyük oranda tetikleyen faktörlerin başında medya gelmektedir. Kitle iletişim araçlarının özellikle ti­cari amaçla ve kontrolsüzce faaliyet göstermeleri, insanlardaki saldırganlık eği­limini çoğu durumda aktifleştirebilmektedir. Bu bağlamda en çok izleyici kit­lesine sahip olan televizyonun çocuk ve gençlerin davranışları üzerindeki olumsuz etkileri bilimsel araştırmalarla tespit edilmiştir (Köknel, 1996: 123). Ayrıca, Özellikle çocuklara yönelik olarak üretilen çizgi filmlerdeki şiddet tema­ları, hemen herkesin malumudur. Örneğin ülkemizde bu konuda yapılan bir araştırmada, 5 televizyon kanalında gösterilen 48 çizgi filmin analizi sonu­cunda, filmlerin % 44’ünde şiddete dayalı temaların işlendiği ve bütün çizgi filmler boyunca “şiddet kullanımı”nın en meşru yöntem olarak tekrarlandığı görülmüştür (Özerkan, 1996).

Bir başka taraftan, gözlemlendiği kadarı ile okullarda uygulanmakta olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni yürürlüğe koyduğu “Rehberlik Çerçeve Programı” özellikle ilköğretim II. Kademede okutulan derslerle ilişkisiz ve bağlantısıdır. Çerçeve programı ile eğitim programları arasında herhangi bir örüntü ya da birbirini destekleyici nitelikte organik bir bağ ve içerik ortaklığı yoktur. Bunun sonucunda okullarda, özellikle ilköğretim II. Kademedeki rehberlik etkinlikleri ve servisleri de etkisiz kalmaktadır.

Bir başka taraftan öğrencilerin toplumsal hayatta veya okulda yapmış oldukları hataların fiziksel yöntemler ile cezalandırılması, öğrencilerdeki saldırganca davranışları artırdığını düşündürmektedir. Öğrencilerin, gerek okulda, gerekse de sosyal hayata aileleri ve öğretmenleri tarafından engellenmeleri; yani, kendilerini ifade etmelerine izin verilmemesi kendilerinin fikir, görüş ve önerilerinin önemsenmeyip, dikkate alınmayışı da, öğrencilerdeki saldırganca davranışları artırdığı ifade edilebilir. Çünkü birey ya da öğrenci, kendini ifade edemediğinde, ya kendini ispatlamak için illegal yollara başvuracak, yani, saldırganca davranışlar içerisine girerek çevreye ve insanlara zarar verecek ya da sindirilmiş olarak ömür boyu kişiliği oturmamış, silik ve toplumdan uzak bir birey olarak yalnızlığa ve başarısızlığa mahkûm bir şekilde hayatını idame ettirmeye çalışacaktır.

Sonuç ve tartışma bölümlerinde elde edilen veriler ve ortaya konan görüşler ışığında aşağıdaki şu önerilerde bulunulabilir:

Okulla İlgili Olarak

– Öğretmenlerin, öğrencileri her halükarda dinlemeleri, iletişimlerini güçlendirmeleri

– Öğrencileri rahatsız etmeyecek ve sıkmayacak bir biçimde sürekli denetim altında bulundurmaları; sorunların çözümünde yapıcı rol oynayarak, “gelişimsel” ve “önleyici” rehberlik modelini kendilerine temel almaları

– Öğretmenlerin, öğrencilerin davranışlarını asla fiziksel ceza yöntemleri ile cezalandırmamaları

– Öğretmenlerin, yönetim-öğrenci-veli üçgenindeki iletişimin güçlendirilmesinde aktif rol oynamaları; ailelerle herhangi bir açık kanal ile (telefon, mektup, e-posta, yüz yüze görüşme, sınıf ya da okul toplantıları, vb.) iletişimi ve irtibatın koparılmadan, öğrenci hakkında sıkıntı yaratıcı ya da yaratan en ufak bir hususu onlarla paylaşmaya istekle olmaları

– Öğretmenlerin ve okul yönetiminin, öğrencilerin bilişsel ve devinimsel yönlerinin geliştirilmesinde olduğu gibi, onların duyuşsal ve psiko-sosyal gelişimlerinde de işbirliği yapmaları

– Öğretmenler ve aileler işbirliği yaparak, psikolojik desteğe, vb. acil ihtiyacı bulunan öğrenciyi en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna ya da bir rehberlik merkezine göndererek, psikolojik destek alması sağlamalı

– Öğretmenler ve okul yönetimi, her öğrenciyi her yönden “değerli” görerek (yalnızca göstermiş oldukları “akademik başarılardan” dolayı değil), onlara “birey” gibi yaklaşmalı ve onları her yönden anlamaya çalışmalı

– Öğretmenler ve okul yönetimi, gerek okul içinde, gerekse de okul dışında öğrencilerin kendilerini rahatça ifade edebilmelerine imkan ve fırsat verecekleri ortamlar (tiyatro, spor alanları, güzel sanatlar, müziksel etkinlikler, tartışma, sempozyum, seminer, edebi etkinler, vb.) oluşturarak, onların kendilerini en iyi biçimde ve en uygun yolla ifade edebilmelerine, anlatmalarına fırsatlar verilmelidir. Bu etkinlikler, elbette, “yapılmak için yapılmamalıdır. Bu etkinliklerde çoğulculuk, çeşitlilik ve çoklu katılım sağlanmalıdır. Yani, bir nevi öğrencilerin her alanda “kendilerini açmaları” sağlanmalı, buna yardımcı olunmalıdır.

– Sınıfları demokratik ilkeler ışığında tekrar yapılandırmalı; öğrencilerin görüşlerinin de dikkate alındığı uygulamalar geliştirilmeli

– Öğretmenlerin ve okul yönetiminin “okulda çatışma çözme / problem çözme” yöntemlerini bilerek, bunu okullarında uygulamaya geçirmeleri gerekmektedir. Bununla birlikte “arabuluculuk” modelinin de okul yaşantısında uygulanmaya çalışılması, okulda daha sorunsuz ve öğrenciler açısından da daha sağlıklı bir eğitim sürecini ortaya koyacaktır.

–  Okulun, eğitim programlarında “saldırganlık düzeyini düşürmeye” yönelik etkinlikler konulması hususunda Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler ile her türlü işbirliğine girmesi gerekmekte.

Ailelerle İlgili Olarak

–  Ailelerin, çocukları ile iletişim kanalını her zaman açık tutarak, çocuklarının öğretmenleri ile sürekli çocuklarının yalnızca akademik değil, psikolojik ve duyuşsal gibi durumları için de işbirliği yapmaları gerekmekte

–  Ailelerin, çocuklarını her halükarda dinleyerek onların kendilerini ifade etmelerine izin vermelerine fırsat tanınmalıdır.

– Aileler, asala yargılayıcı, kusur bulucu, suçlayıcı tavır içerisine girmemelidir

– Aileler, çocuklarına hiçbir halükarda fiziksel şiddet uygulamamalıdır. Unutulmamalıdır ki, fiziksel şiddet, onların bastırılmış öfke ve sinirinin bir gün elbet ortaya çıkmasına yol açacaktır.

– Ailelerin, evde çocuklarının internet, televizyon, vb. kullanımı konusunda biraz daha bilinçli olmalıları; çocuklarını bu hususlarda denetim altında bulundurmaları, çocukların psikolojik, bedensel ve bilişsel gelişimini de olumlu yönde etkileyecektir.

–  Ailelerin, çocuklarının her türlü sorununu konuşarak çözmeye çalışmaları, çocuklarının sağlam bir kişilik geliştirmelerine yardımcı olacaktır.

–  Aileler, hiçbir zaman çocuğa öfke ile yaklaşmamalı; onları anlamaya çalışmalıdır.

–  Aileler, çocuklarının okuldaki ya da toplumsal hayatta takındığı saldırgan davranışları cezalandırmadan, sorunu, öğretmenlerini de işin içine katarak daha geniş bir çerçevede, konuşarak, anlayarak çözmeye çalışması, arzu edilirse bir sağlık kuruluşuna ya da rehberlik servisine başvurması yerinde ve olumlu bir davranış olacaktır.

–  Ailelerin, çocuğunu asla “yetersiz” görmemeleri, ayrıca, onları başkaları ile de kıyaslamamaları gerekmektedir. Onları her şeyi ile kabul ederek; değerli olduklarını hissettirmeleri gerekmektedir.

– Ailelerin, aile için iletişim sürecinde demokratik değerleri benimsemesi, çocuğun aile içinde kendini daha esnek bir şekilde ifade etmesini sağlayacaktır, bu da öğrencinin duygu ve düşüncelerinin “bastırılmaması” anlamına geleceğinden, çocuk, herhangi rahatsızlık duymayacaktır. Çünkü şiddetin, genel anlamda altında yatan nedenlerden bir tanesi de “bastırılmışlıktır”.

–  Ailelerin, çocuğuna güven vermesi, her halükarda onun yanında olduklarını hissettirmeleri gerekmektedir.

– Ailelerin, çocuğunu “yetersiz” görmemesi, ayrıca, onları başkaları ile kıyaslamadan onları her özelliği ile kabul ederek, çocuklarının kendilerinin nezdinde değerli oldukları hissettirmeleri gerekmekte.

KAYNAKÇA

Ağlamaz, T. 2006. Lise Öğrencilerinin Saldırganlık Puanlarının Kendini Açma Davranışı, Okul Türü, Cinsiyet, Sınıf Düzeyi, Anne-Baba Öğrenim Düzeyi ve Ailenin Aylık Gelir Düzeyi Açısından İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun.

Albertini, R. & Emmons, M. 2002. Atılganlık: Kendinize Yatırım Yapın! (Çev: S. Katlan). Ankara: HYB Yayıncılık.

Ankay, A. 2002. Psiko-Sosyal Yönüyle Saldırganlık ve Terör. Ankara: Turhan Kitabevi.

Arslan, C. 2005. Kişilerarası Çatışma Çözme ve Problem Çözme Yaklaşımlarının Yükleme Karmaşıklığı Açısından İncelenmesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.

Atkinson, R. L., Atkinson, R. C., Smith, E. E., Ben, D. J. & Hoeksama, S. N. 1996. Psikolojiye Giriş. (Çev: Alogan, Y.). (12. Baskı). Ankara: Arkadaş Yayınevi.

Avcı, R. 2006. Şiddet Davranışı Gösteren ve Göstermeyen Ergenlerin Ailelerinin Aile İşlevleri, Öfke ve Öfke İfade Tarzları Açısından İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.  Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.

Bal, E. 2006. İlköğretim Öğrencilerinin Benlik Algıları ile Atılganlık Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.

Bal, Ü. 2003. Hastanede Çalışan Hemşire ve Diğer Bayan Sağlık Personelinin Benlik Saygıları ve Atılganlık Düzeylerinin İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.

Bauman, L. & Riche, R. 1997. The Ten Most Troublesome Teen-age problems and How to Solve Them. Toronto, ON: Carol Publishing Group.

Bolat-Karataş, Z. 2002. Anne-Baba saldırganlığı ile Lise Öğrencilerinin Saldırganlığı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.

Cüceloğlu, D. 1991. İnsan ve Davranışı. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Demirhan, M. 2002. Kendini Açma Düzeyleri Farklı Genel Lise Öğrencilerinin Bazı Değişkenler Açısından Saldırganlık Düzeylerinin İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eskişehir.

Dizmen, F. 2006. Farklı Okul Programlarındaki Lise Öğrencilerinin Kendini Açma Davranışlarının İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum.

Dollard, C. & Diğerleri. 1988. Sosyal Psikolojiye Giriş. (Çev.: Bilgin, N.). İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat fakültesi yayınları.

Dökmen, Ü. 1995. İletişim Çatışmaları ve Empati. İstanbul: Sistem Yayıncılık.

Efilti, E. 2003. Çocuklar Saldırganlığı Nasıl Öğrenir? Eğitime Yeni Bakışlar-II. (Ed: Sünbül, A. M.). Ankara: Mikro Yayınları.

Efilti, E. 2006. Ortaöğretim Kurumlarında Okuyan Öğrencilerin Saldırganlık ve Denetim Odağı’nın Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.

Freedman, J. L. & Diğerleri. 1989. Sosyal Psikoloji. (Çev: Dönmez, A.). İstanbul: Ara Yayıncılık.

Güngör, N. 1995. Ergenlerin Dinledikleri Müzik Türünün Depresyon ve Saldırganlık Düzeyine Etkisi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Görüş, Y. 1999. Bir Grup Lise Öğrencisinin Atılganlık Düzeyleri ile Stresle Başa Çıkma Yolları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İzmir.

Gültekin, Z. 2005. Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Mafya Dizileri: Kurtlar Vadisi Örneği. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Hatunoğlu, A. 1994. Ana-Baba Tutumları ile Saldırganlık Arasındaki İlişkiler. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum.

Jabukowski, P. & Lange, A. J. 1978. Responsible Assertive Behavior. USA: Research Press.

Karasar, N. 2005. Bilimsel Araştırma Yöntemi: Kavramlar-İlkeler-Teknikler. (15. Baskı). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.

Kesen, N. F., Deniz, M. E. & Durmuşoğlu, N. 2007. Ergenlerde Saldırganlık ve Öfke Düzeyleri Arasındaki İlişki: Yetiştirme Yurtları Üzerine Bir Araştırma. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi17,

Kiper, İ. 1984. Saldırganlık Türlerinin Çeşitli Ekonomik, Sosyal ve Akademik Değişkenlerle İlişkisi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Köknel, F. 1995. Kişilik: Kaygıdan Mutluluğa. (13. Basım). İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi.

Köknel, Ö. 1996. Bireysel ve Toplumsal Şiddet. İstanbul: Altın Kitaplar.

Lange, A. J. & Jakubowski, P. 1976. Responsible Assertive Behavior. Champaign: Research Press.

Masalcı, A. D. 2000. Aile İçi Etkileşimlerde Çocuğun Saldırganlık Düzeyi ve Uygu Davranışının Karşılaştırılması. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İzmir.

Öğülmüş, S. 1995. Okullarda (Liselerde) Şiddet ve Saldırganlık. Yayımlanmamış Araştırma Raporu.  Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Ankara.

Öğülmüş, S. 2006. Okullarda Şiddet ve Alınabilecek Önlemler. Eğitime Bakış2(7), 16–24.

Özerkan, Ş. 1996. TV’de Şiddet Öğesi ve Çizgi Filmler. Marmara İletişim Dergisi10.

Parlakyıldız-Karakuş, Ü. 2005. Çizgi Filmlerdeki Şiddetin Çocuklar Üzerindeki Etkisi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Stein, A. 1997. Saldırgan Çocuk. (Çev.: Polat, N.). İstanbul: Papirüs Yayınları.

Tan, S. 2006. Ergenlerde Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Atılganlık Düzeyi ve Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Taştan, N. 2004. Çatışma Çözme ve Akran Arabuluculuğu Eğitimi Programlarının İlköğretim Altıncı Sınıf Öğrencilerinin Çatışma Çözme ve Akran Arabuluculuğu Becerilerine Etkisi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Tuzgöl, M. 1998. Ana-Baba Tutumları Farklı Lise Öğrencilerinin Saldırganlık Düzeylerinin Çeşitli Değişkenler Açısından Karşılaştırılması. Yayımlamamış Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Uluğtekin, S. 1976. Ana Baba Davranışlarıyla Çocuğun Saldırganlık ve Bağımlılık Eğilimi Arasındaki İlişkilerin Araştırılması. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Ankara.

Uysal, Z. 2006. Çatışma Çözme Eğitim Programının Ortaöğretim Dokuzuncu Sınıf Düzeyindeki Öğrencilerin Çatışma Çözme Becerilerine Etkisi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.

Voltan, N. 1980. Grupla Atılganlık Eğitiminin Bireyin Atılganlık Düzeyine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi3, 62–66.

http://www.psikolojisayfam.com/psikolojik-sorunlar/saldirganlik.html (Erişim Tarihi: 14.04.2008)

http://psikolog.org.tr/articles_detail.asp?cat=2&id=8 (Erişim tarihi: 14.03.2008)