Fergana Olayları Üzerine Mülakat

Fergana Olaylarının Tanığı Bayar Hocagiller ile Mülakat

Atabek Yurdu ve Ahıska

 

Türkiye’nin Kuzeydoğu Anadolu’sunda bir bölge vardır: Atabek Yurdu. Bu bölge son bin yıllık tarihinde biçimlenerek kendi etnogenezini oluşturmuş ve bu dinamizmini günümüzde de sürdürmektedir. Atabek Yurdu, günümüzde Ahıska, Ardahan, Artvin, Kars, Erzurum’un kuzey ilçeleri ve Bayburt’u içine alan bir kültür bölgesidir. Geriye doğru gidilirse, Osmanlı Devleti bu bölgeyi 1578 yılında Safevîlerden (Azerbaycan) almış. Safevîlerden önce bağlı olduğu devletler ise Akkoyunlu, Karakoyunlu ve İlhanlı Devletleridir. Atabek Yurdu, kısa bir süre Kıpçak-Gürcü federasyonuyla birlikte hareket de etmiş. Daha eskilerde Roma, Hun, Pers ve Saka (İskit) devletlerine bağlı yaşamış. Tarihte çeşitli devletlerin kontrolüne geçmiş olsa da üzerinde yaşayan kültür kendisini üretmeye devam etmiştir. Bölge, çeşitli devletler arasında el değiştirirken de genellikle bütün halinde başka devlete bağlanmış ve sonucunda ciddi bir toplumsal parçalanma ortaya çıkmamıştır. 

1800’lerin başında Rusya’nın bölgeye gelmesiyle birlikte durum değişmiştir. Bölgenin önemli merkezi olan Ahıska, 19. yüzyıl boyunca Atabek Yurdu’ndan sık sık kopar hale gelmiş, Rusya ile Osmanlı Türkiyesi arasında el değiştirmiştir. Şimdiki hukukî statüsü 1921 Kars ve Moskova Antlaşmalarıyla belirlenmiştir. Bu düzenlemeye göre Ahıska, Sovyetler Birliği’ne ve oradan da Gürcistan’a intikal etmiş durumdadır. 

Sonradan görme bir devlet olan Gürcistan kuruluşunun birinci yılında İstiklal Harbi’nin hazırlıklarını yapmakta olan Türkiye’ye saldırmıştır. Kovalanmıştır elbette ama Gürcistan’da kalan Ahıska Türklerine yönelik ırkçı baskılar yapmaya başlamıştır. İnsanlara Gürcü ad ve soyadı vermek, etnik kökenini Kartvel olarak yazmak gibi… Sovyet Gürcistan’ı, Ahıska’nın az sayıdaki okumuş kişilerini ve toplum önderlerini toprak ağası, karşı devrimci, Kemalist, Pantürkist olmak gibi iddialarla imha etmiştir. Bunlar da yetmezmiş gibi Ahıska ve civarında yaşayan Türkler ve onlarla birlikte hareket eden Kürt ve Hemşinleri Orta Asya ülkelerine topluca sürgün etmiştir. Korkunç trajediler yaşanmıştır. Bir soykırım niyetiyle yapılan bu sürgünde kimsesizler yurdunda kalan Türk çocukları bile sürmüşlerdir. Gerçi Gürcistan “Bunu Sovyetler Birliği yaptı.” diye üzerine alınmasa da, Ahıska Türklerine yapılan insanlık dışı uygulamalardan pişmanlık duyduğunu ve telafi etmek istediğini hala söyleyebilmiş, Ahıskalılara tarihin eski zamanlarından beri vatanları olan Ahıska’ya kolayca dönmelerini sağlamış değildir.

Ahıska Türkleri ilk kez 1940 yılında askere alınmaya başlandı. Hem de 17-55 yaş arasında eli silah tutan erkekler! Erkekler 2. Dünya Savaşında Almanya’ya karşı savaştayken geri kalanlar sürgün edildiler. Sürgün edilenler yaşlılar, kadın ve çocuklardı. Kötü koşullar yüzünden binlerce Ahıska Türk’ü sürgün yolculuğu sırasında hayatını kaybetti. Sürgün yerlerinde de ilk yıllarda büyük kayıplara uğradılar. 2. Dünya Savaşı’nın yol açtığı yoksulluk, açlık, hastalık ve evsizlik gibi bütün felaketleri yaşadılar. Aralık ayında sürgün gittikleri yerlerde Sovyet Devleti onlara ev bir yana, birer battaniye dahi vermedi. Daha da kötü olabilirdi ancak sürgün yerlerindeki Özbek, Kazak ve Kırgız halkı ortada kalmış bu insanlara evlerini açtı. Onlar da çok yoksuldu. Yine de pek çok insanın yaşamasını sağladılar.

Birçok Ahıska Türk’ü sürgünün ilk yıllarında kendilerine destek olan Özbek, Kazak ve Kırgızlara minnettarlıklarını defalarca dile getirmişlerdir.

Zaman hızla geçti ve yaşama tutunanlar yaralarını sardı. Evlerini yaptılar, nüfusları arttı, çocuklarını üniversitelerde okuttular. Çalışkan ve disiplinli bir toplum olarak ün kazanmışlardı. Kültürel yapısını ve kimliklerini korumuş, aile hayatını güçlendirmişlerdi. Sovyetler Birliği’nde çok yaygın olan alkol kullanımı gibi insanın enerjisini ve sağlığını telef eden hallerden nispeten uzak duruyorlardı. Bunlar onları etkili bir toplum haline getirmişti. Ancak bu iyi özellikler onların başına iş açacak gibi görünüyordu. Diğerleri kazandığı parayı eğlence için harcarken Ahıska Türkleri para biriktirip ev ve otomobiller alıyorlardı.

Öte yandan Rusya’da tarımda çalışacak nüfus azalmış, var olanlar da iş ve çalışma ahlakından yoksun bir yaşam sürmekteydi. Ancak Rusya’nın geniş tarım arazileri vardı ve üretim yapılması gerekiyordu. Gününün yarısını alkolle geçiren ve iş disiplini olmayan bu lümpen kitleyle olacak gibi değildi. 

Fergana Olayları

1989 yılının 1-5 Haziran günlerinde Özbekistan’ın Fergana şehri civarındaki köy ve kasabalarda etnik çatışmalar çıktı. Söylendiğine göre bu çatışma Ahıska Türkleri ile Özbekler arasında çıkmıştı. Hedefte olan Ahıska Türkleriydi. Bu katliamda resmî rakamlara göre 100-300 arasında Ahıska Türk’ü öldü, yüzlerce ev talan edildi, yakıldı ve imha edildi. Bunların sonucunda Ahıska Türklerinin bir kısmı bölgeden alınıp Rusya’nın bazı köylerine taşınarak yerleştirildi. Ahıskalıların yerleştirildikleri yeni köylerinde kısa sürede tarımsal üretim canlandı, toplum kalkınmaya başladı.

Fergana olayları, Ahıska Türklerinin toplumsal belleğine yeni bir acı sayfa olarak kaydedildi. Olayların arkasından binlerce Ahıska Türk’ünün başka yerlere yerleştirilmesi ise yeni bir sürgün biçiminde oldu. Yine sadece bohçalarını, valizlerini alıp gidebildiler. Çok azı evlerini gerçek fiyatına satabildi.

Trajik olay sırasında Türkiye’de Ahıska Türklerinin adı duyulmaya başlandı ancak Türkiye’de Ahıska Türkleri olarak değil “Mesket Türkleri” olarak duyuldu. Biz ise Mesket Türkleri adını daha önce hiç duymamıştık. Dolayısıyla “Yeni bir Türk boyu mu, bu Türk boyundan neden haberdar olmamışız?” diye hayıflanırken katliam sonrası görüntüler dikkatimizi çekti. İnsanlar acı içinde konuşuyorlardı. Televizyondan yansıyan konuşma ve seslerden anlaşıldığı kadarıyla bunlar tıpkı bizim Ardahan, Artvin, Erzurum, Oltu, Narman hatta Bayburt’ta yaşayan insanlar gibi konuşuyorlardı. Bu insanların orada ne işi vardı? Anlamış değildik çünkü Ahıska Türklerinin hala Ahıska’da yaşadıklarını sanıyorduk. Söz aramızda, Ahıska’yı da Ahıska Türklerini de biraz unutmuştuk!

***

Fergana olaylarını yaşayan Ahıska Türklerinin bir kısmı günümüzde Rusya’nın Krasnodar ve Rostov gibi yerlerindeki köylerde yaşıyorlar. Buralar aslında eski Kıpçak bölgeleridir. Müzeler Kıpçaklara ait kalıntılarla doludur. Ancak yeni sahipleri eski sahipleriyle birlikte yaşamak istemediler. Krasnodar’dakilerden 15 bine yakın insan orada yaşayan Rus ve Ermeni ırkçıların saldırılarına uğradığı, ikamet izni verilmediği haberleri basında ve araştırmalarda yer aldı. Ahıska’dan başka gidecek yerleri de yoktu. Tam vatanlarına gidebilecekken ABD devreye girip bunların bir kısmını ABD’ye götürdü ve vatandaş olmalarını sağladı.

Fergana mağdurlarının bir kısmı da kendi isteği ve imkanlarıyla Ukrayna’ya yerleşti. Bunların bir kısmı da Donetsk’te Rusya yanlılarıyla-Ukrayna arasındaki çatışmaların ortasında kalınca Türkiye’ye getirilip Erzincan’ın Üzümlü ve çok azı da Bingöl’ün Ahlat ilçesine yerleştirildi. Kendi gayretleriyle gelerek Türkiye’de yerleşip hayata tutunmaya çalışanlar da var.

Aşağıdaki mülakat Fergana olaylarını yaşayan, orada kamu görevlisi olan bir Ahıska Türk’ü olan Bayar Hocagiller ile yapıldı. Bayar Bey, 1989’da ayrıldığı Fergana’ya 2019 yılında ailesiyle birlikte 30 yıl sonra yeniden gitti. Bu röportaj Bayar Hocagiller’in son gidişindeki gözlemleri üzerine yapıldı.

Görüşme kayıtlarını bilgisayara yazmak gibi zahmetli bir işi de sevgili Ayşegül Çelik yaptı. Minnet borçluyum, teşekkür ederim.

***

İkram ÇINAR (İÇ) Bayar Bey, Ahıskalıların kullandığı iki soyadı var sanki: Aliyev ve Seferov. Siz şaşırttınız, sizinki Hocagiller?

Bayar Hocagiller: Evet Hocagiller ama eskiden Aliyev idi! (Gülüşmeler)

İÇ – Peki neden bu soyadı?

Bayar Hocagiller: Bizim Aliyevler ile hiç ilgimiz yoktur, bizim sülalenin de ilgisi yoktur. Benim dedelerim arasında Ali diye birisi de yok idi. Bu, Sovyetler Birliği zamanda bizim soyadlarımızı değiştirmek amacıyla taktığı bir soyadıdır, Aliyev.

İÇ –  Sormadan mı verdiler?

Bayar Hocagiller: Sormadan. Bizimkilere pasaport alırken “Soyadın nedir?” diye soruyorlardı. Sülale adını söylüyorduk ama kabul edilmiyordu. Bizim sülalenin adı Ahıska’da Hocagiller idi. Benim dedelerim okumuş kişilerdi. Dini bilgi okumuştular. Bu yüzden Hocagiller ama Sovyetler Birliği’nde böyle bir soyadını kabul etmiyorlardı. “Bundan sonra soyadınız Aliyev olacak.” deyip kendilerinin istediği soyadını yazıyorlardı.

İÇ – Peki. Ahıska’da yaşarken aileniz 1944’te Özbekistan’a sürgün edildi. Ahıska’nın hangi köyünden gittiniz?

Bayar Hocagiller: Samkure köyünden ailemi sürmüşler. Ben Özbekistan’da dünyaya geldim. Büyük abim bir yaşını biraz geçmişken sürgün olmuşlar.

İÇ – Siz?

Bayar Hocagiller: Ben 1954 doğumluyum.

İÇ – Sürgünden sonra Ahıska Türklerine konulan sıkı yönetim henüz kalkmadan?

Bayar Hocagiller: Evet.

İÇ – Orada nerede okudunuz?

Bayar Hocagiller: Ben Rus dilinde okudum. İki üniversite bitirdim. Benim ilk üniversitemde matematik öğretmenliği, ikinci üniversitemde ise siyasi ekonomi okudum.

İÇ – Ekonomi politik. Özbekistan’ın hangi şehrinde yaşıyordunuz?

Bayar Hocagiller:   Fergana ili, Kuvasay şehri, Moyan köyü.

İÇ – Büyükçe bir yer miydi? Nasıldı oralar? Herkes Özbek ve Ahıska Türkü müydü?

Bayar Hocagiller: Yok, bizim köyde Özbek de, Tatar da var idi, bir Alman ailesi, Ruslar, Uygurlar, Tacikler, Kırgızlar, Koreliler vardı. Kırım Tatarları çok idi.

İÇ –  Özellikle mi karıştırmışlar orayı yoksa?

Bayar Hocagiller: Tatarlar da bizim gibi sürülmüştü oraya. Ruslar ise savaştan sonra kalkınma programı sebebiyle gelip orada yerleşmişti. Almanlardan esir düşen bir Alman da oraya yerleştirilmişti, orada kaldı. Şehrin genelinde Koreliler de yaşıyordu, onlar çok önceden gelmişler.

İÇ – Orada çoğunluk Özbek miydi?

Bayar Hocagiller: Özbekler çok idi, Tacikler de çok idi… Bizim Kuvasay şehir boyunca yaklaşık yirmi yedi bin nüfusu var ise bunların yedi bini yaklaşık bizim Ahıskalılar idi, dörtte biri. Epeyce vardı bizimkiler.

İÇ – Siz konu komşu olarak nasıl yaşıyordunuz?

Bayar Hocagiller: Güzel yaşıyorduk. Oranın yerlileri bile o olaylar olunca “Sizleri buradan götürmelerine biz razı değiliz.” diyorlardı. Onlar özellikle müracaat ettiler ki, “Bunlara değmeyin, bunların halkı çok iyi insanlardır” diye. Olaylar esnasında bile gittiler belediyeye ki, “Bunlara dokunmayın bunlar çok iyidirler, bunlar ile biz kaynaşmışız birbirimize, yani biz aynı millet sayılırız.” diye. İyi idi aramız yani hiç sorunumuz yok idi.

İÇ –  Ama sonra ne olduysa oldu, bir kargaşa çıktı.

Bayar Hocagiller: Üç şüphem var, üç şeyden şüpheleniyorum. Belki başkaları başka düşünüyordur. İlki Sovyetler Birliği’ni dağıtmak amacı ile Amerika’nın kurduğu bir oyun. Çünkü ben bu siyaset içinde olduğumdan biliyordum ki, Amerikan ajanları ikide iki plan yani iki defa plan yapıyordular. Nasıl olur da bu Sovyetler Birliğini dağıtırız diye. Hiç imkân bulamıyorlardı. Sonra meydana çıktı işte. Yaklaşık kırk sene içinde, bu ikinci cihan savaşından sonra Amerika yaklaşık altmış tane plan dizmiş.

İÇ –  Sovyetler Birliği’ni dağıtmak için mi?

Bayar Hocagiller: Dağıtmak amacı ile. Buna harcanan para yaklaşık altı yüz milyar dolar. Bayağı da bir para harcamış. Anlamış ki hani savaş ile başka bir şeyle olmaz diye bunu içten yıkmak lazım. Üstelikte bu birkaç tane devlet. Doğu Avrupa devletleri de bu sosyalizm siteminde idi. Varşova Paktı diyorlardı o zaman. Orayı dağıtmak için bu milletlerin arasına milliyetçilik oyununu oynadılar. Bunu yakın günlerde televizyonda ciddi bir Rus kanalında belgeselde gördüm: Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhurbaşkanlarının Sovyetler Birliği’ni dağıtma konusunda anlaştıklarını anlattılar.

İÇ –  Bunlar mı planlamışlar?

Bayar Hocagiller: Üçü, orada bu kararı alıyorlar.

İÇ – Bunların arkasında Amerika‘nın bir şeysi var mı?

Bayar Hocagiller: Şimdi onu söyleyeceğim, Sovyetler Birliği, on beş cumhuriyetten düzülmüş, bir cumhuriyet düzeni içinde yaşıyordu. Rusya onlardan biriydi. Başındaki Boris Yeltsin, diğer cumhuriyetlere haber bile vermeden önce Amerika’ya telefon açıyor, diyor ki “Müjde, Sovyetler Birliği diye bir şey kalmadı. Biz dağıttık. Şöyle bir karar alındı…” Yani ilk haber verdiği yer Amerika! Garbaçov da onların ajanıydı, yani o sonra belli oldu. Sovyetler Birliği’nin iç karışıklıklarla çatırdatılması gerekiyordu. Birincisi bu.

İkincisi, Sovyetler Birliği’nin seksen beşinci yıllarda bir kalkınma programı var idi. Rusya toprakları çok büyüktü. Özellikle Rusya Federasyonu toprakları bugün de büyüktür. Büyük ama nüfusu azdı, yani o toprakları işletecek kadar nüfusu yoktu. Kalkınma programında başka cumhuriyetlerden buraya aileleri ile insanları seferber etmek gerekiyordu ki o toprakları işleyebilsinler. Bu Sovyetler Birliğinin kendi programı idi. Gönüllü olarak başka cumhuriyetlere giden pek olmuyordu.

Ben o zaman milli eğitim müdürlüğünde çalışıyordum. Kuvasay şehrinde. Bizim binada belediyeye ait işe yerleştirme müdürlüğü vardı. Her ay yukarıdan yeni yeni talepler geliyordu. Şuraya şu kadar, buraya bu kadar çalışacak aile gönderilsin diye. Böyle talepler 2-3 yıldır geliyordu. Bulup Rusya’ya gönderiniz, diye! Bu mecburi bir şey idi ama kimse gitmek istemiyordu. Bu defa başka yol izlendi. Yani milletler arasında öyle bir propaganda geliştirdiler ki onlar “bizi sürüyorlar” demesinler de, kendi isteği ile gitmiş olsunlar diye kurmaca kurdular. Devlet o tür yerlere gidenlere fazladan para veriyordu. Yardım parası. Eşyalarını bedava götürüyorlardı oraya kadar. Kendilerine yol parasını veriyorlardı yani bedava gidiyorlardı. Gittiği yerlerde de bedava ev veriyorlardı, iş imkânı tanıyorlardı, iyi işlere de koyuyorlardı. Orada da belli bir süre içinde maaşından başka ek yardımlar yapılıyordu ki oraya alışsınlar, adapte olsunlar diye. Ama giden aileler en fazla altı ay kalabiliyorlardı. Oranın şartları ile Özbekistan’ın şartları hiç birbirine uymuyordu. İklim değişikliği oluyordu. Dil sorunu var idi. Çoğu geri geliyordu. Böyle her ay buradan iki aile oradan iki aile göndererek bu sorunu çözemedikleri için köklü bir çare düşündüler. Ne yapalım ne edelim diye düşünürken, en sahipsiz millet olarak bizi gördü Sovyetler Birliği. Bence bu ikinci bir oyun idi. Bizim hepimizi mecbur bırakarak, Rusya’nın köylerine götürmek istediler. Böylece Rus köyleri elemansızlıktan kurtulmuş olur, Fergana da kalabalıktan.

İÇ –  Böylece Ahıska’ya gitme isteğiniz de ortadan kalkardı!

Bayar Hocagiller: Evet. Başka bir husus daha var. Daha önce Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Leonid Brejnev idi. Sovyetler Birliği’nde on sekiz sene o genel sekreterlik (cumhurbaşkanlığı gibi) yaptı. Onun zamanında Özbekistan bayağı ayağa kalktı. Pamuk konusunda zaten en önemli pamuk üretici cumhuriyet Özbekistan idi. İki-üç milyondan altı milyona kadar çıkarttı yıllık hasadı. Özbekistan’ın Cumhurbaşkanı Raşidov Brejnev’in yakın adamıydı. Brejnev ona soruyor ki, “Bu sene ne kadar pamuk vereceksiniz?” 2-3 milyon ton üretirken, o da demiş ki “Beş milyon ton!” Brejnev diyor ki “Altı milyon yapamaz mısınız?” O da diyor ki “Yaparız, Sayın Genel Sekreter, halkımla yapacağız.” diyor ama altı milyon o kadar kolay değil. Tarım arazileri çoğaldı ama su yetmedi. Aral Denizi’ni besleyen sular, Sırderya, Amuderya, Gaşgaderya’nın suları o deniz akıyordu. Bunlar bu toprakları sulamak için kapatıldı ve Aral Denizi’ne akan nehir kalmadı. Böylece Aral Denizi de kısmen kurudu.

Sovyetler Birliği dağılmadan az önce görülüyor ki meğer pamuk gerçekte altı milyon tona hiçbir zaman ulaşmamış ama sahte faturalarla pamuk üretimi şişirilmiş! Bu durum yeni Genel Sekreter Yuri Andropov zamanında ortaya çıkıyor.

Andropov, Raşidov’a telefon açıyor. Soruyor ki bu sene ne kadar pamuk vereceksiniz?  Raşidov, “Altı milyon ton veririz.” diyor. Andropov, “Altı milyon ton gerçek pamuk mu yoksa evvelki pamuktan mı olacak?” Raşidov anlıyor ki bunların sahtecilikten haberi var. Bu telefon görüşmesi Raşidov yoldayken oluyor. Arabada kendinin o makam aracında konuşuyor. Yolda evine giderken kalp krizi geçirip ölüyor, korkusundan veya kahrından. Ondan sonra işte genel savcılar devreye girdi. Gıdlyan ile İvanov.

İÇ – Onlar kimdi?

Bayar Hocagiller: Gıdlyan ile İvanov. Gıdlyan Ermeni idi, İvanov Rus. Bunlar ikisi Özbekistan’a geliyorlar. Bakıyorlar ki pamuk işinde tarımda çalışan neredeyse herkes birbirine bağlı. Çok sayıda insan hapse atılıyor. Bu pis işi kapatmak için Özbekistan yönetiminin bu konudan daha önemli bir konuyu gündeme getirmeleri lazım idi. Üçüncüsü de bu.

İÇ – Rezaleti kapatmak için!

Bayar Hocagiller: Kapatmak için, bundan daha önemli ne olabilir. Pamuk yolsuzluğunu unutturmak için bu kargaşayı ortaya çıkardılar. Benim bildiğim böyle. Ama Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Özbekistan kendi bağımsızlığını kazandı. Bir iddiaya göre “Kendi içlerinde başka millet istemiyor” demeleri ve o kadar farklı kavim içide bizi seçmeleri bana hiç inandırıcı gelmedi. Orada Rus da vardı başkaları da vardı mesela. En azından bizim Özbeklerle dini bir bağımız var idi. Dil, bizimki birbirimize daha yakın idi. Mesela Koreliler az idi. Parmakla sayacak kadar az idi. Onlara karşı kimse bir şey yapmadı, Tatarlara karşı da kimse bir şey yapmadı. Özellikle bize yapmalarının maksadı ne idi?

İÇ –  Onu soracağım. Pamuk meselesi böylece kapatıldı.

Bayar Hocagiller: Kapatıldı.

İÇ – Ruslara yönelik bir düşmanlık yok muydu? Dokunulmazlıkları mı vardı?

Bayar Hocagiller: Vardı tabi vardı. Ruslara kimse dokunamazdı, devlet onlarındı. Zaten orada sistem şöyleydi: Diyelim ki Özbekistan’da cumhurbaşkanı Özbek ise onun birinci muavini Rus olacaktı. Bütün cumhuriyetler ve her yönetim seviyesi için öyleydi zaten.

İÇ –  Peki bu diğer yerlere de yansıyor muydu? Mesela Fergana’ da yönetimde.

Bayar Hocagiller: Zaten her yerde oluyordu.

İÇ – Bütün yönetim birimlerinde mi?

Bayar Hocagiller: Tabii ama şöyle mesela ikinci olmasa da illaki üçüncünün Rus olması lazım idi.

Olayların Başlaması

İÇ –  Peki tekrar Fergana olaylarına dönecek olursak. O olaylara siz tanık oldunuz mu?

Bayar Hocagiller: Bizim şehirde başladılar. Bizim köyde bir olay olmadı. Yakın yerlerde oluyordu ve oradaki sesler bizim köyde duyuluyordu. Aramız o kadar yakın idi. Ancak ilkinde biz anlayamadık. Şamata sesleri geliyordu.

İÇ –  Peki orada kaç kişi öldü?

Bayar Hocagiller: Orada bir kişi öldü o da Özbeklerden öldü, kendileri öldürmüşler.

İÇ –  Niye? Kazara mı?

Bayar Hocagiller: Kazara, panikle öldürdüler. Bu gerçek ki, kendileri başlattılar. İlkinde bizimkiler hazırlıksız yakalandılar. Herkes kendi evinde ama bunlar böyle toplu olarak gelip mesela evleri taşlıyorlar ama özellikle insan öldürme teşebbüsü yok, yani içeri girmeden dışarıdan taşlıyorlardı.

İÇ – Bu işin başı nasıl oldu? Türkiye’de TRT pazar yerinde bir şeyler olmuş diye duyurdu.

Bayar Hocagiller: Pek bir şey olmuyor. Bir söylenti duyuyoruz: Türkleri kovacaklar, dövecekler, öldürecekler diye.

İÇ – Durduk yerde mi oluyor böyle?

Bayar Hocagiller: Durduk yerde, ben mesela kendimi söyleyeyim. İşten çıktım, milli eğitimdeydim. Saat beşte çıktım, arkadaşım Özbek, o da benle beraber çalışıyor, ikimizde aynı köydeniz, otobüsü bekliyorduk, eve gideceğiz. Bana dedi ki bizim markete sigara geldi, o zamanlar da yabancı sigara sıkıntısı vardı. Kara borsa. “Orada tanışım var, ondan alın.” dedi. Oraya giderken restoranın önünde bir sürü araba yığılmıştı. Yolda da trafik polisi geçen bütün özel arabaları durdurup bakıyordu içine. Bazılarını restoranın içine alıyor, bazılarına da “git” diyorlardı. Duyduğumuz söylentilerin olacağını düşünmeye başladım. Toplanıyorlar bir şey olacaktı… Ama sokakta giderken hiç kimse bana dokunmuyor bir şey etmiyor. Eve geldik o gün yattım sabahleyin işe gidecektim tekrar. Zöhre adında bir kardeşim var burada. O telefon açtı. “İşe gelme, dün gece böyle böyle olaylar oldu. Evleri taşladılar, yaralılar var. Taşlar kime ki isabet etmiş kiminin başına gelmiş kiminin evine doğru gelmişse. Yaralılar var.” dedi.

Özbekler böyle bir şey yaptı, şimdi gerçekten insan korkuyor da böyle durumda. Sonra bizimkilerin şehir meydanında toplandığını söylediler. Geldik biz de oraya toplantıya. yetkililere müracaat ediyoruz, bu ne demektir, ne oluyor? Tehlikeli bir yerdi. Bizi kuşatsalar, arkamızda su akan bir büyük dere vardı. Oradan kaçamazdık, önümüzde zaten iki tarafta Özbekler kapatmış. Allah’tan polis, asker geldi de onları ayırıp bizi oradan çıkardılar. Sonra olayı o gün yatıştırdılar ama ertesi gün akşamleyin tekrar gelip saldırmak için yığılıyorlar. Bizimkiler de bunu duyuyorlar.

İÇ –  Bunlar sıradan Özbekler mi yoksa böyle başka yerden mi gelmişler?

Bayar Hocagiller: Başka yerden. Çoğunu biz bile tanımıyorduk. Özbekler de diyordu “Onlar bizden değil” diye ama tanıdıkları, içlerine karışanlar da vardı. Bizim Özbek komşuların hiçbiri orada görülmemiş. Sonra ikinci defa bunlar saldırmaya başlıyorlar. Bizim on beş yaştan başlayıp otuz otuz beş yaşa kadar gençler de bir yerde toplanıyorlar. Yüz-yüz elli adam bekliyorlar ki gelsinler biz onlara karşı koyacağız diye. Dövüşeceğiz diyorlar ya haberleri yok ki karşıdan gelenler yaklaşık beş altı bin kişi!

Söze Bayar Bey’in oğlu katılıyor. “Bizimkiler olayları pek ciddiye almamışlar. Beklemedikleri bir durum. O gün televizyonda bizim köyün müzisyenlerinin programı vardı ve çoğu kişi evlerinde televizyon karşısındaydı.”

Bayar Hocagiller: Televizyonda beklerdik böyle olayları da… Yüz-yüz elli kişi belki iki yüz kişilik ama bizim gençler o büyük kalabalığa saldırıyor. Dalıyorlar aralarına. Onlar kaçışmaya başlıyorlar. Bu kaçmada panikte biri yıkılıyor mu ne, koşanlar üstüne basıp eziyorlar o adamı ve o ölüyor. Bunu malzeme yapıyorlar bütün Özbekistan’a ki “Bakın onu Türkler öldürdüler.” diye. Sonra olaylar yatıştı. Ben kendim Moskova’ya telefon açtım. Sekreter aldı telefonu, ben açıp dedim ki “Özbekistan’da iç savaş başladı. Daha önceden sadece söylenti vardı ama şimdi olaylar başladı, ben duyuyorum sesleri.” Durumu Moskova biliyordu. Sonra bu haberleri televizyonda yayınlamaya başladılar.

İÇ – Siz nereyi aradınız?

Bayar Hocagiller: Moskova’yı.

İÇ –  Moskova’da nereyi, kimi aradınız?

Bayar Hocagiller: Pravda gazetesi vardı. O gazete partinin gazetesi sayılıyordu. Orayı aradım, Garbaçov’un sekreterine bağladılar. Dedim ki böyle böyle… Onlara haber gitti. Şimdi bunlar tabi ki Moskova’dan, Taşkent’ten sanıyorum olanları konuşmuşlar. Bunlar da örtbas edemediler, daha da meydana çıktı. Moskova yakın şehirlerden Özbekistan’a asker gönderdiler. Özbekistan’ın askeri vardı ama daha çok polis müdahale ediyordu.

İÇ – Sovyet askeri mi?

Bayar Hocagiller: Evet, Sovyet askeri geldi. Onlar da bir şey yapamadılar. Olayların büyüğü yaklaşık on gün sonra Haziran’ın iki veya üçüncü günü başladı. Bizim Ahıskalıların evlerini yakmaya başladılar.

İÇ – Askerler silahlı mıydılar?

Bayar Hocagiller: Silahları var idi ancak mermileri ya plastik ya da kuru sıkıydı.

İÇ – Ya toplum olaylarında?

Bayar Hocagiller: Kullanılıyordu, sadece korkutmak için. Bunu ben nereden bildim. Askerler bizim köylerde geziyorlardı, sokaklarda, öğle yemeğinde çağırıyoruz, onlar eninde sonunda bizi koruyorlar diye. Çağırdık yemek yemeye, böyle dışarıda bir sekide oturuyorlar bunlar dört tanesi elde otomatik silahları, kalaşnikofları böyle duvara dayattılar oturup yemek yiyorlardı. Ben dedim ki “Bunları ki böyle dayattın, askersin hani dedim, ben aldım bunu benim öfkem var gittim de başladım insanları öldürmeye…” Dedi ki “Zaten içinde mermi yok ki!”

Sonra olaylar sıçradı Vadstroy denilen yere, onda başladılar evleri yakmaya. O kalabalık hepsi yaka yaka Fergana’ya yani il merkezine kadar geldiler.

İÇ –  Evleri yakıyorlar, Türkleri öldürüyorlar?

Bayar Hocagiller: Evleri yakıyorlar, ölüler var, diri diri insan yakma, kafasını kesme gibi öyle yaklaşık bir yirmi otuz kişi vahşice öldürüldü o günlerde, dediğim o ikinci etapta.

İÇ – Kaç evin yakıldığı hakkında bir sayı var mı?

Bayar Hocagiller: Şimdi belki de sayı vardır ama o vakit diyorlar yaklaşık yetmiş seksen tane ev yakıldı orada. Cenazeler vardı. Babam din adamıydı. Doksan üç cenaze… Rahmetli babam bana doksan üç kişiyi toplu mezara gömdüğünü söyledi. Bu işler başlayınca bizim Ahıska Türklerini şehir merkezinden asker eşliğinde devletin yardımıyla otobüslerle poligon denilen havaalanının yanında askeri bir bölge vardı, oraya götürdüler. Oraya Özbekler gelemez diye. Sonra bizim Ahıskalıları oradan otobüslerle, ayın yedisinde, Haziran’da, altı-yedi otobüsle geldiler askerler bizleri otobüslere alıp götürdüler. Dediler ki yanınıza önemli olanları eşyalarınızı alın. Bütün eşyalarınızı alamazsınız. Evrak gibi şeylerinizi, elbiselerinizi alın dediler. Belki de gideceksiniz buralardan dediler, açıkça dediler. Üç dört günden sonra geri döneceksiniz, demediler. “Gideceksiniz buralardan” dediler bize. Özbeklerden ağlayanlar da oldu, karşı çıkanlarda oldu, götürmeyin bunları diye. Hep yani bize bayağı alışmıştılar onlar.

İÇ – Özbeklerle evlilikler, kız alıp vermeler var mıydı?

Bayar Hocagiller: Var, mesela benim halamın torununun hanımı Özbek’tir. Özbek’e varan kızlar da vardı. Onlar orada kaldılar. Böyle evlenmeler vardı. Yani evlilikler oluyordu aramızda. Az idi ama vardı.

İÇ – Peki Özbeklerle bizim kültürümüz yakın mıdır ya da Kazaklarla Kırgızlarla karşılaştırırsak Özbek daha mı yakın?

Bayar Hocagiller: O zaman Kazak’ı tanımıyordum çünkü Kazak biz de çok az idi, yok diyecek kadar az. Kırgız var idi, Tacik var idi. Ama Özbekler bize daha yakın idi kültür olarak. Yani uyacak farklı bir şeyleri yok idi. Öbürlerinden nispeten Kırgız’la Tacik’e göre Özbekler bize daha yakın idi.

İÇ – Rahmetli babanız doksan küsur…

Bayar Hocagiller: Doksan sekiz yaşında vefat etti.

İÇ – Hayır, cenazeyi gömdü dediniz ya, doksan üç cenaze sadece oradakiler mi? Ayrıca başka yerlerde de cenaze oldu mu?

Bayar Hocagiller: Başka yerde de oldu… Fergana’da toplanan, hani ölüleri topladılar ya sonra hepsini o olaydan iki gün sonra toplayıp getirip bir yerde topluca defnettiler. Yakılanları da gömdüler, yakınları da oradaydı. Çok acılı, trajik olaylar duyduk, gördük…

İÇ – Allah rahmet etsin. Peki sonra oradan nereye gittiniz?

Bayar Hocagiller: Bizi o askeri bölgeye getirdiler. Beş veya altı gün kaldık, bir haftaya yakın. O sırada başbakan geldi.

İÇ – Sovyet başbakanı mı?

Bayar Hocagiller: Evet, Sovyetler Birliği’nin başbakanı Nikolay İvanoviç Rıjkov. Bir de İçişleri Bakanı Vadim Viktoroviç Bakatin geldiler. Az önce dedim ya, Rusya’nın toprakları geniş ama çalışanı yok diye… Bunu neden söyledim? Oyun kurulmuştu. Bizimkiler o hale gelmiştiler ki, daha orada bile bizim önde gelenlerin beyni öyle yıkanmıştı ki orda bizimkiler “Rusya” diye bağırmaya başladılar. “Rusya’ya götürün bizi!” Yani “biz bunlarla artık yaşamayacağız.” diye. Bundan belli ki, bu, devletin kurduğu bir oyun.

İÇ – “Biz Rusya’ya gitmek istiyoruz” diye mi slogan atmaya başladılar?

Bayar Hocagiller: Evet. Ama götürdükleri yerlerde de sıkıntılar çıkmaya başladı. Bazı köylere on aile de gitmişti ama bazı köylere bir ya da üç aile yerleştirdiler. Yakın akrabaları bile birbirinden ayırmaya başladılar.

İÇ – Neden hepsini bir köye yerleştirmediler?

Bayar Hocagiller: Bizimkilere ayrı köy kurmak yerine, Rusya’da çalışacak insana ihtiyaç duyulan köylere, ihtiyaca göre yerleştirdiler. İnsani ihtiyaçlar ve akrabalık gibi sosyal meseleleri düşünmemişler.

İÇ – Rusya’nın ihtiyaçlarına göre mi sizi dağıttılar?

Bayar Hocagiller: Öyle. Bizi yine de iyi yerlere götürdüler. Öyle yerler var ki kuzeyde, oralarda yaşamak çok zordur. O programı yaptığına göre diyorduk ki gerçekten devletin ihtiyacı vardı buna. Sebebi alkoldü. Orada yaşayan insanlar çalıştığı yerde aldığı maaş ile kasa kasa votka alırlar evlere. Yani maaş verildikten sonra bir hafta kimse işe çıkmazdı. Öyle içiyorlardı ki akşama kadar, akşamdan başlıyorlar sabaha kadar içiyorlar, bayılıyorlar. Sabahleyin az gözünü açsa hiçbir şey yemeden bir bardak kokteyl içip tekrardan yatıyor.

İÇ – Para bitene kadar.

Bayar Hocagiller: Para bitene kadar, para bittikten sonra da borca içiyor, aldığının yarısını borca veriyor yarısını yine içiyor sonra yine borca… İşte böyle bir hayat ve çalışma düzeni.

İÇ – Değişik bir toplum, yani mahvolmuş bir toplum.

Bayar Hocagiller: Mahvolmuş bir toplum, gerçekten öyle.

İÇ – Ahıskalılar gelsin de çalışsınlar diye.

Bayar Hocagiller: Şimdi bak bu dediğim şey bu alkol işi. Ukrayna’ya kendimiz geldik. Türkiye’ye gelmeden önce bir toplantı oldu. O müdürü onu tekrardan seçtiler, aradan üç ay mı ne geçti tekrar bir toplantı yaptılar, başkasını seçmek için. Sebep? Bu müdür iyi götüremedi işi, yapamadı. Yeni aday diyor ki, ben müdür olursam buradaki buğdayı ispirto fabrikalarına verirdim. İspirto getirip buradaki millete satıp diyor bunla ben para yaparım. Böyle düşünen insan müdür olmak istiyor. Düşüncesi ispirto ile milleti öldürüp ondan kazandığı para ile memleketi kaldırmak istiyor. O kadar cahil bir insan.

İÇ – Kapitalizmi iyi anlamış! Peki, sonra siz Rusya’ya geldiniz.

Bayar Hocagiller: Rusya’ya geldik. Rusya’da bizi iyi karşıladılar, kötü olmadı. Yerli insanlar bize çok iyi sıcak davrandı. Sabahleyin kalktık baktık ki kapının önünde bir çuval patates, bir çuval soğan, iki kova, on beş litrelik kovalar dolu yumurta. İki tane horozun başı kesilmiş yatıyor… Bildik ki bu bize bir ikramdır. Konu komşudan sorduk, bunu kim getirdi, komşular dediler ki siz sadece o patatesleri boşaltıp çuvallarını geri verin, kovalarını hepsini, gerisine karışmayın dediler. Bu sizlere bizden bir ikramdır. Sonra rahmetlik babam dedi ki “Tamam, kusura bakmayın patates, yumurta bunların hepsi hoş ama bu horozları biz almayız çünkü bizim usule göre kesilmemiş bunlar. Babam bunları anlatınca sahibi gelip aldı. Ertesi gün sabahleyin kalktığımızda kapının önünde iki tane diri horoz gördük. Ayakları ve kanatları bağlı ki kaçamasın, kapının önünde duruyor. Yine getirip iki tane koymuşlar. Sonra çiftliğin müdürü dedi ki “Ne zaman ete ya da başka şeylere ihtiyacınız olursa, hemen ambara gelirsiniz, sizlere özel şey var, ne kadar lazımsa alırsınız. Nasılsa çalışacaksınız, para vermeye gerek yok. Aldığınızı yazın, sonra maaşlarınızdan kesilir.” dedi.

İşte orada iki sene yaşadık. İş verdiler yani branşımıza, mesleğimize layık bir iş var ise verdiler.  Ben im iki diplomam olduğunu söyleyince bana tarih öğretmenliğini verdiler. Tarih, coğrafya… Sonra abim doktor idi zaten hemen doktorlukta iş verdiler, sonra ortanca abim bu pazarlamacı sayılıyordu. Özbekistan’da ona aynı pazarlama işini verdiler. Hanımı muhasebeye verdiler Rusça bilmiyorum diye o zaman istemedi kendi.  İyiydi yani her şeyi ancak oranın bu yağmurlu özellikte biz o işe alışık değiliz çamur her yer, yani çok zorluk çektik. Bir de bizim akrabalar her yere saçıldı. Bir yerde birleşmek için yer arayıp, iki sene Rusya’da kaldık. Oradan Ukrayna’ya kendimiz geldik. Ukrayna’nın o zaman çalışacak elemana ihtiyacı yok idi. Ama yer buluyorduk. Geldik oraya yerleştik altı sene de orada yaşadık.

İÇ – Ukrayna’ya gitmek nasıl oldu?

Bayar Hocagiller: Sovyet zamanında Ukrayna’da üniversiteyi okuyanlar ve askerliğini orada yapanlar oluyordu. Onlar Ukrayna’yı o zamandan beğenmişler. İklimi Özbekistan’a benziyor, Ahıska’yı da andırıyor. Geniş, ferah, medeni bir yer olarak akıllarında yer etmiş. Bu olaylardan sonra oraya yerleşenler arttı. Memnun kalınca başkaları da oraya yerleşti.

İÇ – Sonra da Türkiye’ye geldiniz. Akrabalarınız var mıydı Özbekistan’da?

Bayar Hocagiller: Yok, bizim Özbekistan’ da akrabalarımız kalmamıştı.

İÇ – Peki, Özbekistan’da hala Türkler var mı? Bizim Ahıskalılar?

Bayar Hocagiller: Var, çok var. Buhara’ya gitmiştik, orada birisine sordum. Yirmi ikinci partizyezd savhoz varmış, hepsi bizim Ahıskalılar, yani sadece orada en az üç yüz dört yüz aile var demektir. Sonra başka bir yer varmış orası da bütün Ahıskalılarmış. Yani bayağı var burada bizimkiler orada. Fergana şehrinde şu an yaşayanlar da var, bizim Ahıskalılardan. Birisi ile konuştum, sonra birisi davet etti bizi oraya. Tesadüfen denk gelen bir taksi şoförü, o da bizim Ahıskalı. O da bizi hınkal yemeğe evine davet etti.

İÇ – Gidip konuştunuz mu? Onların herhangi bir şikâyetleri var mı?

Bayar Hocagiller: Yok yok, kimse bize karışmıyor diyorlar. Bizim gördüğümüz kişi diyor ki o olaylardan sonra devlet çok sıkıntı çekti. Pamuk meselesini kapatmışlar, mesele kalmamış. Ama bize davranışlarını görünce ben şaşırdım.

 İÇ – O konuya geleceğim. Bizimkilerin şu an hali vakti yerinde midir?

Bayar Hocagiller: Bizi davet eden insan bizimkilerden biridir. Kendine güzel iki tane ev yapmış, iki tane oğlum var diyor. Biri orada yaşarken diğer Green Card almış, şimdi Amerika’da yaşıyor. Evin bir tarafını otel yapmışlar, güzel bir otel olmuş. Kendisi taksi şoförü. Türkiye’ye gelmiş, arsa almış. Kızı buradadır. “Türkiye’de arsam var. Bakarım, ileride bir kötülük olursa çıkıp giderim Türkiye’ye. Bugünkü halde benim gitmem için hiçbir neden yok.” diyor.

Türkiye’de yaşayan bizim Ahıskalılar Özbekistan’a gitmemi pek istemediler. “Bizimkilere yaptıklarını hayatta bağışlamam, affetmem.” diye söyleyenler de oldu. Onlara anlattım, bu Özbeklerin işi değildi diye. Ama oldu. 30 yıl sonra gittim gördüm. Bana davranış şekillerini. Çok hizmet ettiler. Adamın birisi davet etti yanına evine. Oturduk evinde pilav yedik. Onlarda zaten pilav en önemli şeydir.

İÇ – Özbek pilavı?

Bayar Hocagiller: Özbek pilavı, evet. Zaten bizim komşuydu. Birçok kişi samimi biçimde davet etti. Birisi çok ısrarcı oldu. Arabalara bindirip götürdü bizi güzel bir mekâna. Dinlenme tesisi gibi bir şey, güzel bir yer yapmıştılar. İnsanın gerçekten iştahını daha bir açan bir yerdi, orada da bir pilav yapılmıştı. İçki diye bir şey yok onlarla bizim oranın insanları hepsi ibadete durmuş. Güzel Kur’an okuyorlar. Medreseleri bitirmiştiler hep namaz niyaz böyle yani.

İÇ – O eskiden öyle değildi galiba?

Bayar Hocagiller: Evet. Öyle bir şey yok idi o zaman. Bizde eskiden sadece ihtiyarlar giderdiler camiye. Aksakal diyorlardı onlara ama şimdi bakıyorsun gençler yani benim oğlum yaşındakiler de gidiyor, bazı gençler imamlık yapıyor orada.

İÇ – Arabistan’dan yayılan dini akımlar var. Onların etkisi var mı?

Bayar Hocagiller: Belki de vardır ama ben öyle bir şey hiç bilemedim. Arabistanlıları bilmem ama Özbekistan’da Türkiye’den gelenleri çok iyi karşılıyorlar. Türkiye’yi beğeniyor, Türkleri seviyorlar. Siz Türkiye’den geldiniz, biz sizin dizileri izliyoruz, diyor, dizi adlarını söylüyorlar. Türkiye popüler bir ülke olarak görünüyor.

İÇ – Türklere karşı bir sempati var!

Bayar Hocagiller: Evet ama Türk malları pahalı orada, Çin mallarına göre çok kaliteli.

30 Yıl Sonra Fergana’da…

İÇ- Özbekistan’a yeniden gitmek nereden aklınıza geldi?

Bayar Hocagiller: Ağabeyim gitmek istedi. “Eve gideceğim” diye tutturdu. Yaşlıdır, Alzheimer de oldu. Beraber gidecektik ama grubumuz giderek kalabalıklaştı. Büyük bir aile olarak gittik. Özbekistan’a gittiğimizde abimin evini sattığı kişiye uğradık. Bize sofra hazırlamışlardı. Abim dört gece onlarda kaldı, dört gece 30 yıl öncesine kadar kullandığı kendi odasında yattı.

İÇ- Hatırladı mı orayı?

Bayar Hocagiller: Şimdi hatırlıyor, geldikten sonra. Ama oradayken birçok hatırlatmaya rağmen hatırlayamadı. Alzheimer’in etkisi…

İÇ – Peki, gideceğinizi onlara haber vermiş miydiniz?

Bayar Hocagiller: Şimdi bizim çocukların sosyal medyada hesapları var. Facebook açmışlardı, galiba bir yerde Özbekistan’a gideceğimizi yazmışlar, onlar da bunu takip ediyorlarmış. Bu şekilde haberleri olmuş ona göre de saat onda bunlar demişler. Saat on da toplanmışlar. Biz saat beş buçukta geldik. Yani yedi buçuk saat bizi beklemişler orada. Sınırda bizi oyaladılar.

İÇ – Size iyi davranarak gönüllerinizi kazanmışlar. Peki ne anlatmak istediler?

Bayar Hocagiller: Özür değil de, dediler ki bu olan olaylardan ötürü bizi suçlamayın. Evet yani sanmayın ki bizim size bir kötülüğümüz oldu, biz sizleri çok seviyoruz dediler. Gelin bugünden gelin dediler. Evlerinizi isterseniz alın yaşayın, size kimse burada karışamaz, zarar veremez dediler. Bunu söylerken çok samimiydiler. Bir de çocuklar çok sevindiler eski komşular ya, komşuluğumuz iyiydi. Çok sevindiler, biz de çok sevindik.

İÇ – Siz de davet ettiniz mi onları Türkiye’ye?

Bayar Hocagiller: Biz de tabi. İllaki bunun bir cevabı olacak. Ama size gerçeğini söyleyeyim onların şartlarına göre biz onların yarısını yapsak ne mutlu bize derim. Yani onların konukseverliklerinin yarısını biz yapamazdık.

İÇ – Sevindim. Özbeklerle kardeş milletiz. Bir de Ahıskalılar buradan oraya 1944’te sürgün gittiği zaman onlar da zor şartlarda yaşamalarına karşın Ahıskalılara destek olmuşlar. Konuştuğum Ahıskalı aksakallar Özbekleri hep hayırla yad ediyorlar. Asıl sürgün faciasını yaratan Gürcistan ve Rusya’nın yaptıklarını unutup Özbekistan’a kırılmak kabul edilecek şey değil.

Bayar Hocagiller: 1989 olayları ki başımıza geldi, bazılarımız Özbeklere beddua ediyordu.  Rahmetlik babam bir gün “Oğlum hiçbir zaman beddua etmeyin. dedi. O millet bunu yapmamıştır. Eğer o millet bunu yapacak olsa idi kırk dördüncü yılda bize başkaca davranmazdı. Devlet bizi getirdi onların evine bir odalı çamurdan yapılmış olan aksa diyorlardı o zaman, çamur tuğlalardan (kerpiç) yapılan bir evin bir odası. Bütün ailesi orada. Bezden perde yapıp, o odanın yarısını da bize verirlerdi. Elinde bir ekmek varsa kırıp yarısını bize veriyorlardı. Bizi böyle karşıladılar. Onların hiçbir kötülüklerini görmedik.” demişti. Bugünkü güne de bakarsak insanların iyisi de var kötüsü de var.

İÇ- 1944 yılındaki kuşak ile 45 yıl sonraki kuşak değişmiş olabilir mi?

Bayar Hocagiller: Gençler karşıladı bizi. Bu iyi bir şeydir.

İÇ – Gençler nasıl?

Bayar Hocagiller: Gençler olsun yaşlılar olsun hepsi mahcubiyetle karşıladılar bizi. İyi davrandılar.

İÇ – Bir mahcubiyetleri, üzüntüleri oluşmuş belli ki. Özlediniz mi orayı?

Özbekistan da vatandır

Bayar Hocagiller: Yaklaşık sekiz sene biz Rusya’da ve Ukrayna’da kaldık. Hiçbir zaman Özbekistan’a geri dönmek gibi bir fikir kafamızda yok idi.

İÇ. – Korku mu?

Bayar Hocagiller: Kırgınlık. Bir korku da vardı. Yine de orada kalanlar, gelip de geri gidenler oldu. Rusya’ya gelip Rusya’dan geri gidip yine aynı yerde yaşayanlar da oldu. Bunları biz duyduk. Biz Türkiye’ye yerleştik artık. Bizim oraya gitme amacımız sadece abimin sürekli Moyan’ı sayıklaması idi.

İÇ. – Orayı özlediniz mi?

Bayar Hocagiller: Özledik tabi… İnternet var ya ulaşılıyor. Bazılarıyla konuşuyoruz. Özbek müziği dinleyebiliyorum. Bizim onlar ile bu sosyal medyadan konuşmamız bu özlemi bizden alıyor. Yani gidip de bir el sıkışmak, nasılsın demek yok ama onlarla konuşuyorum. Beraber çalıştığım insanlar var sürekli yazışıyoruz. Doğum günüm olunca ilk onlar kutlarlardı beni. Yani böyle bir sıcak ilişkimiz var. Ama gidip de tekrar orada yaşamayı hiçbir zaman düşünmedim.

İÇ – Peki, Özbekistan’a ayağınızı bastığınız saatten itibaren karşılaştığınız ve özlemle karşıladığınız veya hoşunuza giden neler vardı?

Bayar Hocagiller: Şimdi sana bir şey söyleyeyim. Nadir olarak ağlayan bir insanım. Özlediğimi ben orada anladım. Komşularımı, tanıdıklarımı görünce ağladım. Yani otuz yıllık bir özlem diye bir şey oldu. Kendi evimi de özledim, girdim evimde de oturdum, misafir ettiler, çok güzel karşıladılar. Bir de çok güzel sözlerle ailemizi orada andılar. “Bu eve geldiğimizden beri üstümüze bereket yağıyor.” dediler. Babam bu evde sürekli namazla niyazla idi, onun sayesinde bu evin bereketi var diye babamı andılar. Yani güzel şeyler duydum. Aradan bir iki sene geçer ben yine orayı özlerim. Yine gitsem derim. Bugün yine bir imkânım olsa gitmek isterim.

Söze oğlu katılıyor: Sonuçta yılların gençliğin yaşamın belli bir süresini geçirdiğin komşular, her ne kadar kötü olaylar yaşanmış olsa da nasıl ki şu an da bir akrabanız aklınıza gelir ama geldiği zaman evinizde başka türlü karşılarsınız, aynı duyguları yaşayıp geldiler. Orada çekilen videoda izliyordum. Ben ilk defa babamın ağladığını gördüm. Bir tane kadın sarılıyordu. Otuz yıl görmemiş ama belki de kaç yıl boyunca beraber yaşamış oraya gidince de o gençliğin bütün hayatın yarısı belki de geçen bir bölgede, bütün duygular anında böyle boşalmış.

Bayar Hocagiller: Hüzünlendik. Evimize gittik ama girip dolaşamadık, yani ben giremedim.

İÇ –  Niye?

Bayar Hocagiller: Bilmem, belki de şimdi nasıl anlatayım size bunu. Ben içeri girsem görüp nasıl çıkacağım oradan, dışarıdan gördüm epeyce değişiklik olmuş. Yani güzelleştirmişler. Bizim zamanımızdaki evimiz değişmiş. Nasıl, değişiklik çok güzel, herkes iyi… Bir de komşularımın çoğunun sağ olduğuna sevindim.

Söze katılan 3. Şahıs: O katliamdaki saldırganlar Özbekleri de öldürüyorlardı, çok sayıda Özbek de “Türkleri neden kurtardınız” diye öldürüldü. Gerçekten de abimin yeğeni Cavit şimdi cemiyetin başkanı. Özbekler onu kovalarken onu bir Özbek öğretmeni içeri alıp olaylar bitinceye kadar muhafaza ediyor. Yani o kadar insanın sağ olduğunu görmek gerçekten duygulanmasına sebep olabilir çünkü bazıları bizi kendi hayatları pahasına bizim hayatımızı kurtardı.

Bayar Hocagiller: Özbek dilinde konuşmaya başlayınca “Bunlar bizim Türklerdendir.” diyorlar. Güzel bir şey “Bizimdirler bunlar” denilmesi. O da güzel bir şeydir.

İÇ. Orada Fergana olayları konuşuldu mu?

Bayar Hocagiller: Yok, hiç. Bir yemekten sonra idi, sohbette bir ikisi dedi ki “Bizi suçlamayın lütfen yani bu olaylarda bizim hiç suçumuz yok, biz sizleri çok severdik, bugünde seviyoruz, sizleri çok özledik gelin yaşayın, yine aynı nasıl yaşıyorduysak öyle yaşayalım beraber. Abimin evini alan kişi, “Gelin yine sizin olsun.” dedi. “Yeter ki gelin.” Hani öyle kötülük, düşmanlık diye bir şey yoktu. Yani gelip bizi görmeye can atanlar çoktu.

İÇ – Güzel, yani güzellikleri ortaya çıkarıp, dostluğu ve kardeşliği geliştirmek iyidir.

Bayar Hocagiller: Şimdi bazıları duyunca diyor ki, senin için söylemesi kolay. Senin ailenden kimseyi öldürmediler, kimseye zarar vermediler, diyenler oluyor içimizden. Ben onları da kınayamam çünkü onların kaybettiklerinin bir ölçüsü olamaz.

İÇ –  Bir kişiye yönelik bir şey yok, orada bir çalkantı var o çalkantıda dalga gelmiş vurmuş.

Bayar Hocagiller: Bizimkilere cevap bile veremem. Çünkü o adamın yarasını deşmek başka bir şeydir.

İÇ –  Ben akrabalarını o olaylarda kaybetmiş olan bazı Ahıskalılarla konuştum. Acıları var elbette ama Özbeklere düşman değiller.

Bayar Hocagiller: Millet olarak suçlayamam.

İÇ – Yani içlerinde kötüler de olabilir. Bir de buna Rusya’nın bir tezgâhı diye bakıyor çoğu.

Bayar Hocagiller: Bence bu öncelikle Amerika’nın bir oyunuydu. Bununla ilgili okuduğum yazılar oldu. 45 yıl içinde 60-70 tane böyle plan yapmışlar. 600 bilmem kaç milyar dolar, yarım trilyondan fazla doları harcamışlar sadece planlarına! İkincisi Garbaçov, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra iyi bir insan olsaydı Sovyetler Birliği’nde kalırdı. Gitti İngiltere’ye. Niye orada yaşıyor? Garbaçov niye kaçtı? Özbekistan yönetiminin pamuk yolsuzluğunu kapatmak istemesi ve Rusya’daki tarlalarda çalıştırılacak tarım işçisi olarak bizimkileri düşünmeleri de olabilir. Durduk yerde oralara gitmiyorduk, böyle olunca itiraz etmeden gittik. Yazık oldu.

İÇ. – Konuştuğunuz ve dostluğumuzu geliştirecek sözler söylediğiniz için teşekkür ederim. Ölenlere rahmet, kalanlara selamet dilerim. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, Türk olduğunuz için bunca sürgün felaketlerine uğradınız. Türk milleti bunun farkındadır ve yalnız değilsiniz.

Ahıska: Kaçkın Türklerin Haykırışı

AÇIKLAMA: Bu yazı Seeddin Hürüşanoğlu’nun “Gaçkın Türklerin Harayı” [Kaçkın Türklerin Haykırışı] başlıklı makalesidir. Makale, 1990 yılında, Azerbaycan’da Diderginler [Kaçkınlar] 1918-20, 1948-52, 1988-89. Baku: Genclik, adlı kitabın 212-230. sayfaları arasında yayınlanmış ve oradan alınarak yayınlanmıştır. Bu yazı, Sovyetler Birliği’nin henüz dağıldığı ve Ahıskalılara Özbekistan’ın Fergana kentinde yaşatılan katliamın hemen akabinde yazılmış, olayları sıcağı sıcağına anlatan ilk elden bir yazıdır.

Kitabın yayınlandığı 1990 yılında Azerbaycan’ın alfabesini değiştirmediği için bu yazı Kiril alfabesinden latin alfabesine dönüştürerek Eğitişim Dergisinde yayımlanmıştır. Translitrerasyonda, Kiril yazılı Türkçeden Latin harflerine aktarılmasındaki emeği için Ahıskalı kökenli üniversite öğrencileri Mürşit Seferoğlu ve Vügar Süleymanov’a teşekkür ederim. Yazı, Dr. Minara Aliyeva tarafından gözden geçirildikten sonra yayınlanmıştır. Yazıda imla ve dil özellikleri olabildiğince korunmuş, köşeli parantez içindeki açıklama niyetli birkaç kelime dışında, düzeltilmemiştir.

İkram Çınar

GAÇKIN TÜRKLERİN HARAYI

Mehseti diyarı Gürcüstanın en sefalı regionlarından [bölgelerinden] biridir, esrler boyu burada gürcülerle yanaşı türkler çiyin-çiyine yaşamış, onların sevinç ve kederleri bir olmuşdur. Diyarın erazisi 8 min kvadrat kilometre beraberdir. 1926. İlin [yılın] siyahıya alınmasında bu diyarda türk dilinde danışan 71 min nefer geydiyatta alınmışdı. Oktyabr ingilabından sonra burada sovet hakimiyyeti gurulmuş ve türkler de diger sovet adamları kimi sosializm guruculuğu işlerinde feal iştiraka goşulmuşlar.

Her yerde olduğu kimi Mehseti [2] diyarında da kolhozlar yaradılmıştır. Türkler Sovet ölkesinin inkişafı namine çalışmışlar. Lakin 30. İllerden sonra ayrı-ayru Gürcü rehberlerinin regionun Türk ahalisine garşı münasibeti heyli deyişmeye başladı. Milletçiler türklere garşı assimilyasıya siyaseti heyata keçirdiler. Bele ki, zor gücüne onların familiyalarını gürcüleşdirir, uşagların milli dilde ohumasına heç bir şerait yaratmırdılar. Türkler respublikada gürcüler ve ermeniler, diger halglarla eyni huguga malik deyildiler. Onlar gürcüstanın içtimai-siyasi heyatında iştirak etmir, sovet ve partiya organlarının terkibine seçilmirdiler.

Türklere garşı heyata keçirilen bele siyaset minlerle vicdanlı ve merd insanları gezeblendirmiş, onlar hagsızlıglarla razılaşmayarag öz hagg seslerini ucaltdıglarına göre “kulak” –halk düşmeni, hain elan olunmuşlar. Türklerin böyük ekseriyyeti bu ad altında tutularag mehv edilmişler. Halkımızın böyük oğlu Ömer Faik Nemanzade de onların arasında olmuş ve 1937. il oktyabrin 10’da halg düşmanı kimi güllelenmişdir. Milletçiler halgı geniş migyasda [oranda] assimilyasiyaya ugrada bilmediyine, yeni özlerinin menfur niyetlerine nail olmadıglarına göre türkleri Gürcüstandan govmag, öz dede-baba yurdundan didergin salmag usuluna el atdılar.

Mehseti türkleri her il 15 noyabr [kasım] tarihini özlerinin milli matem günü hesab edirler. 1944. il Gürcüstanın Türkiyeye hemserhad olan 5 rayonundan –Adigon, Ahalsih, Ahalkalak, Bogdanovka, Astinzinsk rayonlarından “rehberin emrine esasen” dövlet serhedlerinde tehlükesizliyi temin etmek zaruriliyi adı ile türkleri daimi yaşayış yerlerinden zorla, silah gücüne çıhardılar. Bu gerar müharibenin gurtarmasına ve gelebenin gazanılmasına az galmış, 40 minden çoh türkün gönüllü olarag Sovet Ordusu sıralarında faşizme garşı gehremanlıgla vuruşduğu, şücaetler gösterdiyi, gehremanlıg tarihimize şanlı salnameler yazdığı bir vahtda verilmişdi. Minlerle türk vetendaşı müharibenin odlu-alovlu goynundan geri gayıtmadı, geri dönenler ise öz yurdunda halgını, ailesini, gohumlarını göre bilmedi…

Rehberin emrini dahili goşunlar yerine yetirirdiler, onlar çoh az bir vahtda, cemi iki-üç saat erzinde türkleri böyükden-kiçiyedek bir yere yığıb silah altında yahınlıgdakı demir yoluna teref apardılar ve orada onları gözleyen yük vagonlarına mindirdiler, sonra Orta Asiyaya ve Gazahıstana yola saldılar.

Gürcüstandan demek olar ki, bütün Mehseti türkleri çıharıldılar. Yüz minden çoh türkün yaşadığı 220 türk kendi [köyü] boşaldıldı, evler, mal-gara ve halgın emlakı müsadire edildi. İnsanlar doğma torpag ve ev-eşiyinden didergin düşdüler. Üreklerinde böyük nisgil, hesret ve gezeb hissi aparan yüz minden çoh insan iki aydan artıg soyug, heç bir şeraiti olmayan, en adi tibbi yardımdan bele mehrum olan vagonlarda aç-yalavaç, isti yemek olmadan menzil başına gedirdiler. Onminlerle adam yolda soyugdan ve acından, hestelikden öldü. Hette iki ay erzinde bütöv aileler bele bir terefden esgerlerin zülmünden, bir terefden ise şeraitsizlik neticesinde gedip Orta Asiyaya çıha bilmediler.

O vaht menim yeddi yaşım var idi. İki böyük gardaşım cebhede vuruşurdu. İki ay erzinde uzun yol, soyug ve açlıg iki bacımı elimizden aldı, onların ezablı ölümü bu gün de gözlerim önünden getmir…

Adamların köçürüldüyü yerler çoh pis idi, birteher [bir çeşit, bir türlü]tahtapuşlarda yaşamalı oldug. Muharibe illerinin ağırlığına bahmayarag yerli ehali, sade özbekler, gazahlar, gırgızlar bize öz kömek ellerini uzatdılar, bizim derdimize şerik oldular, hetta en ahırıncı tikelerini bele yarı böldüler. Bu, bizim özümüze de ağır tesir edirdi. Bir garın aç, bir garın toh yaşayan insanlar gelben [kalben] bize bağlı olub, her cür merhemet gözsterdiler.

Biz Mehseti Türkleri o günleri hatırldıgda öz rehmdilliyi ile bize kömek göstermiş şehsleri minnettarlıgla yad edirik.

Muharibe gurtardı. Hamımız göz yaşı içinde gelebeni sevinçle garşıladıg. Sebrsizlikle ezizlerimizi gözledik. Cebheden geri gayıdanlar uzun müddet öz doğmalarını tapmagda eziyyet çekdi.

Zehmetsever türk ehalisi tedricen köçürüldüyü yerlere alışdılar, mal-gara ve heyet-baca sahibi oldular. Ne etmek olardı? Taleyin bu gara üzü ile de barışmag, çetin de olsa halga edilen zülme dözüb yaşamag lazım idi.

Türkler esasen kend teserrufatı ile meşgul idiler, pambıg becerirdiler.

1956-cı ile geder “hüsusi” köçürülen yerlerde yaşadıg. Hamı nezaret altında sahlanılırdı. On iki il bütöv bir halg en alçaldıcı bir vezifeni yerine yetirdi: ayda iki defe özünü hüsusi komendantlıgda geyd etdirmek lazım idi. Hüsusi komendantlığın çoh ağır goyduğu şertlere danışıgsız emel etmek ölüme beraberdi. Gonşu rayona [ilçeye] gohum, heste, defn yerine getmek üstünde adamları 1948-ci ilin fermanına esasen mühakime edib, iyirmi il katorga işi kesirdiler.

Nehayet, 1956-cı ilde, partiyanın XX gurultayından sonra türklerin mecburen köçürülmesi haggında ferman leğv olundu. Bu fermandan sonra adamların bir çohu hüsusi köçürüldükleri yerlerden Azerbaycana, Şimali Gavgaza, Gürcüstandan başga ölkenin diğer regionlarına köçmeye başladılar.

Gürcüstanda türklere garşı bele bir fikir hakim idi ki, güya türkler hegigeten öz yerlerinden günahsız göçürülmemişler. Buna göre de respublikanın ehalisi türkleri geri gebul etmek istemedi. Respublika hakimiyyet organlarının çıhardığı gerara esasen türklerin evveller yaşadığı erazi serhedyanı zona elan edildi ve müvafig sened olmadan ora getmeye icaze verilmedi. İnsanlar hetta bu gün de öz doğma yerlerine gedib ezizlerinin mezarlarına azad şekilde baş çeke bilmirler.

Hazırda türkler SSSR-nin demek olar her yerinde yaşayırlar. Şimali Gafgazda 10 min nefer, Gazahıstan 80 minden çoh, Azerbaycanda tegriben 60 min, Gırgızıstanda 20 min, Özbekistanda 300 minden çoh, Ukraynada ve diger regionlarda minlerle türk yaşayır. Türkler halg teserrüfatının bir çoh sehelerinde öz namuslu zehmetleri ile ad-san gazanmışlar.

Özbekistanda pambıg ustaları arasında Sosialist Emeyi Gehremanı Seadet Gülehmedovanın, mehanizator Cavad Guliyevin adı da vardır. Tanınmış mehanizator bir grup alim, konstruktor ile birlikde yeni pambıgyığan maşınının işlenib hazırlanmasına ve tetdbig edilmesine göre en yüksek mükafata – Lenin mükafatına layig görülmüşdür.

Doğma yerlere gayıtmag türklerin en mügeddes arzusudur. Çünki onlar daim mürekkeb problemler ve temin olunmayan menevi telebatlarla garşılaşırlar. Bele ki, bu günedek milli dilde, ne mekteb, derslik ve lüğet var, ne de kitab neşr olunur, televiziya ve radio verilişleri de yohdur, bütün ölkede türk dilinde bir gazet bele burahılmır. İnsanlar öz milli dillerini ve adet-enenelerini gettikçe yaddan çıharıp, milli hüsusiyyetler tedricen silinib sıradan çıhır.

Ölkenin partiya ve sovet hakimiyyeti organları bizim ehtiyaclarımıza bu günedek heç bir digget yetirmemişdir. Bütün bu iller erzinde türk halglarının vetene gayıtmag uğrunda apardığı mübarize dayanamamışdır. 1964-cü ilde Frunze şeherinde Azadlıg üzre Müveggeti Teşkilat Komitesi (MTK) adlandırıldı. Komiteye evvelce Enver Odabaşov başçılıg edirdi, bugün ise komiteye Yusif Serverov rehberlik edir. Onların her ikisi Kabardin-Balkar MSSR-de yaşayır. Her iki mübariz öz üzerlerine çoh çetin, lakin şerefli bir vazifeni, türk halgının edalet uğrunda apardığı mübarizeye rehberlik etmek vezifesini götürmüşdür. Komite sovet ganunları çerçivesi dahilinde fealiyyet gösterir, heç bir ekstremist fealiyyetine yol vermir, halgın öz tarihi vetenine gayıtmasına, onun öz temiz adının özüne gaytarılmasına ve ölkenin diğer halgları arasında tam beraberliyin bergerar olmasına çalışır.

İnsana doğulduğu ve böyüdüyü, doğma ve ezizlerinin defn olunduğu ana torpagdan daha ne eziz ola biler? Buna göre de harada olmağımızdan asılı olmayarag doğma ocağın, doğma torpağın hoş, mehriban etri bizi özüne cezb edir.

1988-1989-cu illerde Mehseti türkleri doğma torpaglarına gaytarılmag telebleri uğrunda apardıgları mübarizeni daha da feallaşdırmışlar. Özbekistanın şeher ve gesebelerinde bir nece defe böyük mitingler geçirilmişdi.

Ölkenin mühtelif regionlarında yaşayan Mehseti türklerinin nümayendelerini SSRİ halg deputatlarının birinci gurultayı açılan günedek Moskva şeherine göndermek gerara alınır. Halg nümayendelerinin böyük destesi halg deputatlarının ve gurultayın diggetini türk halgının bu keskin problemine digget yetirmek megsedile Moskva şeherine toplaşmışdılar. Hemin günlerde halg gurultayın işini müşahide edir, inanırdı ki, onun menafeyi diggetden kenarda galmayacag, nehayet, halgın problemleri hell edilecegdir. Halg hökümetden edalet gözleyirdi, lakin başına getirilecek müsibetden hebersizdi.

Halgımızın düşmenleri özbek ve Mehseti türklerinden olan cavanlar arasında adi savaşmaya milletlerarası don geydirerek günahsız adamların gırğınında ondan möhkem istifade etdiler.

Bütün dünyaya en ganlı hadiselerin, kiçik bir halgı mehv etmek üçün teşkil edilen gırğının neticeleri bunlardır: Resmi melümata göre 110 nefer öldürülmüş, 1011 nefer yaralanmış ve zedelenmiş, 1200-den çoh yaşayış evi yandırılmış ve dağıdılmışdır. “Sobesednik” gezetinin (1989, N 29) hüsusi mühbiri Konstantin Mihaylov o vaht yazırdı: “Öz esrinde çoh şey görmüş mehkeme ekspertleri bu vehşiliye teeccüblenrdiler. Sumgayıt ve 1988-cı ilde Zagafgaziyanın payızını gören herbçiler bir ağızdan deyirdiler ki, onlar bu hadisenin yanında heç nedir”.

Sov. İKP MK Siyasi Bürosunun üzvü, SSRİ Nazirler Sovetinin Sedri N.İ.Rıjkov Endican Vilayet Partiya Komitesinde görüş zamanı Fergane vilayetinde baş veren hadise haggında demişdir: “Men heyatımda çoh şey görmüşem, amma Mehseti türklerinin düşergesinde gördüklerimi heç ne ile mügayise etmek olmaz”.

Bizim isteyimizden asılı olmayarag, 1989-cu ilin iyün ayı günahsız adamların mehvi ile geyd olunan gara ay, Özbekistanda milli münasibetler tarihinde yazılacag şerefsiz bir sehife kimi halgımızın tarihine dahil olacagdır.

Ferganede helak olanların hatiresine göre, Özbekistan SSR Ali Soveti Riyaset Heyetinin fermanı ile 11 iyun tarihi respublikada matem günü kimi geyd olundu.

Lakin yetişmekde ve hazırlanmagda olan bu hadisenin garşısı alına bilerdi, eger partiya, sovet ve hügug mühafizesi organları vahtında işe garışsaydılar, bele geddarlığa ve kütlevi gırğına yol verilmezdi.

Men buna tam eminem ki, özbekleri hansı güvveler ise bele bir ağır cinayete, türkleri cezalandırmağa sürüklemişdir. Gaçgınların düşergesine gelmiş “İzvestiya” gezetinin mühbirine (12 iyun 1989-cu il) Ebdulfes Bediroğlu demişdir: “Biz hökümet dairelerine müraciet etdik. Bize bildirdiler ki, sakit olun, evinizden çıhmayın, heç kim size deymeyecek. Biz ele de etdik. Ele hemin gün gırgınlar başlandı”.

İyun ayının 15-de gaçgınların düşergesinde helak olmuş Mehseti türklerinin defni oldu. N. İ Rıjkov bildirir ki, düşergede geyri-insani inilti var idi, insanlar öz ezizlerine, yeni helak olanlara ağlayırdılar. (“Argumentı i faktı”, 1989, N 33).

N. İ. Rıjkov gaçgınların düşergesinin yerli komitesi üzvleri garşısında çıhış ederek demişdir: “Mehseti türk ehalisinin öz tarihi vetenlerine gayıtmag haggında isteyinin temin olunması imkanı öyrenilecekdir. Azğınlıg ve ganunsuzluğun hökm sürdüyü bir dövrde bu kiçik halgın esassız olarag köçürülmesi faktına bahılmalıdır…”

Fergana vilayetinde ganlı hadiseler başlanana geder, yeni Mehseti türkleri öz vetenlerine gaytarılmag telebi ile çıhış etdiyi vaht Gücüstanda ayrı-ayrı milletçi ünsürler halgın milletçilik şüuru ile zeherlenmesi sahesinde heyli tebliğat işi aparırdılar. Gürcüstan SSR Elmler Akademiyası Şergşunaslıg İnstitutunun şöbe müdiri, professor İ. Lomuri “Zarya Vostoka” gazetinde (mart 1989-cu il) çıhış ederek bildirmişdir: “İlk növbede nezerden gaçırmamalıyıg ki, Gürcistana köçmek isteyen türklerin migdarı öz köhne yerlerini teleb eden Mehseti türklerinin böyük ekseriyyetidir. Lakin bu siyaseti heyata keçirmek mümkün deyildir. Birincisi, Mehseti diyarında yaşayan kendlilere bu gün torpag çatmır. İkincisi, Gürcüstan en çohmilletli respublikaladan biridir. Yaddan çıharmamalıyıg ki, son vahtlar milletlerarası münasibetler heyli keskinleşmişdir. Respublikada yeni, etnik cehetce bize uzag olan bir halgı getirib yerleşdirmek veziyyeti daha da keskinleşdire biler”.

Meseleye bu cür yanaşmag, bele neticeler çıharmag aşağıda gösterildiyi kimi, halgın milli şuurunun oyanmasına, daha doğrusu, bir halgın başga halga garşı goyulmasına getirib çıharmışdır. “Moskovskiye novosti” [Moskova haberleri]gazetinde (25 iyun 1989-cu il) Dmitri Sidorov bu hagda yazmışdır: “İyunun [Haziranın] 17-de Ahalsih şeherinde (Mehsetide) beş min neferlik miting keçirilmişdir. Ertesi gün bele bir miting Borjomide olmuşdur. Mitingin iştirakçıları türklerin Gürcüstana köçürülmesine garşı çıhış etmişler”.

Fergane vadisindeki hadiselere gayıdarken, 1989-cu yıl 8 sentyabr [Eylül] tarihli ‘Novoye vremya’ [Yeni zaman] (No 37) jurnalında ‘Ferganenin harayları’ başlığı altında sosiolog Kseniya Myalo ve igtisatçı Pyotr Gonçarovun etnik ziddiyyetlerin sebebleri baredeki düşüncelerini yada salmag isteyirem. Hemin megalede yazılıb “Fergane … biz burada ne baş verdiyi barede özümüze hesabat veririk mi? Respublikanı [Cumhuriyeti] 50 min nefere yahın Mehseti türkü terk etmişdir, onlardan 16 min nefer en ağır veziyyet şeraitinde olanları herbi poligondan [kamp yeri] çıkarılmışdır. Türkler dehşetli gırgından hilas olmagdan ötürü müveggeti sığınacag üçün poligonlara getirilmişdiler. Bu ne demekdir, ikinci defe deportasiya [sınırdışı] edilmek deyilmi? Güçlü diktatörün galemi gücüne deportasiyanın bu derecede hayata geçirilmesinin heç bir ehemiyyeti yohdur, bu deportasiya zamanı bu kütlenin tezyigi altında ‘Ruslan’ maşınaları [arabaları] ehalini daşımag üçün verilmiş, herbçiler onları muhafize yoh, müdafie etmişler. Bununla meselenin mahiyyeti deyişmir. Bu yene de govulmak demekdir.”

Düşürgeye getirilen yaralılar ve zererçeken türklerin hamısı Gürcüstana – öz vetenlerine gaytarılmalarını teleb edirler. Lakin Gürcüstan rehberliyinden resmi melumat verimedi. Böylelikle de 16282 nefer Mehseti türkün Smolensk, Orlov, Kursk, Belgorod şeherlerine ve RSFSR-in diger vilayetlerine köçürülmesi teşkil edildi.

‘Trud’ [Emek] gazetinin hüsusi mühbiri V.Belıh “Fergane dünen ve sabah” adlı megalesinde yazmışdır: “Ekstremistler mahiyyetçe öz istediklerine nail oldular. Mehseti türklerinin böyük ekseriyyeti müveggeti olsa da Fergane vilayetinin hüdudlarından kenara köçürüldüler – dövlet burada onların menzillerinin ve heyatlarının tehlükesizliyini, tohunulmazlığını temin ede bilmedi.”

RSFSR-in merkezi rayonlarına köçürülen türklerin ardınca Özbekistanda galıb yaşayan minlerle türk de öz doğma evlerini atıb gaçtı. Onlar da gırgın ve zorakılıgdan gorhub getdiler.

İyülün [Temmuzun] 20-de Özbekistan KP MK-nın növbeti bürosu [kurultayı]keçirildi. Büroda bir daha geyd edildi ki, Daşkend, Sır-Derya, Semergend, Endican vilayet partiya komiteleri ehali arasında lazımi izahedici iş aparmamış, milletlerarası münasibetlerde yaranan gerginliyi vahtında aradan galdıra bilmemiş, neticede Mehseti türklerinin bir hissesi respublikanı terk etmişdir. Hegigeten, Özbekistan’dan hemin hadiseler zamanı köçürülenlerden elave daha 70 min Mehseti türk çıhıb getmişdir. Onlardan 60 min neferi Azerbaycana gelmişdir.

Azerbaycan SSR-de DGMV ile elagedar mürekkeb veziyyeti nezere alarag, respublikaya gonşu Ermenistandan 200 minden çoh gaçgının (mültecinin) gelmesini bilerek Mehseti türkleri gırğın töredilen regionlardan [bölgeden] birbaşa Azerbaycana deyil Krasnodar, Stavropol diyarlarına, habele Kabardin-Baltar MSSR-e getmişdiler. Lakin bu yerlere çoh çetinlikle gelib çıhan türk ailelerine garşı yerli hökümet daireleri ağır tedbirler heyata geçirmek isteyirdiler. Krım tatarlarının konstitusiya [anayasa] hügugunun berpası uğrunda feal mübariz Mustafa Cemilov avgustun 23-de melumat verib bildirdi ki, ‘Krasnodar diyarına yüzlerle Mehseti türk gelib çıhmışdır, Smolensk, Kursk ve RSFSR- in diger vilayetlerinden de hemçinin onlarla türk ailesi herbi hisselerin vasitesile bu regiona getirilmişdir. Krasnodar vilayetinin hakim daireleri regiona gelenleri son derece düşmençilikle garşıladılar, ağır veziyyetde olan bu gaçgınlara neinki her hansı bir kemek gösterdiler, eksine onları her vasite ile sıhışdırıb vilayetin erazisinden çıhıb getmelerini teleb etdiler. Krasnodarlılar bu telebi ireli sürerken SSRİ Nazirler Sovetinin 1987-ci il 27 dekabr [aralık] tarihli gerarına esaslanırdılar. Hemin gerarda Krım vilayeti ve Krasnodar diyarı rayonlarında geydiyyata düşmek mehdudlaşdırılırdı.

Adamlar buradan göçüb getmiş Krım tatarlarının evlerini alıb yaşayırdılar. Avgustun 2-de Aşağıbakan sahe milis [polis] işçisi, baş leytenant [üst teğmen] Arakelyan bir neçe Mehseti türkün evine gelib onların savadsızlığından ve rus dilini bilmemesinden istifade  ederek pasport rejimini pozduğunu deyib, hüsusi veregelere imza eletdirir. Arakelyan bu imzaları toplamagla Mehseti türklerine bildirmişdi ki, güya bu onlara gış üçün yanacag ayrılmasından, uşagları mektebe yerleşdirmekden, habele, gend, paltar üçün, yuyucu madde ve sabun verilmesinden ötrü vacibdir.

On gün sonra hemin veregeleri imzalayanların hamısını rayon inzibati işler komissiyasına çağırdılar. Rayon icraiyye komitesinin sedri P. İ. Habarov geti olarag bildirdi ki, pasport rejimini pozduglarına göre türkler yeniden geldikleri Fergane, yahud Smolensk vilayetine köçüb getmelidirler, çünki Krasnodar diyarında onsuz da ehalinin sıhlığı çohdur.

Türkler hökümet daireleri işçilerinin bu teleblerinin esassız olduğunu iddia etdiler. Onların melumatına esasen Krasnodar diyarında bir kvadratkilometre [kilometrekare] 58 adam düşürdüse, Fergane vilayetinde bir kvadratmetr [metrekare] erazide 250 nefer adam yaşayırdı. Demeli, türklerin köçüb geldiyi hemin vilayetde Krasnodar diyarına nisbeten ehali 5 defe sıh yaşayırdı.

Mehseti türkleri onu da bilirdiler ki, onların bu diyarda, yeni Krasnodarda yaşamaları heç de diyarın demografiyasına tesir göstermeyecekdir. Çünki türkler Krıma derhal köçüb geden Krım tatarlarının evlerinde yaşayacagdır.

Bele oldugda, P. İ. Habarov teleb etdi ki, türkler Smolensk vilayetinde köçüb getsinler. O, türkleri şirniklendirmek megsedile bildirdi ki, guya orada onlara yardım göstermek üçün heyli migdarda vesait ayrılmışdır.

Sonra hökümet daireleri diyarda 300 min nefer ermeninin yaşaması ile türkleri gorhutmağa başladılar. Onların fikrince, ermenilerin türklerle tarihi düşmençilikleri mövcud olduğuna göre biz diyarda togguşmaların olacağından ehtiyat edirik.

M. Cemilov daha sonra yazır ki, diyarda bele şayieler yayırdılar ki, guya türklerin gelmesi ile elagedar olarag regionda sabun, gend ve diğer erzag mehsulları tapılmır. Artıg türklere garşı bir neçe huligan hereketleri töredilmişdi. Krasnodar diyarına gücle köçürülmüş türklere demek olar esasen yalnız krım tatarları yardım edirdi.

Belelikle, Mehseti türklerinin yalnız yegane bir yolu – öz gan gardaşları hesab elediyi doğma Azerbaycana gelmek, onlarla bir yerde yaşamag yolu galırdı. Odur ki, onlar Azerbaycana gelmeye başladılar.

Ferganeden çok uzagda yaşayan türkler ne üçün öz doğma ocaglarını atıb köçmek heyalına düşdüler.

1989-cu il iyun ayının 15-de Daşkend şeherinde Özbekistan partiya ve sovet feallarının yığıncağında çıhış eden N. İ. Rıjkov bu suala aydın cavab vermişdir. O, demişdir: “Ekstremistler öz çirkin işlerini görmüşler. İndi iki halg arasında etimadsızlık körpüsü salınmışdır. 100-e geder insan helak olmuş, bir neçe yüz nefer yaralanmış ve şikest olmuş, minlerle insan evsiz-eşiksiz galmışdır.”

Başka vilayetlerde yaşayan türkler bütün bunlardan sonra orada gala bilerdilermi? Onlar her an bu gorhunu hiss edirdiler. Kişiler ve cavanlar özlerine göre yoh, öz arvadlarına ve gızlarına, uşaglarına göre gorhurdurlar.

İlk günler şehere çıkmamağa, bazarlıg etmemeye çalışırdıg, pis bir bahışdan, söz atmadan, meshereye goyulmagdan çekinirdik. Ehtiyat edirdik ki, bize garşı edilen her hansı bir hereket yeni milletlerarası münasibetleri gızışdırmagda gığılcım ola biler.

Televizorda bu dehşetleri gören, onlar haggında etraflı eşiden insanlar daha Özbekistanda yaşaya bilmezdiler. Onlar Özbekistan hökümetine garşı inamlarını itirmişdirler, hamı yeniden bele gırğınlar baş vermiş olarsa hökümet dairelerinin onları vahtında müdafie edeceklerine inanmırdı.

Melumdur ki, 1989-cu ilin aprel [nisan] ayından etibaren hökümet daireleri Mehseti türklerine garşı nezerde tutulan bu hereketler barede gabagcadan bilirdi. Bir çoh müessiselerde yazılı veregeler yapışdırılır, türklerin respublikadan köçüb getmesi teleb olunurdu. Ele hemin vahtdan başlayarag türklerin işe götürülmesinden imtina edildi. Mehseti türklerinin konkret yaşayış yerlerini müeyyenleşdirmek sahesinde bir sıra megsedyönlü işlerin aparılması faktları aşkara çıharıldı. Ehalinin son siyahıya alınması faktından bu megsedle istifade etdiler. Ayrı-ayrı hallarda ünvanlar milis işçileri terefinden degigleşdirilirdi.

N. İ. Rıjkov Daşkendde partiya, sovet ve teserrüfat feallarının iyun ayının 15-de (1989-cu il) keçirilen yığıncağında Mehseti türklerinin heyat terzi ile bağlı çoh meselelere tohunmuşdur.

Partiya işçileri yerlerde baş veren her bir cinayet hadisesini bilseler de, özlerini görmezliye ve eşitmezliye goyurdular.

Biz türkler hele bu güne geder başımıza getirilen bu dehşetli hadisenin neden törendiyini, sebebini bilmirdik. Onu da bilmirik ki, bu hadiseler niye mehz biz türklerin başına getirilib?

Bazen bu konfliktin [çatışmanın] başlıca sebebleri arasında sosial-igtisadi şeraiti, işsizliyi, heyat seviyyesinin aşağı olmasını da iddia edenler olur.

1989-cu il, iyulun 14-de ‘Komsomolets Uzbekistana’ gezeti yazırdı: “… Hazırda Fergane vilayetinde yaşayan ehalinin igtisadi veziyyetinin çoh pis olması sebeb kimi ireli sürülür. Buna garşı mübahise etmek olmaz. Lakin hegiget yarımçıg ola bilmez. Ne üçün bütün seviyyelerde bele bir fakt haggında susurlar ki, Fergane vilayeti şehsi maşınların migdarına göre respublikada birinci yeri tutur? Fergane, Kokand, Taşlak bazarlarında hazırda meyve-terevez giymetlerinin keskin şekilde aşağı düşmesi faktı üzerinde ne üçün heç kim düşünmek istemir? Bu ona göredir ki, komendant saatının [sokağa çıkma yasağının] tetbigi ile elagedar olarag vilayetden kenara meyve ve terevez aparılması gadağan olunmuşdur. Ahı, evveller avtomobil gatarları Rusyanın merkezi rayonlarına, Urala, Sibire ve ölkenin başga regionlarına bazarlara mal aparırdılar ki, bu da adamlara heyli gelir getirirdi.”

Baş vermiş dehşetli hadisenin ehemiyyetini azaltmag, daha doğrusu, kiçiltmek megsedile aşağıdakı şayieni guraşdırmışdılar: “Bir bakal [kadeh] piveni [birayi] böle bilmediklerine göre uşaglar dalaşmışlar.”

Özbekistan KP MK-nın birinci katibi R. Nişanov ise SSRİ Halg deputatlarının birinci gurultayında melumat vererek göstermişdi ki, dalaşma bazarda bir nimçe çiyelek üstünde baş vermişdir.

Mühtelif gezetlerin mühbirleri ise yazdılar ki, bu hereket yahşı teşkil edilmiş mafyacı grupun işidir.

SSRİ halg deputatı Erkin Yunusov 1989-cu il avgustun 6-da ‘Pravda Vostoka’ gazetinde yazmışdır: “Fergane faciesinin baş vereceyi arefede cinayetkarlar aleminin başçıları ölkenin her yerinden buraya ahışıb gelirdiler.” Daha sonra o yazırdı ki, dahili işler organlarına melum olan cinayetkarlar Kokand ve Margilanda ekstremistlerin fealiyetine başçılıg edirdiler. Lakin onların tutulması barede vahtında heç bir tedbir görülmedi.

Türküstan herbi dairesinin ‘Frunzovets’ gezetinin mühbiri polkovnik V.Harabov: “Ne üçün Mehseti türkleri” adlı megalesinde (29 iyun 1989-cu il) yazırdı ki, men Fergane küçelerinde bu megsedle adamlarla söhbet ederken mühtelif fikirler eşidirdim. Lakin bir neferin söhbeti meni özüne celb etdi. Adını bildirmek istemeyen bir orta yaşlı şehs deyirdi ki, “Onların özü de bu işde günahkardır. Heç neyi gizli sahlamag lazım deyildi.”

Mehseti türklerinin tegsiri ne idi ve onlar neyi gizli sahlayırmışlar? Bu suallara cavab almag üçün men gaçgınların düşergesine yola düşdüm. Düşergede gaçgınların köçürülmesi üzre müveggeti teşkilat komitesinin üzvü, Kuvasay DRES-in keçmiş reisi Cemil Şabanovu, mikroavtobusun keçmiş sürücüsü Radıhan İsmayılovu ve geçmiş pedagog, hazırda pensiyaçı [emekli], keçen ile geder Mehseti türklerinin müveggeti teşkilat komitesinin vilayet bölmesinin sedri Fikri Şükürovla görüşdüm. Onlar özü de bu düşmençilik çıhışlarının sebebini bilmirdiler. Lakin facieye sebeb olan hadiseler haggında onların bezı söhbetleri meni maraglandırdı. Meselen: onlar dediler ki, 1988-ci ilin payız aylarında özünü jurnalist adlandıran Alimcan adlı bir özbek Kuvasaya gelmiş ve ehalini çirkin işe sövg etmeye çalışmışdır. Alimcan her bir şehsle ayrıca elageye girmeye çalışırdı, onların danışığı baş tuturdu. Alimcan onlara deyirdi ki, Orta Asiya müselmanların olmalıdır… Oradan artıg adamları götürmeliyik… Biz Rusları çıhararıg, çünkü 70 ildir onlara tabe olmuşug. Özümüz öz toprağımızın sahibi olarıg.

Polkovnik [albay] daha sonra yazır ki, bu günler gaçgınların düşergesinde özbek dilinde veregler yayılmışdır. Veregelerde deyilirdi: “Bir-birimize garşı elimizi galdırmag evezine başımızı galdırıb bahmalıyıg… Biz ne üçün çiyin-çiyine hereket etmirik?”

Daha sonra müellif özüne sual verir; Mehseti türklerinin bu dünyada faciesi tamamile başga reng alır. Onlara teklif edilen sazişe girmediklerine göre türkler zerer çekmemişlermi?

Hadiselerin perdesi arhasında dayanan dairelerin gezebine onlar düçar olmamışlarmı?

Narkotik maddeler ve içkilerle zeherlenmış adamlar bu sebeb üzre Mehseti türklerin üzerine galdırılmamışdırmı?

Tabe olamayanları mehv etmek, buradan çıhıb getmeye mecbur etmek lazımdır. Öz güvvemizi göstermeli, bununla da yerde galanları gorhutmalı, ganlı bayrag altında müttefigleri birleşmeye mecbur etmeliyik.

Fergane vilayetinde baş veren facieli hadiselerin sebeblerini ve köklerini tehgig eden komissiyanın [komisyon] terkibinde çalışan, hazırda pensiyaçı olan, Özbekistan KP MK-nın keçmiş birinci katibi N. A. Muhitdinov ‘Covet Özbekistanı’ (12 avgust 1989-cu il) gezetinde yazmışdır: “Gırğın töredenler arasında özbek milli paltarı [giyisi] geymiş mühtelif milletlerden olan çohlu şehsler var idi.”

ÜİLKGİ MK-nın metbuat grupunun siyasi icmalçısı Nureli Letifov 1989-cu ilin oktyabr ayında ‘Sobesednik’ (No 42) gezetinin mühbirinin suallarına cavab vererek demişdir: “Hele Ferganede hadiseler baş vermezden evvel men Fergane politehnik institutunun telebeleri arasında hüsusi sorğu keçirmişdim. Suallar tehminen bele idi: ‘Dağlıg Garabağ Muhtar Vilayetinin paytahtının adını çekin.’

Onlara aşağıdakı şeherler teklif edilmişdi: Sumgayıt, Stepanakert, Mahaçgala, Nahçivan.

Telebelerin yalnız 30 faizi düzgün olarag Stepanakertin adını çekmişdir.

Men eyni sorğunu Fergane hadiselerinden sonra da keçirmişdim, bu sorğu en mühtelif sosial gruplar arasında, o cümleden partiya ve komsomol rehber işçileri arasında da keçirilmişdi. Sorğunun neticeleri çoh acınacaglı oldu.

Bele ki, Ferganede siyasi üsyanı teşkil edenler – men bunun mehz siyasi üsyan olduğuna tam eminem, – yerli genclerin medeni seviyyelerinin ve intellektual seviyyelerinin çoh aşağı olmasını nezerde tutmuşdular. Savadsız adama ise guraşdırılmış şekli gösterdikte o her şeye hazır olur. Çünki savadsız adam tengidi mühakime yürütmeye gabil deyildir.”

1989-cu il iyunun 25-de Aleksandr Minleev ‘Moskovskie novosti’ gezetinde yazırdı ki, Milletler Soveti sedrliyine seçilerken Rafig Nişanovun cavabları şübhe doğururdu. Meselen, onun aşağıdakı sözlerinin menası melum deyildir. O, demişdir: “Her şey yahşı gedirdi, lakin son illerde Mehseti türkleri defelerle onları öz vetenlerine gaytarmag telebi ile feal çıhış edirdiler.” Daha sonra ise o, yazırdı ki, bu telebleri vahtı ile gonagseven adamların gezeblenmesi kimi başa düşmek lazımdırmı?

1989-cu il iyunun 23-de Özbekistan KP MK-nın XIV plenunumu Merkezi Komitenin komissiyasını yaratdı, hemin komissiya Fergane vilayetinde baş vermiş facieli hadiselerle elagedar olarag yerlerde gırğının sebeb ve köklerini bu işde marağı olan teşkilatlarla birlikde araşdırmalı, hemin hadiselere siyasi giymet vermeli ve partiya, sovet ve hügug mühavizesi organlarının mesuliyyeti barede konkret [belirli] teklifler ireli sürmeli idi. Komissiyanın terkbine Mehseti türklerinin nümayendeleri dahil edilmemişdi.

Komissiyanın ‘Pravda Vostoka’ (30 iyul 1989-cu il) gazetinde derc olunmuş bezı neticeler bunlardır: “Problemin birterfli tegdim olunmasına aid her cür cehdler, onu mürekkebleşdirmek, facienin başlanğıcını yalnız meişet zemini üzerindeki konflikte aid etmek menevi siyasi şeraitin son derece gerginleşmesinin esl sebeblerini tehlil etmekden konfliktin diger regionlara yayılması tehlükesinden uzaglaşmag demekdir. Bele mövge mövcud veziyyetde mesuliyetsizliye ve siyasi cehetden zerere getirib çıhara biler. Ayrı-ayrı partiya ve sovet işçilerinin vilayetde veziyyeti mehz bu cür geleme vermek cehdi, guya baş vermiş ganunsuzlug halları tamamile gözlenilmez olmuşdur seyi esassızdır.”

Özbekistan KP MK-nın 1989-cu il, 20 iyul tarihli komisiyasının işinin yekunlarına göre, merkezi komitenin bürosu gerar gebul etmişdir. Gerarda Fergane vilayetindeki baş vermiş facieli hadiselere göre partiya, sovet ve hügug muhafize organlarının rehber işçilerinin mesuliyyeti müeyyen edilmişdir: Fergane vilayet partiya komitesinin birinci katibi Ş. M. Yoldaşova şiddetli töhmet elan edilmiş, vilayet icraiyye komitesinin sedri H. Mecidov tutduğu vezifeden çıharılmışdır. Vilayet partiya teşkilatının ikinci katibi A. V. Kozıra şiddetli töhmet verilmiş, vilayet partiya teşkilat katibi T. A. Agamberdiyeva vezifesinden azad olunmuş, vilayt partiya teşkilatının katibi A. R. Mamatkazinaya şiddetli töhmet verilmiş, vilayet partiya teşkilatının katibi B. A. Aşrafhanova ise şiddetli töhmet elan edilmişdir. Daha sonra vilayet icraiyye komitesinin dahili işler idaresinin reisi S.Y. Burhanov vezifesinden azad edilmiş, Fergane vilayeti dövlet tehlükesizliği idaresinin reisi N. G. Leskova şiddetli töhmet elan edilmiş, tutduğu vezifeden azad edilmesi barede raport vermişdir. Hemçinin Özbekistan SSR dahili işler naziri tutduğu vezifeden azad edilmesi barede hahiş erizesi tegdim etmişdir.

Sov. İKP  Merkezi Komitesi bu hadiselere siyasi giymet vermemişdir. Özbekistan SSR-in sovet, partiya ve hügug mühavizesi organlarında işleyen en yüksek vezifeli şehslerden biri bele mesuliyyete celb olunmamışdır. Onlar Fergane vilayetinin rehber işçileri kimi cezalandırıla bilerdiler.

Bu güne geder muttehimler kürsüsünde adi icraçılar eyleşmişler. Bu gırgınların teşkilatçıları kimlerdir, onlar ne vaht öz cezalarına çatacağlar, bu hele melum deyildir. Gırğını töredenlerin teşkilatçıları bu güne geder aşkara çıharılmamışdır. Bu gırğınların esl tegsirkarları ne geder ki aşkara çıharılmamışdır ve ciddi cezalandırılmamışdır, bütün bu hadiselere göre bütün Özbekistan halgı mesuliyyet daşıyır.

Beli gara güvveler gelebe gazanmışdır. Türkler Özbekistan toprağından govulmuşlar. 46 il erzinde türkler Özbekistanın igtisadiyyatının inkişafına az töhve vermemişler.

Yukarıda geyd olunduğu kimi, 1944-cü ilde deportasiyadan sonra ayağa galhmag, yaşamag üçün adamlar çoh işlemeli olmuşdurlar. Gördüyü işlere göre halga edaletle yanaşılmışdırmı? Bu sualın cavabını Fergane vilayetindeki facieli hadiselere elagedar olarag gırğının sebeblerini ve köklerini öyrenen komissiyanın geydlerinde tapmag mümkündür. Hemin geydlerde gösterilir ki, rehber vezifelere kardlar ireli çekilerken, deputat [milletvekili] korpusu yaradılarken sehvlere yol verilmişdir. Ehalinin milli strukturunun payına nisbeten Mehseti türklerin hüsusi çekisi rehber kadrların terkibinde iki defe, sovetlerin bütün bölmelerindeki deputatları arasında üç defe azdır. Fergane ve Kokand şeherlerinin sovetliklerinde ise bu milletin nümayendelerinden bir nefer bele yohdur.

Türklere garşı münasibetde daha bir edaletsizlik üzerinde dayanmag isteyirem. Bu edaletsizlik bu defe yalnız merkez terefinden heyata keçirilmşdir.

1990-cı il, fevralın [şubat] 22-de Azerinformun mühbirleri A. Şerifovun, S. Peretsin ‘Bakı’ gezetindeki megalesinde çoh edaletli olarag Özbekistandan gaçıb Azerbaycana gelmiş Mehseti türkleri haggında merkezin gerar çıharmaması tengid olunmuşdur.

Doğrudur halg SSRİ Nazirler Sovetinin “Özbekistan SSR-den daimi yaşayış yerini mecburen terk etmiş Mehseti türklerinin RSFSR-nin vilayetlerinde yaşamag üçün zeruri şeraitin yaradılması üzere tedbirler haggında” gerarı (26 iyun 1989-cu il, No 503) böyük minnetdarlıgla garşılamışdır. Bu gerar Fergane vilayetindeki gaçgınlar düşergesinden köçürülmüş 16 min nefer zerer çeken Mehseti türküne aid idi. Bu gerarla gaçkınlara [mültecilere] yardım megsedile heyli migdarda vesait, birdefelik müavinet, yaşayış evi tikmek üçün pul ayrılmışdı. 1990-cı ilin gerarına esasen ise RSFSR Nazirler Sovetine 126 milyon manat hecminde esaslı vesaitin ayrılması, o cümleden tikinti guraştırma işleri üçün, habele RSFSR vilayetlerine Mehseti türklerin köçürülmesi ile elagedar 100 milyon manat vesait nezerde tutulmuşdur.

Respublikanın şeher ve rayonlarında yerleşdirilmiş Mehseti türklerin nümayendelerinin iştirakı ile Azerbaycan SSR Nazirler Sovetinde keçirilmiş müşavire haggında Azerinformun 1990-cı il 14 fevral tarihli melümatında deyilir: “Özbekistanda öz evlerini atarag respublikamıza gelmiş 10 minlerle Mehseti türkünün başına getirlimiş facieli hadiselerden tehminen yarım ile geder vaht keçir. Mehseti türklerin böyük ekseriyyeti Saatlı, Sabirabad, Gazah, Guba, Haçmaz, Şamahı ve Ağsu rayonlarında yerleşdirilmişdir. Bu rayonlarda 750 aileden çoh aile yerleşdirilmilş, 400 aile üçün ise torpag sahesi ayrılmışdır. Lakin hele de bu güne geder gaçgınların bir çoh aileleri çadırlarda, köhne yarı uçuk evlerde inzibati binalarda yaşayırlar. Respublikanın Mehseti türklerini yerleşdirmek, tam yaşayış yeri ile temin etmek, yaşlılar üçün yeni iş yerleri açmag, yeni uşag bağçaları ve mekteblerin tikintisini inşa etmek imkanı vardırmı?”

Elbette, respublikanın bele imkanları çoh mehduddur, ahı, respublikada Özbekistandan gelmiş türklerden elave Ermenistandan govulmuş 200 minden çoh gaçgın Azerbaycanlılar da vardır ki, hazırda onların sosial-igtisadi ve meişet şeraiti çoh keskin bir problem kimi respublika hökümetinin garşısında durur.

Hele bu güne geder gaçgınlara maddi yardım-kompensasiya verilmesi barede dövlet programı yohdur. Eger respublikanın sosial ve diger problemleri nezere alınarsa SSRİ Nazirler Soveti humanizm gösterib gaçgınlar haggında gerar çıharmalı ve gaçgınlar üçün normal heyat şeraiti yaratmalıdır. Ahı merkezi  hökümet organları çoh yahşı bilir ki Azerbaycana gelmiş Mehseti türklerinin heç biri öz doğma ocaklarını könüllü şekilde atıb gelmemişdir.

Bütün bu çetinliklere bahmayarag Azerbaycan halgı gaçgın türklere garşı çoh böyük gayğı ve gonagperverlikle yanaşır, onlara daim herterefli yardım gösterir. Metbuatın verdiyi melumata göre, Mehseti türkleri Azerbaycanın düz 27 rayon ve şeherlerinde yerleşdirilmişler. 1989- cu il dekabrın 1-dek onların tehmınen 50 faizi işle temin olunmuşdur.

Bütün gaçgınlar tesdig edirler ki, Azerbaycanda yerli sakinler onları mehribanlıgla garşılamış, hem maddi cehetce, hem de menevi cehetce yardım göstermişdir.

Öz doğma torpaglarını mecburiyyet garşısında galarag atıb gelen gaçgınlar Krasnodar ve Stavropol diyarlarında iş ahtara-ahtara öz şehsi leyaget hisslerini itirmeli olmuşlar. İş tapmayıb, mühtelif menevi tezyige meruz galarag Azerbaycana köçmeyi üsütün tutmuşlar. Lakin Mehseti türkleri bele hesap edir ki, Azerbaycanın bütün imkanları tükenmişdir. Hazırda adamları yerleşdirmek böyük çetinlikler yaradır. Buna bahmayarag yerli hökümet ve sade Azerbaycan halgı min bir eziyyet görmüş türklere her cür yardım göstermeye hazırdır, bu respublikada normal insan yaşayışı üçün zeruri olan bütün imkan ve şeraiti yaratmağa çalışırlar. Gaçgınlar heç vaht unutmayacaglar ki, alçaldılmış, tehgir edilmiş türk halgına azerbaycanlılar en çetin anlarda bele merhemet ve şevget göstermiş, goynunda yer vermişdir. Bu, gaçgınları menevi cehetden ruhlandırmışdır.

Ferganedeki ağır ve dehşetli hatirelerden uzaglaşdırılma megsedile 1989-cı ilin iyul ayının evvellerinde respublikada Mehseti türklerin uşaglarının Leningrada ve diger şeherlere ekskursiyaya gönderilmesi teşkil edildi. Onların gezintisine serf olunan hercler yerli sevet organları terefinden ödenildi.

Men 1989- cı il iyul ayının evvellerinde Bakıya gelerken demir yolu vağzalında Mehseti türklerinden olan gaçgınların gebul edilmesi gerargahında işin nece yahşı teşkil edilmesinin şahidi olmuşam. Gerargaha genç türk Seyfeddin MEMMED başçılıg edirdi. Gerargahdaki növbetçiler Rusiyanın ve Şimali Gafgazın şeherlerinden gelmiş gaçgınları gebul edirdiler. Men iki gün Bakıda olub, gerargahın işini müşahide etmişem. Burada demir yolu vağzalında gaçgınlar bütün gün erzinde gebul edilirdiler. Her gün 100-150 gaçgın bir yere toplaşırdı. Vağzalda gaçgınlar üçün sernişin vagonları ayrılır, onlar yatacag desti ile temin edilirdiler. Gaçgınlar vağzalın binasında da yerleşdirilirdiler. Onlara günde üç defe isti yemek verilirdi. Növbetçiler hestelere, uşaglara ve gocalara hüsusi digget yetirirdiler. Gaçgınlar toplaşdıgca onlar avtobuslara, yahud demir yolu ile respublikanın mühtelif rayonlarına gönderilir ve orada garşılanması teşkil edilirdi. Men defelerle gaçgınların onları garşılayanlara garşı minnetdarlıg hissi ile yanaşmalarının şahidi olmuşam. Hemçinin gaçgınların ardınca bakılıların semimi bahışlarını görmüşem.

Sabirabad rayonundaki “XX partiya gurultayı” adına kolhozun tarlalarında gaçgınları, o cümleden bacımı yerleşdiribler. 1989-cı il, noyabrın 5-de men bacımın yanına getmek istedim. Arvadım, gızım ve cebhede helak olmuş gardaşımın arvadı – goca garı menimle birlikde bacımın yanına gettik. Biz Eli Bayramlı şeherinden sonra, “GAİ” postunun yanında avtobusdan düştük. Dayanacagda  kolhozun yerini degigleşdirmek istedim. “GAİ” işçisi bize digget gösterip yanımıza geldi ve bizimle maraglandı. Men ona öz adamlarımızı ahtardığımızı dedim. Baş leytenant derhal cevap verdi: “Gözleyin indi sizi apararam.” Onun “Jiguli” markalı maşını “GAİ” postunun yanında dayanmışdı. O maşını işe salıb yanımıza geldi. Maşının gapısını açıb bizi oturtdu ve kolhozun tarlasına apardı. Teqriben 10 kilometr yol gettigden sonra men tanımadığım milis işçisine heyirhahlıg gösterdiyine göre pul teklif etdim, lakin o bundan geti şekilde imtina etdi. Maşın dayandı, otagdan adamlar çıhmağa başladı. Bacımın ailesi de onların arasında idi. Bacım üstüme atıldı ve biz gucaglaşdıg, o ağladı. Milis işçisi Aydın maşından çıhıb hamı ile salamlaşdı ve sonra öz maşınına doğru döndü. Bir neçe saniye keçdi, men “Jiguli” maşınına teref bahdım. O heç kime mehel goymadan maşını işe salırdı. Ona bir daha minnetdarlıg etmek üçün maşına yahınlaşdım. Genç milis neferinin de gözleri hemçinin yaşarmışdı. Men imkandan istifade ederek bu yazımda ona ürek sözlerimi demek isteyirem: Aydın, gardaşlıg kömeyine göre çoh sağol.

Mehseti Türkleri her yerde azerbaycanlıların bele mehribanlığına rast gelmişler. Türklerin Azerbaycana köçürülmesi prosesinin [sürecin] davam etdirilmesi, yerli camaatla elagesinin güclendirilmesi onların dil ve medeniyyetlerinin inkişafına müsbet tesir gösterecekdir.

Gaçgınlar söhbet edirler ki, respublikanın hakimiyyet daireleri onların problemlerine mesuliyyetle yanaşırlar. Azerbaycan Halg Cebhesi, partiya ve sovet organları yaşayış yerlerinde türklerin yerleşdirilmesi, meişet şeraitlerinin yahşılaşdırılması, onlara herterefli digget ve gayğı gösterilmesi geydine galırlar. bir çoh türkler söhbet edir ki, yerli ehali Ermenistandan gaçıb gelmiş Azerbaycanlılara nisbeten onlara daha böyük mehribanlıg gösterir. Respublikada gaçgınlar, “Gayğı” cemiyyetleri fondundan yardım edilir. Elece de respublikanın büdcesinden yardım gösterilmesi planlaşdırılmışdır. Bu yahınlarda Azerinformun gezetde bele bir melumatı derc olunmuşdu ki, “sovet sülh fondunun” Azerbaycan şöbesi Mehseti türklerine 13 min manatdan çoh yardım göstermişdir.”

SSRİ Ali Sovetinin deputatı, hazırda Özbekistan SSR Nazirler Sovetinin sedri M. Mirkazımov “Daşkendskaya pravda” gezetinin mühbiri ile söhbetinde (13 sentyabır 1989-cı il) demiştir: “Bizim hamımız etiraf etmeliyik ki, Mehseti türkleri seçmek hüguguna malik olmalıdır… Onların harada olmasından asılı olmayarag heyat şeraitleri yahşılaşdırılmalı ve işle temin edilmelidirler.”

Bu söhbeti gezet sehifelerinde ohudugca fikirleşirem ki, bele heyat yalnız burada – Azerbaycanda temin edile biler, çünki yerli ehali bize mehribanlıgla yanaşır.

Hazırda  Mehseti türk halgının problemleri üzre deputat komissiyası fealiyyet gösterir. Halg edaletin berpa olunmasını ümidle gözleyir. Eger dövlet halgın problemini – halgın müteşekkil süretde öz doğma topraglarına, Vetenine gaytarılması problemini hell etmese gaçgın türkler İttifagın bütün regionlarından Azerbaycana gelecekler.

“Komsomolskaya pravda” gezetinin mühbiri T. Belaya “Yolda dayanacag?” adlı megalesinde (16 dekabr 1989-cu il) Belgorod vilayetinde yaşayan Mehseti türklerinin ailelerinin heyatı haggında danışarag yazmışdır: “Facieli taledir. Bu halg gısa tarihi dövr erzinde iki defe ev-eşiyinden ve torpağından mehrum olmuşdur… Dövlet onlara borcludur. O, müdafie funksiyasını yerine yetirmemiş, onları gorumamışdır.”

Daha sonra o megalede yazır ki, türkler Ferganeye getmek istemirler ve özlerine bele bir sual verirler: “Bes bundan sonra ne olsun? Halg harada yaşamalıdır?”

İbrahimovlar ailesinin üzvleri mühbire demişler: “Böyük gardaşımız Voronej vilayetindedir, bacılarımız Rostovda ve Oryol şeherindedir. Bir gardaşımız Bakıdadır, biz ise buradayıg.” Burada yaşamağa ne dinimiz, ne de enenemiz yol vermir. Gohumlarsız ne defn, ne toy keçirmek olar – deye İsmayıl Helilov öz fikrini bildirir. Sonra müellif yazır ki, “ Müveggeti” yaşamag hem de daimi yaşamag tehlükesi yaradır ki, bu da özlüyünde heyli problem doğurur. Meselen, rus dilini bilmeyen uşagların tehsil alması. Her bir mekteb bu vezife ile ayrılıgda öhdesinden gele bilmez, rayon seviyesinde ise heç kim öz seyini birleştirmeye can atmır. Bu yerlerde galmag fikri olmayan Mehseti türkleri ya işe düzelmek istemir ya da işe düzelen şehsler ürekle işlemirler. Tebiidir ki, bu da yerli ehalinin narazılığına sebeb olur. Sosial problemler günden güne keskinleşir, uşag bağçalarında yer çatışmır, emtee mallarının fondu artırılmır ve s. Mühbir faktlara esaslanarag yazır ki, ehalinin şimaldan cenuba migrasiyası gettikçe artır. Meselen, Smolensk, Orlov vilayetlerinden onlarla aile Belgorod vilayetine köçmüşler. İnsanlar onsuz da şimal vilayetlerind yaşamağa galmayacaglar, bu gün aydındır ki, onlar kortebii şekilde köçüb gelecekler. Odur ki, belke meselenin helli iller bele uzadılmamalı, vesait dağıdılmamalı, esebler tarıma çekilmemelidir. Bu mesele, ne geder mürekkeb olsa da onu geç-tez hell etmek vacibdir. Doğrudanmı, biz hele tam emin olmamışıg ki, her hansı bir işi gecikdirmek problemin hellini daha da çetinleşdirir? Hamı terefinden gebul edilen kompromis [ödün] yollarını ahtarmag lazımdır.

Müellif gezet megalesini İsmail Helilovun fikri ile başa çatdırır: “Eger hökümet yaz aylarına geder bizim meselemizi hell etmese, onu özümüz hell edeceyik: Özlüyümüzde müzakire edib, daha çoh harada Mehseti türklerinin yaşamasını müeyyen etdikden sonra hamımız hisse-hisse ora gedeceyik. Ahı birinci defe de türkleri bütün Özbekistana sepelemişdiler. Tehminen 20 il onların bir-birinden ayrılmasına serf olunmuşdur. İndi ise yegin ki, bir o geder vaht lazım olmayacag: “Gaçgınlar hakkında söhbetimin sonunda halgın gabagcıl tebegesi olan ziyalıların fikrini bildirmek isteyirem: Dövlet Mehseti türklerine boçludur. Dövlet 46 il bundan evvel Gürcüstandan onları govarag halgın elinden aldıglarını geri gaytarmalıdır:

Halga öz heyirhah adı gaytarılmalıdır, bunun üçün onun problemleri edaletle hell olunmalıdır:

• Dövlet senedi işlenib hazırlanmalı ve gebul edilmeli, pul ayrılmalı, doğma yerlere gayıtmag isteyen bütün şehsler üçün meydana çıhan kompleks meselelerin helline başlanımalı ve öz vetenlerinde onlara normal heyat fealiyyeti yaradılmalıdır.

• 1944-cü ilde geyri-ganuni olarag köçürülme zamanı Mehseti türklerine maddi cehetden ziyanın ödenilmesi gaydalarını müeyyen eden sened işlenib hazırlanmalı, müsadire edilmiş emlakın, mal-garanın, toyug-cücenin değeri ödenmek üçün pul ayrılmalıdır;

• Halgın özünü saxlaması üçün ona muhtariyyet verilmelidir.

Bu iller erzinde Mehseti türklerinin üreklerinde o geder hiddet, ağrı, inciklik, etiraz yığılıb galmıştır ki, eger yahın vahtlarda halgın bu problemi müsbet hell olunmazsa, halg sovet hökümetine garşı inamını bütünlükle itirecek ve halgın müeyyen hissesi, hüsusile Azerbaycanda yaşamayan Mehseti türkleri ganun çerçivesi dahilinde Türkiyeye migrasiya yollarını ahtaracaglar.


[1] Hürüşanoğlu, Seeddin. “Kaçkın Türklerin Harayı” (Redaktör, Veli Mecidov) 1990. Diderginler 1918-20, 1948-52, 1988-89. Baku: Genclik. Ss. 212-230.

[2] Azerbaycan’da da Sovyet tarihçiliği etkisiyle Ahıska bölgesine Mesketya, orada yaşayanlara da Mesheti adının verildiği anlaşlıyor. İngilizce literatürde de Meskhetian Turks olarak adlandırılıyor. Mesheti Türkleri adlandırması Azerbaycan’da yapılan adlandırmadır. Bütün dillerdeki anlamı aynıdır ve “Mesketya’da yaşayan Türkler” anlamına gelir (İ.Ç.).