Çocuk Ve Savaş

Savaş Nedir?

Sokrates’e göre ‘’kötüyü iyiye yeğlemek insan doğasında yoktur ve bir insan iki kötüden birini seçmeye zorlandığında, kimse azını seçmek varken çoğunu seçmeyecektir.  Yunan atasözüne göre,  ‘’yok ettiğinden daha fazla kötü insan ortaya çıkardığı için berbattır’’.

Genel bir tanıma göre ise  ‘’uluslar veya aynı  ülkelerdeki  iki  teşkilatın  (iç savaş)  arasında, başka  bir yolla elde edemediği şeyi zorla almasıdır.


Bir başka tanıma göre, en temel insan hakkı olan yaşama  hakkını hedef alan savaş,  insan hakları ihlallerinin en uç noktasıdır. Savaş; biyolojik, psikolojik, kültürel ve çevre etkileri nedeni ile  insana  yönelmiş  ve  elinden  çıkan  yıkıcı,  öldürücü,  duygusallıktan  uzak, insanı  düşünmeden yok eden bir eylemdir.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte savaş  sivilleri daha çok etkilemektedir. Günümüz şartlarına baktığımızda yaş itibari ile savaştan en çok etkilenenin çocuklar olduğunu görüyoruz.

Çocuk Nedir?

Ulusal yasalarca daha erken yaşlarda reşit sayılma hariç 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır. Çocuk, kendi başına hayatını devam ettiremeyen, masum, küçük, sevgi ve ilgiye muhtaç bir varlıktır.

Çağdaş toplumların çocuk paradigması üç temel ilkeyi benimser. Birincisi; her doğan çocuğun hayata iyi bir başlangıç yapması. İkincisi; nitelikli eğitim alması. Üçüncüsü ise; her çocuğun yeteneği doğrultusunda potansiyellerinin geliştirilmesi,  sosyalleştirilmesidir.  Ancak,  dünya ülkelerinin birçoğu kendi çocuklarına bu ilkeler doğrultusundaki yaşam standartlarına uygun hayatı sunamamaktadır.

UNICEF`in  “Dünya Çocuklarının Durumu 2002 Raporunda” yer alan 2000 yılını esas alan verilere göre; 1990 ile 2000 yılları arasında çatışmalar yüzünden 2 milyon çocuk öldürülmüş, 6 milyon çocuk yaralanmış ya da kalıcı bir biçimde sakat kalmış, 12 milyon çocuk da evinden yurdundan olmuştur.


Mantık çerçevesi içinde bakıldığı zaman çocuk ve savaşın birbirine zıt kavramlar olduğunu görüyoruz. Ancak bu iki kavram yüzyıllardır aynı çarkın içinde dönüp duruyor.   Çatışmalar 20. yüzyılın son on yılında bir milyon çocuğu öksüz bırakmış ya da ailelerinden koparmıştır. Çağdaş dünyanın çocuk paradigması ile çelişen bu verileri gördüğümüzde toplumların, yaşam standartlarını iyileştirmeye mi çalıştığını yoksa daha da ilkelleştirdiğine mi karar vermek zor.

Çağdaş dünyayı fetihler,  salgın hastalıklar ve soykırımlar yoluyla biçimleyen şey eşit olmayan halklar arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihidir (Diamond,2002). Çocuk halkın kendisinden olan bir canlı olduğu için, eşitsizliğin yarattığı durumlardan etkilenmesi doğaldır. Milyonlarca çocuk için savaş hayatlarının bir parçası olmuştur.  Bazıları  savaşları yaşam şekli olarak benimserken, bazılarının ise hayatlarını alt üst etmiştir. Milyonlarca çocuk ailelerinden ayrı düşüp mülteci olmuş ya da yerinden yurdundan edilmiştir. Savaş dediğimiz eylemin bir çocuk gözüyle bakıldığında nasıl bir anlam taşıdığını düşünmek aslında çok zor değil ancak devletlerin yürüttükleri çıkar politikaları bu düşünceyi geri plana atmaktadır. Bu politika çocukların yaşama hakkını daha da ihlal etmektedir.

Yaşama  Hakkı:

Yaşama hakkı her bireyin en temel hakkıdır. Birleşmiş Milletler çocuk haklarına dair sözleşmenin 6. Maddesine göre her çocuk esas olarak yaşama hakkına sahiptir. Ancak savaş durumunda özellikle çocukların elinden yaşama hakları alınmaktadır.

Hatun‘un (2011) Southall ve Plunkett’en aktardıklarına göre aktardıklarına göre çatışmalar sırasında, çocuk ölümlerinin % 5 doğrudan travma nedeniyle, % 95’i açlık ve hastalık nedeniyle ölmüştür. Geçtiğimiz son on yılda 20 milyondan fazla çocuk savaş bölgesinde ölmüştür.

Savaş sırasında çocuklar ailelerinden ayrı düştükleri için yalnız yaşamak zorunda kalıyorlar. Fakat çocuk tek başına kendi bakımını sağlayamadığı bulaşıcı hastalıklara yakalanma riski artmaktadır. Çocukların ölümüne dolaylı yollardan neden olan bulaşıcı hastalıklar çocukların yaşama hakkını ellerinden alan bir etmen olarak görebiliriz.

Savaşlarda çocukla işkence ve tecavüzler yaygındır. Özellikle etnik kökenli çatışmalarda  görülmektedir. Örneğin Ruanda’ daki soykırımda 8 yaşından büyük her kıza tecavüz edilmiştir (Hatun, 2011).

Çocuk Hakları

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun belirlediği verilere göre, 2006 yılı içinde yaklaşık 250.000 çocuk silahlı çatışmalara sokuldu ya da bu amaçla silahlı gruplara dahil  edildi (Vikipedi).

Çocuklar hem yaşça küçük oldukları için hem de daha kolay ikna edildikleri için asker çocuk olarak kullanılmaktadırlar. Ayrıca bu durum aileleri tarafından kolaylıkla kabul görür ve çocuklar düşünülmeden feda edilebilir. Bazı çocuklar aileleri tarafından silahlı gruplara satılırken bazıları da kaçırılmaktadır (Hatun, 2011).

İnsan Hakları İzleme Örgütüne göre, Temmuz 2007’den itibaren: Dünya çapında yirmiyi aşkın ülkede çocuklar savaşın doğrudan katılımcıları olmuşlardır. Tahminlere göre sayıları 200.000 ve 300.000 arası olan bu çocuklar, çocukluklarından mahrum edilerek ve çoğu kez dehşet verici şiddetle karşı karşıya getirilerek isyancı grupların ve devlet güçlerinin bünyesinde, güncel silahlı çatışmalarda asker olarak hizmet vermektedirler. (Çocukların Askeri Kullanımı wikipedia).

Savaşın İçindeki Çocukların Psikolojik Durumu:


Savaşın içindeki bir çocuğun psikolojik durumunu anlamak elbette ki zor bir süreç. Katledilen insanlara tanık olmakla kalmayan çocuk, böyle bir ortamda hayatını açlıkla, salgın hastalıklarla, tecavüzlerle ve işkencelerle tek başına yaşamak zorunda bırakılıyor. Küçük yaşta ölüm sahneleri ile iç içe yaşayan ve her anını korku ile geçiren bir savaş çocuğunun bu süreçten sonraki hayatını ne derece normal yaşayabileceği bizleri düşündüren bir konudur.

Hamburg Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir araştırmaya göre; çocuklar dövülen, vurulan ve tecavüze uğrayan insanların şiddet sahnelerine tanık olup savaşmaya ve adam öldürmeye teşvik ediliyorlar. Bu araştırmada yer alan 169 çocuk ve gencin yaklaşık üçte birinin travma sonrasında gelen stres bozukluğu ile yaşadıkları tespit edildi (Vikipedia).


Savaş çocuklarda karamsarlığa ve depresyona yol açabiliyor. Savaş sadece onu yaşayan çocukları değil, aynı zamanda daha doğmamış bebekleri de etkiliyor (Dedekargınoğlu, 2003).


İlaç ve alkol bağımlılığı, psikolojik şiddet asker çocuklar arasında görülmekte, çocuklar diğer çocukları hatta aile bireylerini öldürmeye zorlanmaktadır. Savaşlarda 12 yaşın altındaki çocuklara işkence uygulandığı bildirilmekte soyma soğuk duş, elektrik şoku, köreltme gibi yöntemler uygulanmaktadır (Hatun, 2011).

SAVAŞIN  ÇOCUKLARI

Yüreğim  ıslanmasın  isterdim  gözyaşlarımla
Yaşamayı  isterdim  çocukluğumu  tüm  kalbimle
Düşlerimi  salıp bir  köşeye, bir  veda  türküsüyle
İstemezdim yok  olmayı, istemezdim anne!            

Savaşın  yıkımlarıyla  dolu   beynim
Yıkımlara  uğrattı  kalleşçe…İnsan bildiklerim
Sinsice  yaklaştı  ve  ezdi, yok  etti  beni, bilemediklerim
İstemezdim  yok  olmayı,  istemezdim  anne!

Savaşın  kurbanı  olduk, ben  ve  arkadaşlarım
Kimisi  öldü, kimi kör, kimi sakat kaldı, tüm  tanıdıklarım
Paramparça  oldu  evim, ailem, sevdiklerim  ve  bağlandıklarım
İstemezdim  yok  olmayı, istemezdim  anne!

Umutlarım  vardı  benim, vurgunlara  uğradım
Sevdiklerim  vardı  benim, ayrılığa  uğurlandım
Günahsızlığımla  katledilip, toprağa  uğurlandım
İstemezdim  yok  olmayı,  istemezdim  anne!

EZGİ  YILMAZ

KAYNAKÇA
•    tr.wikipedia.org/wiki/Vietnam-savası

•    Vikipedia Özgür Ansiklopedi

•    Diamond , Jared . 2002 , Tüfek Mikrop ve Çelik , Çev. İnce , Ü. , Ankara : TUBİTAK Yay. , 1. Bas. , S – 5

•    Hatun, Ş. , 2011, Savaş ve Çocuklar

•    Dedekargınoğlu, Z. , 2003 Nisan, Savaş ve Çocuk , Pivolka Der.

•    Southall, D. ; 1998 : 1549-50

•    Dünya Çocuklarının Durumu 2002 Raporu

Türkiye’de Çocuk İşçiliği

1.    ÇOCUK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ KAVRAMLARI

1.1. Çocuk Nedir?

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre 18 yaşının altındaki her birey çocuktur. Çeşitli ulusal ve uluslararası düzenlemelere baktığımızda da 18 yaşına kadar herkesin çocuk kabul edildiğini görürüz. Örneğin; Türk Medeni Kanunu’na göre 18 yaşından küçük bireyler reşit sayılmamıştır. Topluma göre çocuk ise henüz sosyal veya ekonomik bir sorumluluğu üzerine alacak düzeye gelmemiş, birilerine bağımlı olarak yaşayan bireydir.

1.2 Çocuk İşçiliği Nedir?

Çocuk işçiliği, çocukların uygun olmayan koşullarda ve gelişimlerine zarar verebilecek bir tarzda çalışmaları sürecidir. Bu süreç çocuk haklarına uymayan bir şekilde işlemekte ve çocukların geleceğini ipotek altına almaktadır (Erbay, 2008:4). Fiziksel veya zihinsel olarak henüz yeterli düzeye gelmemiş bireylerin fiziksel veya zihinsel yeterliliğini aşacak veya gelişimini tehlikeye düşürecek işlerde çalışması veya çalıştırılmasıdır.

Demografik araştırmalara baktığımızda 14-65 yaş arasındakilerin çalışan nüfus olarak değerlendirildiklerini görürüz. Buna göre 14 yaşın altındaki bireyler çalışan nüfus kategorisinde değerlendirilmeyip çocuk işçi olarak ifade edilmektedir. Yine eğitim açısından baktığımızda da ilköğretimin sekiz yıl zorunlu okutulması, bu sekiz yılın bitimi olan 14-15 yaşın altındaki bireylerin çalıştırılmasının uygun olmadığı, eğitimlerini olumsuz yönde etkileyebileceği söylenebilir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nin 9. ilkesine göre; çocuklar her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır. Çocuk uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin verilmeyecektir.

2. ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN NEDENLERİ

Çocuk işçiliğine ekonomik, sosyal, devlet kaynaklı veya aile içindeki bazı özel durumlar vb. sebep olabilir. Bunlarla ilgili birkaç maddeyi açıklayalım.

2.1. Yoksulluk
Çocuk işgücünün en önemli nedenlerinden biri olarak yoksulluğu sayabiliriz. Yoksulluk; temel ihtiyaçları karşılayacak derecede bir maddi güce sahip olmamayı ifade eden bir terimdir. Çocuk işgücünün yoğun olarak bulunduğu toplumlara baktığımızda genelde toplumsal statülerinin ve maddi gelir düzeyinin düşük olduğunu görürüz. Yoksul ailelerde çocukların çalıştırılması bir mecburiyettir denebilir çünkü ailenin maddi geçimini sağlamaya çalışan anne veya baba, bu konuda yeterince başarılı olamamaktadır.

Yoksulluk başlığı altında yoksulluğun nedenleri arasında gösterilebilecek işsizliği de ele alabiliriz. Ebeveynlerin kendisine yeterli maddi gelir sağlayacak bir işi olmadığı veya iş olduğu halde çalışmasına engel teşkil edecek bir durumun bulunması çocukların çalışmasını bir mecburiyet haline getirir.

2.2. Toplumsal Normlar
Toplumda var olan ve geleneklerle kuşaklararası aktarılmış bir düşünce de çocuk işçiliğine neden olmaktadır. Bu düşünce çocukların mutlaka küçük yaşta bir mesleğe sahip olmaları gerektiğidir (Erbay,2010). Erken yaşta sorumluluk almayan ve aşırı serbest bırakılan bireylerin ilerde aile geçimini sağlamada başarısız olacağına inanılır. Ayrıca; toplumda çocuklarda hoş görülen ve görülmeyen bazı davranışlar vardır. Mesela; anne babaya işlerinde yardımcı olmak güzel ahlakın gerekliliklerinden kabul edilir. Bunun aksi olarak anne baba ayaktayken veya bir işle uğraşıyorken oturmak hoş karşılanmayan bir davranıştır.

Türkiye’de kırsal kesimle kentsel kesimi kıyasladığımızda çocuk yetiştirme konusunda büyük farklılıkların olduğunu görürüz. Şehirde yaşayan maddi geliri düşük aileler, çocuklarını bir esnafın yanına vererek aileye yan gelir sağlamasını veya bir meslek öğrenmesini istemektedir. Şehirde yaşayan maddi geliri yüksek aileler ise çocuklardan sadece eğitimlerini başarılı bir şekilde devam ettirmelerini istemektedir. Köylerde ise çocuklar genelde babalarının işlerine yardım etmekte veya yevmiyeli olarak başkasının tarlasında çalışmaktadır.

2.3. Devletten Kaynaklanan Nedenler
Türkiye’yi ele aldığımızda, 6-14 yaş grubundaki çocukların zorunlu ilköğretim eğitimine tabi tutulduğunu görürüz. Ayrıca ilköğretimin parasız olduğu söylenir. Yine de kayıt, yakıt, hizmetli, kitap, fotokopi başlığı altında bir yığın masraf olduğunu görürüz. Bütün bunlar asgari maaşla çalışan bir işçi veya gelirini yılda bir kez hasat zamanında alan bir çiftçi için ağır bir masraftır. Bu nedenle bu ailelerde dünyaya gelen çocuklar hiç değilse yazın üç aylık dönemde ağır işlerde çalışıp eğitim yılı içindeki masraflarını kendileri çıkarmak zorunda kalmaktadır. Belki parlak bir gelecek vadeden bu çocuklar, ekonomik koşullar nedeniyle çalışmak zorunda kalıp, eğitim yaşamını sağlıklı sürdürememektedir.

Bu noktada devlete düşen ve sosyal devlet olmanın gerekliliklerini oluşturan bazı görevler vardır. Öncelikle okullara yeterli miktarda ödenek yapılarak öğrencilerden hiç bir şekilde para talep etmemeleri istenmelidir. Zeki fakat maddi yetersizliği olan çocuklara burs verilmelidir. Geniş istihdam alanları açılarak işsizlik sona erdirilmeli, bu alanlarda istihdam edilen işçilere yeterli ücret verilmesi temin edilmelidir.

2.4. Ailede Yaşanan Olumsuzluklar
Bazen ailede her şey yolunda giderken aniden meydana gelen bir durum ailede işleri altüst edebilir. Bu durum ailede en çok çocukları etkiler ve onların hayatında bazı değişiklikler meydana getirebilir. Örneğin; deprem, sel, yangın gibi afetler insanlara şiddetine ağlı olarak ciddi şekilde zarar verirler. Can veya mal kaybının da yaşanabileceği böyle durumlarda ailenin tekrar toparlanıp eski düzenine dönebilmesi için çocuklar hayata erken atılmak zorundadırlar.

Anne veya babadan birinin veya her ikisinin ani ölümü de aile bireylerini zor duruma düşürebilir. Baba öldüğünde babanın yerine getirdiği sorumlulukları en büyük erkek çocuk, anne öldüğünde ise onun yerine getirdiği sorumluluğu en büyük kız çocuk üstlenir. Ailenin geçimini sağlayan bireyin bir anda işsiz kalması veya iflas etmesi yine çocuk işçiliğine sebebiyet verebilir.

Bu saydığımız dört maddenin dışında küreselleşme ve onun getirdiği ‘daha fazla kar’ düşüncesinin de etkisiyle ucuz işgücü için adeta yanıp tutuşan özellikle küçük ölçekli işletmeler ellerinin altındaki böyle bir gücü kullanmaktan imtina etmemekte ve çocuk işçiliği çarkını çevirmektedir.(Erbay,2010)

3. ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN SONUÇLARI

Çocuk işçiliğinin çocuklar için birçok tehlikeli sonucu beraberinde getirdiği bilinen bir gerçektir. Çocuk işçiler, gelişme döneminde olduklarından, yetişkin işçiler için tehlike oluşturmayan koşullar onlar için tehlikeli olabilir (Bequele and Myers,1995:3-4). Serter (1997:13)’e göre çocukların çalışma yaşamıyla ilgili sorunları; en genelde uzun çalışma süreleri, düşük ücret, işçi sağlığı ve iş güvencesinden yoksunluk, sağlıksız çalışma ortamı, kötü beslenme ve sosyal güvenceden yoksunluk olarak sıralanabilir.

Çocuk işçiliğinin sonuçları arasında çocuğun bazı temel haklarını kullanmasına engel teşkil etmesi sayılabilir. 6-14 yaş arasındaki çocukların zorunlu olan sekiz yıllık ilköğretim eğitimine devam etmesi gerekirken devam etmesini engelleyecek şekilde çalıştırılması buna örnek olarak verilebilir.

Kaldıramayacağı sorumluluklar yüklenen ve kontrol edilmeyen böyle çocuklar, bazı kötü alışkanlıklara bulaşabilir hatta tiner bağımlısı olup ailesinden ve toplumdan uzaklaşabilir.. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan sokakta yaşayan çocuklarla çocuk işçiliği altında göz ardı edilmemesi gereken önemli bir bağlantı vardır. Çocuk işçiliğine maruz kalan çocuklar zararı hiç olmasa bile en azından akademik eğitiminde akranlarından geri kalacak ve toplumsal statü olarak daha altta kalacaklardır.

Çocuk işçiliği çocuklara daha burada saymadığımız birçok zarar verir. Ancak çocuklar çalıştırılmamakla beraber yaşına uygun bazı sorumluluklar yüklenmesi gerekir. Bu onların gelişimlerine ve ileriki yaşantılarına da olumlu katkılar yapacaktır. Mesela; zorluklarla, sorumluluk alarak büyümüş bir çocuğu, bir de ailesi tarafından el bebek gül bebek yetiştirilen, hiçbir sorumluluk yüklenmeyen bir çocuğu düşünelim. Hangisi daha sağlıklı bir birey olur acaba? Hangisi yetişkinlik döneminde karşısına çıkması muhtemel olan sorunları çözmede daha yetkin davranır? Doğal olarak daha önce bir takım sorunlarla yüz yüze gelmiş olan birey, yetişkinlik yaşamında karşısına çıkan sorunları çözmede daha az zorluk yaşar. Tabi burada söylemek istediğimiz şey ‘çocuklar sıkıntı çekerek büyüsün’ değil. Ancak çocukların olgunlaşabilmeleri için küçük yaşta da olsa yaşına uygun olmak şartıyla bazı sorumluluklar alması gerekir. Bu onlara daha sonraki hayatlarında sorunları çözme konusunda liyakat kazandırır.

4. ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE İLGİLİ ULUSAL DÜZENLEMELER

4.1. Anayasal Düzenlemeler    
1982 Anayasasının 50. maddesinde “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.” İbaresi yer almaktadır. Çocuk işçiliğini önlemeye yönelik olarak düzenlenen bu maddede çocukların çalışma şartlarının yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun olması gerektiği, bunun tersi çalışma şartlarında ise çocukların çalıştırılmasının suç olduğu ifade edilmiştir.

4.2. 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu
Bu kanunun son halinde 59. madde çalışan çocuklarla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Bu maddeye göre ilköğrenim çağında olup da mecburi ilköğretim kurumlarına devam etmeyenler, hiçbir resmi ve özel iş yerinde, her ne surette olursa olsun çalışmayı gerektiren başka yerlerde ücretli veya ücretsiz çalıştırılamazlar.

5. ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN ÖNLENMESİ

Çocuk işçiliği Türkiye’nin ve hemen hemen her ülkenin en büyük sorunlarından biridir. Bunun önüne geçmek için ulusal ve uluslararası bazı düzenlemeler mevcuttur. Türkiye’deki uygulamalara örnek olarak anayasa ve ilköğretim kanunundaki ilgili maddelerden bahsetmiştik. Ancak bu meseleyi sadece kanun gücüyle, cezai yaptırımla çözmek mümkün değildir. Çocuk işçiliğinin kaynak bulduğu unsurları ortadan kaldırmak gerekir. Çocuk işçiliğinin en önemli nedenlerinden birinin yoksulluk olduğu belirtilmişti. Yoksulluk ortadan kalktığı vakit çocuk işçiliğinde de önemli oranda azalma olduğu gözlenecektir. Devlet tarafından ailenin geçimini üstlenen kişiye örneğin babaya iş verilmeli ve eve düzenli olarak maddi gelir girmesi temin edilmelidir. Böylece çocukların çalıştırılmasını gerektirecek bir durum ortadan kalkmış olur. Ayrıca okullara yeterli düzeyde ödenek yapılarak çocuklardan her ne ad altında olursa olsun para alınmasının önüne geçilmelidir. Seminerler, konferanslar yoluyla çocuk işçiliğinin çocuğa vereceği zararlar hakkında aileler bilinçlendirilmelidir. Yetimlere hayatını rahatlıkla idame edebilecek ve çalışmasına meydan vermeyecek şekilde yardımlar yapılmalıdır.

Buradaki amaç, çocukların bütünsel bir şekilde gelişimlerini engelleyecek olan, onlara güçlerinin üstünde sorumluluklar yükleyen işçilikten korunmalarını sağlamaktır. Çocukların gelişimlerini engellemeyecek ve hayatına olumlu katkı yapabilecek sorumluluklar ise iyi bir neslin yetişmesine yardımcı olacaktır.

Sonuç

Bu çalışmada çocuk hakları ihlallerinin en önemli kısımlarından birini oluşturan çocuk işçiliğinden bahsedildi. On sekiz yaşının altında bulunan her birey çocuk olarak kabul edilir. Çocuk işçiliği bu bireylerin her yönden bütünsel olarak gelişimini olumsuz etkileyen, çocukların çocukluklarını yaşamasını, oyun, eğitim, sosyal etkinlik gibi ihtiyaçlarını karşılamasını engelleyen Türkiye’nin önemli sorunlarından birisidir. Bu sorunun başlıca nedenleri arasında yoksulluk, toplumun çocuğa bakış açısı, devlet kaynaklı nedenler, ailede yaşanan bazı acı hadiseler, küreselleşmenin ortaya çıkardığı ucuz işgücü ihtiyacının illegal yollardan teminini sayabiliriz. Çocukların çalıştırılmasının çocuk üzerinde olumsuz bazı sonuçları vardır. Bunlar arasında; çocuğun eğitimini aksatması, gelişimini olumsuz etkilemesi, çocuğun akranlarından akademik yönden geri kalması, çocuğun ailesinden uzaklaşması, zararlı alışkanlıklara bulaşması gibi faktörleri sayabiliriz.

Yararlanılan Kaynaklar

ERBAY, Ercüment (2008), Çocuk İşçi Olmak: Çocuk İşçiliğine Retrospektif Bir Bakış. Ankara: Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Yayını No:14

ERBAY, Ercüment(2010), Türkiye’de Çocuk Hakları, Bölüm 12: Çocuk Hakları ve Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu. Ankara, Aralık 2010

BEQUELE, Assefa ve MYERS, William (1995), Çocuk İşçiliğinde Öncelikler. Çeviren: Rasim Baykaldı. Ankara: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü Çalışan Çocuklar Bölümü.

SERTER, Nur (1997), “Sanayi Bölgelerinde Çalışan Çocukların Sosyo-Ekonomik Sorunları”. Ankara: TİSK Yayını.