Türkiye’deki Adölesan Gebelikler

ÖZET

Adölesan gebelikler erken evlilik veya erken yaşta cinsel ilişki sonucu oluşan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu yazıda, tüm toplumlarda yaşanan, ancak gündemde fazla yer alamayan “adölesan gebelikler” sorununun irdelenmesi amaçlandı. Eğitim düzeyinin düşük olması, yoksulluk ve çalışmama durumu, kentlerde hızlı büyüme, göçler adölesan gebelikle ilişkili faktörlerdir. Güvenli cinsel yaşamın olmaması nedeniyle istenmeyen gebelikler oluşmaktadır. Bu gebelikler annede ve bebekte komplikasyon ve ölüm oranının önemli oranda yüksek olduğu, isteyerek düşükler ya da planlanmamış doğumların ortaya çıkmasıyla sonuçlanan gebeliklerdir. Gençlerin eğitim düzeyinin artırılması, istihdam yaratılması ve aile planlaması bilgi ve hizmet sunumunun yaygınlaştırılmasının bu gebelikleri azaltacağı bilinmektedir.

Anahtar Kelimeler: Adölesan, gebelik, risk, düşük, anne ölümü


GİRİŞ

Adölesan dönemi geniş anlamıyla bireyin biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimlerle çocukluktan yetişkinliğe geçiş periyodudur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) adölesanlığın 10–19 yaşlar arasında olduğunu bildirmektedir (1). Dünyada adölesanların üreme sağlığı gereksinimleri çeşitli kültürel ve coğrafik farklılıklara göre değişir. Erken evlilik, erken yaşta cinsel ilişki, erken gebelik, istenmeyen gebelik ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar bu konudaki önemli sorunlardır (2). Adölesan gebelikler, gelişmemiş ülkelerdeki kadar yaygın olmasa da gelişmiş ülkelerin de sorunudur. Gelişmiş ülkelerdeki adölesan gebeliklerin çoğu evlilik dışı, istenmeyen ve planlanmamış gebeliklerdir (3). Türkiye araştırmalarında nüfusun %21,6’sı adölesan olup, gebeliklerin %8-12’si adölesan çağda gerçekleşmektedir. Bu gebeliklere sıklıkla Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda rastlanmaktadır (4). Adölesan gebelikler diğer gebeliklere kıyasla daha riskli kabul edilmişlerdir. Adölesan gebeliklerde; erken doğum riski, bebekte düşük doğum ağırlığı, eklampsi gibi anne ve bebeği tehdit eden sorunların daha sık yaşandığını biliyoruz. Anne ölümlerinin dörtte birinin adölesan gebeliklerde gerçekleştiği bildirilmiştir (5).

Bu çalışmada, Türkiye’de adölesan gebelikleri oluşturan faktörleri ve olumsuz etkilerini saptamak amaçlanmış, bu gebeliklere alınacak önlemler ve yapılacak düzenlemelere katkıda bulunmak düşünülmüştür. Bu konuyla ilgili kaynak taraması ve tarama sonucu elde edilen bilgiler doğrultusunda Türkiye genelinde yapılan araştırmalar incelenerek “ Tarama Modeli ” yaklaşımı kullanılmıştır.

ADÖLESAN GEBELİK PROBLEMLERİ

1. Epidemiyolojik Durum

Adölesanlarda gebelik 21. yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biridir. Her yıl 15–19 yaş grubunda olan 16 milyon adölesan doğum yapmakta ve 5 milyonu ise düşükle sonlanmaktadır. Bugün dünyada her on adölesandan biri anne olmaktadır. Tüm doğumların %11’ini adölesan anneler yapmaktadır. Bu annelerin %23’ü gebelik ve doğuma bağlı hastalığa maruz kalmaktadır. Bu doğumların %95’i düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerde olmaktadır (6,7). Ülkemizde 1990’larda adölesan fertilite oranı % 90 civarındadır. Günümüzde 15–19 yaş grubundaki tüm kadınların %6’sı gebe kalmaktadır. Bu yaş grubunda doğurganlık hızı 1988’de % 45, 1998’de % 60, 2008’de % 35’tir (8).

2. Adölesan Gebelikle İlişkili Faktörler

Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre düşük eğitim düzeyi ve kırsal alanda yaşama adölesan gebelik ve doğumları artıran faktörlerdir. Adölesan gebelik konusunda yapılan çalışmalarda kendisinin, eşinin, partnerinin, ailesinin düşük eğitim seviyesinde olması risk faktörü olarak sıkça tespit edilmiştir (6,9,10). Gelişmemiş vücut yapısı, yoksulluk, çalışmama/işsizlik, sağlık hizmetlerine ulaşamama da adölesan gebelik için önemli risk faktörleridir (6,9,11).

Ülkemizde Denizli’de yapılan bir çalışmada; evlilik öncesi aile içi şiddet gören, ailesi adölesan evliliğe karşı olmayan, eşi veya kendisi ortaokul ve altı eğitim gören, sosyal güvencesi olmayan, kişi başı 200 dolardan az aylık geliri olan, bir odada ortalama birden fazla kişi yaşayan, kız kardeşinde, arkadaşlarında veya akrabalarında adölesan evlilik veya gebelik öyküsü olanlarda adölesan gebeliğin daha yüksek olduğu bildirilmektedir (9).

Diyarbakır’da yapılan bir çalışmada adölesan gebelerin evlenmeden önceki aile gelirlerinin düşük olduğu, gebelerin ortalama 5.1 kardeşe sahip olduğu ve %73.7’sinin geniş ailede yaşadığı saptanmıştır (11). Düşük eğitim seviyesi ve yoksulluğun en belirgin risk faktörü olduğu görülmektedir. Bu durumlar, insanların geleceğini farklı şekilde kurgulamasını engelliyor olabileceği gibi, gebelikten korunma hizmetlerine ulaşmayı da engelliyor olabilir. Mutsuz bir çocukluk dönemi geçirmiş olmak, parçalanmış aile çocuğu olmak da adölesan gebelerde daha yüksek bulunmuştur (12). Ruhsal açıdan eksikliği hissedilen “aidiyet duygusu” yaşama ihtiyacı sonucunda, erken ve korunmasız cinsel ilişki yaşanıyor olabilir. Adölesanların birçok tehlike ve riskten haberdar olmalarına rağmen bunların başlarına gelmeyeceği başkaları için gerçekleşebileceğini düşünmeleri de adölesan gebelikler için önemli bir faktördür (2).

3. Fiziksel Sonuçları

Sağlıklı gebelerde adölesan olma, biyolojik immaturite nedeniyle gebeliği hem anne hem de bebek açısından riske eden önemli bir faktördür. Yapılan çalışmalarda annede ve bebekte komplikasyon görülme oranının adölesan annelerde önemli oranda yüksek olduğu rapor edilmiştir (13). Adölesan gebelikte özellikle anemi, postpartum kanama ve depresyon gibi mental sorunlar sık görülmektedir (7). Ayrıca, annelerde servikovajinal enfeksiyonlar, preeklampsi, eklampsi, perine yırtığı, epizyo açılması daha fazla tespit edilmiştir (13,14). Sivas’ta yapılan bir vaka kontrol çalışmasında adölesan gebelerde erken membran rüptürü oranı, erişkin gebelerden yaklaşık iki kat daha fazla görülmüştür (14). Samsun’da yapılan bir çalışmada ise 18 yaş ve altı gebelerde doğumların yarıdan fazlasının sezeryan ile sonlandığı, sezeryan endikasyon nedeni olarak ise yarıdan fazlasında cefalopelvik uygunsuzluk bildirilmektedir (15).

Adölesanlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBE) açısından da daha fazla risk altındadırlar. Bunun nedeni hem genital olgunlaşma tamamlanmadığından koruyucu bariyerlerin yetersiz olması, hem de bu yaş grubunda CYBE ve korunma konusunda bilgi eksiği bulunmasıdır. Ülkemizde 15 bölgede, 1629 kişide yapılan Türkiye Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırması’nda (TGCSÜSA), 15–19 yaş grubu kızların %22.7’si CYBE’ yi duymamış, duyanların ise sadece %38.9’u korunmak için kondom kullanmak gerektiğini belirtmişlerdir. CYBE’in birçok gebelik komplikasyonlarına neden olduğu bilindiğine göre, adölesan gebeliklerin riskinin bu açıdan da arttığı düşünülmelidir (16).
Adölesan anneler çocuğun sağlığı ve gelişimi konusunda da riskli davranmakta, gebelikte sigara içimi, bebeğini emzirmeme ve çocuğunu okul öncesi eğitime göndermeme davranışını daha fazla göstermektedirler (12).

Genç yaşta anne olmak anne ve bebek ölümleri için en yaygın risk faktörlerindendir. Ülkemizde 15–19 yaş evli kadınlar 15–49 yaş evli kadınların %2.5’ini oluşturduğu halde, gebeliğe bağlı ölümlerin %5.9’u 15–19 yaş grubundadır. 20–24 yaş grubunda gebeliğe bağlı ölüm oranı 100 000 canlı doğumda 15.7 iken, 15–19 yaş grubunda bu oran 18.7’ye çıkmaktadır (8,17). Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre yirmi yaş altındaki anne bebeklerinde, perinatal bebek ölüm oranı, 20–29 yaş anne bebeklerine göre %50 daha fazladır. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA) 2008’e göre bebek ölüm hızı 1000 bebekte 17 iken 20 yaş altı annelerde bu oran 1000 bebekte 33’e yükselmektedir (7,8).

4. Adölesan Gebeliğin Sosyal Sonuçları

Erken evlilik; biyopsikososyal gelişimini tamamlamamış olan adölesanın eğitim görmesini ve meslek sahibi olmasını engeller. Ayrıca adölesana yaşının üzerinde sorumluluklar yükler ve resmi nikâh yapılmasını engeller (18). Erken gebelik, fiziksel komplikasyonlarının yanında eğitimsizlik, çalışmama gibi birçok sosyal problemlere de neden olmaktadır. Eğitim süresinin artışıyla adölesan doğurganlık arasında güçlü bir ilişki vardır. Eğitimsizlerde adölesan gebelikler daha fazla görülürken, adölesan gebelik annelerin eğitimlerine devam etmelerine engel olmaktadır. Türkiye’de beş yıldan daha az eğitim almış 15–19 yaş grubu kadınların % 7’si anne olmuş ya da ilk çocuğuna gebe iken, en az lise eğitimi alan kadınlarda bu oran % 4’e düşmektedir (8). Keskinoğlu ve ark’nın Diyarbakır’da yaptığı araştırmada adölesan gebelerin yaklaşık 1/3’ünün ilkokul mezunu dahi olmadıkları saptanmıştır (10).Eğitimsiz kadınlarda erken gebelik artarken, bebek ölümleri de yüksek oranda görülmektedir. Neonatal ölüm hızı eğitimsiz kadınlarda binde 23 iken lise ve üzeri eğitim alanlarda binde 9’a düşmektedir (8).

Ülkemizde Güneydoğu Anadolu bölgesinde tarım dışında kadın istihdamı en düşük seviyede bulunurken, bu bölgede toplam doğurganlık hızı en yüksek düzeyde bulunmaktadır (19). Keskinoğlu ve ark’nın Diyarbakır’da yaptığı araştırmada adölesan gebelerin tümünün evli olduğu, büyük oranda geniş aile olarak eşinin ailesinin evinde yaşadığı ve çalışmadığı (10), Bayram ve ark’nın araştırmasında ise gebelerin %96’sının çalışmadığı bildirilmektedir (20).

Adölesan annelerin çocuklarında da sosyal sorunlar daha fazla yaşanmaktadır. Adölesan annelerin çocukları, erişkin annelerin çocuklarıyla karşılaştırıldığında daha zayıf bilişsel, akademik ve davranışsal becerilere sahiptir. Yirmi yaş altı anne çocukları 30 yaş üzeri annelerin çocuklarıyla karşılaştırıldığında, kötü sonuçlarının 1.5–8.9 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Bu çocuklarda anksiyete bozukluğu, majör depresyon ve intihar girişimi gibi mental sağlık sorunlarının daha fazla görüldüğü, madde kullanımı, suç işleme oranlarının daha yüksek olduğu, eğitim başarılarının düşük, okulu terk etme oranlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir (12)

Adölesan annenin yaşadığı evin fiziksel durumu, eğitim uyaranlarının düşüklüğü ve zayıf kalitede aile çocuk ilişkisi nedeniyle çocuk olumsuz etkilenmektedir. Aynı zamanda istismar ve ihmal de önemli risklerdir. Çocuk istismarı ve annenin ilk doğumunu yaptığı yaş arasında korelâsyon olduğu gösterilmiştir (21).

5. Evlilik İçi Adölesan Gebelikler

Adölesan gebelikler evlilik içinde olanlar ve evlilik dışı adölesan gebelikler olarak ikiye ayrılır (2). Gençlerin erken evlendirilmekten, erken yaşta doğum yapmaktan korunma hakları vardır. Birleşmiş Milletler, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin temel ilkelerinden biri, çocukların ne zaman ve kiminle evleneceklerine, ne zaman ve kaç adet çocuk sahibi olacaklarına, cinselliklerini ne zaman ve nasıl yaşayacaklarına kendilerinin karar verme hakkına sahip olmalarıdır (18). Ancak toplumun kadına biçtiği rol ve beklentiler, kadının eğitim ve çalışma gibi statüsünü artıracak olanaklardan yoksun kalmasına ve erken evlilik yapmasına neden olmaktadır. Bu da erken gebeliği hazırlayan önemli bir faktördür (22). Bazı toplumlarda erken evlilikler geleneksel olarak desteklenmektedir. Bu evliliklerden olan gebelikler her ne kadar genç karı-koca istemese de aile büyükleri tarafından planlanmış ve istenen gebeliklerdir (23). Ülkemizde, bir çalışmada erken evlilik nedeninin, %31.6’sının ailenin isteği olduğu tespit edilmiştir (10).
Türk Medeni Kanunu’nun 124. maddesine göre erkek ve kadın 17 yaşını doldurmadan evlenemez, 143. maddesine göre ise dini nikâh ancak resmi nikâh kıyıldıktan sonra kıyılabilir. Türk Ceza Kanunu’nun 230. maddesine göre ise resmi nikâh olmadan dini nikâh yapan ve yaptıranlara iki ila altı ay hapis cezası öngörülmektedir (24,25). Buna rağmen ülkemizde de resmi olmayan küçük yaşta ve zorla evlendirmeler olabilmektedir. Bu çocuklarla evlenmelerde yasal olmayan “imam nikâhı” denen geleneksel uygulamalar yapılmaktadır.

Samsun’da adölesan gebelerde yapılan bir çalışmada adölesan gebelerin %31.4’ünün ilk evlenme yaşının 13–16 yaş aralığında olduğu tespit edilmiştir (15).Denizli’de yapılan bir çalışmada 15–19 yaş kadınların %6.4’ünün evli olduğu, %4.9’unun en az bir gebelik yaşamış olduğu rapor edilmektedir. Buna göre evli adölesanların %76.7’si gebe kalmaktadır (11). Ülkemizde 15–19 yaş arasındaki tüm kadınların en az bir canlı doğum yapma oranı %4’dür. Aynı yaş grubundaki kadınların %9.6’sı evlidir ve %40.7’si en az bir canlı doğum yapmıştır. Ancak bu gruptaki kadınların %20’si bu gebeliği istemediklerini belirtmişlerdir. Ayrıca bu kadınlarda 100 gebelikten 10’u isteyerek düşükle sonlanmıştır (8). Genç yaştaki kadınlar diğer kadınlara göre daha sık doğum aralığına sahiptir. TNSA 2003’e göre 15–19 yaş grubunda 23 aydan kısa doğum aralığı oranı %60.8 iken 20–29 yaş grubunda %34.6’dır. İki yıldan daha kısa doğum aralığından sonra doğan çocuklarda bebek ölüm hızı binde 51’e yükselmektedir (8). Erken yaşta olan evlilikler, doğurganlık süresinin uzamasına ve daha fazla doğum yapılmasına da neden olmaktadır (6,8).

Adölesanlar istenmeyen gebeliklerini sonlandırmak için isteyerek düşük yapmaktadırlar (26). Aydın’da yapılan bir çalışmada ilk gebeliğini 18 yaş altında yaşayanlarda %63.4’ü istenmeyen gebelik yaşarken, 18 yaş üzerinde gebe kalanlarda bu oran %43.5 olarak rapor edilmiştir (27). Türkiye’de 15–19 yaş grubundaki evli kadınlarda isteyerek düşük oranı %3-%12.4 olarak bildirilmiştir (8,16). Adölesanlarda istenmeyen gebelik oranının daha yüksek olmasının yanında, isteyerek düşük sonucunda pelvik enfeksiyon, infertilite ve ölüm riski de daha yüksektir (8).

6. Evlilik Dışı Adölesan Gebelikler

Kentlerde hızlı büyüme, göçler, savaşlar, düşük sosyoekonomik durum, zayıf aile bağları, seksüel aktif arkadaşının olması gibi nedenler, gençlerin daha erken yaşta cinselliği yaşamalarına neden olmaktadır (28). Bunun yanında sosyal değişimler birçok toplumda daha geç evlenmeye neden olmaktadır. Sonuç olarak gençlerin cinsel aktif olarak geçirebileceği uzun bir dönem vardır (23). Ancak güvenli cinsel yaşamın olmaması nedeniyle istenmeyen gebelikler oluşmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’na göre 15 yaşını dolduran gençle cinsel ilişki kuran kişi, şikâyet üzerine cezalandırılmaktadır. Bu durumda şikâyet olmadan yaşanan cinsel ilişkiye hak tanınmaktadır (25). Ancak gençler hazır olduğundan, sorumluluğu alabileceğinden, kararından emin olmadan cinsel ilişkiye girmemelidir. Türkiye Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırması’na göre araştırmaya alınan 15–19 yaş grubu kızların %92.5’i evli olmadığı, %58.3’ünün sevgilisinin olduğu, %61.6’sının cinsel ilişki yaşayan kız arkadaşının olduğu bildirilmektedir (14). Çalışmaya katılan kız katılımcılar, kadınlar için ilk evlenme yaşının ortalama 22.6, ilk anne olma yaşının ise 24.2 olması gerektiğini belirtmişlerdir. 15–19 yaş grubundaki kızların aynı yaş grubunda ilk kez anne olmayı uygun bulanların oranı ise %3.8’dir (16). İzmir’de bekâr kadınlarda yapılan bir çalışmada kadınların %12.3’ünün cinsel aktif olduğu, bunların, %18.2 sinin en az bir gebelik ve isteyerek düşüğü olduğu bildirilmektedir (29).

Adölesanlar evlilik dışı ve istemeden oluşan gebeliklerde, gebelikten kuşkulansalar bile, birçoğu için sürprizdir. Bir kısmında ise anne-babanın kuşkusuyla tanı konur. Bu ciddi sorun sağlık, ekonomik ve sosyal boyutuyla genç kızı, eşini, aileyi ve toplumu yaşam boyu olumsuz etkileyen bir problemdir (28).

Adölesanlar gebelik ile ilgili şaşkınlıklarını attıktan sonra, kısa sürede gebeliğin geleceği ile ilgili kararı vermelidirler. Bu dönemde adölesana vereceği kararda yardımcı olunmalıdır. Adölesan, gebeliğin sürmesine ya da abortusa karar verebilir. Bu kararda adölesanın gelecek ile ilgili planları, evli olup olmaması ve yeterli derecede anne-baba desteği alıp almaması etkindir. İkilem yaşayan adölesana aile ve sağlık personeli psikolojik destek ve bilgi sağlayarak uygun kararı vermesinde ve olayı en az travmayla atlatmasında yardımcı olmalıdır. Gebeliği sürdürecek adölesanlar doğum öncesi bakım için yönlendirilmelidir. Abortus kararında ise işlem sonrası kontrasepsiyon için danışmanlık yapılmalıdır (30).

SONUÇ VE TARTIŞMA

Adölesan Gebeliklerin Bakımı ve Önlenmesi
Seksüel olarak aktif adölesanlarda herhangi bir ameliyat, radyografi, ilaç kullanımı ve aşılamadan önce gebelik testi ile gebelik olup olmadığına bakılmalıdır. Adölesanlara canlı aşılar yapılmadan önce mutlaka gebelik araştırılmalıdır. Bu gebeliklerde biyolojik özellikler değiştirilemeyeceğine göre, daha sık doğum öncesi bakım verilmeli; gebelerin, anne ölümüne neden olan tehlike işaretlerini tanıması ve gerekli sağlık hizmetlerini alabilmesi için bilgilendirme yapılmalıdır.

Ülkemizde 15–49 yaş grubundaki bekâr kadınlar 1997 yılından itibaren izleme alınmıştır. Kurumlarımızdaki personel sıkıntısı nedeni ile yapılan öncelikler sıralamasında, bekâr kadın izlemlerinin çok gerilerde yer alması, kültürel nedenlerle ailelerin ve bekâr kadınların özellikle aile planlaması konusunda sorulan sorulara sıcak bakmaması gibi nedenlerle bekâr kadın izlemlerinde yeterince başarılı olunamamaktadır (31). Özellikle sağlık personelinin, evli olmayan gençleri güvenli cinsellik açısından eğitip, hizmet verebilmesi için, personele hizmet içi eğitim verilmeli ve motivasyonları artırılmalıdır.

Gençler güvenli bir cinsel yaşam için hem evlilik içi hem de evlilik dışı istenmeyen gebelikten, ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklardan kendilerini ve cinsel eşlerini korumaları gerekir. Bu konuda öncelikle korunmasız cinsel ilişkinin riskleri konusunda farkındalık yaratılmalıdır. Keskinoğlu ve arkadaşlarının(10) araştırmasında adölesan gebelerin %15’i evlenmeden önce cinsellik ve aile planlaması ile ilgili bilgi almışken, evlendikten sonra bu oran %63’e çıkmıştır; yine de her üç adölesan gebeden biri aile planlaması konusunda bilgilendirilememektedir. Bilgilendirilmeme nedenleri adölesanların utanma, ayıp karşılanma ve nereden bilgi alacağını bilmeme nedeniyle hizmet aramadan kaçınmalarıdır.

Trabzon’da liselerde yapılan bir çalışmada kızların aile planlaması bilgi düzeyi, 21 üzerinden 8.9 puan bulunmuştur. Yine Trabzon’da gençlerin genital sistem anatomik yapıları hakkındaki bilgi düzeyleri de düşük bulunmuştur (22,32). İzmir’de bekâr kadınlarda yapılan bir çalışmada danışmanlık almayan kadınların çoğunun danışmanlık alacakları yeri bilmediklerini belirtmişlerdir (29). TGCSÜSA’na göre 15–19 yaş kızların sadece % 65.3’ünün tek cinsel ilişki ile gebe kalınabileceğini bildikleri belirtilmiştir. Ayrıca, gençlerin en çok bilgilendirme hizmeti (%76) almak istedikleri ve bu bilgileri en çok okullarda (%49) ve doktor (%72.5) tarafından almak istediklerini belirtmişlerdir.21 Manisa’da ilköğretim son sınıfta yapılan bir çalışmada da öğrencilerin %84.3’ü okullarda cinsel danışmanlık verilmesi gerektiğini bildirmişlerdir (33). Çalışmalara göre bilgi açığı olduğu ve bu açığı gençlerin okullarda almak istedikleri görülmektedir. Ancak cinsel eğitim önce aile içinde başlamalı, daha sonra okullarda devam etmelidir. Aile içinde gençlerin ihtiyaç ve sorunlarını kolayca anlatabileceği bir iletişim ortamı yaratılmalıdır. Adölesanların çoğunun doğum kontrolü yöntemi satın almaktan utandığı, bir kısmının ailelerinin bu yöntemleri kendilerinde bulmalarından korktuğu, yöntemlerin yan etkilerinden tedirgin oldukları, bazılarının ise kendilerinin gebelik riski altında olmadıkları düşüncesi nedeniyle yöntem kullanmadığı bilinmektedir. Bilgi vermenin yanında, Adölesanlara gebelik risk algısını artıracak yayınlar hazırlanıp, yazılı ve görsel yayın organlarında yayınlanmalıdır.

Sonuç olarak; Adölesan dönemde evlilik içi gebeliğin en önemli nedenlerinin eğitimsizlik ve işsizlik/çalışmama, evlilik dışı gebeliğin ise bilgisizlik ve risklerin farkında olmama olduğu görülmektedir. Bu konuda kızların daha çok okullaştırılması, lise eğitiminin zorunlu hale getirilmesi ve kadınların çalışma hayatında daha fazla yer alması hem kadının statüsünü artıracak hem de gençleri erken evlilikten ve buna bağlı erken gebelikler ve komplikasyonlarından korumaya yardımcı olacaktır. Güvenli cinsel yaşam konusunda bilgi açığını kapatmak için ise, eğitim müfredatındaki cinsel sağlık bilgileri zenginleştirilmeli, okul dışında kalan adölesanlara ise ayrıca eğitim kampanyaları ve kitle iletişim araçları ile eğitimler yapılmalıdır. Gençler danışmanlık hizmeti almak için sağlık birimlerine kolayca ulaşabilmeli, yargılama olmadan bu hizmeti alabilmelidir.

KAYNAKÇA

1.    Adolescent Pregnancy. Issues in Adolescent Health and Development. Department of Child and Adolescent Health and development, WHO, Geneva, 2005.
2.    TC Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Genel Müdürlüğü. Ergen Sağlığı ve Gelişimi Kaynak Kitabı. Ankara: TC Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Basımevi, 2004.
3.    Jolly  MC, Sebire N, Harris J, Robinson S, Regan L. Obstetric risks of pregnancy in women less than 18 years old. Obstet Gynecol 2000; 96:962-6.
4.    Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı ve Avrupa Birliği, Ankara, 2003.
5.    The World Health Report 1998. Life in the 21. Century: a vision for all. Geneva: WHO, 1998; 97.
6.    TC Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı No:5:B, Gençlere Yönelik Üreme Sağlığı Hizmetleri Katılımcı Kitabı, Ankara: TC Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Basımevi, 2009.
7.    www.who.int/making_pregnancy_safer/topics/adolescent_pregnancy/en/index.html
8.    Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (2009), Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, 2008. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve TÜBİTAK, Ankara, Türkiye.
9.    Gökce B, Ozsahin A, Zencir M. Determinants of adolescent pregnancy in an urban area in Turkey: a population-based case control study. J Biosoc Sci, 2007;39(2):301-11.
10.    Keskinoğlu P, Pıçakçıefe M, Bilgiç N, Kılıç B. 2001 Yılında İnönü Sağlık Ocağı bölgesinde gerçekleşen adölesan gebelikler. www.dicle.edu.tr/~halks/m19.html
11.    Ozsahin A, Zencir M, Gokce B, Acımıs N. Adolescent pregnancy in West Turkey. Cross sectional survey of married adolescents. Saudi Med J 2006;27(8):1177-82.
12.    Fergusson DM, Woodward LJ. Maternal age and educational and psychosocial outcomes in early adulthood. J Child Psychol. Psychiat 1999;43(3):479-89.
13.    Kongnyuy EJ, Nana PN, Fomulu N, Wiysonge SC, Kouam L, Doh AS. Adverse perinatal outcomes of adolescent pregnancies in Cameroon. Matern Child Health J 2008; 12:149-54.
14.    İmir GA, Çetin M, Balta Ö, Büyükayhan D, Çetin A. Perinatal outcomes of adolescent pregnancies a University Hospital in Turkey. J Turkish- German Gınecol Assoc, 2008;Vol 9(2):71-4).
15.    Canbaz S, Sunter AT, Cetinoglu CE, Peksen Y. Obstetric outcomes of adolescent pregnancies in Turkey. Adv Ther 2005;22(6):636-41.
16.    Özcebe H, Ünalan T, Türkyılmaz AS, Coşkun Y. 2007 Türkiye Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırması, Nüfusbilim Derneği ve UNFPA. Ankara: Damla Yayınevi, 2007.
17.    Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, ICON-INSTITUT Public Sector GmbH ve BNB Danışmanlık (2006). Ulusal Ana Ölümleri Çalışması, 2005. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu, Ankara.
18.    Polat O, Topuzoğlu AY, Gezer T. 100 soruda “CSÜS ve Cinsel İstismar Rehberi” 1.baskı. İstanbul: Forart Matbaa, 2006.
19.    Özgür EM. Türkiye’de toplam doğurganlık hızının mekânsal dağılımı. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/33/825/10466.pdf
20.    Bayram M, Özer G, Soyer C, Uçar B, Yücer G. Prevalence of Adolescent Pregnancies and Educational Status of Pregnant Adolescents Admitted to the Kırıkkale University Faculty of Medicine, Depatment of Gynecology and Obstetrics. J Turkısh German Gynecol Assoc 2005;6(1):39-41.
21.    Corcoran j, Franklin C, Bell H. Pregnancy prevention from the teen perspective. Child Adolesc Social Work J 1997;14(5):365-75.
22.    Topbas M, Can MA, Can G, Kapucu M. Knowledge level of students in some high schools in Trabzon about physical changes in adolescent period and the male-female genital systems anatomy. Journal of Health and Society 2005;15(1):101-5.
23.    Gökçe Ö. Adolesan Gebelikler. STED 2000;4.
24.    Türk Medeni Kanunu, Kanun no:4721, Kabul tarihi:22.11.2001.
25.    Türk Ceza Kanunu, Kanun no:5237, Kabul tarihi:26.09.2004.
26.    TC Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü. Türkiye üreme sağlığı programı, Gençlik Danışmanlık ve Sağlık Hizmet Merkezleri Cinsel Sağlık Üreme Sağlığı Eğitimi Modülü Katılımcı Rehberi. Ankara: Buluş tasarım ve matbaacılık hizmetleri, 2007.
27.    Ergin F, Beser E, Okyay P. Unwanted pregnancies and risk factors in the city center of Aydın. Journal of Health and Society 2005;15(4):82-8.
28.    Acar B, Altunyurt S. Puberte ve adölesan jinekolojisi. In: Çiçek N, Akyürek C, Çelik Ç, Haberal A, editors. Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi. 2. Baskı Ankara: Güneş Kitabevi ltd şti; 2006. p:772.
29.    Giray H, Kılıc B, Aksakoglu G. Factors affecting the family planning knowledge of unmarried women. Journal of Health and Society 2006;16(1):64-9.
30.    Demir SC, Ürünsak İF. Adolesan Kontrasepsiyon. Turkiye Klinikleri J Pediatr Sci 2006;2(1):67-0.
31.    http://www.1999yillik.8k.com/acsap2.html
32.    Topbaş M, Çan G, Kapucu M. Trabzon’da bazı liselerdeki adolesanların aile planlaması ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkındaki bilgi düzeyleri. Gülhane Tıp Dergisi 2003;45(4):331-7.
33.    Altıparmak S, Karadeniz G, Teksar T, Marangoz N, Atlan E. The Review of teenagers to the teenage. Journal of Health and Society 2005;15(3):76-81.

{jcomments off}